logo

trugen jacn

TÜRKİYE NEDEN ÇİN’İN “BİR KUŞAK-BİR YOL” PROJESİNİN BİR PARÇASI OLMUYOR/OLAMIYOR?

Cansu  YİĞİT

Türkiye, stratejik konumuna ve Kuşak ve Yol Girişimi’ne ilk destek veren ülkelerden biri olmasına rağmen Küresel Güney’in bu önemli hamlesinin parçası olmuyor. Ankara’nın sınırlı kalan angajmanın ekonomik olduğu kadar siyasi nedeni de Türkiye’nin dış politika yönelimine dair “eksen kayması” tartışmaları bu kez MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “TRÇ İttifakı” çıkışı ile gündeme geldi: Türkiye-Rusya-Çin ekseni. Bahçeli, 18 Eylül’de yaptığı açıklamada Türkiye’nin Batı merkezli çizgisine alternatif olarak Rusya ve Çin ile “TRÇ ittifakı” önerdi. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu çıkışı soran gazetecileri ironik bir dille geçiştirdi: “Doğrusu ben onu tam takip edemedim, hayırlısı olsun inşallah.”

Ankara’nın NATO üyeliği göz önüne alındığında bu tür öneriler “ütopik” görülürken hükümet zaman zaman  benzer çıkışlarla -örneğin BRICS’e katılma tartışmaları- bu ihtimali Batı karşısında koz olarak masada tutuyor. “Eksen kayması” söylemleri siyasi gündemde yer bulsa da somut politik adımlara dönüşmüyor.

Benzer bir durum ekonomik temelli olmakla birlikte jeopolitik sonuçlar üretimi potansiyeli taşıyan dünyanın yükselen gücü Çin’in başını çektiği Kuşak ve Yol Projesi için de geçerli.

Kullanılmayan stratejik koridor

Türkiye Orta Koridor’un aslında kritik unsurlarından, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne (BRI) ilk destek veren ülkelerden. Ancak bu projeden aldığı doğrudan ekonomik pay oldukça kısıtlı. Uzmanlara göre bu durumun arkasında sadece ekonomik değil siyasi faktörler de yatıyor.

Türkiye ve Çin arasındaki ticari ilişkiler, 2010’da imzalanan “Stratejik İşbirliği” anlaşması ile ivme kazandı. 2012’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Türkiye ziyareti ve Erdoğan’ın 2012 ve 2019’daki Pekin temaslarıyla ekonomik bağlar güçlendirildi.

2013’te Xi’nin açıkladığı BRI, ekonomik ilişkilerde yeni bir başlangıç oldu. Türkiye 2015’te girişime katıldı ve kendi “Orta Koridor” projesini BRI vizyonuyla uyumlaştırdı.

2017’de Bakü-Tiflis-Kars demiryolu faaliyete geçti, 2020’de ilk yük treni sefer yaptı. Çin sermayesi Ankara-İstanbul hızlı tren hattı, İstanbul Havalimanı metrosu ve Kumport limanı gibi projelerde yer aldı.

Hızlı başlayan süreç daha sonra ivme kaybetti. Hatta 2023’te Çin’in Türkiye yatırımları bir önceki döneme kıyasla tamamen durdu.

Küresel yatırımların genel seyri

BRI, ilan edildiği 2013 yılından 2023 yılına kadar yaklaşık 1,053 trilyon dolar hacme ulaştı (GFDC). Bu toplamın 634 milyar doları inşaat sözleşmelerinden, 419 milyar doları ise doğrudan yatırımlardan oluşuyor.

2025’in ilk yarısında ise Griffith Asia Institute ve GFDC verilerine dayanan Financial Times’ın hesabına göre bu rakam yaklaşık 1,3 trilyon dolar seviyesine yükseldi. Çinli şirketlerin BRI ülkelerindeki yeni yatırım ve inşaat sözleşmeleri 124 milyar dolara ulaştı; bu rakam 2024’ün tamamındaki 122 milyar doları aştı.

