logo

trugen jacn

PROF.DR.SEYİT AYDIN : DİASPORADAKİ TÜRKLER YOK OLMA TEHLİKESİ İLE KARŞI KARŞIYA !

Prof. Dr. Seyit Aydın, tehlike altındaki Türk topluluklarını anlattı

UYGUR HABER VE ARAŞTIRMA MERKEZİ(UYHAM)

Kastamonu Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Seyit Aydın   özgürlüklerine henüz kavuşamayan e ana vatanlarındaki işgalcilerin  baskı, zulüm v soykırım uygulamalarından kaçarak diasporada yaşamak zorunda kalan Türk Topluluklarının   yaşadıkları ülkelerde dilleri başta olmak üzere örf adet ve gelenekleri zamanla unutarak veya sürdürmek imkanı  olmadığı için zamanla  etnik kimliklerini kaybederek yok olma tehlikesi ile karşı karşıya  bulunduklarını  açıkladı. 

Türkiye dışında yaşayan Türklere özellikle Doğu Türkistanılı mazlum Türklere olan yakın  ilgisi ve bu konudaki  çalışmaları ile öne  çıkan Prof. Dr. Seyit Aydın bu  açıklamasını  Bengü Türk TV ekranlarında yayımlanan  “Kızılelma” başlıklı  programda dile getirdiği bildirildi.   Prof. Dr. Prof.Dr.Aydın konuşmasında  Estonya, Litvanya, Finlandiya ve Polonya’da yaşayan Türkler ile Pamir Platosunun Afganistan sınırları içindeki Pamir Dağları eteklerinde yaşayan  Kırgiz  Türkleri, Afganistan’ın Sovyet işgalinden kurtarılmasından sonra Suudi Arabistan’a göç eden Türkler ile Çin’in işgalindeki ana vatanları  Doğu Türkistan’da Çin işgal rejiminin  ağır baskı,zulum, soykırım ve asimilasyon uygulamalarına  maruz kalan  ve tehlike altındaki Uygur Türklerinin mevcut durumu üzerinde güncel ve çarpıcı  değerlendirmeler ve önemli açıklamalarda   bulundu.

 DÜNYANIN ÇEŞİTLİ BÖLGELERİNDE NÜFUSU TEHLİKEDE OLAN TÜRKLER BULUNUYOR
Prof. Dr.  Seyit Aydın, dünyanın çeşitli bölgelerinde nüfusu tehlikede olan Türklerin olduğunu  durumuna vurgu yaparak yaptığı konuşmasında belirterek  şunları ifade etti :
  1. Günümüzde Estonya’da  Azerbaycan Türkleri başta olmak üzere 5 bine yakın Türk ile Litvanya’da yaklaşık 4 bin Tatar Türkü ile 250 bin ve 500 bin arasında olduğu  Karay Türkü’ yaşamaktadır.
  2. Polonya’da yaşayan   Tatar Türklerinin sayısı 2 bin kadardır.
  3.  Polonya ve  Baltık ülkelerinde Uzun zamandır küçük topluluklar  halinde   yaşamak zorunda kalen bu Türkler  millî kimliklerini hüviyetlerini kaybetme tehlikesi  altındalır.
  4. Bu Türk Topluluklar açıktan herhangi bir baskı, zulüm  veya şiddete  maruz kalmıyorlar.  Ancak yaşadıkları  bölgelerde azınlık olarak  nüfusları çok az ve ekseriyeti Müslüman olduklarından bu anlamda   sıkıntı yaşıyorlar.
  5. Finlandiya’da  en az 100 yıldan beri varlıklarını sürdüren  Müslüman  Tatar Türkleri   diğerlerine göre  çok daha rahat ve huzurlu oldukları için  varlıklarını devam ettirme  açısından  her hangi bin tehlike söz konusu değil. 

 

“AFGANISTAN(PAMİR) KIRGIZLARINDA 30 YAŞINDAN İTİBAREN ÖLÜMLER BAŞLIYOR”

