logo

trugen jacn

KAMP MAĞDURU SAYRAGÜL: ÇİN,KAMPLARDAKİ MİLYONLARCA TÜRK’E İŞKENCE YAPIYOR

Sayragül Savutbaykızı  Doğu Türkistanlı bir Kazak Türkü  bir Tıp Doktoru ve  Eğitimci .Doğu Türkistan’ın Kazakistan sınırındaki İli vilayetinde yaşayan  bir Kazak Türkü ailesinde dünyaya gelmiştir. Öğretmen olarak çalışmakta iken,Çin işgal yönetimince Doğu Türkistan’da  kurulan bir Çin tipi Toplama kampına tutuklulara Çince öğretmesi için görevlendirilmiştir.  Ancak, Toplama Kampındaki tutuklu Uygur,Kazak ve diğer azınlık olduğu iddia edilen Müslüman Türklere yapılan baskı, zulüm ve insanlık dışı zulüm ve işkencelere dayanamadı ve  komşu Kazakistan sınırını geçerek   bu ülkeye sığında. Ancak, Kazakistan polisi sınırı kaçak geçtiği suçlaması ile  kendisini tutukladı. Bir süre tutuklu kaldıktan sonra Yarkent İlçesi Mahkemesince serbest bırakıldı. Ancak,  kendisine Çin’in baskısı  günden güne artarak devam etti ve can güvenliği tehlikeye girdi. Bunun üzerine İsveç Krallığına iltica etti. Bu ülkede uluslararası medyaya Çin’in toplama Kamplarındaki tanık olduklarını ve Doğu Türkistan’daki  insan hakları ihlallerini ve Çin’in akıl almaz ve insanlık dışı işkencelerini  ifşa ederek   dünya gündemine taşıdı.  Alman yazar  Alexandra Cavelius’a Doğu Türkistan’daki Çin Toplama Kamplarında tanık oldukları ile başından geçenleri  anlatarak  “Die Kronzeugin/Baş Tanık ” (Kazak Türkçesi ile Bas Guvager Uygur Türkçesi ile Açkuçluk Guvahçı) adı ile kitaplaştırdı.  Anılara Almanca, İngilizce,Fransızca, İsveç ve Norveç dillerinde de yayınlandı.  Savutbaykızı’nin Almanca çıkan bu anılarını Pegasus Yayınları  yakında   Türkçe ile yayınlanacak.  Bu  yazı, www.fr sitesinde  kitabının tanıtımı  için kendisi ile  yapılan bir  raportajini içermektedir.  

Sayragul Sauytbay, Sayragul Sauytbay ve Alexandra Cavelius'un "Die Kronzeugin" kitap tanıtımı için düzenlediği basın toplantısı vesilesiyle.

UYGUR HABER VE ARAŞTIRMA MERKEZİ(UYHAM)

Sayraül Savutbaykızı  Doğu Türkistan’da doğan Kazak asıllı bir Müslüman Türk’tür. Kendisi bir eğitimci ve öğretmen iken,  Çinli yetkililer bu Kazak Türkü öğretmeni  bir gözaltı merkezine(Toplama Kampına) tutuklulara Çince öğretmesi için görevlendirmiştir.  O, öğretmen olduğu Toplama Kampında   çok dehşet veerici ve acımasız zulüm ve baskı uygulamalarına  tanık olmak zorunda kaldı.  Kamp Öğretmeni Sayragül Savutbay Çinli Polis ve askerlerin  kamplardaki  Türk tutuklulara  yaptığı  insanlık dışı işkenceleri  bizzat şahit oldu,

Çin’in ” İdeolojik ve Mesleki Eğitim Merkezi ” adı altında gizlediği bu Çin tipi Naz /Toplama kamplarında  tutuklulara yaptığı işkence türlerinin bazılarını  şöyle sıralıyor :

  1.  Tutuklunun Kafasına siyah bir çuval geçirip  tüm bir gününde böyle tutarak işkence etmek(Yattığı Koğuşlardan  yeniden eğitim merkezine  kadar)
  2. Kadın tutukluları Zorla kısırlaştırmak,  İtiraz edenlere dayak ve diğer işkenceler yapma

