logo

trugen jacn
29 March 2015

ÇİN ÇÖKÜŞÜN EŞİĞİNDE..,

Prof.Dr.David  Shambaugh(G.Washington Üniversitesi -ABD)

Perşembe günü Pekin’de, artık her yıl tekrarlanan bir ritüele dönüşmüş olan Ulusal Halk Kongresi başladı. Rengârenk giyiniş etnik azınlıklardan elit milyarderlere kadar tüm ülkeden 3.000 “seçilmiş” delege, bir hafta boyunca toplanacak; ülkenin durumunu tartışıp, siyasi katılım oyunu oynayacaklar.
Bazıları bu etkileyici toplanmayı Çin’in güçlü siyasi sisteminin bir işareti olarak görse de, aslında birçok ciddi zayıflıkları maskelemektedir. Çin siyaseti her zaman, kongrenin Çin Komünist Partisi’nin iktidar ve istikrarını tasarlaması gibi, sahnelenen oyunların izlendiği, teatral bir yapıya sahip olmuştur. Yetkililer ve vatandaşlar bu ritüellere uymak, keyifle bunlara katılmak ve resmi sloganları papağan gibi tekrarlamak zorunda olduklarını biliyorlar. Bu davranış Çin’de, “bir kişinin nerede durduğunu göstermesi” anlamına gelen biaotai olarak bilinmektedir ama daha çok sembolik bir boyun eğme eylemi gibidir.
Bu görüntülere rağmen, Çin’deki siyasi sistem fena halde bozulmuş durumda ve bunu Komünist Parti’den daha iyi bilen kimse yok. Çin’in diktatör lideri Xi Jinping, muhalefete ve yozlaşmaya karşı uygulanacak bir sıkı önlemin parti yönetiminin bir parçası haline geleceğini umuyor. Çin’in Mikhail Gorbachev’i olması ve partinin çöküşünün başkanlığını yapması engellenmeye çalışılıyor. Ama Gorbachev’in zıttı olmak yerine, Xi onunla aynı etkiyi gösterebilir. Despotizmi Çin’deki sistemi ve toplumu ciddi olarak baskı altına alıyor ve bu şekilde kırılma noktasına daha da yaklaştırıyor.


Otoriter rejimlerin çökeceğini öngörmek oldukça riskli bir iş. Birçok Batılı uzman Sovyetler Birliği’nin çöküşünü 1991’de gerçekleşmesinden daha önce olacağını tahmin ediyorlardı, CIA ise tamamen yanıldı. Doğu Avrupa’daki komünist devletlerin çöküşünden iki yıl öncesinden bu ülkelerin çöküşüne kadar, antikomünistler arzuyla bu anı beklediler. 2003’ten 2005’e kadar, Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’da gerçekleşen Sovyet sonrası “renkli devrimler”, 2011 Arap Baharı ayaklanmaları gibi, hiç beklenmeyen bir anda patladı.
Çin gözlemcileri, 1989’daki Tiananmen Meydani’nda yaşanan ölüme yakın deneyiminden beri, rejimin dağılma ve çökme işaretleri verdiğine yönelik büyük uyarılar yapmaktadır. Bu zamandan beri, deneyimli birçok Sinolog, Komünist Parti yönetiminin çöküşünün kaçınılmaz olduğunu iddia ederek, profesyonel saygınlıklarını riske soktu. Diğerleri ise daha tedbirliydi, ben de dâhil. Ama Çin’de işler değişiyor, bu yüzden analizlerimiz de artık değişmek zorunda.
Çin komünist yönetiminin son oyununu oynadığını düşünüyorum ve sanıldığından çok daha hızlı ilerliyor. Bulunduğumuz noktadan son noktaya kadar olan yolun nasıl olacağını tabii ki henüz bilmiyoruz. Büyük ihtimalle son derece hareketli geçecek. Fakat sistem açık bir şekilde çözülene kadar, oyun devam edecek.
Çin’deki komünist yönetimin sessiz bir şekilde sonlanma ihtimali yok. Rejimin huzurla bir içe patlama yaşama ihtimali yok. Ölümü uzun ve şiddetli olacak. Xi’ye karşı güçlü bir mücadele veya darbe girişiminde bulunma ihtimalinden bahsetmiyorum. Bu haftaki Ulusal Halk Kongresi’nde de karşı karşıya kaldığımız, çöküşü engellemek için girdiği saldırgan tavırlarla, aslında zayıflığını ve partinin, devletin, askeri sistemin ve mali kurumların can sıkıcı durumunu ortaya sermiş oluyor.