Bununla birlikte “dünyanın  damı ” olarak tarif edilen , insan yaşamasına uygun olmayan çok  soğuk iklime sahip ve 5200 rakımlı Pamir Dağları eteklerinde yaşayan Pamir Kırgızları  iklimin tarıma elverişsiz olduğundan dolayı beslenme konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyorlar.  Yüksek rakım,elverişsiz İklim ve tabiat şartlarından dolayı  Kırgiz Türkü çocuklar, daha 12 – 13 yaşlarında  iken normal yaşıtlarından çok daha  yaşlı görünüyorlar. Küçük  yaşta evlendiriliyorlar ve 28 -30 yaşlarında ise   tedavi edilemeyen hastalıklar ve diğer olumsuz şartlar nedeneyle  hayatlarını kaybetmeye başlıyorlar. Pamir Kırgizlarnın yaş ortalamasının  ise 40-45  yaşları arasında olduğunu söyleyebiliriz ama  genellikle e 30 yaşından itibaren ölümler başlıyor. Pamir Kırgızlarının eğitim, sağlık hizmeti ve  çağdaş medeniyetin getirdiğini  imkan ve nimetlerden  faydalanamıyorlar. Pamir bölgesinde yaşayan Kırgiz Kardeşlerimizin sağlıklarının korunması ve tedavisi için  sabit veya geçici seyyar Klinik düzeyinde dahi ayakta tedavi tesisleri ile sağlık ocakları bulunmuyor.

PAMİR TÜRKLERİNİN 15 İLA 20 YIL İÇERİSİNDE KADEMELİ OLARAK YOK OLMASI BEKLENİYOR

Pamir Kırgızlarının birçok yaygın enfeksiyona karşı bağışıklığının olmadığını dile getirerek yeni doğan 10 çocuktan 5 veya 6’sının doğum sırasında veya bebeklik döneminde hayatını kaybettiğini belirten Prof. Dr. Aydın, bu topluluğun kronik gıda yetersizliği ve vitamin ile mineral eksikliklerinden muzdarip olduğunu ve çocuklardan ancak 4 yaşında yürümeye başlayabilenlerin de bulunduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Aydın, Pamir Kırgızlarının nüfusunun yüzde 34’ünün kadın, yüzde 66’sının da erkek olduğunu belirterek nüfus azalmasında bu eşitsizliğin rolünü vurguladı. Pamir Kırgızlarının 2022 verilerine göre 2 bin civarı nüfusa sahip olduğunu dile getiren Prof. Dr. Aydın, nüfuslarında her yıl yüzde 6 ve 7 oranında azalma görüldüğünü kaydederek 15 ve 20 yıl içerisinde bu nüfusun kademeli olarak yok olacağının tahmin edildiğini belirtti.

PAMİR TÜRKLERİNİN YÜZDE 86’SININ NÜFUS CÜZDANI BİLE BULUNMUYOR!

Pamir bölgesinde Kırgız Türkçesini öğreten okulların da bulunmadığını ve okuma yazma oranının çok düşük olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aydın, “2 bin civarında Kırgız Türkünün sadece yüzde 14’ü nüfus cüzdanına sahip, gerisinin nüfus cüzdanı bile bulunmuyor. Yurt dışına seyahat etmeleri, hatta Afganistan toprakları içerisinde bile serbest gezmeleri bu yüzden mümkün olmuyor.” dedi.

Pamir Kırgızlarının 2004 yılındaki ağır kış şartları sebebiyle  tek ve en büyük servetleri olan hayvanlarının yüzde 30’unun telef olduğunu dile getiren Prof. Dr. Aydın, “ Sovyet işgalınden sonra topluca Pakistan’a göç eden bir grup Pamir Türkü, 1982  yıllarda Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye’ye getirildi.  Kırgiz Türklerinin Son Hanı Rahman Kul Han  ve Kırgiz Aksakallar’ın Türkiye’den ilk temel talebi,  kendilerine soğuk iklimde hayvancılık yapabilecekleri bir arazi  isteği oldu. Çünkü ondan evvel Pakistan’a geçenlerin  bir çoğu, bir anda eksi 50 dereceden artı 50 dereceye geçmeleri sebebiyle ölmüştü. İklime adapte olamamışlardı.  Van’ın Erciş ilçesi  Ulu Pamir köyü de bu şekilde kuruldu.” şeklinde konuştu.

SUUDİ ARABİSTAN’DAKİ AFGANİSTAN MUHACİRİ TÜRKLER KİMLİĞİNİ KAYBEDİYOR

Hâlihazırda Suudi Arabistan’da yaşayan Afganistan muhaciri Türklerin olduğunu kaydeden Prof. Dr. Aydın, bu topluluğun Afganistan’ın Sovyet işgalinden kurtarılmasının ardından Suudi Arabistan’a göç ettiğini dile getirdi.

Büyük kısmının Özbek Türkü, Türkmen, Uygur Türkü ve Hazaralardan oluştuğunu, aralarındaki Taciklerin de kendilerini Türk olarak tarif ettiğini ve nüfuslarının 50 bin civarında olduğunu belirtti.

Söz konusu muhacirlerin 2017 yılına kadar Suudi Arabistan’da üniversitelere alınmadığını ve sonrasında çok sınırlı sayıda öğrencinin alındığını kaydedenProf. Dr. Aydın, bu nüfusun son derece olumsuz iktisadi şartlar altında yaşadığını ifade etti.