Çin yatırımlarında 2023’te Afrika ilk kez bölgesel olarak başı çekerken, teknoloji ve maden/metaller alanında kayda değer artış yaşandı. 2024’te ise Batı Asya öne çıktı; toplam BRI angajmanı 20,84 milyar dolara ulaştı.

Aynı yıl inşaat sözleşmelerinde Suudi Arabistan yaklaşık 18,9 milyar dolar, Irak 9 milyar dolar ve Birleşik Arap Emirlikleri 3,1 milyar dolarlık hacimle öne çıktı. Yatırım tarafında Endonezya 9,3 milyar dolarla birinci sırada yer alırken, Suudi Arabistan 5,8 milyar dolar ve Kazakistan 4,6 milyar dolarla onu izledi. 2025’in ilk yarısında Kazakistan tek başına yaklaşık 23 milyar dolarlık yatırım çekerek dönem lideri oldu.

Ankara’nın dahil olmadığı trilyon dolarlık proje

Türkiye ise bu resimde görece sınırlı bir paya sahip. GFDC’nin 2023 raporuna göre Türkiye, 2022’ye kıyasla BRI angajmanında sıfırlanma yaşayan ülkeler arasında. Carnegie Endowment’a göre Türkiye, BRI kapsamındaki küresel yatırımlardan yalnızca %1,3 pay aldı.

Çin projelerinin Türkiye’de ölçek ve görünürlük açısından sınırlı kalmasının nedeni olarak siyasi ve ekonomik belirsizlikler öne çıkıyor. Türkiye’deki ekonomik kriz, yatırımcıların ilgisini azaltan en belirgin unsur. Makroekonomik belirsizlik, yüksek enflasyon ve döviz kuru oynaklığı gibi faktörler yatırımcıları caydırıyor.

OECD’nin Türkiye 2025 Ekonomik İncelemeleri raporunda, “Türkiye’de tüketici fiyatlarında %50’yi aşan enflasyon ve TL’nin ciddi değer kaybı yatırımcı güvenini zedelemektedir; makroekonomik istikrar sağlanmadıkça uzun vadeli doğrudan yatırımların gelmesi zordur” deniyor.

Katma değeri yüksek yatırım” sorunu

European Review dergisinde 2022’de yayımlanan ve Çin’in Türkiye’deki yatırımlarını inceleyen “Chinese Investment in Turkey: The Belt and Road Initiative, Rising Expectations and Ground Realities” başlıklı makale, Ankara’nın BRI’nin yatırımları açısından beklentileri tam karşılamadığını ortaya koyuyor.

Makalede Çin sermayeli şirketlerin Türkiye’de en yoğun faaliyet gösterdiği alanların toptan ve perakende ticaret, madencilik ve hafif imalat olduğuna dikkat çekiliyor. Verilere göre yatırımların yarısından fazlası düşük katma değerli sektörlere yöneldi. Yüksek teknoloji yatırımları sınırlı kalırken, teknoloji transferi ve sanayiye katkı beklentileri de gerçekleşmedi.

Beklentiler ve siyasi güvensizlik

Türkiye-Çin Dostluk Vakfı’nın kurucusu ve başkanı Hasan Çapan, Türkiye’nin BRI’ye katılan ilk ülkelerden biri olduğunu hatırlatırken, yatırımlarının istenilen düzeyde olmamasının daha çok küresel politik açmazlar ve ekonomik nedenlerden kaynaklandığı görüşünde.

