logo

trugen jacn
29 March 2017

MÜSLÜMAN ÜLKELER İLE ÇİN ARASINDA SIKIŞAN MÜSLÜMAN UYGURLAR ( 3.BÖLÜM)

Mehmet Emin HAZRET

Yazımın 1. Bölümünde Çin – Suudi Arabistan, 2. Bölümünde Çin – Mısır arasındaki  stratejik ortaklık  seviyesine kadar varan   çok yakın ilişkilerin   Müslüman Uygur toplumuna getirdiği   olumsuzluklar ve verdiği zararlar sonucunda Uygur Türklerinin çektiği  sıkıntılar, karşılaştığı  dert ve ıstırapları  örnekler sunarak  açıklamıştım. Yazının 3. Bölümünde Çin –Suriye, Çin – Arap Birleşik Emirliği işbirliği ve Bu işbirliği sonucu Uygurların gördüğü zararlar konusunu gündeme taşıyacağım.

Çin –Suriye İlişkileri  Ve Uygurlar

Çin- Suriye resmi diplomatik ilişkileri  1 Ağustos 1956 de başlamıştır. Hafız Esad’ın Savunma bakanı Mustafa Talas 1969 da Pekin’e  resmi bir ziyarette bulunmuştur. O tarihlerde Çin genelinde ve özellikle başkent  Pekin’de Kültür devrimi  eylemleri zirvede idi. Herkesin elinde kırmızı kapaklı “Başkan Mao’nun  Vecizelerinden Alıntılar” içerikli Kızıl Kitaplar   bulunuyordu.   Suriye Savunma bakanı General Mustafa Talas’ın ünlü Tiyanmen Meydanında Mao’un bu kırmızı kitabını yükseğe kaldırarak “Yaşasın başkan Mao.” Diye bağıran fotoğrafı, ÇKP’nin organ gazetesi “Halk’in  gazetesi”’nde manşet olmuştu. Suriyeli Generalin Çinlilere örnek  olan hareketlerinden çok hoşlanan   Mao, Suriye’ye silah satışı  hemen onayladı. O tarihten başlayarak Suriye Çin’den silah almaya başladı. 1982 Hama Katliamına bizzat emir veren General Mustafa Talas’ın belinde asılı tabanca ve katliam yapan askerlerin elindeki silahlar Çin menşeli  ölüm makineleri idi. Çin 1993- 1996 yılları arasında Suriye’ye füze teknolojisini  de verdi ve Şam’a Çinli askeri uzmanları göndererek füze yapmasına teknik destek ve yardımda bulunmuştur.

Çin, Suriye’yi Emperyalistlere karşı Orta doğudaki güvenilir  bir ortağı olarak görmesine rağmen, hiç bir zaman bu ülkeyi pek önemsememiştir. Suriye lideri Hafız Esad 2004 de Çini ziyaret etti. Oğlu Beşer Esad defalarca Çini ziyaret etmiştir. Ancak,  buna karşılık, o tarihten bugüne kadar hiçbir Çin lideri Suriye’yi ziyaret etmemiştir. 2009 da iki ülke ticaret hacmi 2,2 milyar dolar idi. 2010 da Suriye’nin Çin’den ithalatı 2,2 milyar dolar oldu. Suriye’nin  Çine  ihracat tutarı 5,6 milyon dolar olup, iki ülke ticaret hacminin %1 bile değildir. 2010 da Suriye’de Çin devlet petrol gaz şirketi ile Suriye devlet petrol şirketi ortaklığında günlük 100 bin varil petrol üretiyordu. Çinin diğer petrol şirketleri  petrol sahası keşfetme ve  petrol çıkarma  işleri ile meşgul idiler. Çin,  Avrupa pazarında Türkiye ile rekabet edebilmek için Suriye’yi  bir tekstil üretim merkezi ve  üssü yapmak amacı ile bu ülkeye dev tekstil entegre tesislerini kurmuştur. Huawei gibi bir çok Çin teknoloji şirketleri Şam’da ofis açmıştı. 15 Mart 2011 de Suriye’de iç kargaşa başladıktan sonra, Suriye’deki Çin yatırımı bombardımanlar  altında yok olup gitmiştir. Ancak, Çin  yine de  Esed rejimine silah temin etmeyi devam etmiştir. Diğer yandan BM. Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan  Çin,  Rusya ile birlikte  veto hakkını kullanarak, Suriye’de yüz binlerce sivilin ölümüne, milyonlarca sivilin ülkeyi terk ederek mülteci durumuna düşmesine sebep  olmuştur.

