logo

trugen jacn
19 Ağustos 2026

ÇİN’İN TÜRKİYE’DEKİ ASILSIZ PROPAGANDALARININ ESAS AMACI UYGURLARI SUSTURMAKTIR

Çin’in yönetimindeki Uygur Bölgesinde yaşayan Uygurlar   İşgal rejiminin  ağır şekilde baskı  ve zulümlerinden kaçarak  çeşitli yollarda Türkiye’ye gelerek yerleşiyorlar.  Çin yönetiminin “Azınlık” olarak tanımladığı bu  Uygurların Türkiye’deki sayılarının 50 bin civarında olduğu belirtiliyor. Bu yönü ile Türkiye  en  büyük  Uygur diasporasına ev sahipliği yapıyor.  Son 10 yıldır Çin yönetimi Türkiye’deki nüfuzu  ile birlikte  Türkiye’deki  ÇKP güdümlü medya varlığını  da arttırmış bulunuyor.

Türk  medyası  eskiden olduğu gibi  Çin’in kontrolündeki Doğu Türkistan’da, Türkiye’de   ve  diğer ülkelerde(Uygur diasporasında) yaşayan  Uygurlara karşı Çin’in insan hakları ihlallerinin duyurulması  ve Uygurların temel insanı hakları  mücadelesinin desteklenmesi  noktasında artık  bir ana merkez  olmaktan uzaklaşmış bulunuyor.  Türkiye,  Çin’in  Uygurlara karşı insan hakları ihlallerinin duyurulması ve bu hakların mücadelesinde merkez olan ve Çin’in  mazlum ve mağdurları Uygurların hayat  hikayelerini  duyuran ve kitaplaştıran (beyazlaştıran)  ve  onların   hikayelerinin(anlatıların) gündeme getiren    ve diğer Uygur çalışmaların  merkezi olmaktan giderek hızla uzaklaşıyor. Türkiye’deki Uygur topluluğu, Çin’in  sığındıkları ve kendilerini güvende hissettikleri bu ülkede günden güne  artan etkisinden ve Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı  insan hakları ihlalleri  raporlarının  susturulmamasından, kendi  seslerini kamu  oyunda tartışılmasından  daha da uzaklaşacağından ciddi şekilde   endişe ediyor.

Çin işgal rejimi özellikle 2016’dan beri  sıklıkla dillendiği  “Aşırıcılık ve ayrılıkçılıkla Savaş” söylemi  ile   toptan suçladığı Türkçe konuşan  azınlık grubu  olarak tanımladığı Uygurlara karşı Doğu Türkistan’da şiddetli bir baskı ve zulüm kampanyası yürütüyor.   Uluslararası  İnsan Hakları Kuruluşları ve  bağımsız gözlemciler Çin’in insan hakları ihlallerini  “Soykırım” ve  Uygur bölgesindeki bu mevcut  uygulamaları  “İnsanlığa Karşı Suçlar” olarak tanımlayarak  şiddetle  tepki göstermiş ve kınamış bulunuyor.

…….. (RSF)nin son  raporuna  göre,  Çin rejimi Doğu Türkistan’da Sakharov Ödülü sahibi İlham Tohti dahil olmak üzere 78 gazeteci ve basın özgürlüğü aktivisti  tutuklu buluyor.  Çin’in 2017’den beri , Uygurlara yönelik   acımasız vahşet  uygulamalarına  yönelik uluslararası  kuruluşların araştırma ve incelemenin artmasıyla, Çin devletine bağlı medya kuruluşları giderek Çin’in politikalarını terörle mücadele ve  Gelişme ve kalkınma önlemleri  söylemi ile bu suçlarını meşrulaştırmak suretiyle üzerini örtmeye  çalışmaktadır.

Washington merkezli Uygur İnsan Hakları  Projesinin açıklamalarına göre; Çin’in ülkelerindeki  hak ve hukuk ihlallerinde kaçan binlerce  Uygur Türkiye’ye sığınarak bu ülkede yaşamayı seçiyor. Türkiye’de   50.000 kişilik bir  Uygur diasporası olduğu tahmin ediyor.