Çin’de waiying, neiruan diye bir atasözü var. “Dışarıda sert, içeride yumuşak” anlamına geliyor. Xi işte tam olarak böyle bir yönetici. Özgüveni ve görüşleri dışarıya fışkırıyor. Fakat bu sert kişiliği, içinde son derece kırılgan olan partiyi ve siyasi sistemi yanıltıyor. Rejimin hassasiyetini ve partinin zayıflığını gösteren beş belirtiyi ele alalım.
Birincisi, Çin’in ekonomik seçkinlerinin hep bir ayağı dışarıda ve sistem yıkılmaya başlarsa toplu halde kaçmaya hazırlar. 2014’te, Şanghay’da yer alan, Hurun Araştırma Enstitüsü’nün Çin’deki zenginliğe dair yaptığı bir araştırmaya göre, ankete katılan “yüksek gelire sahip bireylerin” (393 milyoner ve milyarder) yüzde 64’ü ya göç ediyor ya da etmeyi planlıyor. Çocuklarını okumaları için yurtdışına gönderen zengin Çinlilerin sayısı rekora ulaştı. (Çin’deki yüksek öğrenim sisteminin kalitesinden şikayet ediyorlar)
Daha bu hafta bir gazetede, federal temsilcilerin, ABD yetkililerinin Güney Kaliforniya’da birçok bölgeyi aradığını belirterek şöyle yazdı: “Yetkililerin iddiasına göre, milyon dolarlık bir doğum turizmi mevcut. Binlerce Çinli kadın buraya seyahat ediyor ve ABD vatandaşı olarak doğan bebekleriyle birlikte evlerine geri dönüyorlar.” Varlıklı Çinliler ayrıca yurtdışından rekor sayıda ve rekor fiyatlarla mülk satın alıyor ve finansal varlıklarını ülke dışına taşıyor.


Bu süreçte Pekin, yurtdışındaki çok sayıda sözde finansal kaçağı Çin’e geri getirmeye çalışıyor. Bir ülkenin seçkinlerinin (çoğu parti üyesi) çoğunluğunun kaçması, rejime ve ülkenin geleceğine dair güvenin eksikliğinin göstergesidir.
İkincisi, 2012’de resmi olarak göreve başladığından beri, Xi 2009’dan beri ört pas edilen siyasi baskıyı geniş ölçüde yoğunlaştırdı. Hedefte; basın, sosyal medya, sinema, sanat ve edebiyat, dini gruplar, internet, entelektüeller, Tibetliler ve Uygurlar, muhalifler, hukukçular, sivil toplum kuruluşları, üniversite öğrencileri ve kitapları yer almaktaydı. Merkez Komite, 2013’te, “9 numaralı belge” olarak bilinen acımasız bir rapor gönderdi. Batı’nın anayasal demokrasi, sivil toplum, özgür basın ve neoliberal ekonomiyi içeren “evrensel değerleri”ne yönelik görünürdeki talepleri ortaya çıkartan bütün birimleri düzenledi.
Daha emniyetli ve güvenli bir yönetim böyle sert bir baskı oluşturmaz. Bu baskı, parti liderliğinin derin endişe ve güvensizliğinin bir belirtisidir.
Üçüncüsü, birçok rejim yanlısı bu işi isteksizce yapıyor. Son birkaç yıldır Çin siyasetinde oynanan oyunun yanlışlığını fark etmemek zor. Geçen yaz,“Çin Rüyası” hakkında, partiye bağlı bir düşünce kuruluşu tarafından düzenlenen, Xi imzalı bir konferansa katılan bir avuç yabancıdan (hepsi Amerikalı) biriydim. İki sıkıcı gün boyunca, 20 kadar partili akademisyenin ara vermeksizin yaptıkları sunumları izledik. Sunum yapan kişilerin, yüzleri donuk, beden dilleri cansız ve sıkılmış oldukları aşikârdı. Partiye ve liderlerinin son mantralarına boyun eğmiş gibi görünüyorlardı. Ama propagandalarının güç kaybettiği açıktı. Kral çıplaktı.
Aralık ayında, partinin doktrinal eğitimine yönelik en üst kurum olan Merkez Parti Okulu’nda düzenlenen bir konferans için Pekin’e yeniden gittim. Bir kez daha ülkenin en üst yetkilileri ve dış politika uzmanları, kelimesi kelimesine aynı, ezberlenmiş sloganları söylediler. Bir gün, öğle yemeği sırasında, kampustaki kitapçıya gittim. Kitapçılar Çin’deki fikirsel faaliyetleri yürüten çekirdek kadro hakkındaki bilgilerimi güncellemem için her zaman önemli bir nokta olmuştur. Dükkan raflarındaki kalın ciltler Lenin’in “Seçilmiş Yazılar”ından, Condoleezza Rice’ın anılarına kadar, farklı içeriklerde kitapları kapsıyordu. Girişteki masada, Xi tarafından yürütülen, partinin “mass line” politikasını destekleme kampanyası hakkındaki kitapçığın kopyaları duruyordu. Tezgahtara “Satışları nasıl?” diye sordum. “Satmıyoruz,” dedi, “Hediye ediyoruz.” Kitapçık yığının büyüklüğü, konunun ehemmiyetini gösteriyordu.


