logo

trugen jacn

ÇİN’İN 2049 KÜRESEL HAKİMİYET STRATEJİSİ İÇİN MÜSLÜMAN HİLALİ’NİN HAYATI ÖNEMİ

 Prof.Dr.Ali ARSLAN(Kocaeli Ün.Tarih Böl.Öğretim Üyesi)

Çin Komünist Partisi(ÇKP)’nin 1 Temmuz 2021’de zafer edası kutladığı 100’üncü kuruluş yıldönümüne bakmak yerine, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100’üncü yılı için belirlediği stratejik hedefine odaklanmak daha isabetli olacaktır.

Küresel rekabette herkesin dikkatle izlediği Çin‘in 2049 Küresel Hâkimiyet Stratejisi ve problemlerinin tahlil edilmesi tepkisel, taktiksel, siyasal ve stratejik devletler açısından bir zaruret olmalıdır.

Yapılan görkemli kutlama sırasında, daimî lider Şi’nin yaptığı vurgular Çin’in korku ve endişelerinin ipuçlarını vermesi bakımından önemlidir.

Xi Jingping ; ABD’yi kastederek hiçbir devletin Çin’e “tahakküm etmemesi”ni, niyetlenenlerin ise “kafalarını büyük bir çelikten duvara çarpacağını” ifade etmişti. Bu söylem, Çin’e karşı bir tahakküm tehlikesi olduğunun birinci ağızdan izharıdır.

Bu tahakküm ihtimaline karşılık Çin’in içteki en büyük silahının totaliter rejim olduğunu ise; “sadece sosyalizm Çin’i kurtarabilir ve sadece Çin karakterli sosyalizm Çin’i geliştirebilir” cümlesi ile ortaya koymuştur.

Komünist Çin’in Çinliler tarafından yıkılması için en büyük tehlikenin menşeinin Tayvan, Hong Kong ve Macau olduğu; Şi tarafından “Çin’in Tayvan ile birleşmeye sarsılmaz bağlığını koruduğu” ve “yüksek seviyede” özerkliğe haiz Hong Kong ve Macau’nun “bir ülke iki sistem prensiplerini doğru bir tarzda tatbik edilmesinin” gerektiği tarzındaki ifadelerden anlaşılmaktadır.

Şi, Çin’e tahakküm etmek isteyenlerin kafalarını çelikten duvara çarpacakları sözlerine rağmen, Çin’in siyasal bütünlüğü hakkında korku ifade eden söylemi ise “Hiç kimse, Çin halkının ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğü konusundaki kararlılığını, iradesini ve kabiliyetini hafife almamalı” satırları olmuştur.

Bu ifadelerden kast edilen yerlerin tarihî olarak Çin’e ait olmayan Tibet, Çinghay/Gökdeniz, Doğu Türkistan, Kansu, İç Moğolistan, Çin Sınır Seddi’in Kuzeyi ve Mançurya olduğunu belirtelim.

Yeni bir dönemin başladığı dünyada, Çin’in 1949 hedefine uygun küresel hâkimiyet stratejisi ve rakiplerinin Çin’e karşı uygulayacakları stratejik unsurları incelemek gerekmektedir.

Bunu tam olarak kavrayabilmek için de Çin’in tarihten günümüze rakiplerine kısa bir göz atmaması elzemdir.

1- Tarihî olarak Çin’in Asyalı rakipleri

Doğu Asya’nın bilinen tarihinde devlet kuran en eski milletlerinden birisi olan Çinliler, küçük devletçikler halinde yaşadıkları dönemde, Doğu Asya’nın en güçlü devleti Hun Türkleri tarafından kurulmuştu.

Şöyle ki, tarihen sabit olan ilk Çin Devleti M.Ö. 1600 Çin’de Shang Hanedanlığı tarafından kurulmuş ve bu hanedanlık Zhou Hanedanlığı tarafından M.Ö. 1045 devrilerek iktidar el değiştirmişti.

Asyavrupa’nın orta ve batısında Kimmer ve akabinde İskitlerin küresel birer güç oldukları dönemde, Doğu Asya’daki Asya Hun Devleti bu bölgenin de en güçlü devleti idi.

Hunlar, bu üstünlüklerini M.Ö. 318 yılındaki Kuzey Şansi Savaşı’nda Çinlilere de kabul ettirmişlerdi.

Hunlar; Mançurya, daha sonra kurulacak Çin Sınır Seddi’nin kuzeyi, Güney(İç Moğolistan) ve Kuzey Moğolistan (Moğolistan), Kansu ve civarını ele geçirerek Merkezî Doğu Asya Hattı’nda mutlak üstünlük kurmuşlardı.