Sayragül Sauytbay  ve diğer kamp mağdurları ile araştırmacılar ve , çeşitli kaynaklara göre, Çin’in Doğu Türkistan genelinde açtığı yüzlerce olduğu tahmin edilen bu Çin tipi Toplama kamplarında de çoğu Uygurlar  olmak üzere yaklaşık 1-3 milyon   arasında  Türk asıllı insanın tutulduğu tahmin ediliyor. Bu Toplama kamplarında  yüz binlerce insan  çeşitli şekillerde işkence görüyor,  kadın tutuklular  cinsel taciz ve tecavüze uğruyor,üstelik bunlar aşağılanarak  ve öldürülüyor.

Sayragül Savutbay kızı Batı’ya sığınmacı olarak gelmiş bir siyasi mülteci  olarak hayat hikayesini bu cümleler ile  anlatıyor.

Uygurlar,  çok kadim tarihlerden beri günümüzde  işgalci  Çin’in Şinjiang olarak adlandırdığı Türklerin ise Doğu Türkistan olarak  bildiği Türkistan’ın doğu  bölgesinde yaşayan, Türkçe konuşan bir etnik gruptur. Ülke 1949’da Mao Liderliğindeki Çin Kızıl Onduusunca Ekim 1949’da işgal edilmiş ve 1955’de Sözde Uygur Özerk Bölgesi statüsü verdığını  açıklamıştır.  Üleekede yaşayan ve Çin’in azınlık olarak tarif ettiği bu halk’ın resmi statüsü ise, Özerk bölgede yaşayan Uygur azınlıktır.  Uygur bölgesinde  tahmini olarak  15 milyon Uygur’un çoğu şu anda güneydeki   Tarım Havzasında yaşıyor. 1949’dan bu yana ÇKP’li  yöneticiler,  bölgede  etnik dışlayıcı ve  saldırgan bir yerleşim politikasıyla bölgede 1949’da % 5 olan  Han Çinlilerinin oranını  % 40’a çıkarmıştır. Uygurlar ise   2017’de kendi ülkelerinde neredeyse  Çinli nüfus ile eşit hale gelmiştir. ÇKP Yönetiminin kayırıcı uygulamaları sonucunda Çinli göçmenlerin  siyasi, kültürel, sosyal ve ekonomik  olarak Müslüman  Uygurlara  karşı  baskıları günden güne artmaktadır.

Çin tüm Uygurlardan pasaport alıyor

Sayragül Savutbaykızı  genç bir kadın olarak tıp fakültesini tamamladı ve bir hastanede  bir süre çalıştı. Daha sonra mesleğini değiştirerek öğretmenlik yapmaya karar verdi. Çünkü,o insanlara  yeni bir şeyler anlatmak ve öğretmekten çok zevk alıyordu. Sonraları  toplamda beş anaokulu  açarak işletti. Mesleki  yönden  güvenli bir yaşam görüntüsü vermesine rağmen, o ve  kocası bu durumdan rahat ve mutlu değillerdi. Kocası   iki çocuğuyla birlikte ana yurdunu terk ederek  komşu Kazakistan’a  göç etti. Kendisi de Eşi ve çocuklarının yanına taşınmak  niyetinde idi. Ancak,  2014’te Çinli yetkililer memurların pasaportlarına el koymaya başladı. Kendisinin pasaportu de elinden alınmıştı. Sayragül Sauytbay, umutlarını Kazakistan’daki ailesine katılmak  için  bir çıkış vizesine bağladı. Ancak,bu arzusuna asla kavuşamadı. Sayragul Sauytbay Toplama Kamplarında bir öğretmen olmasına rağmen, aslında tutuklularla  da aynı şeyleri (baskı,zulüm ve işkenceleri)birlikte yaşamak zorunda kaldığını belirtiyor ve onlara yapılanlar karşısında büyük şok yaşadığını ifade ediyor. O.kamplardaki öğretmenlik hayatının ilk devresinde   biraz tereddüt  yaşadıktan sonra komşu  Kazakistan’a kaçmaya karar veriyor.

