UYGUR HABER VE ARAŞTIRMA MERKEZİ(UYHAM)
Geçtiğimiz yılın Haziran ayında Doğu Türkistan’ı ziyaret eden gördüklerini ve düşündüklerini “Kayıp Coğrafyanın İzinde: Doğu Türkistan Seyahatnamesi” adı ile kitaplaştıran Gazeteci Yazar Taha Kılınç Milli Gazete muhabiri Necmettin Ali Yılmaz ile bir söyleşi yaptı. Taha kılıç söyleşide Çin’in işgalindeki Doğu Türkistan’da yaşayan Müslüman Türklere karşı ” İslami ve millî kimliğin yok edilmesinden kültürel asimilasyona kadar Çin, Doğu Türkistan’da çok boyutlu bir soykırım uyguluyor.” açıklamasında bulundu. Yazar Kılınç Doğu Türkistan ziyaretini anlatan kitabı için de yüzyıllardır Çin zulmü altında inancına sahip çıkmaya çalışan bir İslam beldesini, Müslümanların gönlündeki hüzünlü noktalardan biri olan Doğu Türkistan’ı, bu ülkeye yaptığı seyahatin zorluğunu hakkında : “Çinli diplomatlar ve bizzat Çin’in Ankara Büyükelçisi devreye girerek kitabın yayınına engel olmaya çalıştı. Ama bunu başaramadılar.” Şeklinde konuştu.

“Bizim türkümüzde gurbet var artık, Hasret var, yürek var, toprak var balam. Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar, Tengri(Tiyan-Şan) Kadır-Gan Dağları’na dek uzar. Kim demiş vatanımız Edirne’den Kars’a kadar…” – Yavuz Bülent Bakiler
Âlem-i İslam’ı gönüle nakşetmenin yükü ağırdır. Bedel ister, emek ister, gözyaşı ister ve yolda olup yoldan hiç ayrılmamayı ister. Yapay sınırları tanımayıp gönül mülkü inşa etme cehdinde olanların bineği iman, libası sabır, üzengisi heyecan, kılıcı da cihattır. “Yolun zahmetinden sızlanmak yolcuya yakışmaz. Aşkın olduğu yerde hesaba, rızanın olduğu yerde şikâyete yer yoktur.” Hoca Ahmet Yesevi’nin emaneti şimdi ne hâlde, Iydgâh Camisi’nin müdavimleri nerede? “Mezarlıklar coğrafyaların tapusudur.” düsturunu çok iyi bilen kızıl kâfirler önce mezarlıklardan başlamış soykırıma. Sonra şehirlerin kimliği olan camileri ve onun müsebbip nişanesi olan minareleri tıraşlıyor. Bacılarımızın örtüsü tir tir titretiyor düşmanı; sakallarının heybeti, Ömerî bir meşrepten olsa gerek, korku salıyor yüreklerine. Mehmet Emin Buğra’ya, Osman Batur’a olan sadakatimizi hatırlamak, Taklamakan Çölü’nün kadim ruhunu yeniden solumak için; İslam coğrafyalarına olan seyahatleriyle bildiğimiz Taha Kılınç Ağabey’e misafir oluyoruz…

Necmettin Ali Yılmaz : Hocam, kitabınızı büyük bir heyecan ve üzüntüyle okuduk. Türkiye’de birçok isim çeşitli coğrafyalara seyahat edip ardından bu seyahatlerindeki izlenimlerini yazıya dökerek okurlarına aktarıyor. Ancak siz öyle bir coğrafyaya seyahat gerçekleştirdiniz ki kitabı okudukça gönlümüzün o topraklara dair susuzluğunu hatırladık. Öncelikle şunu merak ediyoruz: 9 Haziran 2025 ile 16 Haziran 2025 tarihleri arasında seyahat ediyorsunuz. Bu süre böyle büyük bir coğrafya için yeterli mi; bu kadar kısa sürede böylesine kapsamlı bir geziyi nasıl başardınız?
Taha Kılınç : Doğu Türkistan, Türkiye’nin iki katından daha geniş bir coğrafya. Dolayısıyla sekiz günlük bir seyahat, elbette bu kadar büyük bir alanı tam anlamıyla görmek için yeterli değil. Ancak bölgedeki mevcut şartlar sebebiyle en büyük ve önemli şehirleri kapsayan bir seyahat planı hazırladım. Gulca’dan başlayarak Kaşgar, Artuş, Yarkent, Hoten, Urumçi ve Turfan’ı gördüğümüz bir seyahat oldu. Bölge içinde üç defa uçak yolculuğunun yanı sıra tren, taksi ve otomobil kullanarak vaktimizi en iktisatlı biçimde kullanmaya çalıştık. Elhamdülillah, Rabbimiz bereketini ihsan buyurdu.
Necmettin Ali Yılmaz : Notlarınızda, seyahat esnasında yabancı dil ile ilgili birtakım zorluklardan bahsediyorsunuz. Doğu Türkistan’a gitmek ve coğrafyayı etkili bir şekilde gezmek isteyen biri nelere dikkat etmeli; sadece istemek yetiyor mu?
