Çin Yönetimi işgalindeki Doğu Türkistan’da yaşayan Türklere yönelik insanlık suçları ve etnik soykırım uygulamaları ile yetinmiyor.İşgalci Çin rejiminin baskı ve zulmünden kaçan Uygur Türklerine Sınır Ötesi olarak tanımlan baskı ve zulümlerini onları tehdit ederek ve ülkelerindeki aile ve yakınları üzerinden şantaj yaparak baskı kurmaya devam ediyor. Çin işgal rejiminin Türkiye’deki Uygur Aktivistleri baskılamada, insan haklarına dayalı bir hukuk devleti olan T.C. devletimizin yasalarını sonuna kadar yararlanarak kötü emelleri için kullanıyor. Kendi Casuslarını ve Uygur İşbirlikçi Vatan Millet Hainlerini kullanarak haklarında davalar açarak onları yıldırmaya ve soydaşlarının gasbedilen temel insanı hakları çalışmalarından alıkoymaya ve pasifleştirerek soyutlamaya çalışıyor. ÇKP İşgal rejimi bu kez bu emellerini gerçekleştirmek demokrasi ve özgürlük taleplerini tasfiye etmek için yöntem değiştirmiş bulunuyor. Çin Rejimi artık Türkiye başta çeşitli ülkelerde yaşayan ve Terörist olarak nitelediği Uygur Aktivistlerin kendilerine sadece iade edilmesini talep etmiyor; İnterpol boşluklarını ve yerel yargı mekanizmalarını kullanarak Aktivistleri bizzat sığındıkları ülkelerde onları tutuklatarak, hapis cezalarına çarptırarak sınır aşan baskı ve zulmünü hissettirmeyi hedefliyor. Çin işgal rejiminin Türkiye’deki baskı ve zulümleri ile Uluslararası polis Teşkilatını (İnterpol)’u kullanarak uygulamaya çalıştığı baskı ve zulüm faaliyetleri hakkında www. turkistannews. com.’un hazırladığı “ Çin’in Hukuk ve İstihbarat Kıskacı” adlı raporunu bilgilerinize sunuyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz. (UYHAM)

1. Uluslararası Gri Alan Operasyonları: İnterpol ve Kumpaslar
Çin’in yeni stratejisinin ilk ayağı, kişileri uluslararası hukukta savunmasız bırakmak üzerine kurulu. Türkiye’nin koruma kalkanını aşmak için şu yöntemler izleniyor:
- Bilgi Gizleme ve Kaçırma: Çin ve İnterpol, kişi hakkındaki yakalama kararlarını Türkiye’ye bildirmeyerek Türk yargısının “iadeyi reddetme” hakkını baypas ediyor. Bu yöntemle kişiler, başka bir ülkeye (örneğin Belarus) geçtiklerinde Türkiye’nin haberi olmadan Çin’e kaçırılıyor.
- Taşeron Ajanlar ve Suç Kurguları: Yabancı servisler ve sözde gazeteciler aracılığıyla dernek yöneticilerine karşı taciz, tehdit veya yasa dışı faaliyet mizansenleri hazırlanıyor. Bu kurgulanmış dosyalar, Türk mahkemelerine “somut şikayet” olarak sunuluyor.
2. Türkiye İçindeki “Hukuki Hackleme” Tehlikesi
Dışarıda hazırlanan kumpasların Türkiye’deki yargı süreciyle birleşmesi, sivil toplum kuruluşları için ciddi bir risk oluşturuyor. Özellikle son dönemde görülen davalarda dikkat çeken çelişkiler şunlar:
MİT ve Dışişleri Raporları Görmezden mi Geliniyor?
Devletin en üst güvenlik birimi olan MİT ve diplomasinin merkezi Dışişleri Bakanlığı, birçok dava dosyasına “Bu kişiler terörist değil” şeklinde resmi rapor sunmasına rağmen; Ankara 6. Ağır Ceza gibi mahkemelerin bu raporları yok sayarak 14 yıla varan cezalar vermesi, yargı üzerindeki dış baskı şüphelerini artırıyor.
3. “Terör” Etiketiyle Meşruiyeti Hedef Alma
Verilen ağır hapis cezalarının asıl amacı, bireyleri cezalandırmaktan öte Uygur davasının meşruiyetini zedelemek:
- Algı Yönetimi: ABD’nin bile terör listesinden çıkardığı yapılar üzerinden Türkiye’de mahkumiyet kararları çıkartılması, Çin’in “Uygur meselesi bir insan hakları değil, terör meselesidir” tezini güçlendiriyor.
- Emsal Tehlikesi: Bir dernek başkanının mahkum edilmesi, diğer tüm sivil toplum kuruluşlarının da aynı “torba kadroya” dahil edilmesinin yolunu açıyor.
“Bu dava sadece bir bireyin davası değil; Türkiye’deki hak arama hürriyetinin ve bağımsız yargının, Çin’in sınır ötesi operasyonlarına karşı verdiği bir sınavdır.”