İsrail Hartz Gazetesine Konuşuyor

Sayragül  Savutbaykızı İsveç’e sığındıktan sonra da Çin’in kendisi ailesine yönelik şantaj ve tehditleri devam etti. Bütün bunlara rağmen O, İsrail gazetesi Haaretz’e  Toplama Kamplarında şahit oldukları ile bizzat  yaşadığı acıları anlatmayı kabul etti.

Sauytbaykızı, İsrail Haaretz’e verdiği  raportajinda  şunları anlatıyor : “2016’nın sonunda  Çin polisleri özellikle  geceleri insanları gizlice tutuklamaya başladı. Sosyal ve politik olarak güvensiz bir dönem yaşanmaya başladı. Bütün kamusal yaşam alanlarına kameralar yerleştirildi; güvenlik güçlerinin sayıları arttırıldı.  bölgede yaşayan Han Çinlilerinden hariç  tüm azınlık gruplarından DNA örnekleri alındı ​​ve telefon SIM kartlarımıza el konuldu. Bir gün üst düzey yetkililerin bir toplantısına davet edildik. Orada belki 180 kişi vardı. Bu kişiler  Hastanelerde ve okullarda çalışan kamu görevlileri idi.   Bu toplantıda Çinli bir yetkili gizli olduğunu belirttiği  bir belgeyi okudu. Belge’de (gizli Genelge’de)  ÇKP Yönetiminin  bölgedeki durumu istikrara kavuşturmak için yakında  tüm azınlık halklara yönelik  ” Yeniden eğitim merkezlerinin (Toplama Kamplarının) açılacağını duyurdu.

Uygurlar ve diğer azınlıklar “yeniden eğitim kamplarına” getiriliyor

Sauytbay’a göre bu kamplar acımasız yerler. Açıklaması: Bir seferde yirmi mahkum, orada küçük bir odada yaşıyor. Kelepçeli, kafaları kazınmış ve her hareketi tavan kameralarıyla izleniyor. Odanın köşesindeki bir kova ortak tuvalet olarak hizmet vermektedir. Gün sabah 6’da başlar. Tutuklular Çince öğrenmeye zorlanıyor. ÇKP.Propagandası içerikli  şarkılarını  ezberlemeye zorluyorlar. Geçmişte işledikleri suçlarını e öğrenirler ve icat edilmiş günahları itiraf ederler. Yaşları gençlerden yaşlı vatandaşlara kadar değişmektedir. Yemekleri yetersiz: bulutlu çorba ve bir dilim ekmek.

Ve Sauytbay işkence   Çin’in toplama kamplarındaki  tutuklulara  işkenceleri şöyle  anlatıyor ;

  • Vücuda metal çiviler çakmak- Tırnaklar sökmek-  Tutuklulara çeşitli  şekilde elektrik verilerek  yapılan işkenceler
  • Bütün bu işkenceler bunların  “siyah oda” adı verilen bir işkence odasında gerçekleştilir
  •  Tutuklulara sistematik olarak her gün peryotlar halinde yapılan  cezalar.
  • Bu cezalar tutukluların Kamptaki hayatının günlük bir parçasıdır.
  • Tutuklulara bilinmeyen çeşitli ilaçlar zorla verilir ve bilinmeyen öğneler yapılırdı.
  • Mahkumlar hap almaya zorlanır ve iğne yapılır.
  • Bu tedavilerin  tutukluların  hastalıktan korunması ve  önleme amaçlı olduğu söylenir.
  •  Tutuklulara zorla  verilen bu ilaçlar  ve onların iradesi dışında yapılan iğneler aslında  tıbbi deneylerdir.
  • Tutukluların üzerinde yapılan bu tıbbı deneyler sonrasında  tutukuluların ekserisi  psikoloji rahatsazlıklara    düçar  olurlardı.
  •  Genç erkek  ve kadın tutuklular zorla kısırlaştırılıyordu.
  •  Kadın tutuklular ise sistematik ve düzenli olarak  cinsel taciz ve tecavüze uğruyorlardı. .