Hun Türklerinin bu üstünlüğüne karşı, M.Ö. 211’de Qin Shi Huanngdi, Çin prenslikleri tek çatı altında toplamış ve kendini de Çin İmparatoru ilan etmişti.

Özelikle Hunların adı bilinen ilk hükümdarı Tuman (Teoman M.Ö. 220-209) döneminde, Çinliler Çin sınırlarını korumak için 2 bin 200 kilometreyi aşkın Çin Sınır Seddi’ni inşa etmek zorunda kalmışlardı.

Ancak bu tedbirler de, Hunların başına geçen Mete (M.Ö. 209–174)’yi durduramamış ve Mete idaresindeki Hunlar, M.Ö. 200’de Çin kuvvetlerini yenerek Çin’i vergiye bağlamışlardı.

M.Ö. 187’de Mete, Pai-Teng Seferi’nde 100 bin kişilik ordusuyla Çin’in 200–300 bin kişilik ordusunu yenilgiye uğratarak Hunların üstünlüğünü tescil etmişti.

Hun Hükümdarı Kiok(M.Ö. 174–160), MÖ 166’da Çin başkentine giderek Çin yönetim sarayını yıkmıştı.

Doğu Asya ve Merkezi Asya’da devam eden Hun-Çin rekabetinda, Hun Devleti’nin 147-156’da yapılan savaşlar sonunda Sienpiler tarafından yıkılması ile Çinliler üstünlük sağlamışlardı.

Ancak 50 yıl sonra Asya Hunlarının yerini alan Avar Devleti, Çinlilere mağlup etmiş ve bu dönem 458’e kadar sürmüştü.

Bundan sonra Çinlilerin rakibleri sırasıyla; Göktürk Devleti(552-745) ve Büyük Uygur Devleti(745-840) ile Sarı Uygur (840-1028) Devleti ve Tufan Uygur (856-1209) Devleti olmuştu.

Türklerin hem Asyavrupa hem de Asyafrika istikametinde beşerî olarak ta hareket etmeleri üzerine, Doğu Asya’da Moğollar, Çinlilerin rakibi olmuştu.

Asya’da hâkimiyet kuran Moğol Devleti(1206–1368) mutlak üstünlüğü elde etmiş ve Büyük Han olan Kubilay, 1279 yılında bütün Çin’de Moğol hâkimiyetini kurmuştu.

Çin’deki bu Moğol hâkimiyeti 1368’de sona ermişti. Moğol hâkimiyeti döneminde Çin ilk defa Merkezi Doğu Asya’dan dışarıya çıkabilmiş ve bugünkü Vietnam ve Malezya-Endonezya’ya doğru seferler düzenlenmişti.

Çin’de Moğol hâkimiyetine karşı ayaklanan köylüler yeni dönemi başlatmışlar, Ming Hanedanlığı(1368–1644)’nı başlatan liderleri Cu Yüencang, Çin tahtına çıkmış ve Nankin’i başkent yapmıştı.

Mingler dönemi, Avrupalıların küresel ölçekte güçlü devletler ortaya çıkarması devrine tekabül etmişti.

1514 tarihinde Portekizliler Macao’da ticarî faaliyete girişirken, Cizvit tarikatı da misyonerlik çalışmalarına 1582’de Çin’de başlamıştı.

Avrupalı güçlerin gittikçe etkinleştiği Mingler döneminde, Moğolların zayıflamasının da katkısıyla, İktidar Evatoru’nun kuzeyindeki Hoten, Kansu, Çin Sınır Seddi’nin kuzeyi, Güney Moğolistan (1635), Mançurya ve Amur Nehri’nin denize döküldüğü yerin güneyine kadar topraklar işgal edilmişti.

Bu dönemde, Çin, İktidar Ekvatoru’nun Merkezî Doğu Asya Hattı’nda hâkimiyet kurmakla yetinmemiş, sınırlarını Sibirya’nın doğusuna kadar uzatmıştı.

Çinlilerin kuzeye doğru yayılması karşısına, bu defa eskiden olduğu gibi, ne Türk ne Moğol ve ne de diğer bir Turanî millet değil, Kuzey Asya’yı işgal ederek Doğu Asya’ya ulaşan Ruslar çıkmıştı.

Bir 1 kişi ve şunu diyen bir yazı 'R ON THE WALL AME AFTERALL INTERNMENT CAMP' çizgi filmi olabilir

2- Çin’in Batılıların kullanımına girişi

Mingler karşı 1644 yılında Pekin’deki başlayan ayaklanmayı bastırmak için Mançular yardıma çağrılmış ancak ayaklanmayı bastıran Mançuryalılar, Mançu Kralının oğlu Şunci’yi imparator seçmişlerdi.

