Son Dakika



Abdulcelil KARAKAŞ(Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi Başkanı-Almanya )
Çin emperyalizminin siyasi vampirizm içerikili, acımasız ve vahşi yüzü ; Uygur sığınmacı Ahmetcan Ahat’ın ibretlik ve dramatik hayatı ile acı ölümü ile bir kez daha gündeme geldi. Çin Komünist Partisi (ÇKP)rejiminin işgalindeki Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlar başta diğer Türk halklarına karşı yürüttüğü baskı,zulüm ve sistematik etnik ayırımcılık ve soykırım uygulamaları tüm bir halkın çektiği acı ve ıstırabı ile sınırlı kalmadı. İşlediği bu insanlık dışı uygulamalar/suçlar Çin’in Doğu Türkistan halkına yönelik siyasi ve toplumsal kontrolünü güçlendirmek için kurguladığı jeopolitik ve ideolojik bir mekanizmanın bir parçası olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya koydu. Çin’in bu baskı zulüm ve işkenceleri ile insanlık ve ve soykırım cinayetlerini sadece kendi ülkesinde yaşayan Uygurlara değil, dünyanın neresinde olursa olsun yurtdışında yaşayanlara karşı işlediği ve bu sınır aşan baskı ve zulüm uygulamaları ile diaspora’da yaşayan Uygurlarının da siyasi çaresizliğe mahkûm ettiğini ortaya koymuştur.
Geçtiğimiz günlerde sığınmacı olarak bulunduğu Bosna-Hersek’te hayatını kaybeden Ahmetcan Ahat’ın kaderi, bu zulmün siyasi doğasını ve Uygurların kendilerinin hak ve hukukunu koruyacak bir bağımsız devletlerinin(devletsizlik) sebebiyle maruz kaldığı aşağılanmayı açık ve net olarak ortaya koymuş bulunuyor.
Ahmetcan Ahat’ın bu drematik kaderi ile ibretlik ölümü Uygurların günümüzde esasen uluslararası ilişkiler ve siyasetin kurbanı olduğunu ortaya kaymaktadır. Ahmetcan Ahat, Çin’in Doğu Türkistan’daki bir Toplama Kampında uzun süre tutuklu kalmış acımasız baskı,z ulüm ve işkencelere uğramıştır. Kendisi Çin Kampından kurtularak yurt dışına geldikten sonra tanık olduklarını ve Uygurların günümüzdeki insanlık dışı facialı genel durumunu uluslararası medyaya açıklamalar yaparak ifşa etmiştir. Önce geldiği Türkiye’de medyaya açıklamalar yapmış ve sonrası ise geldiği Çekya Parlamentosu’nda tanıklık yapmıştır. Vatanı ve Milletine yürekten bağlı bir Uygur aydını olan Ahat İşgalci Çin’e karşı siyasi mücadelesini güvenli ve özgür bir şekilde yapabilmek için Avrupa’ya gitmek üzere geldiği Bosna-Hersek’in başkenti Saray Bosna’da rahatsızlığı nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Ahmetcan Ahat’ın facialı ölümü ve sonrasındaki gelişmeler diaspora Uygurlarının sağlam bir siyasi ve hukuki bir korumadan ve zeminden ne kadar yoksun olduğunu göstermektedir. En acı yanı ise, Ahmetcan Ahat’in vefat ettikten sonra 42 gündür naaşının hastane morgunda dondurulmuş halde bekletilmesidir.
Çünkü Ahmetcan Ahat taşıdığı Çin pasaportu sebebiyle cenazesinin toprağa verilebilmesi için Çin büyükelçiliğinin onay vermesi gerekmektedir. Çin Büyükelçiliği ise kendisinin Çin tipi Toplama kamplarında başından geçenler ile Çin’in işgalindeki Doğu Türkistan’daki insanlık ve soykırım suçlarını kendi başından geçen ve tanik olduklarından yola çıkarak bütün ayrıntıları ile dünya medyasına ifşa ettiği için kendisini düşman ilan etmiş ve cenazesinin gömülmesine izin vermemektedir. Bu durum Çin zulmünün sadece yaşayanlara yönelik değil, Çin zulmünden kaçarak yurt dışında ölenlere de olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
Ahmetcan Ahat’ın ülkesindeki hayatı ve Saray Bosna’daki ölümü işgalci Çin rejiminin uluslararası arena ile ülkeler nezdindeki siyasi kontrolü ve baskısının ne kadar derin ve kapsamlı olduğunu açığa çıkarmıştır. Uygurların uluslararası alanda kendilerinin temsil edecek ve temel hak ve hukuklarını koruyacak yetkin bir Kuruluşundan yoksun olduğunu göstermiştir. Uygurlar diasporada da bir ülkenin vatandaşlığına geçerek işgalci Çin’in vatandaşlığından kurtulamadıkları için kaderleri özgür dünyada yaşıyor olsalar dahi Çin’in siyasi iradesine bağlı kalmaktadır. Bu ise devletsiz bir halkın; Uygurların ne kadar güçsüz ve çaresiz olduğunun gösteren acı bir gerçektir. .