Bir açık hava ve yazı görseli olabilir

Sayragul Sauytbay Toplama Kampında Maruz Kaldığı  Zulüm ve İşkenceleri  anlatıyor

Çin Toplama Kampı eski öğretmeni  Çin zulmünün mağduru ve tanığı Sayragül Sauytbay Çin yönetiminin yurt dışında bulanan Uygur,Kazak ve diğer azınlık olarak tanımladığı  Türklerin ülkelerine geri dönmelerini istediği  istediğini,ancak Çin’e güvenerek geri dönenlerin ise daha ülkeye girişinde göz altına alınarak kamplara hapsedildiğin belirtiyor. Bu durumu kendisinin sürekli aklında tuttuğunu  Toplama Kampından serbest kaldıktan sonra   Kazakistan’da yaşayan kocası ve çocuklarıyla teması  kesildi.Çin yönetimi telefon internet vediğer iletişim kanallarını tümden  engellemişti. Ailesi Çin’in çağrısına rağmen geri dönmeyince bu kez Çin yönetimi  bunun sebebi olarak kendisine yöneldi ve suçlamalarda bulunmaya başladı.   Defalarca göz altına alarak  geceler boyunca  sorguladılar ve hayatında   asla işlemediği suçları itirafa zorladılar. Üzerine çeşitli  suçlar  atarak kendisini suçladı. Hayatı karartıldı ve özgürlüğü kısıtlandı.

Çok Güçlü Olmam ve Bu baskılara Dayanmam Gerekiyordu

Yaşadığı İsveç’in başkenti Stockholm’de  dünya medyasına açıklamalar yaparak Doğu Türkistan’daki soykırım cinayetlerini sürekli gündemde tutmak için  çaba harcayan Savutbaykızı  sözlerini şöyle devam ettiriyor :  ” Bu sıkıntılı ve zor durumlara dayanabilmek ve bundan  kurtulabilmem için  güçlü olmam gerekiyordu. Her gün uyandığımda hala hayatta olduğum için Tanrı’ya şükrediyordum. 2017 yılının sonlarında durum daha da kötüleşti ve2017 yılının Kasım ayında, şehrin bir banliyösündeki  bir adrese  gelmem ve ifade vermem  emredildi. Belirlenen yere  gittim ve geldiğimi haber verdim. Daha sonra beni  üniformalı dört silahlı  Çin askeri  başıma siyah torba geçirerek bir araca  bindirdiler. Bir saatlik araba yolculuğundan sonra  bilinmeyen bir yere geldik. Daha sonra burasının “yeniden eğitim kampı” olduğunu öğrendim. Bu kamap daha sonraki aylarda bir Hapishane Kompleksine dönüştürülecekti. Bana   Kamptaki tutuklulara Çince öğretmek için  buraya götürüldüğümü  söylediler.Hemen  ardından  bana bir belge imzalattılar. Belgede yapacağım işler( Görevlerim) ile Toplama Kampında uyacağım kamp kurallarının bir listesiydi.

Kampta, Sayragul Sauytbay tutuklulara eğitim vermeye zorlandı.

Sauytbay, “İmzalamaktan çok korktum” diye hatırlıyor. “İşimi yapmazsam veya kurallara uymazsam ölüme mahkum edileceğimi söyledi. Belge, mahkumlarla konuşmanın, gülmenin, ağlamanın veya birinin sorularına cevap vermenin yasak olduğunu söyledi. İmzaladım çünkü başka seçeneğim yoktu ve sonra bana bir üniforma verildi ve beton yatak ve ince plastik bir şilte ile küçük bir yatak odasına konuldu. Tavanda beş kamera vardı – her köşede bir tane ve ortada bir tane.”