Daha sonra 1659’da Şunci bütün Çin tarafından tanınmış, Mançuryalı Çing Hanedanı(1644–1911) dönemini başlamıştı.

Fransızların süper güç oldukları bu dönemde Cizvit tarikatı ve Avrupalılar Çin sarayında çok etkin bir konunda gelmişlerdi.

Bir Cizvit danışmanın da görev aldığı Çinlilerin, 1689’da Ruslarla yaptıkları Nerçinsk Anlaşması ile Çin tarihinin en kuzey sınırına ulaşmış, Amur nehrinin sol tarafında yani kuzeyindeki Amur bölgesi de Çin’e dâhil edilmişti.

Çin’in kuzey sınırları Doğu Sibirya’daki Ohotsk Denizi’ne ulaşmıştı.

1830’larda, İngilizler, Çin’e müdahale etmeye başlamış ve 1842’de Nankin Anlaşması ile Çin’in kapıları İngiliz tüccarlarına açılmıştı. Fransız ve ABD’liler de 1844’te bu hakları kazanmışlardı.

İngiliz ve Fransızlarla yapılan savaşlardan sonra Çin, 1860’da kapılarını tamamen Batılılara açmış ve kapitülasyon sistemi kurulmuştu.

Geniş toprakları elinde bulunduran Çin kademe kademe yarı sömürge haline getirilmişti. Çin’de İngilizlerin nüfuzu gittikçe artmış ve Rusların Doğu Türkistan’a yerleşmesini engellemek isteyen İngilizler, Çinlilerin 1877’de Kaşgar ve 1878’de de Hoten’i işgal etmesini gerçekleştirmişlerdi.

Çin’i diledikleri gibi kullanmak isteyen Batılı sömürgeci güçlerin kendi aralarında rekabet te etmekteydiler.

Ancak Çinliler arasında bütün yabancı güçlere karşı oluşan tepki, yabancıları 1899’da imtiyazlarını arttırmak istemeleri üzerine zirveye çıkmış ve Boxer hadisesini doğurmuştu.

İmparatoriçe Cixi’nin de yabancıları Çin’den atmak isteyen Boxerleri desteklemesi üzerine, bütün sömürgeci güçler ortak bir istila hareketi başlatmışlardı.

İngiltere, Fransa, Almanya, ABD, Rusya, İtalya, Avusturya-Macaristan ve Japonya’nın askeri birlikleri, Kasım 1899 – 7 Eylül 1901 arası yaptıkları askeri harekât ile kendilerine karşı oluşan Batı karşıtı Çinli Hareketine son vermişlerdi.

8 devlet Çin’e ağır bir tazminat yüklemişler ve Çinliler bunu 1940’a kadar ödemişlerdi. Bu arada Çin’de, 1912’de, Cumhuriyet dönemi başlamıştı.

Çin daha kendini toparlamadan Birinci Dünya Savaşı başlamıştı. İtilaf Devletleri yanında yer alan Japonlar, Çin topraklarında rahat bir şekilde hareket etme imkânını kazanmışlardı.

Zaten savaşı başladığında Japonlar hemen, Almanların elindeki Cuaoccou körfezi ile Çingdao limanını 1914’te işgal etmişlerdi.

1915’te de Çin, Japon protektorasını kabul etmek zorunda kalmıştı. Ancak 14 Mart 1917’de Çin’in İtilaf Devletleri yanında savaşa girmesi, Japonları biraz zor durumda bırakmıştı.

Savaş sonunda Japonların Şantung yarımadasındaki Quingdao’yu terk etmemesi üzerine Çin barış anlaşmasını imzalamamıştı.

Birinci Dünya Savaşı sonunda yapılan anlaşmalarla Doğu Asya Merkezi’nde pek değişiklik gerçekleşmemişti.

Ancak 1931 tarihinde Mançurya’yı tamamen işgal eden Japonlar, burada Mançukuo adlı bir kukla devlet kurmuş ve başına da eski Çin İmparatoru Puyi getirmişlerdi.

1934 yılında Mançurya Japon himayesine alınmış ve sırasıyla Çin Sınır Seddi’nin kuzeyindeki, bugünkü Çin’in sınırları dâhilindeki “İç Moğolistan” denilen Güney Moğolistan’ın doğu kısmı 1936’da; Pekin, Nankin ve civarları da 1937’de işgal edilmişti.