Uygur Gazeteci ve Hür Asya Radyosunun eski İstanbul Büro Şefi Dr.Şevket Nasır  bu konuda şunları ifade  ediyor : “Türkiye, dünyanın en büyük Uygur diaspora topluluklarından birine ev sahipliği yapıyor.  Uygur Türkleri Türkiye Türkeri ile   dil, inanç ve  kültürel v bağlarının aynı olması  nedeniyle geleneksel olarak sığınak yeri ve 2 ana vatan  olarak görülüyor. Türkiye büyük bir Uygur topluluğuna ev sahipliği yapmaya devam ederken, bazı gazeteciler ve aktivistler, özellikle göçmenlik statüsüyle ilgili belirsizlik, sınır dışı edilme korkusu ve daha geniş siyasi ortam nedeniyle, on yıl öncesine göre kendilerini daha az koruma altında hissettiklerini söylüyor.  İnsan Hakları Gözlem Evi( Human Rights Watch)  2025 yılının sonlarında bir açıklama yaparak Türkiye’nin Çin ile ilişkilerini  günden güne daha da sıkılaştırdığı için “ülkenin Türk vatandaşlığı olmayan Uygurlar için daha az güvenilir  hale geldiği”   vurgusu ile bu ülkeyi yönetimini uyardığı biliniyor.

 Uygur Aktivist ve Uyghurnet.org Haber Portalinin yöneticisi  Araştırmacı Yazar Hamit Göktürk’ün ÇKP iktidarının emrindeki Çin medyasının Türkiye’deki artan etkisi ile ilgili olarak şunları açıkladı : ”  ÇKP’ne bağlı Çin medyası Türkiye’nin medya alanında ne kadar çok  etkin  ve hakim olursa, Türk  halkına  Doğu Türkistan’daki mevcut  durum ile v   Türkiye’deki Uygurların durumu konusunda bilgilendirmek ve Çin’in insan hakları uygulamaları konusunda uyarmak o kadar  çok zorlaşıyor. Çin’in Türkiye’deki  Propaganda  anlatıları Türk medyasında daha fazla yer aldıkça,  Çin işgal rejimine karşı eleştirel seslerin   kısıtlanması ve  özellikle bu ülkedeki Uygur gazeteciler ve Aktivistlerin çalışmaları  ve seslerinin    duyurulması giderek zorlaşabilir. Bu konudaki esas mesele  Doğu Türkistan konusunda alternatif bilgi ve haber kaynaklarının  hiç     olmaması değil,  Uygurlara baskı ve zulüm yapan  Çin rejiminin  anlatıları ve bu  propaganda amaçlı   sahte ve asılsız haberleri destekleyen  kaynaklar arasındaki  uçurum  ve  oldukça  adaletsiz ve eşitsiz  durumdur. ” sözleri ile değerlendirdi.

  RSF Asya Pasifik Bürosu Ddirektörü Aleksandra Bielakowka’nun bu konudaki değerlendirmesi şöyle : ” Türkiye’de, Çin devlet anlatılarının(Çin resmi açıklamalarının)  artan önemi, Uygur soykırımı hakkında bağımsız haberleri silme riski taşıyor. Türk halkının Doğu Türkistan’daki gerçek durum konusunda doğrudan ve kaynağından bilgi alma hakkını  engelliyor.    Esas   Tehlike, Pekin’in   resmi anlatılarının Türkiye’de daha da  yayılması veya etkili olması  değil, aynı zamanda Uygur gazeteciler,Aktivistler ve diğer kişilerin  seslerinin tartışılmasından duyurulmasından  tamamen uzaklaştırılmasıdır.  Çin’in Propaganda amaçlı alıntılı  bilgi ortamına hakim olduğunda,  Çin’in baskı  zulmünü   belgeleyen ve dillendirenlerin sesleri duyulmaz ve kendilerinin de ortalıkta  görünmez olma riski taşımaktadır.” sözleri ile  yorumluyor.  

Türkiye’nin bilgi alanında ÇKP anlatıları

ÇKP, uluslararası devlet yayıncıları, yerel ortaklıklar, sponsorlu içerik ve sosyal medya aracılığıyla Türkiye’nin bilgi alanındaki varlığını istikrarlı bir şekilde genişletmiştir. 2012 yılında, Çin’in en büyük devlet mülkiyetindeki yabancı dil iletişim kuruluşu olan China International Publishing Group, Türk cumhurbaşkanıyla bağlantılı bir medya grubu Turkuvaz ile Çin’in ekonomik gelişimini, kültürünü ve resmi anlatılarını sergileyen China Today dergisinin Türk baskısını yayımlamak üzere bir anlaşma imzaladı. 2016 yılında, devlet yayını China Radio International (CRI) Türk servisini CRI Türk olarak başlattı; bu hizmet 2023’te CGTN Türk olarak yeniden yapılandırıldı.

