Kimine göre çok basit bir olumsuz hadise veya yaşamı dışında daha iyi şartlarda yaşayanların karşısında yaşadığı yaşam tarzı bir zulüm, kimine göre de insan yaşamını insanlıktan çıkmış bir boyut kazanarak yaşam mücadelesi noktasında ki olumsuzluk bir zulüm.
Tabi ki ikisi de kişi ve kişilerin bakış ve görüşleri noktasında önemli. Ancak geçici olumsuzluğu zulüm görmek ile yaşamın sürekli olumsuz geçmesi sonucu yaşanan zulüm arasında dağlar kadar fark var.
Yukarıda ifade ettiğimiz üzere söz konusu zulmün derecesi kişi ve kişilerin bakmaktan öte net görmesi ve vicdani olarak sağlıklı mukayese de bulunarak zulüm farkının farkında olmasıyla alakalı.
Dünyada zulmün yaşandığı ülkelere ve o ülkelerde ki insanların yaşadığı zulme baktığımızda meseleyi çok daha iyi anlamış oluruz Balkanlar da-Batı Trakya da. K.K.T.C.de- Afrika ülkeleri ve Ortadoğu da yaşanan zulmün Doğu Türkistan da yaşananların yanında hafif kaldığı gibi.
Yıllar öncesinden bugüne baktığımızda zulmün kabul edilir yanı olmayanını çeken insanlar ile son yıl ve dönemde zulmü yaşayan insanlara baktığımızda çok net göreceğiz ki günümüzde yaşananlar geçmişten günümüze kadar zulmü yaşayanların hali daha acınacak durumda. Tıpkı zaman zaman ifade ettiğimiz üzere Uyuyan Dev Çin’ de ki Doğu Türkistan halkının acınacak durumda olduğu gibi.
Birinde zulmü yaşar ve bir şekilde ölür kurtulursunuz. Bir diğerinde ise bir ömür yaşarsınız hem de namus belasıyla.
İnsanlar inancı ve inanç gereği değerleri için yaşamak ister ve yaşar ki bunlardan biri ve en önemlisi Namus’ tur.
Bir insanın namus, şeref ve haysiyeti, bunun karşılığı olan değerlerin yaşanması özgürlüğü yok ise; O insan veya insanlar yaşayan ölü gibidirler her gün her an.

İşte, yıllar öncesinden başlayıp günümüze kadar devam eden, toplum duyarsızlığı devam ettikçe de yaşanan zulmün devam edeceği yerlerden biri Çin Doğu Türkistan Bölgesidir özellikle de Vuhan yerleşkesidir.
Söz konusu zulmün çok derin acılar yaşatarak yaşandığı bu yerde yaşanan zulüm çok ama çok farklıdır.
En ağır iş yerlerinde susuz bırakılarak yenilmesi kabul edilir olmayan derecede kötü yiyecek yedirilerek çalıştırılmaktan,
Haksızlığa karşı gelenlerin hapishanede ki işkence görmelerinden,
Yapılan bilimsel çalışmalarda kobay olarak kullanılma ve ilaç denemelerinin yapılmasından tutun da evlerine hiç görmedikleri, bilmedikleri ve tanımadıkları bir Çinlinin yerleştirilerek birlikte yaşamaya zorlanarak namusları ayaklar altında çiğnenme paylaşımına kadar yaşanan zulüm tarzı.
Netice itibariyle diyoruz ki; Birincisi dünyanın birçok yerinde Müslümanlara karşı yapılan zulüm çeşitlerinin en ağırını yaşayan Doğu Türkistan’ da ki zulüm üzerinde düşünmek gerek hem de derin.

İkinci bir husus ise; zulmün yaşandığı ülkeler ve halkına baktığımızda ülkeler Müslüman, ülkelerde ki halkın çoğu Müslüman. Müslüman ülkelerde zulm altında olan Müslüman bir halkın var olduğu üzerinde derin düşünerek bir analiz ve kritikte bulunmak gerek niçin, neden ve niye hep Müslüman devletlerde zulüm yaşanıyor ve Müslümanlar hep zulüm altında diye…
Müslüman devletlerin birlik-beraberlik ve bütünlük içerisinde olmayışları ile halkının tam inanmamış oldukları düşünülebilinir tabi bu tüm Müslüman devletleri için geçerli değil inançlarını yaşamalarına müsaade edilmeyen Doğu Türkistan Müslümanları gibi…
Sonuç olarak; sadece Orta Doğu ve diğer bölge ülkeleri Müslüman değil, Doğu Türkistan ve Türk Dünyası cümleten Müslüman. Gelin görün ki Doğu Türkistan’ın Türk olması hasebiyle Müslümanlığı ve yaşadığı zulüm görmemezlikten gelinip sahiplenilmiyor, silik gösterilerle geçiştirilmeye çalışılmakta.