ABD, 6 Agustos 1945’te Hiroşima’ya ilk atom bombasını atmış, bir gün sonra da, Sovyet Rusya Japonya’ya savaş ilan ederek Mançurya Savaşı’nı başlatmıştı.

9 Ağustos Nagazaki şehrine de atom bombası atılmıştı. 14 Ağustos’ta Japon imparatoru koşulsuz teslim olacaklarını açıklamış ve 2 Eylül’de de anlaşma imzalanarak II. Dünya Savaşı bitmişti.

Ancak Merkezî Doğu Asya’da savaş devam etmişti. Şöyle ki, 1938’de, Çin’de Japonlara karşı uzlaşan Komünist ve Milliyetçilerin arası 11 Ekim 1945’te bozulmuş ve 1946’da, Japonya’nın silahsızlandırılması üzerine Milliyetçi-Komünist iç savaşı başlamıştı.

Bu arada Japonların boşlattığı Mançurya’nın Şandong, Hibei, Hınan’ı komünistler; diğer kısımları ise Milliyetçiler almıştı.

ABD’nin desteklediği Milliyetçi Çankayşek, Mançurya’yı sahiplenen Ruslara karşı yaptığı çatışmalarda diremeyerek geri çekilmeye başlamıştı.

Mançurya dâhil bütün Çin’de Komünistler iktidarı ele geçirmiş, 1 Ekim 1949, Mao liderliğinde Çin Halk Cumhuriyeti kurulmuş ve 19 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti resmen ilan edilmişti.

ABD’nin desteklediği Çankayşek de 8 Aralık’ta Tayvan adasını sığınmıştı.

14 Şubat 1950 de, Çin ile SSCB bir ittifak ve dostluk anlaşması imzalanmıştı. Sovyet Rusya’nın müttefiki Komünist Çin’in birlikteliği ABD öncülüğündeki Anti-Komünist Blok tarafından büyük endişeye meydana getirmişti.

Ancak SSCB-Çin ittifakının 1960 yılında bozulması ve 25 Ekim 1971’de ÇHC’nin BM’ye daimî üyeliğine seçilerek ABD ile barışması yeni bir dönemi başlatmıştı.

Artık Sovyet Rusya, İktidar Ekvatoru’nun Merkezî Doğu Asya Hattı’nda eskisi kadar ciddi bir aktör olmaktan çıkmış ve Çin ile ABD baş başa kalmıştır.

3- Çin’in yeni bir güç olarak ortaya çıkışı

1970’lerden itibaren, Sovyet Ruslar zayıflarken, ÇHC iktisadî alanda büyük gelişmeler sağlayarak güçlü bir devlet haline gelmeye başlamıştı.

Şöyle ki, SSCB-ÇHC’nin ittifakının 1960 yılında bozulması üzerine, Çin Halk Cumhuriyeti ilişkilerini yumuşatan ABD, 25 Ekim 1971’de, ÇHC’nin BM’ye kabul edilesini onaylayarak Komünistlerin birliğini parçalamıştı.

Çin, 1978’den itibaren Kapitalist sistemin bazı yönlerini, özellikle sahil şeridinde uygulamaya başlarken, her alanda kontrol ve disiplini devam ettirmişti.

Bu haliyle ÇHC, küresel şirketlerin karlarını artıran ucuz üretim merkezine dönüşmesine zemin hazırlamıştı.

29 Ocak 1979’de, ABD-Çin diplomatik ilişkileri başlaması hakkındaki anlaşma, Çin Başkan yrd Deng Xiaoping ile ABD başkanı Jemmy Carter tarafından imzalanmıştı.

SSCB 1991’de dağılırken, ÇHC dünyada ekonomik bir güç olarak ortaya çıkmaya başlamıştı.

Küresel şirketler Çin’in güçlenmesine katkı sağladıkları gibi, İngiltere’nin de 1997’de Hong Kong’u, Portekiz’in 1999’da Makao’yu ÇHC’ne iade etmeleri Çinlilerin küresel hedeflere yönelmesine büyük katkı sağlamıştı.

1991’de Rusların liderliğindeki SSCB’nin dağılması, ÇHC’nin daha da güçlenmesine yardımcı olmuştu.

1996 yılında imzalanan Şanghay Anlaşması ile RF ile ÇHC arasındaki sınırlar garanti altına alınmış, yani ÇHC’nin İktidar Ekvatoru’nun Merkezî Doğu Asya Hattı’ndaki üstünlüğü tasdik edilmişti.

Diğer bir ifade ile Rusya Federasyonu, Çin’in liderliğini kabul ederek, Çin’in Asyavrupa Hâkimiyet Sahası’nda büyük bir güç olması için onu desteklemeye başlamıştı.

