logo

trugen jacn

TURKUVAZ’IN YASI,TÜRK MİLLETİNİN ONURU : ÇİN İŞGALİNDEKİ DOĞU TÜRKİSTAN

  Filiz Toklu
Filiz TOKLU

“Tanrı Dağları kadar yüksek, Orhun Abideleri kadar kadim bir adalet anlayışıyla; Türk’ün bileği bükülmez, hakikat asla yere düşmez.  Bilge Kağan “

​Tarih sayfaları incelendiğinde karşılaşılan en eski husumet hatlarından biri Türk-Çin münasebetleridir. Hun İmparatorluğu’ndan Göktürklere uzanan bu hat, devletler arası bir mücadeleden ziyade iki farklı medeniyetin binlerce yıl süren kadim çatışmasıdır. Çin, tarihin hiçbir devrinde Türk’ün bağımsızlık tutkusundan ve coğrafyasındaki egemenliğinden hoşnut olmamıştır. Göçebe bozkır medeniyeti ile yerleşik saray entrikalarının bu ezeli mücadelesinde Çin, dâimâ uzun vadeli stratejiler gütmüştür. Bugün Doğu Türkistan’da yaşanan zulmü doğru okumak için meseleye bugünkü reel politika penceresinden değil, bin yıllık stratejik akıl ve Çin’in asla değişmeyen asimilasyon politikaları gözüyle bakmak zorundayız.

​Çin yıllıklarının da kaydettiği tarihi gerçek şudur ki, Türk milletinin var olduğu günden beri başına bela olan bu devlet, sinsi taktiklerle hareket etmiştir. Bu nedenle Çin’in tatlı diline ve yumuşak yüzüne asla aldanmamak gerekir. Çin’in ekonomik cazibesine, Kuşak-Yol projelerine ve diplomatik tebessümlerine kananlar, ta kökten gelen bu kadim tehlikeyi okuyamamış demektir. Çünkü Çin yönetimi, zayıfken sabırlı, güçlüyken acımasız olma taktiğini kusursuz uygular. Milyonlarca soydaşımızın toplama kamplarında baskılara maruz kalması ve kültürel kimliklerinin silinmeye çalışılması tesadüfi değildir; Pekin yönetiminin tek tipçi ve ötekini yok etmeye dayalı devlet felsefesinin ürünüdür.

​Doğu Türkistan’daki soydaşlarımızın taviz vermeden vermiş oldukları onurlu mücadelelerinin farkındayız; bu direnişten hem gururluyuz hem de mahcubuz. Yese düşmesinler, umutlarını asla yitirmesinler. Mutlaka bir gün özgürlüklerine kavuşacaklarına ve kucaklaşmayı yaşayacağımıza inancımız tamdır. Duamız ve desteğimiz dâimâ onlarla birliktedir.

​Global pazarda ürettikleriyle Çin malı ibaresinin ne kadar bozuk, güvensiz ve kalitesiz olduğunu biliyoruz. Yaptıkları da ürettikleri gibi kalitesiz, bozuk ve zehirlidir. Bu zulmü yapan Kızıl Çin hükümetinin tarih boyunca ne kadar soysuz olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu kadar açık bir trajediye rağmen dünyanın sessiz kalması ve bu dramın diğer küresel krizler kadar gündemde tutulamaması düşündürücüdür.

​Turkuaz rengine bürünen göğümüzün ve tarihimizin asil tonu, bugün soydaşlarımızın acımasızca dökülen masum kanlarıyla lekelenmekte, mazlumların ahı bu coğrafyayı yangın yerine çevirmektedir. Nasıl ki tarih boyunca hak ile batılın mücadelesinde Hilal, haçlı zihniyetine karşı dâimâ üstün geldiyse; Türk dünyasının kutlu hilali de bu zalim Kızıl Çin’e mutlaka üstün gelecektir. Türk’ün çelik iradesi ve kararlılığı, Kızıl Çin’in o karanlık kızılını er geç yenecektir.

​Bugün Doğu Türkistan’dan yükselen ses, ne yazık ki sessiz bir çığlıktır. Kamp duvarları ardında yaşanan insanlık dışı ihlaller, insanın duymaya tahammül edemeyeceği kadar ağır zulümlerdir. Ancak bu dehşet verici tablo, anlık görüntülerle tüm dünyanın gözü önüne serilememektedir. Çin, küresel ekonominin merkezinde yer alan, bilgiye erişimi demir ağlarla ören ve dijital gözetim teknolojilerini en üst düzeyde kullanan devasa bir yapıdır. Doğu Türkistan’dan dışarıya bilgi sızması neredeyse imkansızlaştırılmıştır. Bilgi akışının bu kadar sıkı kontrol edildiği bir coğrafyada, mazlumun sesi küresel medya algoritmalarının arasında boğulmaktadır. Çin, küresel ölçekte üretim yapan bir ülke olsa da, ahlâk ve kural tanımayan ilkel zulmüyle millî karakterini deşifre etmektedir.

