Türk Medeniyetinin Kadim Kalbi : Kaşgar’dan Urumçi’ye Doğu TürkistanEtkinlikte konuşmacı olarak yer alan Üniversitemiz Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Nuri Yılmaz, Doğu Türkistan meselesinin Türkistan coğrafyasının bütünü içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi : ” Türkistan’ın tarih boyunca büyük güçlerin mücadelesine sahne olduğunu belirten Yılmaz, bölgenin kuzey-güney ve doğu-batı eksenlerinde parçalanmasının yalnızca coğrafi bir ayrışma olmadığını, aynı zamanda tarihî ve kültürel hafızayı etkileyen bir süreç olduğunu ifade etti. “Orta Asya”, “İç Asya” ve “Merkezî Asya” gibi adlandırmaların bölgenin tarihî kimliğini perdeleyen kavramlar olarak kullanıldığını dile getiren Yılmaz, doğru terminolojinin “Türkistan” olduğunu belirtti. Yılmaz, Türkistan’ın batısında bugün Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi kardeş devletlerin varlığını sürdürdüğünü hatırlatarak, bu halkların dil, kültür ve tarih bakımından ortak bir köke sahip olduğunu söyledi. Türk lehçeleri arasındaki yakınlığa dikkat çeken Yılmaz, Kırgız Türkçesi, Kazak Türkçesi ve Özbek Türkçesi üzerinden verdiği örneklerle Türk dünyasının ortak kültürel zeminine işaret etti.
Yasaklanan İsim, Silinen Kimlik: Çin’in Doğu Türkistan Politikası
Doğu Türkistan’ın tarihî bakımdan Türk kültürünün en önemli merkezlerinden biri olduğunu belirten Yılmaz, Kaşgar, Turfan ve Urumçi gibi şehirlerin Türk dili, edebiyatı ve medeniyet tarihi açısından özel bir yere sahip olduğunu belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü : ” Kaşgarlı Mahmud’un Divânu Lügâti’t-Türk adlı eserine ve Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’ine adı ile kaleme aldığı ve Türkçenin ilk büyük yazılı ve önemli miraslarından bazılarının bu coğrafyada ortaya çıkmıştır. Uygurların Türk halkları arasında şehirleşme, tarım, kültür ve medeniyet bakımından ilklere ve önemli bir yere sahiptirler. “Uygur olmak Türk olmakla, medeniyetle ve şehirli bir kültürle doğrudan ilişkilidir.” değerlendirmesinde bulundu. Konuşmasında Doğu Türkistan’ın güncel durumuna da değinen Prof. Dr. Ayhan Nuri Yılmaz, bölgenin Çin açısından stratejik önem taşıdığını; enerji kaynakları, tarımsal üretim, hayvancılık ve jeopolitik konumu nedeniyle yoğun baskı altında tutulduğunu söyledi. Doğu Türkistan’da Türkistan adının kullanımının yasaklandığını, bölgenin resmî adlandırmalarla tarihî kimliğinden uzaklaştırılmaya çalışıldığını belirten Yılmaz, buna karşın dünyanın farklı yerlerinde yaşayan Uygur Türklerinin “Doğu Türkistan” adını yaşatmayı sürdürdüğünü dile getirdi. Yılmaz, bölgede yaşayan Uygur Türklerinin kültürel kimliklerini koruma mücadelesine dikkat çekerek toplama kampları, asimilasyon politikaları, aile bağlarının koparılması ve kültürel baskılar gibi konulara değindi. Doğu Türkistan meselesinin yalnızca soy bağı açısından değil, vicdani ve insani sorumluluk açısından da ele alınması gerektiğini ifade eden Yılmaz, Türkiye’deki gençlerin bu konuda bilgi sahibi olmasının önem taşıdığını sözlerine ekledi.

