Ama akşam olduğunda annesi yoktu. Ne bir iz, ne bir açıklama, ne de bir dönüş… Çocuğun hayatı, devletin “koruma” dediği bir kurumun duvarları arasında yeniden yazılmaya başladı.
Adı değişti, dili değişti, duası değişti. Bir çocuk annesini unuturken, bir halkın hafızası da siliniyordu.Bir Halkın Kimliği “Dönüştürülüyor”Doğu Türkistan’da yaşananlar artık sadece bir güvenlik politikası meselesi değil — kimlik, kültür ve inanç üzerinden yürütülen sistematik bir baskının hikâyesi.
Yıllardır süren bu sessiz süreçte, insanların yalnızca bedenleri değil, zihinleri de kontrol altına alınmaya çalışılıyor.
Evin duvarına asılı dualar indirilmiş, çocukların isimleri “uygun” hale getirilmiş, aile bağları zayıflatılmış durumda.
Bir kültür, binlerce yıllık geçmişiyle birlikte yeniden şekillendiriliyor tıpkı bir kitabın sayfalarının sessizce yırtılması gibi.
Modernleşme Maskesi Altında Kimlik Silinişi
Pekin yönetimi, bu uygulamaları “modernleşme” ve “aşırılıkla mücadele” politikaları olarak sunuyor.
Ancak bu söylem, Doğu Türkistan’daki insanların yaşadığı duygusal, psikolojik ve toplumsal yıkımı örtemiyor.
Bir halkın kendi dilinde konuşma, ibadet etme, kendi tarihini öğretme hakkı elinden alınıyorsa; orada gelişmeden değil, asimilasyondan söz edilir.
Zulüm her zaman kanla yapılmaz, bazen sessizlikle, bazen bir kimliğin sistemli biçimde silinmesiyle olur.
Soykırıma Sessizlik Suç Ortaklığıdır
Bugün dünya, bu tablo karşısında büyük oranda sessiz.
Devletler ekonomik çıkarları uğruna diplomatik kelimelerin arkasına saklanıyor.
Şirketler, üretim zincirlerinin hangi ellerden geçtiğini sorgulamıyor.
Ve biz, sıradan insanlar… her gün ekranlarımızdan akan acılara “yine mi” diyerek kayıtsızlaşıyoruz.
Oysa adaletsizlik, yalnızca uygulayanı değil, seyredeni de kirletir.
Bir çocuğun annesizliğine göz yummak, insanlığın ortak vicdanını kaybetmek demektir.
Yıllar sonra tarih bu dönemi yazarken, sadece zulmü değil, suskunluğu da yazacak. “Biliyorduk ama sustuk” cümlesi, insanlık tarihinin en ağır itirafı olacak belki de. Ve o zaman bir çocuk, büyüyüp kendi hikâyesini anlatabildiğinde, bizden bahsedecek: Kimin sustuğunu, kimin konuştuğunu, kimin gerçekten insan kaldığını hatırlatacak.
Doğu Türkistan’daki acı, kilometrelerle ölçülemez; bu, insanlığın kalbinde açılan bir yara. Bugün konuşmak, sadece bir halk için değil, insanlığın onuru için bir sorumluluktur. Çünkü zulme sessiz kalmak, zulmün bir parçası olmaktır.
Kaynak : https://www.gaziantepolusum.com/makale/26529423/aysun-karayazgan/sessiz-ciglik-dogu-turkistanda-susturulan-bir-kimligin-hikayesi#google_vignette