4- Çin’in stratejik hamleleri ve ABD’nin tavrı

Çin öncelikli olarak kendi etrafındaki acil tehlike gördüğü, Kore yarımadası ve Japonya’dan ABD’yi uzaklaştırarak Merkezî Doğu Asya Hattı’na tamamen hâkim olmayı hedeflemesi, ABD’nin stratejisine terstir.

Zira ABD Çin’i İktidar Ekvatoru’nun kuzeyinden yani Kore yarımadası, Mançurya, İç Moğolistan, Kansu, Çinghay/Gökdeniz, Tibet ve Doğu Türkistan’dan tamamen uzaklaştırmak istemektedir.

Ekonomik güç olan ÇHC’nin siyasi ve askeri bir güç olmak için harekete geçmesi üzerine ABD-ÇHC rekabeti de başlamıştı.

Çin’i bir deniz güç olmasını istemeyen ABD, İkinci Dünya Savaşı sonundan itibaren, Sovyet Rusya ve ÇHC’ne karşı Bering-Japonya-Güney Kore-Tayvan-Filipinlerin dâhil olduğu, askeri güç kullanılan bu hattı takviye etmeye başlamıştı.

Bizim Deniz Duvarı olarak adlandırdığımız bu hat Çin için de yıkması gereken bir surdur. Günümüzde kendi siyasi sınırları içinde olan Mançurya’yı sıkı bir şekilde kontrol eden Çin, Kuzey Kore’yi yanında tutmakta, Tayvan’ı resmen kendi toprağı saymaktadır.

1990 sonrasında donanmasını güçlendiren Çin, ABD tarafından kurulan Deniz Duvarı’nı yıkmak için uğraşmaktadır.

Çin, Üç Deniz (San Hai)’de yani Sarı Deniz, Doğu Çin Denizi ve Güney Çin Denizi’nde hâkimiyet kurmak istemektedir.

ABD destekli Tayvan, Japon kontrolündeki Senkaku/Diayu adası ve Güney Çin Denizi’deki yapay adalar üzeninde devam eden tartışmalar da, bu Deniz Duvarı dolayısıyladır.

ABD’nin Deniz Duvarı’nı yıkmak isteyen ÇHC, Bering-Yeni Zelanda Güç Boylamı üzerinde çok kritik öneme sahib Güney Çin Denizi’nde faaliyetlerini yoğunlaştırmıştır.

Özellikle Güney Çin Denizi’ndeki kayalıklar üzerine “Yongşu Ciao” adı verilen yapay bir ada oluşturması, ÇHC’nin hedefini ortaya koyan bir adım olmuştur.

Stratejik amaçlı olduğu belli olan bu yapay adaya ilk uçak seferi, 6 Ocak 2016’te, Çin’in Haynan Eyaleti’ndeki Haykou kentindeki Meylan Havalimanı’dan kalkan iki uçak iki saatlik bir uçuşla gerçekleştirilmişti.

Bu teşebbüs, ABD tarafından çok sert karşılanmış ve bu bölgede hem siyasi hem de askeri faaliyetler arttırılmıştır.

Ancak bu alanda Çin’in 2030 kadar ABD’nin deniz gücü ile baş edebilmesi imkânsız görünmektedir.

5- Küresel güç olmak isteyen Çin’in stratejisi

Devamlı ifade ettiğimiz gibi “Strateji söylenmez yapılır”. Zaten bir devletin başarısı da, onun stratejik devlet olması, stratejisinin sağlamlığı ve stratejisini uygulamadaki başarısı ile ölçülür.

Çin’in stratejisini üç başlıkta özetleyebiliriz:

  1. Güçlü Disiplinli Merkezi Devlet
  2. Etrafı İle Entegrasyon ve Vassal Devletler Oluşturma
  3. Küresel Hâkimiyet ve Nüfuz Oluşturmak: Dünya ile İktisadi İşbirliği/Bir Yol Bir Kuşak

Çin stratejisinin tam olarak anlaşılması için bu üç başlığı tahlil edilmesi gerekmektedir.

a- Güçlü disiplinli merkezi devlet

Çinlilerin tarihi 3500 yıllık olmasına rağmen birleşik bir devlet olarak ortaya çıkışları çok geç bir tarihte gerçekleşmiş, sık sık ta parçalı bir yapıya dönüşmüştür.

Bugünkü Çin Halk Cumhuriyeti, Mao tarafından komünist ideolojiye göre parti devleti olarak teşkilatlandırılmıştı.