Dördüncüsü, tek parti yönetimini ve orduyu zora sokan yolsuzluk aynı zamanda Çin toplumuna bir bütün olarak nüfuz etmektedir. Xi’nin yolsuzluk karşıyı kampanyası, kendinden önce yapılan tüm kampanyalardan daha şiddetlidir ve uzun sürmüştür, ama hiçbir kampanya bu sorunu bertaraf edememiştir. Tek parti sistemine ve devletin kontrol ettiği medyada inatla kök salmış, ekonomi şeffaflıktan, devlet hukuktan son derece uzaklaşmıştır.
Dahası, Xi’nin kampanyası en az bir yolsuzluk karşıtı kampanya kadar seçici bir temizleme faaliyeti. Hedeflerin çoğu, eski Çin lider Jiang Zemin’in siyasi müttefiklerinden oluşuyor. Şu an 88 yaşında olan Jiang hala Çin siyasetinin bana figüründe. Jiang hala hayattayken, onun patronaj ağlarının peşinde olmak Xi için oldukça riskli. Bir diğer problem: Çin’in ilk nesil devrimci elit ailelerinden birinin çocuğu olan Xi, partinin “küçük prens”lerinden biri ve siyasi bağları diğer küçük prenslerin hepsine uzanıyor. Bu gümüş kaşık nesli Çin toplumunu tamamen küçük görüyor.
Sonuncusu, Çin ekonomisi sistemik bir bozulmaya saplandı ve bunun kolay bir çıkış yolu yok gibi görünüyor. Kasım 2013’te, Xi, partinin Üçüncü Genel Kurul’una başkanlık yapmış ve burada önerilen ekonomik reformlar üzerine konuşulmuştu. Toplantı verimli geçmedi. Evet, tüketici harcamaları artıyor, bürokrasi harcamaları düşüyordu ve bazı mali reformlara başlanmıştı; fakat genel olarak, Xi’nin hırslı hedeflerinin sonu, başından belliydi. Reform paketi güçlüydü, devlet girişimleri ve yerel parti kadrosu gibi çıkar gruplarını sağlamlaştırıyordu ve bu açıkça uygulamayı engelliyordu.
Bu beş kanıt rejimin kontrolünün ancak siyasi bir reform ile düzeltilebileceğini gösteriyor. Çin şiddetli siyasi kontrolünü rahatlatmadığı sürece, asla yenilikçi bir toplum olamayacak ve Üçüncü Genel Kurul’un ana hedefi olan“bilgi ekonomisi” olmayı gerçekleştiremeyecek.
Sovyetler Birliği’nin çöküşünden beri geçen yıllarda, Çin liderliğinde, yoldaş komünist devleri düşürme takıntısı başladı. Yüzlerce Çin postmortem incelemesi Sovyet’in dağılma sebeplerini inceledi.
Xi’nin gerçek “Çin Rüyası”, Sovyet kâbusunu önlemek üzere kuruluydu. Kadrosunu almasından sonra birkaç ay boyunca, Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle ilgili bir konuşma yaptı ve Gorbachev’in ihanetinden yakındı. Xi’nin bugünkü baskı dalgası, Gorbachev’in perestroika (siyasal sistemin yeniden yapılanması anlamına gelen Rus söylemi) ve açıklık politikasına karşı olduğu anlamına geliyor. Xi, geliştirmek yerine, muhaliflere, ekonomiye ve hatta rakip partilere yönelik baskıyı iki katına çıkarıyor.
Fakat tepki ve baskı Xi’nin tek seçeneği değil. Kendinden önce gelen Jiang Zemin ve Hu Jintao, Sovyet çöküşüyle ilgili çok daha farklı bir anlatıma sahiplerdi. 2000’den 2008’e kadar, sınırlı ve dikkatli siyasi reformlar ile sistemi düzeltmek için siyasa geliştirdiler. Yerel parti komitelerini güçlendiriyor ve bakanlar için çoklu adaylar içinden seçmeyi deneyimlediler. Parti içindeki iş adamları ve entelektüelleri güçlendirdiler. Parti dışı gruplarla partiyi genişletip Politbüro’nun işlemlerini daha şeffaf hale getirdiler. Parti içindeki geribildirim mekanizmasını geliştirdiler, değerlendirme ve tanıtım için meritokratik kıstasların uyguladılar ve tüm 45 milyon devlet ve parti üyesi, zorunlu kariyer eğitimine girdi. Emeklilik ihtiyaçlarını yerine getirdiler ve yetkilileri ve ordu çalışanlarını her iki yılda bir farklı atamalarla değiştirdiler.
Bir süredir Jiang ve Hu değişimi yönetmek istiyorlardı, ona direnmek değil. Ama Xi bunların hiçbirini istemiyor. 2009’dan beri (daha öncesinde açık fikirli olan Hu rotasını değiştirdi ve göz açtırmamaya başladı), rejim içerisinde gittikçe artan bir endişe, siyasi reformların her birini eski haline getiriyor (kadro eğitimi sistemi beklentisiyle). Bu reformlar Jiang’ın siyasi yardımcısı ve 2008’de emekli olan ve şimdi Xi’nin yolsuzluk karşıtı kampanyasında şüpheli gösterilen, eski Başkan Yardımcısı Zeng Qinghong tarafından yürütüldü.