Bu acı olay aynı zamanda devletsiz ve sahipsiz Uygurlara karşı uluslar arası sistemin siyasi aşağılanmasının zirveye ulaştığini gösteriyor.Uygurların kendilerine sahip çıkacak ve temel insanı haklarını koruyacak bağımsız bir devletlerinin mevcut olmaması, Çin zulmünün devam etmesindeki en büyük sebeplerin başında gelmekte ve bu durum Uygurları uluslararası hukuk ve diplomaside koruyacak hiçbir siyasi araçtan yoksun bırakmaktadır. Ahmetcan Ahat’ın cenazesinin toprağa verilebilmesi için Çin büyükelçiliğinin iznine muhtaç olunması, bu siyasi zemin yoksunluğunun en açık kanıtıdır. Uluslararası hukuka göre, Uygurların hangi ülkede yaşarlarsa yaşasınlar, taşıdığı pasapat sebebiyle Çin vatandaşı olarak kabul ediliyor ve bu vatandaşlık onları Çin’in siyasi kontrolünden da kurtaramıyor.
Buradaki eh önemli siyasi mesele şudur: Çin, uluslararası toplumdaki ekonomik ve siyasi nüfuzunu kullanarak Uygurların haklarını savunmaya yönelik her türlü çabayı acımasızca bastırmakta bu da Çin’in sınır ötesi baskılarının ülkeler nezdinde ne kadar etkili olduğunun bir kanıtıdır.

Ahmetcan Ahat’a Yönelik yersiz ve Olumsuz İddialar
Diasporada özellikle merhumun bir süre kaldığı Türkiye’de Ahmetcan Ahat’a yönelik temelsiz iddialar, asılsız şüphe ve dışlama başta bazı olumsuz bu algıların Çin işgal rejiminin yıllardan beri Uygur toplumuna karşı sosyal ve siyasi baskısının attığı fitne fesat tohumlarının Uygur toplumu üzerindeki bir yansıması olduğunu düşünüyoruz. İşgalci Çin rejiminin onlarca yıllardan beri Uygurların bir araya gelmemeleri ve birlik ve beraberlik içinde olmalarını engellemek için yürüttükleri şüpheci ve güvensizlik yaratma sinsilikleri ülke içinde ve dışında yaşayan Uygur toplumunu kişisel olarak yalnızlaştırma ve bu yöntemle onları siyasi açıdan bölme politikalarının bir sonucu olduğunu hepimiz görüyor ve biliyoruz elbette. Uygur Türkleri olarak en kısa zamanda Çin işgal rejiminin bu aşağılık ve lanetli algı oluşturma sinsice ayrıştırma uygulamalarından bir an önce kurtulmamızın ne kadar önemli olduğunun bilincinde olmalıyız.
Uygurlar için Uluslararası toplumun rolü ve sorumluluğu gerçekten çok önemlidir. Uluslararası toplum, özellikle Türk İslam ülkeleri başta Batılı ülkeler, Çin’in Uygurlara yönelik baskı ve zulmüne karşı koymada çoğunlukla kayıtsız ve sessiz kalmayı sürdürmektedir. Bu sessizlik, Çin’in ekonomik gücü ve jeopolitik nüfuzu sebebiyle olduğu açıktır.
Ahmetcan Ahat’ın bu ibret dolu ve acıklı kaderi şunu bize göstermektedir ki, İşgalci Çin ‘in Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlar başta diğer tüm Türk halklarına yönelik baskı, zulum ve soykırım cinayetlerine karşı cesaretle ve topyekün mücadele edilmediği taktirde, Çin’in bu insanlık dışı uygulamaları sadece Doğu Türkistan’la sınırlı kalmayacağı ve ileride yurt dışında yaşayan biz Uygurların hayatı için de tehdit oluşturabilecektir.
Uluslararası Toplum Uygurlara Kendilerini Temsil Hakkı Vermeli
Uluslararası toplum, Diasporada yaşayan Uygurların temel insanı haklarını koruma ve bu çaresiz ve sahipsiz durumunu ortadan kaldırmak için onlara temsil hakkı tanımalı ve onlara koruma da sağlamalıdır. Uygurlar ancak, bu koruma ve temsil haklarını kullanarak Çin’in bu sınır ötesi başta diğer çeşitli sistematik baskı ve zulmüne karşı kendilerini koruyabileceklerdir. Ülkelerin Uygurlara karşı ilgisi ve duyarlılığı onların uluslar arası hukuk veya insan hakları bağlamında kendilerine tanıklık yapmak veya bilgi aktarmakla sınırlı kalmamalıdır. Uluslar arası toplum ve özellikle batılı ülkeler Çin’in insan hakları ihlalleri ve soykırım uygulamalarını durdurması için aynı zamanda Çin’e karşı ekonomik ve diplomatik baskı ve yaptırımlar uygulamalıdır.
