logo

trugen jacn

KOMÜNİST ÇİN’İ TANIMIYORUZ VE DOĞU TÜRKİSTAN’I DA GÖRMEZDEN GELİYORUZ !

Betül SOYSAL BOZDOĞAN 🇹🇷 (@betulsoysalb) / X

Betül Soysal Bozdoğan (betul.bozdogan@star.com.tr)

 

Uzun süredir Doğu Türkistan ve Çin hakkında bir yazı yazmayı düşünüyordum. Kısmet bugüne imiş. Toplum olarak Çin özelinde pek fazla kafa yorduğumuzu düşünmüyorum. Oysa gelişmelere baktığımızda Çin’e yönelik daha fazla bilgi sahibi olmamız gerektiğini düşünüyorum. Doğu Türkistan’a yönelik de; daha fazla duyarlı olmamızın gerekliliği adeta bir zorunluluk, bir görev gibi addedilmeli.

Sonda söyleyeceğimi başta ifade edeyim; Kişisel olarak ne Amerikancıyım, ne Rusçuyum, ne de Çinci! Kendi öz kültür ve medeniyetimiz perspektifinde günceli okuyan ve ülkemin âlî menfaatlerini odağına alan bir yazar olarak mevzuyu ele alacağım.

İçinde bulunduğumuz yüzyıl, dünyadaki süper gücün ve büyük güçlerin ibresini tartmakla birlikte aynı zamanda kavramların da yeniden tartışıldığı bir zemini bize sunuyor. Böyle bir zeminde Türkiye olarak “Biz ne söylüyoruz? Pozisyon alıyor muyuz? Özne oluyor muyuz?” sorularının cevabı çok önemli. Çok şükür ki; “Evet” diyebileceğimiz bir dış politika eylem pratiği önümüzde duruyor. En somut örneği, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Hamas, terör örgütü değildir. Hamas, vatanını savunan mücahitlerdir.” ifadesi ve bununla birlikte Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İsrail’i “toprak hırsızı” olarak niteleyen kavramsallaştırması, Türkiye’nin çok yönlü proaktif pozisyonunu özetler.

Şimdi gelelim Çin’e!

Çin’e hangi bağlamda dikkat kesilmeliyiz? Ucuz iş gücü, otoriterliği, sansürü ve insan hakları tartışmaları üzerinden mi, dünyanın en büyük üretim merkezi olması ve birçok alanda Amerika Birleşik Devletleri ile rekabet etmesiyle mi?

Uluslararası sistemin en kilit aktörüne dönüşen Çin, önümüzdeki dönemde bu pozisyonunu şu iki alandaki hakimiyeti ile birlikte pekiştirecek;

  • Birincisi; elektrikli araçlar, savunma sanayii ve ileri teknolojik üretim için vazgeçilmez olan kritik minerallerin işlenmesindeki hâkimiyeti.
  •  İkincisi de; yapay zekayı ABD’den farklı olarak belirli alanlarda değil her sektöre yayması. Çin’e hız ve ölçek kazandıran bu yaklaşım, önümüzdeki dönemde de en fazla konuşulan mevzulardan olacak.

Bu aşamada yeni bir soru sormalı! Ekonomik, sosyal ve askeri açıdan büyük güç pozisyonunda olan Çin, dünyanın geleceğine değer katabilir mi? Çin’den küresel ölçekte etkili bir medeniyet inşası beklenebilir mi?