İnsanlığın bir kenara bırakılarak zulmün en ağır bir şekilde yaşandığı Doğu Türkistan da ki zulmün görmemezlikten gelinmesi kabul edilir olmadığı gibi hakkaniyete de uymaz.
Hakkaniyet çerçevesinde düşünmek ve yaşamak her Müslüman’ın asli görevi olduğu unutulmamalı.
UYGUR TÜRKLERİ
Filistin dersin hakaret ederler, Doğu Türkistan dersin yalan derler, Afrika dersin sanki nasırlı parmaklarına basmışsın gibi haykırırlar. Zulüm dersin “Sadece zulüm bize ediliyor.” diye feryat koparırlar. Oysa zalimler birdir. Acımasızlıkta aynıdırlar, işkencede de. Biz mazlumdan yanayız, adı her ne olursa olsun, coğrafyası…
Mazlumlar bir olmadıkça, sesler onlar için tek çıkmadıkça dünyanın hangi köşesinde olursa olsun zalimler muktedir olmaya devam edecek ve tahakkümlerini mazlumların üzerinde eksik etmeyecektir.
Uygur Türkleri dünyanın neresine giderlerse gitsinler Çinli ajanlar peşlerindedir. Çocukları ellerinde alınmış anne babalar, anne babaları ellerinden alınmış çocuklar… Üzerlerinde ilaç denemeleri y
Bir sabah uyandığınızda yanı başınızda Çinli bir adam duruyor. Film değil bu hakikat… Daha önce hiç görmediğiniz, bilmediğiniz, tanımadığınız… Düşmanınız olan biriyle evlendirilmişsiniz ama haberiniz yok. Tahayyül edin. Sizi düşmanınızla evlendiriyorlar ama bundan haberiniz yok. Olsa da itirazınız para etmez.
Bir yere gitmek için evden çıktınız diyelim. Eve döndüğünüzde çocuklarınızı evde bulamayabilirsiniz. Ne biri var ortalıkta ne de bir ses… Gidip de kime soracaksınız? Zaten biliyorsunuz kimin götürdüğünü. Derin bir sessizlik ve çaresizlik içinde gözyaşlarınızı içinize dökersiniz. Evlat özlemi bir anne babanın dağ dağ olur yüreklerinde, anne baba şefkati çığ çığ olur evlatların özlerinde.
Evinizde mutluyken eşiniz ve çocuklarınızla bunun çok uzun sürmeyeceğini iyi bilin Doğu Türkistan’da. Yine tanımadığınız ama Çinli biri “devlet görevi” adı altında evinize yerleştiriliyor ve sizinle birlikte yaşamaya başlıyor. Özel alanınız kontrollü bir şekilde işgal ediliyor. “Evinizdeki yabancı” ailenizden biri olarak yeni görevine başlıyor.
1100 tane toplama kampında akla hayale gelmeyecek envai işkenceler yapılıyor Doğu Türkistanlılara. Bu kamplarda yüz binlerce kişi tutuluyor. Organları canlı canlı alınanlardan tutun da tırnaklarının altına iğne batırılanlara kadar. Sol eli masaya metal çiviyle çakılıp sağ eliyle de hazırlanan itirafnameler imzalatılıyor. İstedikleri gibi yargılıyorlar Uygur Türklerini.
Cengiz Aytmatov ” Gün Uzar Yüzyıl Olur’ da “Mankurtlaştırma” dan bahseder. Kafası kazılan esir, kazılan kafasına geçirilen deve derisiyle çölde elleri kolları bağlı bir şekilde kızgın güneş altında kurumaya bırakılır. Kurudukça kafayı sıkan ve çıkan saçları geriye doğru iten deri; sonunda tutsağı köklerinden habersiz, adını dahi hatırlamayan sadece basit şeyleri anlayıp yapan bir köle haline getirir. Çinliler de bundan ilhamla Uygur Türklerinin kafasını çemberle bir mengene gibi sıkıştırma işkencesi uyguluyor. Yetmedi mi esirlerin çıplak bedenlerine kızdırılmış yağ döküyor.