1978’den itibaren Kapitalist sistemin bazı yönlerini esaslı bir şekilde kullanmaya başlayan Çin, her alanda kontrol ve disiplinden hiç taviz vermemektedir.

Bundan da, Çin’in bütün ve güçlü olarak kalmak için içte uygulamaya mecbur olduğunu kabul ettiği anlaşılmaktadır.

Kapitalist kuralların uygulandığı sahil şeridi, bazı serbest kısım ve bölgelerde bile kontrol mekanizmasından taviz verilmemektedir.

Ancak insanların özgürlüklerinin kısıtlayarak devletin devamını sağlamak kısa bir süre işe yarasa bile sürdürülmesi imkânsız, diye düşüyorum.

b- Etrafı ile entegrasyon ve vassal devletler oluşturma

Tarih boyunca Çinliler, bugünkü Çin Halk Cumhuriyeti’nin doğusunda Kuzey’de Çin Sınır Seddi olmak üzere Çin Denizi sahillerinde yaşamışlardı.

Güçlü oldukları dönemlerde etraftaki ülkelere doğru sınırlarını genişletmişler ancak Çinlilerin yaşadıkları bölgeler çok değişmemişti.

Çin Halk Cumhuriyeti döneminde siyasi olarak Çinlilerin en geniş sınırlara ulaştıklarını söylemek gerekir.

Son otuz yıldır ekonomik bakımdan gelişen, teknolojik yatırımlarını arttıran Çin yönetimi tartışmasız bir güç haline gelmiştir.

Dünyada daha etkin olmak isteyen Çin’in etrafı ile daha fazla ilgilenmeye başlamıştır.

Tarihî olarak işgal ettiği yerlerin neredeyse tamamı kendi sınırları içinde olması dolayısıyla etrafındaki ülkelerle iktisadî entegrasyon sağlamak, Çin için stratejik bir hedef haline gelmiştir.

Bu yakın coğrafya, Çin’in hem güvenliğini sağlaması, hem ham madde ve enerji kaynaklarına ulaşması, hem de ürettiği malların en kolay şekilde ihracını temin edileceği alanlardır.

Çin, Kuzey Kore’yi yanında tuttuğu gibi, Rusya Federasyonu’nun doğu bölgelerini Çin nüfusu yerleştirilmesi dahil, kendisi ile entegre etmeye gayret etmektedir.

Moğolistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve hatta Türkmenistan ile iktisadi entegrasyon için büyük çaba göstermektedir.

Böylece, Rusların tek alıcı ve transfer edici konumundaki Türkistan’ın gaz ve petrolünü daha karlı bir şekilde Çin’e aktarılması sağlanırken, bölgeyi de her bakımdan kademeli olarak Çin’e bağlanmasının önünü açılmaktadır.

Afganistan’daki gelişmeleri dikkatle takip eden Çin, kendisine karşı rakip konuma getirilmeye çalışılan Hindistan’a karşı Pakistan ile Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nu kurmakta ve Kaşgar’dan Gwadar’a 2500 kilometre yol yaparak Hind okyanusuna ve Önasya’ya açılmaktadır.

Güney-Doğu Asya deniz yolunun ABD kontrolünde olması dolayısıyla Bangel Denizi’ne karadan ulaşarak, hem önemli bir engeli aşmak, hem de bu bölge ile entegrasyonu hızlandırmak istemektedir.

Sino-Myanmar otoyolu ve diğer birleşik otoyollar inşa edilmekte, Kyaukphyu kullanan Çin, Sittwe limanına da istemekte, Çin-Myanmar petrol ve gaz boru hatları ile bölgenin doğal kaynaklarını Çin’e aktarmaya çalışmaktadır.

Myanmar’ın Rakhine eyaletine bağlı Kyaukpyu’daki Shwe gaz sahası da Çin için çok önem arz etmektedir.

Tayland, Laos, Vietnam ve Kaboçya ile iktisadi alanda pek çok proje geliştiren Çin, son dönemde Filipin ile entegrasyon çalışmalarına özel bir dikkat sarf etmektedir.

Güney Çin Denizi’nde yapay ada oluşturarak gücünü gösteren Çin, Tayvan’ı kendi parçası saymakta Güney Kore ve bilhassa Japonya ile kontrollü gerginlikle kendisinin yok sayılmaması gerektiğini göstermektedir.

Ancak Çin’in etrafındaki devletleri çeşitli ölçeklerde, güç ve para kullanılarak, nüfuzuna alarak vassal devletler oluşturma stratejisine karşı hem mahalli hem de küresel boyutta tepkiler şiddetlenmektedir.

c- Küresel Hâkimiyet ve Nüfuz Oluşturmak: Dünya ile İktisadi İşbirliği/Bir Yol Bir Kuşak

Ülkeyi diri tutmaya, etrafı ile entegrasyonu sağlamaya çalışan Çin, dünya ile temasını da iktisadî işbirliği ile gerçekleştirmeyi hedeflemektedir.