Soruya cevap ararken Çin propagandasından azade bir şekilde fikir yürütmeli. Propaganda, çoğu zaman olmayanı satmaya çalışsa da bazen de hakikatin seçilmiş parçasını göstererek buradan bir algı inşası gayreti güder. Çin’in sunduğu model; “istikrar, güvenlik ve ekonomik refah” odaklıdır. Oysa dünya toplumlarının bundan çok daha fazlasına ihtiyacı var. Kalkınma ve teknoloji üzerine kurulu dünyanın ruhsuz, hegemonik, tektipleştirici ve ‘öz’ ile olan kavgası, halklara huzur ve güven getirmedi. Batı’nın ikiyüzlü ve çok standartlı “insan hakları ve özgürlük” söylemini aşacak ve toplumlara hakiki bir vaha olabilecek ‘yeni dünya’ dizaynı, Çin için çok uzak. Çin’in böyle bir isteği ve çabası da yok. Tam aksine Çin, ürettiği teknolojiyi insanları daha fazla kontrol etmek ve köleleştirmek için kullanmakta. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ya da evrensel değerler, Çin için bir kriter değil. Kendi sistemi içinde toplumunu gözetim altında tutan, özel alanı oldukça sınırlayan, yapay zekayla her anı izleyen Çin yapısı; kontrolcü, denetleyici ve sınırlandırıcı tutumuyla kalkınma düzenini başarsa da insanı, hakiki anlamda yaşatacak bir potansiyele sahip değil.

Çinlileştirme politikasını merkeze koyan despot bir yapıdan dünya için bir gelecek beklemek; tarihi bir yanlış olur. Tam aksine bu zihniyetle mücadele etme refleksini geliştirmek elzemdir.

Diğer taraftan Çin’in ABD politikalarını eleştirirken ortaya koyduğu söylemi, oldukça ilginç buluyorum. Çinli siyasetçinin bir sözü dikkatimi çekmişti. Çinli zat “Hiçbir ülkenin dünyaya yalnız kendi istediğini dayatmaya hakkı yok.” ifadesini kullanıyor.

Peki ya Doğu Türkistan’da Çin, en hafif tabirle bir şeyleri dayatıyor olabilir mi?

Çin’in tanımıyla “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” bizim tanımımızlaysa “Doğu Türkistan” acaba hangi uygulamalara maruz kalıyor?

Doğu Türkistan bir vakıa olarak maalesef ki karanlıkta kalan, yalnız ve dehşet verici bir mesele. Çin’in aşırı despot uygulamaları nedeniyle sahadan doğru ve güncel haber almak çok zor. Ayrıca Çin’in yaydığı çok boyutlu dezenformasyon nedeniyle ülkemizde de yeteri kadar gündem olamıyor.

  • Toplama kamplarında hapsedilen bir milyonla üç milyon arasındaki Müslüman Türk toplumu realitesi korkunç.
  • Bir belgeselde röportaj veren kardeşlerimizi dinledim… İbadete yasak ve sınırlama getiren, tecavüzü sistematik olarak kullanan, aileleri bölen, özel hayatı yok eden, insana meta gibi davranan Çin işkencelerini dinlemek bana çok zor geldi. 
  • Bir Müslüman Türk olarak bu anlatımlara şahit olmak, elbette bizlere sorumluluk yüklüyor. 
  • Hiçbirimiz Doğu Türkistan’da zulüm yaşanmıyor gibi davranamayız.

İsrail’i ve ABD’yi her fırsatta eleştiren bizlerin Çin’den çekineceğimizi sanmasınlar.

Bu konuda daha fazla bilgi sahibi olmak için Taha Kılınç’ın ” Doğu Türkistan Seyahatnamesi” kitabını   okumaya başladım. Konuya ilgisi olan herkese bu kitabı  öneririm.

Ve net bazı gerçeklerle yazıyı bitirmek isterim; Zulüm ile âbâd olunmaz!

İslam’ın nuru asla sönmeyecek hakiki bir realitedir, bitiremezsiniz!

İslam ile kavga eden hangi güç olursa olsun kaybetmeye mahkumdur.

Doğu Türkistan yalnız değildir!

Kayak : https://www.star.com.tr/yazar/cini-tanimiyoruz-ve-dogu-turkistani-gormezden-geliyoruz-yazi-2039006/?fbclid

Share
87 Kez Görüntülendi.