Bazı uzmanlar, Xi’nin acımasız taktiklerinin, daha sonraki dönemleri için reformcu ve açık bir doğrultuya dönüşebileceğini olabileceğini öngörüyorlar. Ben böyle düşünmüyorum. Bu lider ve rejim siyaseti sıfır toplamlı görüyor: denetimin rahatlaması, onları gözlerinde sistemin bozulması ve çökmesine giden yolda atılan adımlardır. Ayrıca ABD’nin Komünist Parti’yi çökertmek için uğraştığına yönelik komplocu görüşleri var.
Çin komünizminin çökeceğini öngöremeyiz, fakat son evrede olduğunu söylemek zor değil. Komünist Parti dünyanın ikinci en uzun yönetim rejimi (Kuzey Kore’den sonra), ve parti sonsuza kadar yönetebilir. İleriyi düşünebilmek için, Çin uzmanları gözlerini rejimin denetim araçları üzerine çevirmeliler. Çok sayıda vatandaş ve parti üyesi ülkeden gidecek ama partinin öğretilerine boyun eğer gibi görünerek iki yüzlülüklerini sergileyecek gibi görünüyor.
Rejim propaganda çalışanlarının ve içindeki güvenlik araçlarının, partinin emirlerini yerine getirmede gevşemeye başladığı ya da muhalifler olarak anılmaya başlandıkları günü beklemeliyiz. İnsanın empati yeteneği sonunda kemikleşmiş otoriteye galip geldiğinde, Çin komünizminin son oyunu başlamış demektir.

Dr. Shambaugh George Washington Üniversitesi Çin Politikaları Programı’nın Başkanı ve Uluslar arası İlişkiler Profesörü. Çin Komünist Partisi ve Çin’in küreselleşmesi üzerine kitapları mevcut.

Dünya Bülteni için tercüme eden: Cansu Gürkan

KAYNAK  : Dünya Bülteni  09.03.2015

Etiketler: » » » »
Share
1814 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