Sauytbay, öğretmenlik görevi verilmeyen diğer tutukluların daha katı koşullarla karşı karşıya kaldığını bildirdi. “16 metrekarelik bir odada neredeyse 20 kişi vardı. Odalarında da kameralar vardı. Her odada tuvalet olarak plastik bir kova vardı. Her mahkumun tuvaleti kullanmak için günde iki dakikası vardı ve kova günde sadece bir kez boşaltıldı. Doluysa, ertesi güne kadar beklemek zorunda kaldınız. Mahkumlar üniforma giydi ve kafaları traş edildi. Yazmak zorunda olduğu zamanlar dışında bütün gün elleri ve ayakları kelepçeliydi. Uykularında bile bağlıydılar ve sağ taraflarında uyumak zorunda kaldılar – arkasını dönen herkes cezalandırıldı. “

Sauytbay’ın Uygurca veya Kazakça konuşan mahkumlara Çin ve komünist propaganda şarkıları öğretmek zorunda kaldığını bildiriyor. Bütün gün onlarlaydı. Günlük rutin sabah 6’da başladı. Yetersiz bir kahvaltının ardından Çince dersi yapıldı, ardından tekrar ve ezber yapıldı. Propaganda şarkılarını öğrenmek ve afişlerden sloganlar okumak için belirli saatler vardı: “Çin’i seviyorum”, “Komünist Parti sayesinde”, “Çinliyim” ve “Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’i seviyorum”.

Kamplarda tutulanlar ya günahlarını itiraf etmeli ya da cezalandırılmalı

Sauytbay, öğleden sonra ve akşam saatlerinin suç ve ahlaki ihlallerin itirafına ayrıldığını söyledi. “Saat 16:00 ile 18:00 arasında öğrenciler günahlarını düşünmek zorunda kaldılar. Dini uygulamaları gözlemlemek ve Çin dili veya kültürünü bilmemekten ahlaksız davranışlara kadar hemen hemen her şey günah olarak kabul edilebilir. Yeterince ciddi olan günahları hatırlamayan veya en azından onları telafi etmeyen mahkumlar cezalandırıldı. “

Sauytbay, akşam yemeğinden sonra bu günahların tartışmasının devam ettiğini hatırlıyor. “Öğrenciler yemeğini bitirdiğinde, elleri havada duvarın önünde durup suçlarını tekrar düşünmek zorunda kaldılar. Sabah 10’da günahlarını yazmak ve sayfaları sorumlulara devretmek için iki saatleri vardı. Günlük rutin aslında gece yarısına kadar sürdü ve mahkumlara bazen geceleri nöbet görevi verildi. Diğerleri gece yarısından altıya kadar uyuyabilirdi.”

Sauytbay, kampta yaklaşık 2.500 tutuklu olduğunu tahmin ediyor. Tanıştığı en yaşlı kişi 84 yaşında bir kadındı; en küçüğü 13 yaşında. “Orada okul çocukları ve işçiler, iş adamları ve yazarlar, hemşireler ve doktorlar, sanatçılar ve kasabaya hiç gitmemiş basit çiftçiler vardı.” Koşullar insanlık dışıydı: “Odalar soğuktu. Başkalarıyla iletişim kurmak yasaktı. Erkekler ve kadınlar yaşam alanlarında ayrıydılar, ancak gün boyunca birlikte okudular. Her durumda, her yerde her şeyi izleyen polis memurları vardı. “

İşkence odasında insanlık dışı sahneler var

Stavrou, Sauytbay’a yiyecek ne var diye sordu. Cevabı: “Günde üç öğün yemek vardı. Tüm yemekler, sulu pirinç veya sebze çorbası ve küçük bir dilim Çin ekmeği içeriyordu. Cuma günleri et veriliyordu ama domuz etiydi. Tutuklular, dinsel olarak itaatkar olsalar ve domuz eti yemeseler bile onu yemeye zorlandılar. Reddetme ceza getirdi. Yemekler kötüydü, yeterli uyku yoktu ve hijyen berbattı. Sonuç mahkûmların ruhsuz bedenlere dönüşmesi oldu.”

Sauytbay, kamp komutanlarının bir işkence odası kurduğunu, mahkumların hakkında açıkça konuşulmaması nedeniyle “kara oda” olarak adlandırdıklarını söylüyor. “Her türlü işkence vardı. Bazı mahkumlar duvara asıldı ve elektrikli coplarla dövüldü. Çividen yapılmış bir sandalyeye oturmak zorunda kalan mahkumlar vardı. Bu odadan kanlar içinde dönen insanlar gördüm. Bazıları tırnakları olmadan geri döndü. “Böyle bir işkencenin nedeni önemsizdi:” Mahkumlar her şey için cezalandırıldı. Kurallara uymayanlar cezalandırıldı. Çinceyi düzgün öğrenmeyen veya şarkı söylemeyenler de cezalandırıldı.”