Bu Çin için bir zarurettir. İhtiyaç duyduğu hammaddeleri ve ülkenin muhtaç olduğu enerjinin ithali ile ürettiği ürünlerin satışını gerçekleştirmek ancak dünya ile işbirliğini zarurî kılmaktadır.

İlk yıllarda daha ziyade, “Kazan kazan” sloganı ile hareket eden Çin, bütün dünyaya her ülkenin talep ettiği kalitede mamul ürün satmaya çalışmıştı.

Ancak bu tarz ifadeler Çin stratejisini anlamaya yetmemekteydi.

Şi Cinping (Xi Jinping)’in 15 Kasım 1912’de devlet başkanlığına gelmesiyle beraber Çin’in stratejisinin ipuçları ortaya çıkmaya başlamıştı. Esasında bu uzun süre icra edilen faaliyetlerin bir ifadesiydi.

Şi Cinping, 7 Eylül 2013’de Kazakistan’da Nazarbayev Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, eski ipek yolu üzerindeki ülkeler arasında “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” oluşturulmasından bahsederek Çin’in “Bir Kuşak” siyasetini ifade etmişti. Şi Cinping’in Çin’in “Bir Yol” siyasetini ifade etmesi ise, 3 Ekim 2013’te, Endonezya Parlementosu’nda olmuştu.

Şi Cinping, burada Güney-doğu Asya ülkeleri asasında “21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu” kurulmasından bahsetmişti.

Teferruatı tam olarak izah edilmeyen Bir Yol Bir Kuşak projesi, Çin’in küresel bir güç olmak istediğinin bariz bir ilanı olmuştu.

Çin’in küresel bir güç olmak için hedeflediği iki güzergâhın deniz kısmı yani Bir Yol’u: Çin – Güney Çin Denizi – Malaka Boğazı(Endonezya/Malezya) – Güney Hindistan/Seylan- Babülmendeb(Yemen/Cubuti/Somali) – Süveyş(Mısır) – Venedik(İtalya) hattıdır.

ÇHC’nin Bir Kuşak(Belt) olarak kısaltılan, İpek Yolu Ekonomik Kuşağı’na ise ikinci güzergâhtır. Bir Kuşak ile Çin – Roterdam – Londra ifade edilmektedir. Esasında Bir Kuşak Projesi’nin iki ana hattı bulunmaktadır.

Kuzey Kuşak Hattı; Çin – Büyük Türkistan Coğrafyası- Rusya Federasyonu – Batı Avrupa’daki Roterdam’a ulaşmaktadır.

Güney Kuşak Hattı ise Çin – Türkistan – Horasan ve Güney Azerbaycan(Kuzey İran) – Türkiye – Balkanlar – Batı Avrupa’ya ulaşmaktadır.

Bu projeler göstermektedir ki ÇHC’nin stratejisi; Bir Kuşak Bir Yol Projesi ile İktidar Ekvatoru’nun hem kuzey hem de güneyindeki Asyavrupa ve Asyafrika Hâkimiyet Sahalarırının tamamına ekonomik gücünü kullanarak nüfuz ve hâkimiyetini yerleştirmektir.

Zira hedeflenen ülkeler sadece kara ve deniz yollarının güzergâhlarındakiler değildir.

Bir Yol Bir Kuşak vasıtasıyla hâkimiyet ve nüfuz elde ederek küresel güç olma hedefine, ÇHC’nin 100. kuruluş yıl dönümü olan 2049’da, ulaşmak çabasıdır.
Kısaca ifade ettiğimiz bu süreci dikkate aldığımızda, Şi Cinping’in açıkladığı Bir Yol Bir Kuşak siyasetinin gerçekleşmesi, Çin’in Asya Müslüman Hilali’nde hâkimiyet ve nüfuz kurmasıyla mümkündür.

Şunu da belirtmek gerekir ki, Çin’in sadece Asya Müslüman Hilali değil, AB vasıtası ile Avrupa’yı temsilen küresel güç olmaya hazırlanan Almanya’nın etrafındaki Önasya Müslüman Hilali ve dünyadaki küresel hâkimiyetini devam ettirmek için kontrol etmekten asla taviz vermeyi düşünmeyen ABD’nin muhatab olduğu Güney Müslüman Hilali’ndeki Stratejik Hedef Alan ve Kilitmekanlarda da bir şekilde etkin olması gerekmektedir.

