logo

trugen jacn
28 Mayıs 2026

“Uluslararası anlaşmaları ve dış politikayı tartıştığımız bu günlerde, tekrar tekrar ele almamız gereken önemli konular var. Hâlâ ortak bir pozisyona varamadığımız Doğu Türkistan sorunu da bunlardan biri.”
Doğu Türkistan, tarihin derinliklerinden gelen bir toprak parçasıdır. Ancak bugün, bu coğrafyada yaşanan trajediler yürekleri parçalıyor. Bu coğrafya sadece bir yer değil, aynı zamanda geçmişten gelen insanların özgürlük mücadelelerinin, kültürlerinin ve öykülerinin de sembolüdür.
Ancak bu topraklar bugün baskı ve zulüm altında inliyor. Masum insanlar sadece inançları ve kimlikleri yüzünden acı çekiyor. Her gün sesleri susturuluyor ve özgürlükleri ellerinden alınıyor. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana, Doğu Türkistan’daki 35 milyon kardeşimiz birbiri ardına katledildi.
Birleşmiş Milletler’in (BM) çalışmalarını yeterli bulmasak da, BM, Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından 31 Ağustos 2022’de yayınlanan bir raporda Çin, devlet destekli kamplar ve zorunlu çalışma, dini faaliyetlere getirilen kısıtlamalar, siyasi baskı, zorla kısırlaştırma, zorla doğum kontrolü ve zorla kürtaj gibi insanlık dışı uygulamalar nedeniyle insanlığa karşı suç işlemekle suçlandı.
Kardeşlerim! Bahsettiğimiz trajediler bunlar ve bunlar kardeşlerimizin başına geliyor. 18 Ekim 2023’te BM’de 50’den fazla ülke, Çin’in Uygurlara ve diğer Türk Müslümanlara karşı eylemlerini insanlığa karşı suç olarak tanıdı ve bunlara son verilmesi çağrısında bulunan ortak bir bildiri imzaladı.
Her insanın inançlarını özgürce yaşama hakkına sahip olduğuna inanıyoruz. Ayrıca bu inancı pratiğe dökme zamanının geldiğine de inanıyoruz. Türkiye’de, Doğu Türkistan’daki baskıya karşı sesimizi yükseltmek ve gerekli adımları atmak bir seçenek değil, bir zorunluluktur. Doğu Türkistan’daki baskıya karşı çıkmak, insan onurunu savunmak demektir.
Birlikte hareket ederek ve sesimizi birlikte yükselterek bu zulme son verebiliriz. Bu soykırım karşısında sessiz kalmak insanlığa ihanettir. Parlamentomuzun Doğu Türkistan’ın özgürlüğü için bir ses olma görevi vardır. Çünkü insanlık, anlamını yalnızca kendi özgürlüğünde değil, her bireyin özgürlüğünde bulur.
Şairin dediği gibi:
“Çeçenya’dan da, Filistin’den de kurşun yiyeceğim,
Onların ayakları acıyor, benim kalbim acıyor.
Bosna Hersek, Doğu Türkistan ve Keşmir’de,
Kısacası, nerede adaletsizlik varsa, kurşunu ben yiyeceğim.
Bu vahşeti durdurmak için ilk adım olarak, Meclis’teki altı siyasi partiden oluşan bir grup olarak bir araya gelelim. Ortak bir bildiri yayınlayalım ve uluslararası toplumu harekete geçirelim. Unutmayın, altı siyasi partiden oluşan grup bunu geçmişte de yaptı. Şifa Hastanesi bombalandığında, Meclisimiz hemen harekete geçti ve bir bildiri yayınladı.
Doğu Türkistan’ın hepimiz için ortak bir hassas nokta olduğundan hiç şüphem yok. İktidar partisinin milletvekillerine sesleniyorum: Cesur olun! Bu önerinin “iktidar partisinden geldiğini” söylemeyin, cesaretle “evet” deyin. Bu duyarlılığa sahip insanlar ayağa kalkıp sizi alkışlasın.
Eğer “hayır” diyecekseniz veya sessiz kalacaksanız, Alije Izetbegovic’in şu sözlerini hatırlatmak isterim: “Her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.”
“Bu sözlerle, saygılarımla Parlamentoyu selamlıyorum.”
Share
55 Kez Görüntülendi.