Sayragul Sauytbay böyle bir hikayeyi hatırlıyor: “Size bir örnek vereceğim. Kampta tutuklanmadan önce çobanlık yapmış yaşlı bir kadın vardı. Yurt dışından biriyle telefonda konuştuğu iddiasıyla kampa götürüldü. Ama o sadece telefonu olmayan bir kadındı, aynı zamanda onu kullanmayı bile bilmeyen bir kadındı. Mahkumların doldurması gereken günahlar tarafında, suçlandığı telefon görüşmesinin hiç yapılmadığını yazdı. Yanıt olarak, hemen cezalandırıldı. Geri döndüğünde onu gördüm. Kan içindeydi, tırnakları yoktu ve derisi hırpalanmıştı.”

Çin “yeniden eğitim kamplarında” insan deneyleri yapıyor

Sauytbay kendisi bir kez cezalandırıldı. “Bir gece yaklaşık 70 yeni mahkum kampa getirildi” diye hatırlıyor. “Bunlardan biri, tutuklanması sırasında ayakkabılarını giymeye bile zaman verilmeyen yaşlı bir Kazak kadındı. Benim de Kazak olduğumu anladı ve benden yardım istedi. Onu oradan çıkarmam için yalvardı ve bana sarıldı. Sarılmasına karşılık vermedim ama yine de cezalandırıldım. Dayak yedim ve yemeğim iki gün alıkonuldu.”

Ve sonra insan deneyleri meselesi vardı. “Hapların farklı etkileri oldu. Bazı mahkumlar daha sonra bilişsel olarak zayıfladı. Kadınların regl olmayı bıraktığı ve erkeklerin kısırlaştığı söyleniyor. ”Öte yandan, gerçekten hasta olan tutuklular ihtiyaç duydukları tıbbi bakımı alamayacaklardı. Sauytbay, tutuklanmadan önce hemşire olan diyabetik genç bir kadını hatırlıyor. “Diyabeti daha akut hale geldi. Artık ayakta duracak kadar güçlü değildi. Yemek bile yiyemedi. Bu kadın hiçbir yardım veya tedavi görmedi. Tutuklanmadan önce beyin ameliyatı geçirmiş başka bir kadın daha vardı. Haplar için reçetesi olmasına rağmen onları almasına izin verilmedi.”

Sauytbay, kamptaki kadınların kaderinin özellikle zor olduğunu söylüyor: “Polis her gün güzel kızları yanlarına aldı ve bütün gece odalara geri dönmediler. Polisin sınırsız yetkisi vardı. İstediklerini alabilirlerdi. Toplu tecavüz vakaları da oldu. Ders verdiğim derslerden birinde bu kurbanlardan biri ders başladıktan yarım saat sonra geldi. Polis oturmasını emretti ama oturmadı, bu yüzden onu ceza için kara odaya götürdüler.”

Kampta yüzlerce tutuklunun gözü önünde toplu tecavüz olayı yaşanıyor

Gazeteci Stavrou’ya göre Sauytbay, kamptaki zamanının en karanlık hikayesini anlatırken yüzünü gözyaşlarıyla doldurdu. “Bir gün polis bize yeniden eğitimimizin başarılı olup olmadığını, düzgün gelişip gelişmediğimizi kontrol edeceklerini bildirdi. Kadın erkek 200 mahkûmu dışarı çıkardılar ve kadınlardan birinden günahlarını itiraf etmesini istediler. Önümüzde durdu ve kötü bir insan olduğunu söyledi ama şimdi Çince öğrendiğine göre daha iyi bir insan oldu.”

