ÇKP’nin Etnik Türk Soykırımını Resmen Başlatması
Komünist Çin yönetimi ilk işgalden beri Doğu Türkistan’daki Türklerin nüfusunu azaltarak merkezi Çin’deki yoğun Han Çinlisi nüfus fazlalığını Doğu Türkistan’a kaydırmak ve böylece Doğu Türkistan’ın demografik yapısını kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmeye yönelik bir nüfus politikası uygulamak istemiştir.
- Nüfus planlaması adı altında Uygur Türk kadınlarını zorla kürtaja tabi tutarak yüz binlerce bebeği anne karnındayken öldürdü.
- Uygur Türklerinin nüfusunu azaltmak ve asimile etmek için kadınlar ilaç verilerek kısırlaştırıldı.
Günümüzde Doğu Türkistan’da yaklaşık 36 milyon civarında Türk soylu nüfus yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu sayının yaklaşık yüzde 95’i Uygur Türklerinden meydana gelmektedir.
Komünist Çin hükümeti, 2017’de başlattığı toplu göz altılar ve Toplama kampları uygulamaları ile Doğu Türkistan’da özellikle iyi eğitim görmüş, dini ulemâ, akademisyen, bilim insanı gibi Uygur Türk’ü aydınları çeşitli bahanelerle bu toplama kamplarına hapsetmeye başlamıştır. Şu anda Abdülkadir Celaleddin (Abduqadir Jalalidin), Yalkun Rozi, İlham Tohti, Kasım Sidik, Halmurat Gafur, Muhammed Salih Damollam(Kurani Kerimi Uygur Türkçesine tercüme etti.)dünyaca ünlü Antropolog ve Halk bilimci Prof.Dr.Rahile Davut ve Ahtem Ömer gibi yüzlerce yazar, şair, akademisyen ve din adamları başta olmak üzere 1 milyondan fazla Uygur Türk’ü şu anda çin Tipi bu Toplama kamplarında hapiste bulunmaktadır.
Toplama Kampları ile Çin Zindanlarında esir tutulan bu aydınlar kötü yaşam şartları, baskı, zulüm ve işkencelerden dolayı hayatlarını kaybetmişlerdir.
Ayrıca hapishanelerde ve Toplama Kamplarında kaldıktan sonra serbest bırakılan Uygur Türklerinin büyük bölümü bir süre sonra hayatlarını kaybetmektedir.
Türklerin iç organlarına hasar vermek için Çin yönetimi tarafından ilaç verilerek ölmelerine neden olunduğu konusunda güçlü kanıtlar bulunmaktadır.
Bunların dışında Türk ve Müslüman oldukları, dini ibadetlerini yerine getirip namaz kıldıkları ve dini eğitim aldıkları için uzun süre hapishanelerde çürütülmekte, sindiremedikleri ve kendileri için tehlikeli gördükleri Uygur Türkleri öldürülmektedir.
Üniversite mezunu ve aydın Uygur Türklerinin yüzde 80’den fazlası Toplama Kamplarına gönderilmekte ya da hapis cezasına mahkûm edilmektedir.
Oysa, bunların hiçbiri suç işlememiş, cinayete karışmamış Uygur Türkleri olup, adli sicil kaydı bozuk olmayan kişilerdir.
Çin’in 1949 yılından bu yana işgal altında tuttuğu Doğu Türkistan’ın kırsal kesimlerinde etrafı yüksek duvarlarla çevrili “Toplama Kampları” kurduğu uydu görüntülerinde açıkça görülmektedir.
Batı merkezli Eartrise Media adlı sivil toplum kuruluşunun her biri birer futbol sahası büyüklüğündeki 39 toplama kampı üzerinde yaptığı uydu görüntüsü analizi Doğu Türkistan çöllerinde inşâ edilen ve içinde yüz binlerce Uygur Türk’ünün tutulduğu “Toplama Kampları”nın Nisan 2017 ile Ağustos 2018 arasında hacim olarak tam 3 kat büyüdüğünü ortaya koyuyor.
Birleşmiş Milletler(BM)’e göre, günümüzde 1 milyondan fazla Müslüman Uygur Türk’ü, Çin yönetiminin “Eğitim Merkezi”, “Rehabilitasyon Merkezi” ya da “Mesleki Eğitim Merkezi” olarak dünyaya lanse ettiği toplama kamplarında tutuluyor.
Etrafı yüksek ve kalın duvarlarla çevrili güvenlik kulübelerinden, gözetleme kulelerine ve dikenli tellere kadar her şeyin mevcut olduğu bu kamplar adeta birer cephanelik gibi.
Eşleri toplama kampına ya da cezaevine gönderilen Doğu Türkistanlı kadınlar evlerini kontrole gelen Çinli “Görevli” erkeklerle düzenli olarak aynı yatağı paylaşmaya zorlanıyorlar!
Çin yönetiminin “Kültürel değişim” ve “Kardeş aile” uygulaması kapsamında Çin Komünist Partisi üyesi görevliler Uygurların ve diğer Müslüman azınlıkların evlerini denetlemeye gidiyor.
Çoğunluğu Han Çinli erkeklerden oluşan sayıları 1 milyonu aşan “Görevliler” düzenli olarak aileleri ziyaret ederek ayda en az 8 gün bu evlerde sabahlıyor.