Uluslar arası Toplum Uygurlara Sahip Çıkmalı
Uluslar arası toplum ve ülkeler Çin’in insan hakları ihlallerine karşı bazı tedbirler ve yaptırımlar uygulaman yanında Çin’in baskı ve zulmünden kaçarak özgür dünyaya gelebilen şanslı Uygurlara sığınma hakkı tanımalı ve onların ihlal edilen temel insan haklarının elde edilmesi için ulusal ve uluslar arası platformlarda seslerini duyurabilmeleri için Uygun ortam yaratmalı ve fırsatlar tanımalıdır.
Muhacerette yaşayan Uygurların temel insan haklarını arama ve elde etme mücadelesi, aynı zamanda daha açık ifadeyle, anavatanlarının ve mazlum halkının özgürlük, milli şeref ve haysiyetlerini koruma meselesine dayanmaktadır. Uygurların Ahmetcan Ahat’ın acı kaderinden çıkaracağı en büyük ve önemli dersler şu olmalıdır :
Yolundaki ve karşılığı olmayan mesnetsiz iddiaların ve görüşlerin hiç biri biz Uygurların hak arama mücadelemizde asla yeri yoktur ve geçerli değildir.
Uygurların Mücadelesi Özgürlük ve Bağımsızlık İçindir
Biz Doğu Türkistanlıların ; Uygurların ve yüzlerce yıldan beri birlikte kardeşçe yaşadığımız diğer kardeş Milletlerin mücadelimizdeki esas amaç Halkımızı özgürlüğe ve ülkemizi de eskiden olduğu gibi tekrar bağımsızlığa kavuşturmaktır.
Çin’e karşı vermekte olduğumuz mücadele, sadece ülkemizin genel durumu ve halkımızın çiğnenen temel insanı hakları bağlamında uluslarrası toplumu bilgilendirmek, Çin’in baskı ve zulmü hakkında tanıklık etmek ve Çin’in insanlık suçlarını ifşa etmek değildir. Bizim mücadelemizin esas hedefi Milletimizin fertleri arasında birlik, beraberlik ve işbirliğini bir an önce sağlayarak demokrasi, insan hakları başta diğer tüm uluslar arası haklardan ve ilişkilerin imkanlarından yararlanarak yasal insanı haklarımızı kullanarak özgür ve bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyetimizi tekrar kurmaktır.
Günümüzde Uygurlar arasındaki güvensizlik ve bölünmüşlüğü, İşgalci Çin toptan yok etme politikasının bir parçası olarak görmektedir. Uygurlar arasında bir birimize karşı bu güvensizliği aşmak, Uygurların kendi aralarında birlik ve beraberliği sağlamak sağlım bir sosyal ve siyasi bir zemin oluşturulmasıyla ancak mümkün olabilecektir.

Ahmetcan’ın Vefatı Özgürlük ve Bağımsızlık mücadelenin Ne Kadar Önemli Olduğunu Göstermektedir.
Merhum Ahmetcan Ahat’in dramatik hayatı ve ölümü Çin işgal rejiminin Doğu Türkistan Türklerine yönelik baskı, zulüm etnik soykırım başta diğer insanlık suçlarına siyasi karşı mücadelemizi güçlendirmemizin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu göstermektedir. İşgalci Çin’in bu baskı ve zulümlerine karşı koymak ve durabilmek için Uygur Türkleri acil, ivedi ve öncelikli olarak birlik ve beraberliğimizi güçlendirmemizin ne kadar önemli olduğunu ortaya sermektedir. .
Ahmetcan’ın naaşı hâlâ hastanede morgda beklerken, Uygurlar özgürlük ve temel insanı haklarını arama ve elde etme mücadelesine hiç ara vermeden yılmadan ve bıkmadan büyük bir özveri ile aynı şekilde sürdürmelidir. Ahmetcan Ahat’in kaderi aynı zamanda hepimiz için de geçerlidir aslında. Ahmet Ahat’ın acıklı hayatı ve vefatı Kendimize, onurumuz ve haysiyetimize sahip çıkmak için özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinin önemini bir kez daha bizlere hatırlatmaktadır.
Uygur Türkleri ve Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi(ETİC) olarak: merhum Biz Ahmetcan Ahat’a söz veriyoruz : “ Halkımızın özgürlüğü ve ülkemizin bağımsızlığı yolundaki mücadelemizden asla dönmeyeceğiz ve mücadelemizi sarsılmaz bir imanla sürdürmeye devam edeceğiz. Esaret altındaki bir hayattan şerefli ve haysiyetli bir ölümün daha hayırlı olduğuna yürekten inanıyoruz. Merhuma Allah’tan rahmet, mağfiret ve kendisine şahadet mertebesi lütfetmesini niyaz ediyoruz.
BENZER HABERLER