Ama sonra: “Konuşmasını bitirdiğinde, polis ona soyunmasını emretti ve herkesten önce ona birer birer tecavüz etti. Ona tecavüz ederken nasıl tepki verdiğimizi kontrol ettiler. Başını çeviren, gözlerini kapatan, kızgın ya da şok olmuş görünenler götürüldü ve onları bir daha hiç görmedik. Berbattı. Ona yardım edememenin çaresizliğini asla unutmayacağım. Ondan sonra geceleri uyumakta zorlandım.”

Çin kamplarındaki diğer mahkumların tanıklığı, Sauytbay’ın raporuna benziyor. Kafasına siyah bir çuval geçirilerek adam kaçırma, prangalar içinde yaşam ve bilişsel gerilemeye ve kısırlığa neden olan ilaçlar. Sauytbay’ın cinsel saldırı raporları, Washington Post ve Independent tarafından yayınlanan diğer eski mahkumların raporlarıyla desteklendi. Birçok kadın tecavüze uğradıklarını, diğerleri ise zorla kürtaj ve doğum kontrol haplarının kullanıldığını söyledi.

Sayragul Sauytbays serbest bırakıldı ve hemen kampa geri dönmesi bekleniyor – bir mahkum olarak

Örneğin, dört yıldır kamplarda tutulan ve şu anda Türkiye’de yaşayan 30 yaşındaki Uygur bir kadın olan Ruqiye Perhat, gardiyanlar tarafından birden fazla tecavüze uğradığını bildirdi. Daha sonra iki kez hamile kaldı ve gebelikler iki kez zorla sonlandırıldı. Washington Post’a verdiği demeçte, “35 yaşın altındaki herhangi bir kadın veya erkek tecavüze uğradı ve cinsel saldırıya uğradı” dedi.

Sayragul Sauytbay’ın hikayesi Mart 2018’de şaşırtıcı bir hal aldı. Önceden haber verilmeksizin serbest bırakılacağı konusunda bilgilendirildi. Yine kafasına siyah bir çuval geçirildi ve tekrar bir araca tıkıldı. Ama bu sefer eve getirildi. Başlangıçta görev açıktı, diyor ki: Aksu’nun kendi bölgesindeki beş anaokulunun müdürü olarak önceki görevine devam etmesi gerekiyordu ve yaşadıkları hakkında tek kelime etmemesi talimatı verildi.

Ancak serbest bırakılması ve sorgu için geri getirilmesi sadece üç iş günü sürdü. Şimdi vatana ihanetle ve yurtdışındaki insanlarla temasını sürdürmekle suçlanıyor. Onun gibi insanların cezasının yeniden eğitim olduğu söyleniyordu. Ancak bu sefer bir kampta normal bir mahkum olacak ve bir ila üç yıl orada kalması gerekecekti.

Sayragul Sauytbay Çin’den kaçmayı başardı

Sauytbay şöyle devam ediyor: “Kampa gönderilmeden önce, halefime talimat vermek için eve dönmem gerektiği söylendi. O zamanlar çocuklarımı iki buçuk yıldır görmüyor ve çok özlüyordum. Zaten bir kampta olduğum için oradaki hayatın nasıl olduğunu biliyordum. Orada öleceğimi biliyordum ve bunu kabul edemezdim. Ben masumum. Ben kötü bir şey yapmadım. 20 yıl devlet için çalıştım. Neden cezalandırılmalıyım? Neden orada öleyim?”

Kaçmaya karar verdi: “Kendime çoktan ölüm cezasına çarptırılmış olsaydım en azından kaçmayı deneyeceğimi söyledim. Çocuklarımı görebildiğim için risk almaya değerdi. Evimin önünde polisler vardı ve pasaportum yoktu ama yine de denedim. Pencereden dışarı çıktım ve yandaki eve kaçtım. Oradan Kazakistan sınırına bir taksiye bindim ve gizlice geçmeyi başardım. Ailemi Kazakistan’da buldum. Benim hayalim gerçekleşti. Daha büyük bir hediye alamazdım.”