Prof. Dr. Aydın, Suudi Arabistan’ın söz konusu Türk nüfusun artmasını önlemek için ciddi idari  tedbirler ile aşırı  vergiler getirdiğine de dikkat çekti. Suudi Arabistan’daki Türk nüfusunun bu şekilde azaltıldığını ve yeni nesillerin kendi  ana dilini bile bilmediğini vurgulayan Prof. Dr. Aydın, “Tamamen Arapça konuşuyorlar, kıyafetleri de tamamen Arap kıyafeti. Hatta Hanefilikten Hanbelîliğe dönüş var. Bu durum ise ciddi manada millî  kimliklerini yetirmek demektir.” dedi.

DOĞU TÜRKİSTAN’DA ÇİNLİ NÜFUS, 1949’DA YÜZDE 5 İKEN BUGÜN YÜZDE 40’LARA ULAŞTI

Doğu Türkistan’ın 1949 yılında Çin tarafından işgal edilmesinden bu yana katliam, soykırım ve asimilasyon siyasetinin devam ettiğini dile getiren Prof. Dr. Aydın, “Doğu Türkistan’da 1949 yılında Çinli nüfus yüzde 5 iken bugün yüzde 40’lara ulaştı. (Uygur Türklerini) Sistemli bir şekilde yok etme siyaseti devam ediyor. Bölgenin  her türlü ekonomik imkanları ve yer altı ve üstü doğal  kaynakları  etnik ayırımcılık ile bölgeye yerleştirilen Çinli iş adamlarına tahsis ediliyor. Kaşgar ve Hoten  gibi Tarım bölgesinde hâlâ Türk nüfusu çoğunluğu oluştursa da  son zamanlarda Çin yönetiminin demografik asimilasyon amacı ile  bölgeye  göç ettirilen Çinlilerin sayısı  ve gün geçtikçe sayıları artıyor. Bu durum ise Uygurların aleyhine işliyor. ” ifadelerini kullandı.

Bölgedeki zulüm, baskı ve asimilasyon devam ettiği için hapishane, gözaltı merkezlerinin özellikle Türk nüfusunun fazla olduğu Kaşgar, Aksu, Yarkent ve Hotan gibi bölgelerde devam ettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Aydın, “İşsiz olan Uygur Türkleri, Çin’in iç bölgelerinde ucuz işçi olarak çalıştırılıyor. Bu çalışmalar, asimilasyonu kolaylaştırmak için hızlandırılıyor.” dedi.

Bununla birlikte Cungarya bölgesinde Çinli nüfusun çoğunluğu oluşturmaya başladığını dile getiren ve “Nüfus artışı ve nüfustaki kompozisyon, devamlı Türkler aleyhine işliyor. Aileler parçalanıyor, kadınlar zorla kısırlaştırılıyor. Bilhassa kamplara alınan kadınlar ilaçlarla kısırlaştırılıyor, kabul etmeyenler ise cezalandırılıyor. Ebeveynleri ve aile büyükleri kampa götürülen çocuklar, Çinli ailelere veriliyor ve asimilasyon hızlandırılıyor” şeklinde konuşan Prof. Dr. Aydın, bugün yaklaşık 1 milyon 170 bin Türk çocuğunun birer Çinli olarak yetiştirildiğinin altını çizdi.

ÇİN HAPİSHANELERİNDEN ÇIKAN UYGUR TÜRKLERİ KISA SÜREDE HAYATINI KAYBEDİYOR

Çin işgal rejiminin kurduğu hapishaneler ve gözaltı merkezleri ve kamplardan da bahseden Prof. Dr. Aydın, toplamda bin 200 civarında toplama kampı bulunduğunu kaydetti.

Öte yandan Prof. Dr. Aydın, yaklaşık 627 bin Uygur Türkünün 579 hapishane ve gözaltı merkezinde tutulduğunu belirterek “Her 40 Türk’ten birisi şu anda tutuklu. Hapishanelerden serbest bırakılanlar da maruz kaldıkları şartlardan ve tatbik edilen metotlardan dolayı çıktıktan sonra uzun yaşamıyorlar.” değerlendirmesini yaptı.

Ayrıca Prof. Dr. Aydın, Çin’in Mart 2026’da çıkardığı “Etnik Birlik ve İlerleme Kanunu” ile Uygur Türklerinin millî hüviyetini tamamen ortadan kaldırılmasının hedeflendiğini de özellikle  vurguladı.

Kaynak : Qırım Haber Ajansı(QHA)
Share
44 Kez Görüntülendi.