Şimdi kalkıp da “Onlardan bize ne?” deyin. Yeryüzünde iki milyar Müslüman var. Nasıl da her biri kaderine terk edilmiş ve kendi aralarında bir olan zalimlerin kucağına itilmiş. Bu ayıp yeter geri kalana. İki milyar “tek” Müslüman!
Peki ya insanlık? Nasıl bir dünyada yaşadığımızı görün. Sekiz milyarlık dünyada teksiniz. Muazzam bir yalnızlık ve bir o kadar da çaresizlik… Size yapılan zulüm, verilen eziyet insanlığa sığmıyor ama kimse görmüyor. İşkencelerin en akla gelmezi üzerinizde icra ediliyor lakin insanım diyen hiçbir kimse bunu umursamıyor bile.
Çin’in Uygur Türklerine karşı uyguladığı; esirlerin aşık kemiğini ezmeden tutun da aşil tendonunu kesmeye, onları boğazına kadar soğuk suya koymadan tutun da telle kamçılamaya kadar işkencelerinden habersiz bir şekilde yaşayıp gidelim bizler de.
Evrenin en büyük işkencehanesine dönen bu dünyada huzur da yok artık hiçbir insana. Kâh salgınlar kâh yapay ve biyolojik silahlar kâh doğal afetler kâh savaşlar ardı ardına musallat olacak bu dünyanın başına. Bekleyin görün.
Mazlumların göğe ulaşan ahları ve feryatları yağmur olarak üzerimize düşsün. Bu kahır ve bela sağanağında ıslanmadan kalmak mümkün mü? Yarın sıranın geri kalan insanlara gelmeyeceğinin garantisini var mı?
AYETLER
- Şayet o inkârcılara, “Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı yasalarına boyun eğdiren kimdir?” diye soracak olsan, hiç tereddütsüz “Allah’tır” derler. O halde haktan nasıl yüz çevirirler? Ankebut:61
- Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol, dilediğine de ölçülü verir. Allah her şeyi hakkıyla bilir. Ankebut:62
- Yine onlara, “Göklerden su indirip de onunla ölü toprağa hayat veren kimdir?” diye sorsan, hiç tereddütsüz “Allah’tır” derler. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur; ama onların çoğu akıllarını kullanmazlar.” Ankebut: 63
- Oysa onların tek gerçek kabul ettikleri) bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; âhiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi! Ankebut: 64
- Onlar bir gemiye bindikleri zaman (fırtına korkusuyla), kendisine içten bir inanç ve bağlılıkla Allah’a yakarırlar; fakat onları sağ salim karaya çıkardığında bakarsın ki yine Allah’a ortak koşuyorlar. Ankebut:65
- Kendilerine bahşettiğimiz şeylere karşı nankörlük etsinler, zevku safa sürsünler! Ama yakında anlayacaklar! Ankebut: 66
- Görmezler mi ki, çevrelerindeki insanlar durmadan yerinden koparılıp götürülürken biz (Mekke’yi) güvenli, dokunulmaz belde yapmışızdır! Hâlâ asılsız şeylere inanıp Allah’ın nimetine karşı nankörlük mü edecekler? Ankebut:67
- Allah hakkında yalan yanlış şeyler uyduran yahut kendisine hakikat geldiğinde onu yalan sayandan daha zalimi kimdir! Cehennemde inkârcılar için kalacak yer mi yok! Ankebut: 68
GÜZEL SÖZLER
- Ne Kerkük’ü ne Musul’u unuturuz. Soydaşlarımızı sahipsiz bırakmayız.
- Avrupa Türkiyesiz yapamaz, güvenlikte, enerjide, göç yönetiminde Türkiyesiz olmaz’’
MHP Genel Başkanı Dr.Devlet Bahçeli
Kaynak : https://www.gunisigigazetesi.net/makale/27897708/dursun-aksoy/doguturkistanda-yasanan-zulmu-anlatan-siir-ve-yazilar