Sayragul Sauytbay Kazakistan’da yeniden tutuklandı

Ama bu onun acı hikayesini bitirmedi. Ailesiyle duygusal olarak yeniden bir araya geldiklerinin hemen ardından, Kazak gizli servisi tarafından tutuklandı ve sınırı yasadışı yollardan geçmek suçundan dokuz ay hapsedildi. Üç kez sığınma başvurusunda bulundu ve üç kez reddedildi. Çin’e iade edilme riskiyle karşı karşıyaydı. Ancak akrabaları birkaç medya kuruluşuyla temasa geçtikten sonra, sonunda İsveç’te sığınma hakkı aldı.

Sauytbay, “Kampı asla unutmayacağım” diyor. “Benden onlar için bir şeyler yapmamı bekleyen mahkûmların bakışlarını unutamam. Sen masumsun. Onların hikayesini, içinde bulundukları karanlığı, acılarını anlatmalıyım. Halkımın barış içinde yaşaması için dünyanın bir çözüm bulması gerekiyor. Demokratik hükümetler Çin Sincan’da ne yapmak durur sağlamak için ellerinden gelen her şeyi yapmalıyız yapıyor. “Çin farklı durumu anlattı. Resmi bilgilere göre Uygurlar “mutlu bir hayat” sürüyorlar . (Mirko Schmid)

Dereceli puanlama anahtarı listelerinin listesi: © Reiner Zensen / Imago

ABD doğruladı ve açıkça eleştirdi zaman bu şartlar Joe Biden aldı hükümet işlerini üzerinde . Dışişleri Bakanı Antony Blinken yönetimindeki Dışişleri Bakanlığı’nın yıllık insan hakları raporu şöyle diyor: “Yıl boyunca, Sincan’daki ağırlıklı olarak Müslüman Uygurlara ve diğer etnik ve dini azınlık gruplarına karşı soykırım ve insanlığa karşı suçlar meydana geldi .”

ABD, insan hakları raporunda kamplardaki insanlık dışı koşulları doğruladı

Rapor, Sincan’daki azınlık gruplarına yönelik soykırımın devam ettiğini ve “bir milyondan fazla sivilin keyfi olarak gözaltına alınmasını veya fiziksel özgürlükten diğer ciddi şekilde mahrum bırakılmasını; Zorla kısırlaştırma, zorla kürtaj ve Çin doğum kontrol politikalarının daha kısıtlayıcı uygulaması ; tecavüz; Çok sayıda keyfi tutukluya işkence; Zorla çalıştırma; ve din veya inanç özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne ve hareket özgürlüğüne acımasız kısıtlamalar getirilmesi.”

Sadece birkaç tutuklu kamplardan çıkmayı ve bugüne kadar hikayelerini anlatmayı başardı. Sayragul Sauytbay yaptı. Ve anlatıyor. Bu nedenle, kamplarda gerçekten neler olup bittiğini ilk elden güvenilir bir şekilde rapor edebilen birkaç kişiden biri. Haaretz gazetecisi David Stavrou, Stockholm’de onunla konuştu. Kamptaki acılardan bahsettiğinde çoğu zaman sakin kaldığını bildirdi. Ancak bazı noktalarda, “korku hikayesinin zirvesinde” diye açıklıyor Stavrou, gözleri yaşardı.

Sincanyasal şekliÇin’in kuzeybatısındaki özerk bölgealan1.665.000 km²BaşkentUrumçi

43 yaşında, Kazak kökenli Müslüman bir kadın ve Çin-Kazak sınırına yakın Moğolküre’de (veya Zhaosu) büyümüş. Açıklaması kulağa kasvetli geliyor: “Ocak 2017’de yurtdışında akrabaları olan insanları almaya başladılar. Geceleri evime geldiler, başıma siyah bir çuval geçirdiler ve beni hapishaneye benzeyen bir yere götürdüler. Kocamın ve çocuklarımın nerede olduğunu ve neden Kazakistan’a gittiklerini öğrenmek isteyen polis memurları tarafından sorguya çekildim. ”Sorgulamanın sonunda kocasına eve gelmesini söylemesi emredildi. Sorgulama hakkında konuşması yasaktı.

KAYNAK : https://www.fr.de/politik/genozid-china-uiguren-interniert-gefoltert-minderheiten-lager-umerziehung-internierung-v
Share
316 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