6-  Asya Müslüman Hilali ve Çin

İktisadî alarak dünyanın ikinci gücü haline gelen Çin, Bir Yol Bir Kuşak projesi ile küresel bir aktör olmayı hedeflemektedir.

Ancak Çin Halk Cumhuriyeti’nin etrafında kuzeybatısından başlamak üzere; Batı Moğolistan- Kazakistan-Kırgızistan- Özbekistan-Tacikistan- Afganistan-Pakistan-Hindistan Müslümanları-Bangladeş-Endonezya-Malezya-Güney Filipinlerden oluşan bir Asya Müslüman Hilali mevcuttur.

Bugün ekonomik olarak gittikçe güçlenen Çin’in siyasi devletten küresel bir devlete geçebilmesi ancak etrafındaki bir milyarlık Asya Müslüman Hilali ile kuracağı iyi ilişkilerine bağlı olacaktır.

Zira doğusu ABD tarafından bir Deniz Duvarı ile örülmüş olan Çin’in, rakibleri tarafından güney ve batıdan kuşatılması Asya Müslüman Hilali sayesinde çok kolay olacaktır.

Hele bir zamanlar Sovyet Rusya’nın güneyinde Yeşil Kuşak kurmuş olan ABD, bu hususta oldukça tecrübelidir.

Zaten Çin’in kendi vatandaşları Uygur ve diğer Müslümanlar başta olmak üzere uyguladıkları politikaları, ABD ve diğer rakiblerin işini oldukça kolaylaştırmaktadır.

Bir Yol projesi ile Çin’i Hint ve Akdeniz’e açılmasında birinci basamak olan Malay Hedef Alanı ile Malaka ve Sunda kilitmekanları Asya Müslüman Hilali üzerinde yer almaktadır.

Şi Cinping’in Bir Yol projesi hakkındaki ilk açıklamayı, Malay Stratejik Alanı’nın en büyük ülkesi Endonezya’da yapmasının sebebini de bu oluşturmaktadır.

Şi Cinping’in Bir Kuşak projesini açıkladığı Kazakistan da, Türkistan Hedef Alanı’nın en geniş ülkesi olup, Fergana Kilitmekanı’nın da önemli bir aktörüdür.

Ayrıca Çin’in kendi etrafında açmak istediği 6 koridorun neredeyse tamamı Asya Müslüman Hilali ile ya doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkilidir.

Kısacası Çin, ya Asya Müslüman Hilali ile işbirliği yaparak küresel bir güç olacak ya da bu hilal ile küresel bir güç olması engellenecektir.

Sonuç

İktisadî bir güç olarak yükselen Çin,  ABD karşıtı güçlerin de katkısı ile Küresel Hâkimiyet Stratejisi oluşturduğunu kavrıyoruz.

Çin’in siyasal ve taktiksel olarak yaptıklarını dikkate alarak tesbit ettiğimiz stratejisi, içten dışa doğru olmak üzere üç kademe içermektedir.

Çin’in Küresel Hâkimiyet Kurma Stratejisini;

  1. Güçlü Disiplinli Merkezi Devlet
  2. Etrafı İle Entegrasyon ve Vassal Devletler Oluşturma
  3. Küresel Hâkimiyet ve Nüfuz Oluşturmak: Dünya ile İktisadi İşbirliği/Bir Yol Bir Kuşak olarak özetleyebiliriz.

Bu tespitimizden hareketle, Çin’in bugünkü sınırlar içinde Disiplinli Merkezi Devlet olarak kalabilmesi Komünist olamayan Çinliler tavırları yanında, etrafındaki ve hatta içindeki Müslümanlar ile kuracağı ilişkilere bağlıdır.

Çin’in tarihî olarak zaman zaman uyguladığı ancak uzun sürede başarılı olamadığı, Etrafı İle Entegrasyon ve Vassal Devletler Oluşturma hedefi için en büyük engel de Asya Müslüman Hilali’ndeki devletlerdir.

Çin’in küresel hâkimiyet ve nüfuz oluşturmak için belirlediği Bir Yol Bir Kuşak projesinin gerçekleşmesi de ancak Asya Müslüman Hilali ile daimî iyi ilişkiler kurmasına bağlıdır.

Yoksa tarih yeniden tekerrür eder ve Çin, küresel rakiplerinin de katkısı ile yine parçalanır.

KAYNAK : https://www.indyturk.com/nodeyeden-seslerBCresel-hAkimiyet-stratejisi-in-asya-Cman-hilalinin

 

 

Share
228 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