Suriye’den İlk  Sınır dışı Edilen Ünlü Uygur Şairi Ahmetcan Osman

Çin’ in  yönlendirmesi,talebi ve talimatı  ile  dünyada  ülkesinde yaşayan Doğu Türkistanlıları ilk sınır dışı eden ülke Suriye  olmuştur. Yüksek Öğrenimi bu ülke’de tamamlayan ve Lazkiyeli bir  Suriyeli hanım ile evlenerek bu ülkeye yerleşen ve on yıldan fazla bu ülke’de yaşayan Doğu Türkistanlı ünlü  Uygur şairi Ahmetcan Osman 2000’li  Suriye vatandaşı eşi ve çocukları ile birilikte ailece  Türkiye’ye  sınır dışı edilmiştir. Ahmetcan Osman 1982  yılında daha  18 yaşındaki bir Üniversite öğrencisi iken Çin tarafından Suriye’ye  eğitim için gönderilmiştir. Şam’da iki sene dil eğitimi gördükten sonra Şam Üniversitesi edebiyat fakültesine kayıt olmuştur. Ahmetcan Osman daha  14- 15 yaşlarında  iken yazdığı güzel ve anlamlı şiirleri ile Doğu Türkistan’da  tanınımış ve kısa sürede bu ülkenin tanınan bir genç şairi haline gelmiştir. O, Arapça şiirleri ile Suriye’de  büyük  ün kazanmıştır.  Suriye’de iken Doğu Türkistan’da şiir kitapları yayınlanmaya başlayan Ahmetcan  Osman 1980’lı yılların  sonlarında ülkesine  döndüğünde, onun binlerce hayranı ve  yüzlerce  şair onun şiir üslubunu örnek almakta ve onun  peşinden gitmekte idi. Şiir kitapları Uygur gençler tarafından  prestij  ve baş ucu kitabı olarak kabul görüyordu ve gençlere büyük ilham veriyordu.  Ahmetcan Osman  Doğu Türkistan’a eşini beraber getirmişti. gelmişti. Çin hükümeti eşinin yabancı uyruklu olduğunu gerekçe göstererek hiçbir devlet kurumunun işe almasına izin vermedi. Daha sonra eşinin ikametini iptal ederek, eşinin ülkeyi terk etmesini istedi. Ahmetcan Osman’da eşi ile beraber Doğu Türkistan’dan ayrılmak zorunda kaldı. Ahmetcan Eşinin memleketi Suriye’de yaşamaya devam ederken, Çin, Suriye hükumetinden onun Suriye’den çıkarılmasını istedi. Suriye hükumeti Ahmetcan’a ülkeyi terk etmesini istedi.  Ancak, onun gideceği  başka her hangi yeri yoktu. Bu karara uzun süre direndi. Ancak, Suriye polisi Ahmetcan’ı eşi ve iki çocuğu ile beraber zorla sınır dışı etti. Mülteci durumuna düşen Ahmetcan  Türkiye’ye geldi ve BM.lerden iltica talebinde bulundu. Osman yıllar sonra Kanada’ya mülteci olarak kabul edildi. Ahmetcan Doğu Türkisan’da ve Suriye’de yaşadığı 20 yıldan fazla zaman içerisinde her hangi bir siyasi faaliyete katılmamıştır. Sadece şiir yazmıştır. Tabi ki, Şiirlerinin konusu özgürlük olmuştur. Ama Çin Ahmetcan Osman’ın şiirlerinden dolayı doğduğu memleketten kovdu. Eşinin memleketinden ise Çin’in emrine uyuyan Suriye  yönetimi zorla sınır dışı etti.  Ahmetcan Osman’ın kitapları yalnızca Uygur ve Arap dillerinde neşredilmedi. ABD’de İngilizce, Japonya’da Japonca  tercüme delerek yayınlanmıştır. Seçme Şiirleri Alman, Fransız dillerinde de yayınlandı. Vatansever genç Şair Ahmetcan  Osman modern Uygur  şiirinin günümüzde   zirvesinde bulunan isimlerden birisidir.  Ancak,Ahmetcan Osman buna rağmen hala Vatansızdır.

Şam rejimi, Ahmetcan’dan sonra Suriye’de din eğitimi almakta olan Uygur öğrencilerine karşı baskı ve kontrolü dana sıkılaştırmıştır. B ülke’de eğitim veya başka amaçalarla gelen Uygur Türklerinin Oturma belgelerini iptal ederek  ülkeyi terk etmeye zorlamıştır. Suriye, diğer Müslüman ülkelerin Müslüman Uygurları sınır dışı etme uygulamasında  öncü ve  örnek  rol olmuştur. Bugün ise Pekin –Şam el birliği ile Uygur toplumunu “ Uluslar arası terörizmin bir Parçası”  iftirası ve suçlaması ile hedef haline getirimiştir. Geçtiğimiz hafta  kanlı Suriye rejiminin başı eli kanlı Esed, bir açıklama yaparak Çin yönetimi ile yakın iş birliği yaparak ülkesinde bulunan Uygur Teröristleri  toptan imha edecekleri ” tehdidinde bulunmuştur. Bu konuda Çin ve Suriye  güvenlik ve  istihbarat organları  kordineli bir şekilde çalışmalarını sürdürmektedir.