Çin Komünist Partisi Sincan Uygur Özerk Bölgesi Komitesi’nin resmi yayın organı “Sincan Günlüğü” gazetesinin haberine göre, 2018 yılının 11 ayında toplam 1 milyon 120 bin Çinli resmî görevli Doğu Türkistan’da 1 milyon 690 bin ailenin evlerinde kaldı.
Çinli resmî görevliler “zorlamayla davet edildikleri” Uygur ya da Kazak Türklerinin düğünlerinde davetlileri alkol almaya zorluyor. Alkol almayanlar ise tek tek rapor ediliyor. Fişlenen kişiler “aşırılık yanlısı” olarak tanımlanarak Toplama Kampları’na gönderiliyor.
Çin yönetiminin, Uygur Türk’ü kızları Çinli erkeklerle “evlenmeye” zorladığını, kendilerine dayatılan evliliği kabul etmeyen kızların aile üyelerinin de Toplama Kampları’na gönderildiği belirtiliyor.
Çinli insan hakları aktivistlerinin sosyal medya hesaplarından paylaştıkları görsel iletiler Doğu Türkistan’da Müslümanlara ait tarihi cami ve mekânların birer birer yok edildiğini ortaya koymaktadır.
Çin yönetimi 1997 yılından bu yana Doğu Türkistan genelinde 1200’ün üzerinde büyük camiyi ibadete kapattı. Bunun dışında yüzlerce küçük mescidin de kapısına kilit vuruldu.
Kapatılan camilerden bir kısmı tamamen yıkılırken bir kısmı da Çin Komünist Partisi’nin irtibat büroları haline dönüştürüldü.
Milyonlarca Türk’ün dilini konuşması, din ve inancını yaşaması, kültürünü devam ettirmesi yasaklanmış, insanca yaşama hakları ellerinden alınmıştır!
İşgalci komünist Çin Hükümetinin Doğu Türkistan Türklerine yaptığı baskı, zulüm, işkence, asimilasyon ve soykırım operasyonları günümüzde de olanca şiddetiyle devam etmektedir.
Son olarak Doğu Türkistan davasının siyasi lideri, Uygur Türklerinin manevi annesi ve iş kadını Rabia Kadir’in Doğu Türkistan’ın Urumçi şehrinde bulunan değeri 250 milyon Amerikan doları olan 2 büyük alışveriş merkezi 27 Kasım 2024 tarihinde Çin Hükümeti tarafından dinamitle patlatılarak yıkıldı.
Rabia Kadir, 1994 yılında Forbes dergisi tarafından Çin’in en zengin 10 iş insanından biri olarak gösterilmişti.
1999 yılında “Çin Hükümetinin sırlarını kamuoyuna taşımakla” suçlanarak 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve cezaevine kondu. 6 yıl hapis yattıktan sonra uluslararası baskılar sonucunda mahkumiyetinin bitmesine 2 yıl kala 2005 yılı Mart ayında serbest bırakıldı.
Çin Hükümetinin baskıları sonucu aynı yıl ABD’ye iltica etmek zorunda kaldı.
Doğu Türkistan’da yaşanan bu insanlık dramı Türkiye Türklerinin olduğu kadar tüm Türk ve İslâm dünyasının ortak meselesidir.
Tarih, 20. yüzyılda Doğu Türkistan’da olduğu gibi Türk soylu uluslara yönelik çok sayıda kitlesel terör, katliam ve soykırıma tanık olmuştur.
Bilim insanlarının yaptığı bir araştırmaya göre, 20. yüzyılda tüm Dünya’da 170 milyon civarında insan katledilmiş, öldürülmüş veya yok olmaya terk edilmiştir.
Soykırıma uğrayan, öldürülen ve yok edilen bu nüfusun sadece 110 milyonu yani üçte ikisi sosyalist ve komünist rejimlerin kurbanları olarak kayda geçmiştir.
Öldürülen, katledilen ve soykırıma uğrayan 110 milyon insanın üçte ikisi yani 70 milyondan fazlası da Türk soyludur.
Bu rakamlar trajik olduğu kadar korkunç ve dehşet vericidir.
16. yüzyılda Dünya nüfusunun 1/8’i Türk soylu iken, bu oran günümüzde 3 kat azalarak 1/25’e gerilemiştir.
Türklere yapılan zulüm, kıyım, katliam, asimilasyon ve soykırımlar bugün de bütün dünyanın gözü önünde acı ve açık bir şekilde devam ediyor.
Günümüzde Doğu Türkistan dışında ezeli ve ebedi Türk yurdu olan Kırım’da, Kafkasya’da, Irak’ta, Balkanlar’da, iki devlet bir millet olarak yanı başımızda yaşayan Azerbaycan’da, bir ateş topu olan Ortadoğu’da Türk kıyımı, kırımı, katliamı, zulüm ve vahşetleri olanca şiddetiyle devam etmektedir.
Zulüm, vahşet ve soykırım Türklere yapılınca her zaman olduğu gibi Batı’nın ve Dünya kamuoyunun vicdan, adalet ve hukuk mekanizmaları hiç devreye girmemiştir!
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere iktidar ve muhalefet partilerinin Doğu Türkistan’da yaşanan zulüm, vahşet ve soykırıma karşı daha duyarlı davranmaları, ortak bir duruş sergilemeleri ve milli bir mutabakat halinde insani, siyasi ve diplomatik girişimlerde bulunmaları Türkiye Türklerinin ortak arzusudur.