Çapan, 2017’de Çin’de düzenlenen BRI toplantısında en büyük bütçenin Türkiye’ye ayrıldığını, Türkiye’nin Orta Koridor güzergahının yerel demiryolu altyapısını geliştirme hedefi içinde değerlendirilen “Edirne-Kars Projesi” olarak adlandırılan projenin onaylandığını ancak sonuç alınamadığını belirtti: “Türkiye o toplantıya katıldı, kayıtlarda da yer aldı fakat imzaya katılmadı. Neden imzalanmadığı konusunda net bir açıklama yapılmadı. Sonraki süreçte bu projenin tekrar imzalanması için zaman zaman şahsım yetkilendirildi, aracılık yaptım. Çin tarafıyla görüştük, çok olumlu sonuçlar da aldık. Projenin orta kesimi, yani Köseköy-Edirne hattı üzerinde ilerlemeler oldu. Daha sonra Edirne-Halkalı-Köseköy ve 3. Köprü’den geçen hat gündeme geldi. Çin kredi sundu fakat süreç bir türlü neticelenmedi. Bunun sebebi siyasi değil, daha çok ekonomikti. Siyasi açıdan sorun yoktu. Hatta o dönemin yöneticilerinin konuyu Sayın Cumhurbaşkanımıza iletip iletmediğinden bile şüpheliyim.”

Çin’in Temel Kaygısı:  Doğu Türkistan Ve Uygur Meselesi

Meselenin siyasi boyutları üzerinde düşünmeye değer. Şangay Üniversitesi Küresel Çalışmalar Enstitüsü Türkiye Çalışmaları Merkezi’nde Doçent ve İcra Direktörü olan Yang Chen, iki ülkenin ilişkilerini etkileyen “siyasi güven” meselesine dikkat çekti.

The Cradle’a konuşan Yang Chen, “Ayrılıkçı Doğu Türkistan örgütleri Türkiye’de faaliyet gösteriyor. Türk hükümeti bize bu konuda sözler verdi. Bu sözlerin yerine getirilmesi Çin için çok önemli bir mevzu. Bence eğer bu siyasi güven meselesini çözebilirsek, diğer pek çok konuyu çözebiliriz” dedi.

Yang Chen’e göre Ankara’nın vaatleri şöyle:  “Hükümet bize Türkiye’de faaliyet gösteren ve Çin’in terör örgütü olarak gördüğü Doğu Türkistan örgütlerinin faaliyetlerini durdurma konusunda söz vermişti. Şimdi onlara karşı sert açıklamalar yapsa da bu örgütlerin faaliyet yürütmeye ve eylemler yapmaya devam ettiklerini görüyoruz.”

Çin, güvenlik kaygılarını gidermeden yatırım yapmaz”

Şangay Üniversitesi Araştırma Görevlisi Dr. Serdar Yurtçiçek’e göre Çin, aslında Türkiye’nin Orta Koridor projesine yatırım yapmaya ve Orta Asya ile Türkiye üzerinden Batı’ya açılma; aynı zamanda hem Çin mallarının hem de Orta Asya enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden Batı’ya taşınması fikrine sıcak. Ancak Pekin, Türkiye’nin bölgede artan kültürel etkisinin sorun yaratıp yaratmayacağından emin olmak istiyor:  “Çin gibi köklü devlet geleneğine sahip bir ülkenin güvenlik anlayışı, ticari ve ekonomik çıkarların önüne geçiyor. Güvenlik kaygılarını gidermeden Çin’in Türkiye’ye büyük ölçekli yatırım yapması mümkün görünmüyor.”