Taha Kılınç : Öncesinde elbette uzun ve dikkatli bir hazırlık gerekiyor. Bölgede nerelere gidilecek, nelere odaklanılacak, hangi noktalar gözden kaçırılmayacak… Tüm bunların hesaplanması ve idrak edilmesi gerekiyor. Tabii ki Doğu Türkistan’da bugün çok yoğun bir baskı ve gözetim olduğundan dolayı seyahatin bizatihi kendisi riskli ve tehlikelerle dolu. Ancak Uygur kardeşlerimizin yaşadıklarıyla kıyaslandığında bu riskler ve tehlikeler de insanın gözünde küçülüyor doğrusu.
Necmettin Ali Yılmaz Seyahatinizden döndükten sonra, eser üzerinde çalışırken veya eser yayımlandıktan sonra herhangi bir baskı veya tehdit aldınız mı?
Taha Kılınç : Seyahatten döndükten sonra veya kitabı hazırlarken herhangi bir doğrudan tehditle karşılaşmadım. Ancak Çin’in Türkiye’deki diplomatik misyonları, kitabın yayımlanmaması için çok yoğun bir çaba gösterdi. Çinli diplomatlar ve bizzat Çin’in Ankara Büyükelçisi devreye girerek yayına engel olmaya çalıştı. Fakat çok şükür, tüm bu girişimler sonuca ulaşmadı.
Necmettin Ali Yılmaz : Gerek sosyal medya gerek başka mecralarda, özellikle son zamanlarda Müslüman camia arasında yoğunluk teşkil etmese de tartışma konusu olan bir konu var. “Hep Filistin’e sahip çıkıyorsunuz ama Doğu Türkistan’daki kardeşlerimize gereken desteği vermiyorsunuz, yeterince dillendirmiyorsunuz.” diyenlere nasıl bir tutum sergilemeliyiz? Nasıl cevap vermeliyiz?
Taha Kılınç : Bu türden davranışlar sergileyen insanların kahir ekseriyetinin kötü niyetli olduğunu düşünüyorum doğrusu. Yazıyoruz, okumuyorlar. Konuşuyoruz, dinlemiyorlar. Çağırıyoruz, gelmiyorlar. Üstüne üstlük Türkiye’de yaşayan Müslümanlar olarak bizler bir de “suçlu” ilan ediliyoruz. Çoğunluğun dışında, iyi niyetli azınlığa da derdimizi anlatmayı sürdüreceğiz elbette.
Necmettin Ali Yılmaz : Çin’in uyguladığı bu asimilasyon ve zulüm politikaları, zamanla Uygur Müslümanları üzerinde gerçekten bir dinden uzaklaşmayı sağlıyor mu? Yani notlarınızda oruç tutanlar için Çin’in artık tedbir almaya ihtiyaç duymadığını, zira artık oruç tutmamanın normalleştiğini ifade ediyorsunuz. Yine aynı şekilde birçok cami ibadete kapalı ve diğer ibadetler yasak. Bu şekilde devam ederse bir süre sonra oradaki Müslüman kimliğinin silinmesinden söz edebilir miyiz?
Taha Kılınç : Bölgede şu anda sert bir kasırga esiyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu birçok İslam ülkesinin yakın dönemde yaşadığı bir tecrübe bu. İslami ve millî kimliğin yok edilmesinden kültürel asimilasyona kadar Çin, çok boyutlu bir soykırım uyguluyor. Fakat gördüğüm ve şahit olduğum onca olumsuzluğa rağmen ben Doğu Türkistan’ın istikbali konusunda ümitsiz değilim.
Necmettin Ali Yılmaz Seyahatiniz boyunca en çok etkilendiğiniz ve etkisinden çıkamadığınız bir anınızı bizlerle paylaşabilir misiniz?
Taha Kılınç : Etkilendiğimiz çok fazla hatıra oldu. Ancak tarihî Hoten şehrindeki Cuma Camii’nde bir avuç ihtiyara gözlerimizin önünde Çin’e bağlılık yemininin ettirildiği o korkunç sahne, herhâlde seyahatimizin en dokunaklı tablosuydu.
Necmettin Ali Yılmaz : Son olarak Doğu Türkistan coğrafyası için sizlerin çözüm önerisi nedir, neler yapılmalıdır?
Taha Kılınç : Tabii fertlere düşenler var, kurumlara düşenler var, devletlere ve hükûmetlere düşenler var. Evvela meseleyi bütün boyutlarıyla kavramak gerekiyor. Ardından mantıklı ve meşru argümanlarla dünyanın gündeminde tutmak şart. Sonrasında da herkes kendi gücünün ve imkânlarının yettiği kadarıyla mücadeleyi sürdürecek.
KAYNAK : https://www.milligazete.com.tr/roportaj/cin-dogu-turkistanda-cok-boyutlu-bir-soykirim-uyguluyor