Çin – Birleşik Arap Emirliği İlişkisi ve Uygurlar

Çin ile BAE arasındaki ticaret hacmi 2013’te 40 milyar olarak gerçekleşmiştir.  Bu  rakam,2014 de 46 milyar dolara yükselmiştir.  BAE, Çine büyük miktarda petrol satmasına rağmen Çine karşı cari açık veren bir ülkedir. Dubai ise Çin’in körfez ülkeleri ve orta doğuya toptan mal dağıtan stratejik pazarlama ve lojistik  üssü ve merkezi konumundadır.

Suudi Arabistan’da 80 kadar Çinli girişimci  bu ülke’de yaklaşık 20 bin  civarında Çinli işçi istihdam ediliyorken, Dubai’de Çin Ticaret Teşvik Merkezi 150 bin metrekarelik bir alana sahip olmuştur.  Dubai’de 3 biniden fazla Çinli şirketin  temsilciliği bulunmaktadır.   Dubai’de ikamet etmekte olan toplam 250.000 Çinli göçmen vardır. Dubai’de yerleşen etnik Çinilerin kendilerine ait  ve Çince eğitim öğretim veren ana, ilk, ortaokul ve liseleri vardır. Okul yöneticileri ve öğretmenlerin  tamamı  Çinlilerden oluşmaktadır.  Dubai’deki göçmen Çinliler  günümüzde Araplardan sonraki en büyük etnik topluluk haline gelmiştir. Dubai’deki Çinli güçmen sayısı 500 binden geçtiğinde bu Arap topraklarında  özerk bir Çin devleti ilan ederse şaşırmam.

Dubai’de  bir haylı  Uygur iş adamları ve  Tüccar topluluğu da vardır. Çin yönetimi, para kazanarak zenginleşmek isteyen Uygurların kimliğini unutup, unutmadığını, milli ve dini duygulardan arınıp, arınmadıklarını  çok yakinen takip etmektedir. Dubai’de iş yapan Uygurlar arasında yeterli sayıda Çin ajanları olduğu için, dış ülkelerde okumakta olan Uygur öğrencilere yardım yapan veya  dini ve  milli duygularını belli edenler sık, sık Çin’in isteği üzerine  Dubai Polisince göz altına alınıyor ve hiçbir suçu veya  sabıkası yokken Çin polislerine teslim ediliyor. Çin polisleri Bu Uygurların ellerini kelepçeleyip uçakla götürüyorlar. Suudi Arabistan, Mısır, Dubai ve diğer Körfez ülkelerinde   yakalanıp Çine götürülenlerin hiçbiri bu ülkede herhangi bir suça karışmamış insanlardir.Tek suçları Çinili  olmayıp,  Müslüman Uygur olmalarıdır.   Bu Uygurlar sadece Çin’in isteği üzerine teslim edilmektedirler.

Uygur Türkleri Olarak Korkuyu Yenmenin Reçetesini bulmalıyız

Yurt dışında yaşamakta olan Uygurlar, aynı  şekilde Doğu Türkistan’da yaşayan kardeşleri gibi Çin korkusu içinde yaşıyorlar. Bu yüzden  Müslüman Uygurlar dünyanın neresinde   yaşasın,  “Çin Korku  sendromu” denilen farklı bir travmadan bir türlü kurtulamamaktadır. Bu travma insanlarımız üzerine panikatak hastalığı olarak kendini gösteriyor. Bu çok acıklı sağlıksız ruh hali, Uygurlar arasında güvensizlik, şüphecilik, kimseye inanmama ve tek başına hareket etme ve benezeri  bize ait  olmayan alışkanlık ve ruh hali şekillendirmiştir. Bu panikatak psikolojisi, ortak milli çıkar noktasında Uygur toplumunun bir araya gelebilmesi önündeki aşılması çok  zor ve  en büyük engel olarak durmaktadır. Uygur milli ruhunda Çin tarafından açılan derin yaraların tedavi yolları, ruh bilimcileri tarafından incelenmesi gereken akademik bir çalışmanın  konusudur.

Diaspora’da Yaşayan Uygurlar  Olarak  ” Çin Korku Sendromu”‘nu  Mutlaka Yenmeliyiz.

Ben Uygur kardeşlerime  şunu söylemek istiyorum ;

  • Korku içinde yaşamanın azabı ölümden yamandır.
  •  Korkuyu yenmenin yolu, korku salan güce karşı savaş açmaktır.
  • Özgür toplum, korkusuz toplumdur. Özgürlük insan ruhunun oksijenidir.
  • Uygur toplumu o oksijene kavuştuğu anda korkularından tamamen arınacaktır.
  •  Özgürlüğünü kaybeden insan için özgürlük uğruna savaşmaktan daha mutluluk verici  hiçbir eylem yoktur.
  • Korkuyu Yenmenin Reçetesini  Mutlaka bulmalı ve kendi değerlerimize tekrar dönmeliyiz.
  • İçimizdeki  İşgalcı ve Baskıcı Çin’in  ” Çin Korku Sendromu”nu  yenmenin reçetesi  ve yegane yolu şudur ;     Özgürlük, Özgürlük ve  Yine ÖZGÜRLÜK!    

(3. bölümün sonu . Yazı devam edecektir. ) 

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » »
Share
1256 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