Aynı zamanda, Xinhua Haber Ajansı ve CRI gibi Çin devlet kurumları, Pekin yanlısı içeriklerini Türk izleyicilerine uyarlamak için ortaklıklar ve içerik paylaşım anlaşmaları geliştirdi. Örneğin, tamamen CRI tarafından finanse edilen medya grubu GB Times, 2013’te GB Times Türkiye’yi açtı; bu istasyon, yerel radyo istasyonlarıyla CRI’nin Türkçe programları için özel zaman dilimleri tahsis etmek üzere anlaşmalar imzaladı ve 2014’te CTV’nin (Çin Televizyonu) Türkçe’ye yayın servisini başlattı . Türkiye’nin devlet ulusal haber ajansı Anadolu Ajansı, 2018 yılında Xinhua Haber Ajansı ile resmi bir iş birliği anlaşması imzaladı. Aynı yıl, 2010’dan beri devlet televizyon ağı China Central Television (CCTV) ile içerik alanında iş birliği yapan Türk Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT), Çin Medya Grubu (CMG) ve CGTN ile benzer ortaklıklar kurdu.

Sosyal medyada, CGTN Türk (Türkçe hesaplarında toplam 3,8 milyon takipçi), Xinhua Türkiye (103 milyon) ve Çin’in Türkiye’deki Büyükelçiliği (70,8 bin) Doğu Türkistan’ın ekonomik gelişimi hakkında aktif olarak paylaşımlar yapıyor ve “Çin dini özgürlüğe saygı gösteriyor” ve “Sincan’daki mesleki eğitim merkezlerinin gözaltı kampı olmadığını” iddialar yapıyor.” X, Facebook, Instagram, YouTube ve TikTok’ta 38 milyon takipçisi olan bu hesaplar, Batı medyasını Sincan ve Uygurlar hakkında yanlış bilgi yaymakla da eleştiriyor.

Uygur diasporası için daralan

Çin’in devlet medyası daha fazla yer kazandıkça, Doğu Türkistan hakkındaki propaganda da artıyor. CGTN Türk, Çin’in Doğu Türkistan’daki eylemlerine yönelik eleştirileri “temelsiz iddialar” olarak nitelendirdi ve Kaşgar şehrini Uygur kültürünün canlı bir merkezi olarak tasvir etti; bu duygular, Türk ziyaretçilerin Xinjiang’daki azınlıkların ayrımcılığa maruz kalmadığını iddia eden olumlu açıklamalarıyla daha da güçlendi. CRI Türk (CGTN Türk online olarak yayımlanıyor) Türkiye’deki Uygur gruplarını “Doğu Türkistan” ayrılıkçılığını teşvik ederken onların Sincan’daki baskı anlatımlarını uydurma “yalan” olarak reddediyor.

Paralel olarak, Çin rejimi Uygur diaspora gazetecilerini kendi sansürü için korkutmaya çalışıyor. “Bu taktikler arasında gözetim, çevrimiçi taciz, Doğu Türkistan’da kalan aile üyelerine baskı, kişisel bilgi toplama girişimleri ve dijital tehditler yer alabilir,” dedi Uygur gazeteci ve İstiklal Medya Grubu başkan yardımcısı Muhammed Ali Atayurt RSF’ye. Bu ulusötesi baskı, Çin devlet medyasının sadece alternatif bir bakış açısı sunmakla kalmadığını, aynı zamanda kasıtlı olarak Uygur seslerini bastırmaya çalıştığını açıkça gösteriyor.

Türkiye, 2026 RSF Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 163. sırada yer alıyor. Çin, 178. sırada yer alıyor ve şu anda 121 gazeteci tutuklu olan dünyanın en büyük garishanecisi olmaya devam ediyor.

Bu makale, Uygur gazeteci Gulchehra Hoja’nın yardımıyla yazılmıştır. Türkiye’deki Çin propagandası, Uygur seslerini susturmak için tasarlanmıştır | RSF

KAYNAK : https://rsf.org/en/chinese-propaganda-t%C3%BCrkiye-designed-silence-uyghur-voices

Share
7 Kez Görüntülendi.