​Kamuoyunda sıkça dile getirilen “Türkiye ve Türk dünyası neden yeterince ses çıkarmıyor?” eleştirisi hamasetle değil, gerçekçi jeopolitik analizlerle ele alınmalıdır. Türkiye’nin Doğu Türkistan’a sessiz kaldığı algısı yanlıştır. Doğu Türkistan, bu milletin kalbinde hiçbir zaman kapanmayan en büyük millî yaradır. Türk dünyasının diplomatik kanallarda verdiği mücadele az değildir; Türkiye aynı zamanda Doğu Türkistanlı mültecilerin sığındığı, diasporanın en güvenli şekilde örgütlenebildiği ana vatan üssüdür.

​Bununla birlikte, Türk dünyasını zorlayan unsurlar göz ardı edilmemelidir. Uzun yıllar süren esaretler ve ağır asimilasyon politikaları altında kimlikleri sindirilmeye çalışılan Türk devletleri, yeniden küllerinden doğmaya çalışmaktadır. Bu uyanış ve kurumsal toparlanma süreci henüz çok tazedir. Dün Karabağ özgür değilken yaşanan matem ve mücadele neyse, bugün de asimile edilmiş coğrafyaların kendine gelme süreci odur. Ancak unutulmamalıdır ki Türk esir tutulamaz; bu zincirler kırılacaktır.

​Bugün Türk dünyasının en büyük gücü, Gaspıralı İsmail Bey’in bıraktığı mirası tam anlamıyla hayata geçirmektir: “Dilde, fikirde, işte birlik.”

  • Dilde birlik, kültürel bağların diri kalmasını ve kimliğin yeniden ihyasını garanti eder.
  • Fikirde birlik, Doğu Türkistan meselesinin sadece Uygur Türklerinin sorunu değil, bütün Türk dünyasının ortak onur meselesi olarak uluslararası platformlara taşınmasını sağlar.
  • İşte birlik ise Türk Devletleri Teşkilatı’nın diplomatik ve ekonomik kollarını kullanarak kolektif bir irade ortaya koymasına zemin hazırlar.

​Türk dünyasının ortak akıl ve ekonomiyle hareket etmesi, Pekin’e atacağı adımlarda geri adım attıracak bir caydırıcılık üretir.

​Mazlumların sesi olan Türkiye’nin, son yıllarda millî savunmadaki dev adımlarıyla ve Türk dünyasındaki kurumsal iş birlikleriyle katettiği yol ortadadır. Birlik ve dirliğimiz perçinlendikçe Türk dünyası güçlenmekte, Türk’ün sesi her dâim daha gür çıkmaktadır. Türk’ün dirayetinden ve potansiyelinden korktukları için Türk Birliği’ni parçalamaya, inancını ve dilini hedef almaya çalışmaktadırlar. Geçmişte bu sinsi oyunları nasıl boşa çıkardıysak, bugün de Doğu Türkistan’daki zincirleri el birliğiyle kıracağız.

​Doğu Türkistan’daki bu karanlık tablo ebedi süremez. Tarih, baskı ve zora dayalı hiçbir imparatorluğun masumların ahıyla abad olamadığını kanıtlamıştır. Bu zulmün son bulması; küresel kamuoyunun baskısının artırılmasına, Türk dünyasının entegrasyonunu tamamlayarak ortak bir dış politika refleksine sahip olmasına ve Doğu Türkistan davasının geçici gündemlere kurban edilmeden nesiller boyu canlı tutulacak stratejik bir millî devlet politikası hâline getirilmesine bağlıdır.

​Gönül coğrafyamızın ve mazlumların bekası, cihanşümül devlet şiarıyla yürüttüğümüz kutlu yola hükmetmiştir. Karabağ’da, Suriye’de, Hazar’da, Gazze’de ve Afrika’da olduğu gibi, mahzun kalan tüm Türk ellerinde de mazlumun sesi ve gücü olduysak, Doğu Türkistan’da da aynı inanç ve sarsılmaz bir kararlılıkla yeniden ayağa kalkacağız.

​Türk’ün adalet bayrağı Türk dünyasında doğudan batıya, kuzeyden güneye gururla dikilecektir. Bu bizim boynumuzun borcu, şerefli bir namus vazifemizdir.

​Biz inanıyoruz ki her mazlum coğrafyanın sırası gelecek, adalet mutlaka yerini bulacaktır. Kimse Doğu Türkistan üzerinden ucuz algılar oluşturmaya ve bu kutsal davadan menfaat çıkarmaya kalkışmasın. Doğu Türkistan özgürleşmeden, Türk dünyası tam anlamıyla hür sayılmaz. Surlar yıkılır, imparatorluklar değişir ama bozkırın evlatlarının adalet ve hürriyet ilkesi baki kalır.

Atalarımızın dediği gibi: Güneş balçıkla sıvanmaz. Zalimin karanlığı ne kadar koyu olursa olsun, Türk’ün adalet güneşi bir gün mutlaka o zindanların üstüne doğacaktır. O sessiz çığlığı duyurmak, tarihin omuzlarımıza yüklediği en ağır ve en şerefli sorumluluktur.

KAYNAK : https://www.turkhabergazetesi.com/kose-yazilari/turkuazin-yasi-turkun-onuru-dogu-turkistan-14816?fbclid=

 

Share
105 Kez Görüntülendi.