Yurtçiçek, Çin’in Türkiye ile ilgili temel kaygısını şöyle özetliyor: Uygur grupların NATO üyesi bir ülkede örgütlü halde faaliyet göstermesi. “Çin, NATO’ya üye bir ülkenin uluslararası ilişkilerde tam bağımsız bir karar alma süreci yürütebileceğine inanmıyor” vurgusu yapıyor:  “Türkiye’deki Uygur varlığı Çin açısından sürekli soru işareti yaratıyor. Türkiye’de yaşayan Uygurların Çin karşıtı faaliyetlerine Ankara’nın net bir tavır almadığı düşünülüyor. Ayrıca, iktidar çevreleri de dahil Türkiye’deki siyasetçiler zaman zaman Çin karşıtı ya da ayrılıkçı Uygurları destekleyen açıklamalarda bulunuyor. Pekin, bunların yalnızca iç politikaya yönelik çıkışlar olduğunu düşünmüyor. Dahası, Türkiye’nin Orta Asya’da Türk devletleriyle birlikte kurduğu Türk Devletleri Teşkilatı da Pekin’de kuşkuyla karşılanıyor. Çin’in aklındaki soru şu: Türkiye, Orta Asya’da bir rakip mi olacak? Bu teşkilat, zamanla Çin karşıtı bir hüviyete bürünebilir mi? Türkçe konuşan halkların bir araya gelmesi, Uygurların da hamiliğini üstlenmeye yol açabilir mi? Çünkü bu yapının en baskın ve en güçlü aktörü Türkiye. Dolayısıyla Ankara’nın Orta Asya’daki her hamlesi Çin’de dikkatle izleniyor ve şüpheyle değerlendiriliyor. Bu durum aynı zamanda, iki ülke resmi olarak ‘stratejik ortak’ olsa bile ilişkilerin daha çok kağıt üzerinde kalmasının ve karşılıklı güven temelinin inşa edilememesinin de sebebi.

“Türkiye’nin Batı bağımlılığı Asya’ya yönelmesini engelliyor”

Çapan da Türkiye’nin NATO üyesi olmasına rağmen yıllardır sonuçsuz kalan Avrupa Birliği hedefi nedeniyle Batı’ya bağımlı siyaset izlenmesine dikkat çekiyor: “Bugün de bu çizgi büyük ölçüde devam ediyor. Bu durum da Türkiye’nin Asya’ya tam anlamıyla yönelmesine engel oluyor.”

Çapan, Türkiye’nin BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü’ne katılmasının önemli olduğunu belirterek, “Türkiye’nin, gelecekte Asya ve Ortadoğu ülkeleriyle kuracağı ittifaklar, Batı’nın doğal kaynaklar için ülkeleri sömürmesine, masum insanların öldürülmesine göz yummasına karşı bir denge unsuru olacaktır” diyor.

Çapan, şu uyarıda bulunuyor: “Batı’nın alternatif oluşumlarla projeyi aksatması, farklı bölgelerde istikrarsızlık yaratması ve Ukrayna-Rusya savaşı gibi gelişmeler sürecin ilerleyişini ciddi biçimde zorlaştırıyor. Çevredeki gelişmeler, özellikle İsrail’in saldırgan tutumu ve Batı’nın koşulsuz desteği de BRI’yi doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor. Bu nedenle Çin’in çok kutuplu döneme uygun bir strateji geliştirmesi kaçınılmaz görünmektedir. Aksi halde bölgedeki jeopolitik dönüşümler, projenin uygulanabilirliğini daha da zorlaştıracaktır.”

Güven sorunlarını çözmeden mümkün görünmüyor

Özetle Bahçeli’nin “TRÇ ittifakı” önerisi, Türkiye’nin dış politikadaki yönelim tartışmalarını yeniden gündeme taşısa da Batı’ya bağımlılık ve güven inşasını etkileyen önemli sebepler var. Bu Türkiye’yi cazip bir lojistik merkez olmaktan çok riskli bir ortağa dönüştürüyor. Bahçeli’nin çıkışları gibi anlık, stratejik zeminden yoksun söylemler ise Türkiye’yi yatırımcı gözünde daha da öngörülemez bir ortak haline getiriyor. Eğer Ankara, Çin ile güven sorunlarını çözemezse, yatırımlar fiiliyatta başka coğrafyalara ve daha “öngörülebilir” ülkelere akmaya devam edecek

KAYNAK : https://thecradleturkiye.com/articles/turkiye-neden-kusak-ve-yolun-bir-parcasi-olamiyor?fbclid=I

Share
1569 Kez Görüntülendi.