Sessizliğe Mahkûm Edilen Bir Halkın Tanıklığı
Programın ikinci konuşmacısı Doğu Türkistanlı Uygur Türkü Abdullah Kaşgarlı, konuşmasında Doğu Türkistan’da yaşananları doğrudan tanıklıklar ve kişisel deneyimleri üzerinden aktararak salonda derin bir etki oluşturdu. Kaşgarlı, sözlerine Üniversitemiz öğrenci topluluklarının bu konuyu gündeme taşımasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek başladı ve Doğu Türkistan meselesinin canlı tutulmasının hayati bir sorumluluk olduğunu ifade etti. Doğu Türkistan’daki nüfus meselesine dikkat çeken Kaşgarlı, Çin’in resmî verilerinde bölge nüfusunun 12 ila 15 milyon olarak gösterildiğini, ancak gerçek nüfusun yaklaşık 40 milyon olduğunu ve bunun büyük çoğunluğunu Uygur Türklerinin oluşturduğunu belirterek Çin’in temel hedefinin, nüfus yapısını tamamen ortadan kaldırmak yerine, kimliğini kaybetmiş bir toplum inşa etmek olduğuna dikkat çekti. Konuşmasında “etnik Çin” ile “siyasi Çin” ayrımına değinen Kaşgarlı, Doğu Türkistan, Tibet ve İç Moğolistan gibi bölgelerin tarihsel olarak Çin’e ait olmadığını, ancak zamanla zorla bu yapının içine dahil edildiğini ifade etti. Çin’in tarih boyunca farklı toplulukları asimile etme konusunda güçlü bir mekanizma kurduğunu dile getiren Kaşgarlı, bu sürecin günümüzde Uygur Türkleri üzerinde sistematik bir şekilde uygulandığını söyledi. Uygur Türkçesi üzerine de değerlendirmelerde bulunan Kaşgarlı, dilin Türkiye Türkçesi ile büyük ölçüde benzerlik taşıdığını ifade ederek, iki toplumun kültürel bağlarının ne kadar güçlü olduğunu örneklerle açıkladı. Günlük hayattan verdiği örneklerle iki dil arasındaki yakınlığı vurgulayan Kaşgarlı, bu ortaklığın aynı kökten gelen bir medeniyetin göstergesi olduğunu belirtti.
Doğu Türkistan’da Gündelik Hayatın Baskı Altındaki Yüzü
Doğu Türkistan isminin taşıdığı anlamın altını çizen Kaşgarlı, Çin’in bölge için kullandığı “Xinjiang” adının “yeniden kazanılmış topraklar” anlamına geldiğini ve bunun tarihsel gerçeklikle örtüşmediğini ifade etti. Bu adlandırmanın bilinçli bir kimlik silme politikası olduğunu dile getiren Kaşgarlı, bölgenin tarih boyunca Türk devletlerinin egemenliği altında bulunduğunu hatırlattı. Bölgede uygulanan politikaları detaylı biçimde aktaran Kaşgarlı, Doğu Türkistan’da günlük yaşamın yoğun bir denetim ve baskı altında sürdürüldüğünü ifade ederek şehirlerde sık aralıklarla kontrol noktaları kurulduğunu, bireylerin sürekli gözetim altında tutulduğunu ve kişisel verilerin dahi takip edildiğini belirtti. Dini pratiklerin sınırlandırıldığını, özellikle Ramazan ayında oruç tutmanın engellenmesine yönelik uygulamaların hayata geçirildiğini aktaran Kaşgarlı, kültürel ve dini mirasa yönelik yıkıcı uygulamalara da dikkat çekerek, son yıllarda binlerce caminin yıkıldığını ve mezarlıkların ortadan kaldırıldığını ifade etti. Bu durumun yalnızca fiziksel bir yıkım olmadığını, aynı zamanda geçmişle bağın koparılmasına yönelik bilinçli bir politika olduğunun altını çizdi. toplama kamplarına ilişkin değerlendirmelerinde Kaşgarlı, milyonlarca insanın bu kamplarda tutulduğunu ve burada çeşitli insan hakları ihlallerine maruz kaldığını ifade ederek kampların sadece fiziksel bir tutma alanı olmadığını, aynı zamanda ideolojik dönüşüm merkezleri olarak kullanıldığını bildirdi.
Ailemden Yıllardan Beri Haber Alamıyorum
Abdullah Kaşgarlı Konuşmasının en dikkat çekici bölümlerinden birinde kendi yaşamından örnekler vererek anlattı. Kaşgarlı, uzun yıllardır ailesinden haber alamadığını ifade ile Diasporada yaşayan Uygur Türklerinin, aileleri üzerinden baskı altına alınarak şantaj ve tehditle susturulmaya çalışıldığını dile getirdi. Kaşgarlı, bu durumun bireyler üzerinde ağır bir psikolojik yük oluşturduğunu belirtti. Türkiye’ye geliş sürecini de paylaşan Kaşgarlı, ülkesinden ayrılmak zorunda kaldığını ve farklı yollarla Türkiye’ye ulaştığını ifade etti. Türkiye’ye geldiğinde ilk kez özgürlük duygusunu hissettiğini belirten Kaşgarlı, burada kimliğini açıkça yaşayabilmenin kendisi için büyük anlam taşıdığını dile getirdi. Konuşmasının sonunda Türkiye’deki gençlere çağrıda bulunan Kaşgarlı, Doğu Türkistan’da yaşananların duyurulmasının en önemli Uygur Türkleri için çok önemli bir destek olduğunu vurguladı. Mücadelenin yalnızca sahada değil, bilinç ve farkındalık düzeyinde de sürdürüldüğünü ifade eden Kaşgarlı, bu konuda gösterilecek her duyarlılığın büyük bir değer taşıdığını belirterek konuşmasını sonlandırdı.
Kaynak : https://samsun.edu.tr/dogu-turkistan-unutulan-aci-dinmeyen-umut-programi-universitemizde-gerceklestirildi/#:







