logo

trugen jacn

ÇİN İŞGALİNDEKİ KADİM TÜRK YURDU DOĞU TÜRKİSTAN’IN DÜNÜ VE BUGÜNÜ

şunu diyen bir yazı 'Siyaset Bilimci Recep Koçak Köşe Yazısı "Doğu Türkistan'ın Dünü ve ve Bugünü" Tarih, Kimlik, Kültür ve İnsanlık Mücadelesi... DOĞU TÜRKİSTAN Zulüm payidar değildir, Teho TAF hakikat er ya da geç kazanır... oastaio OLS' görseli olabilir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                            Recep KOÇAK(Siyaset Bilimci )

Tarihten Günümüze Bir Kimlik ve İnsan Hakları Meselesi

Doğu Türkistan, yalnızca bir coğrafyanın adı değildir. Türk tarihinin, kültürünün ve İslam medeniyetinin Orta Asya’daki önemli merkezlerinden biri olan bu topraklar; Kaşgar’dan Hotan’a, Turfan’dan Aksu’ya uzanan geniş bir tarihî ve kültürel mirası barındırmaktadır.
Bugün Çin Halk Cumhuriyeti’nin resmî idari sisteminde Sincan Uygur Özerk Bölgesi (Xinjiang Uyghur Autonomous Region) olarak adlandırılan bölge, uzun yıllardır özellikle Uygurların dinî ve kültürel hakları, güvenlik politikaları, kitlesel gözaltılar, gözetim uygulamaları ve çalışma koşulları hakkındaki uluslararası tartışmaların merkezinde bulunmaktadır.
TARİHİN DERİNLİKLERİNDEN GELEN TÜRK YURDU
Doğu Türkistan’ın tarihi, bugünkü siyasi sınırların çok ötesine uzanmaktadır. Orta Asya’nın doğu ve batı dünyası arasındaki geçiş güzergâhlarından biri olan bölge, tarih boyunca farklı Türk topluluklarına ve devletlerine ev sahipliği yapmıştır.
Hunlardan Göktürklere, Uygurlardan Karahanlı’lara kadar birçok siyasi ve kültürel yapı bölgenin tarihinde iz bırakmıştır. Özellikle Uygur ve Karahanlı dönemleri, Türk kültür tarihi bakımından ayrı bir öneme sahiptir.
Kaşgar ve çevresi, Türk-İslam medeniyetinin gelişmesinde önemli merkezlerden biri olmuştur. Türk dilinin ve düşünce dünyasının temel eserlerinden Divânu Lugâti’t-Türk’ün yazarı Kaşgarlı Mahmud ile Kutadgu Bilig’in yazarı Yusuf Has Hacib gibi isimlerin mirası, bölgenin Türk kültür tarihindeki yerini göstermektedir.
Bu nedenle Doğu Türkistan meselesini yalnızca yakın dönemin siyasi gelişmeleri üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Bölge aynı zamanda yüzlerce yıllık dil, edebiyat, inanç ve medeniyet birikiminin taşıyıcısıdır.

ÇİN HÂKİMİYETİNİN YERLEŞMESİ
Bölgenin yakın tarihindeki önemli dönüm noktalarından biri Qing Hanedanı dönemidir. Qing güçleri 18. yüzyılın ortalarında bölge üzerindeki hâkimiyetini genişletti. 19. yüzyılda Yakub Beg yönetimindeki Kaşgar merkezli siyasi yapı ortaya çıktı; ancak Qing kuvvetleri 1870’lerin sonlarında bölgeyi yeniden kontrol altına aldı.
1884 yılında ise bölge resmen Xinjiang adıyla bir eyalet hâline getirildi. “Xinjiang” sözcüğü genel olarak “yeni sınır/yeni toprak” anlamıyla çevrilmektedir.
yüzyılın ilk yarısında bölgede iki ayrı Doğu Türkistan Cumhuriyeti tecrübesi yaşandı. İlki 1933’te Kaşgar merkezli olarak, ikincisi ise 1944’te İli bölgesinde ortaya çıktı. Ancak her iki siyasi oluşum da uzun ömürlü olmadı.
1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından bölge Pekin yönetiminin kontrolüne girdi. 1955 yılında da bugünkü Sincan Uygur Özerk Bölgesi kuruldu.
DEĞİŞEN NÜFUS YAPISI
Doğu Türkistan tartışmalarının önemli başlıklarından biri de bölgenin demografik yapısıdır.
Tarihsel nüfus oranları konusunda farklı kaynaklarda birbirinden ayrılan rakamlar bulunmaktadır. Bu nedenle özellikle 1930’lu ve 1940’lı yıllara ilişkin rakamları kesin veriler olarak değerlendirmek yerine kaynaklarıyla birlikte ele almak gerekir.
Günümüz açısından ise Çin’in 2020 nüfus sayımı daha somut bir tablo sunmaktadır. Çin’in resmî istatistiklerine göre bölgede 25 milyon 852 bin 345 kişi yaşamaktaydı. Uygurlar 11 milyon 624 bin 257 kişiyle nüfusun yüzde 44,96’sını, Han Çinlileri ise 10 milyon 920 bin 98 kişiyle yüzde 42,24’ünü oluşturuyordu. Diğer etnik grupların oranı yüzde 12,80’di. Çin’in resmî verileri ayrıca 2010-2020 arasında Uygur nüfusunun sayısal olarak arttığını bildiriyor.
Dolayısıyla bugünkü yaklaşık yüzde 45’lik Uygur oranını doğrudan “katliamlar sonucu ortaya çıkan bir oran” şeklinde açıklamak, mevcut nüfus verilerinin tek başına kanıtladığı bir sonuç değildir. Bununla birlikte bölgedeki Han nüfusunun tarihsel süreç içerisinde artması ve Çin’in iç göç politikalarının demografik yapı üzerindeki etkileri uzun süredir tartışılmaktadır.

21. YÜZYILDA DOĞU TÜRKİSTAN VE İNSAN HAKLARI TARTIŞMALARI
Bugün Doğu Türkistan meselesinin en önemli boyutlarından biri insan haklarıdır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 31 Ağustos 2022 tarihinde yayımladığı değerlendirme, özellikle Uygurlar ve ağırlıklı olarak Müslüman diğer topluluklar bakımından ciddi insan hakları endişeleri bulunduğunu ortaya koydu.
BM değerlendirmesinde, Çin hükümetinin terörle ve “aşırıcılıkla” mücadele politikaları kapsamında uyguladığı geniş çaplı keyfî ve ayrımcı özgürlükten yoksun bırakmaların ve diğer hak ihlallerinin “uluslararası suçlar, özellikle insanlığa karşı suçlar teşkil edebileceği” sonucuna varıldı. Raporda ayrıca din ve mahremiyet özgürlüğü, ailelerin ayrılması, doğum politikaları, çalışma koşulları ve kapsamlı güvenlik-gözetim sistemi gibi alanlarda ciddi endişeler dile getirildi.
Bu değerlendirmeler, Doğu Türkistan’da yaşananların uluslararası toplum tarafından neden yakından takip edildiğini göstermektedir.

PEKİN YÖNETİMİ NE DİYOR?
Meselenin diğer tarafında Çin yönetiminin açıklamaları bulunmaktadır.
Pekin yönetimi, bölgede uygulanan politikaların Uygurları veya İslam dinini hedef almadığını; terörizm, ayrılıkçılık ve dinî aşırıcılıkla mücadele amacı taşıdığını savunmaktadır.
Çin hükümeti, uluslararası kamuoyunda “toplama kampları” olarak nitelendirilen tesisleri ise “mesleki eğitim ve öğretim merkezleri” olarak tanımladı. Pekin, bu merkezlerde Çince, hukuk bilgisi ve mesleki beceriler öğretildiğini ve programların radikalleşmeyle mücadele amacı taşıdığını ileri sürdü.
Çin yönetimi ayrıca Uygurların dil, eğitim, çalışma ve kültürel haklarının korunduğunu savunmakta ve zorla çalıştırma ile zorlayıcı doğum kontrolü gibi suçlamaları reddetmektedir.
Ancak Birleşmiş Milletler’in değerlendirmesi başta olmak üzere uluslararası insan hakları raporlarında ortaya konulan bulgular, Pekin’in bu açıklamalarıyla ciddi biçimde çatışmaktadır.

DİJİTAL GÖZETİM VE GÜVENLİK POLİTİKALARI
Doğu Türkistan meselesinin çağımızdaki en dikkat çekici yönlerinden biri de teknolojinin güvenlik politikalarının bir parçası hâline gelmesidir.
Günümüzde baskı yalnızca asker, polis veya cezaevi kavramları üzerinden tartışılmıyor. Dijital teknolojiler, veri toplama sistemleri ve yaygın güvenlik altyapısı nedeniyle mahremiyet ve bireysel özgürlükler de tartışmanın merkezindedir.
Bu durum Doğu Türkistan sorununu klasik bir toprak veya egemenlik tartışmasının ötesine taşımaktadır.
Mesele artık aynı zamanda şu sorular etrafında şekillenmektedir:
Bir devlet güvenliği sağlamak adına vatandaşlarının özgürlüklerini ne ölçüde sınırlandırabilir?
Terörizmle mücadele hangi noktadan sonra toplumsal ve etnik ayrımcılığa dönüşür?
Bir toplumun dili, dini ve kültürel kimliğinin korunması nasıl güvence altına alınmalıdır?
Bu sorular yalnızca Uygurların değil, bütün insanlığın üzerinde düşünmesi gereken sorulardır.

BİR MİLLETİN KİMLİĞİ DİLİYLE, KÜLTÜRÜYLE VE HAFIZASIYLA YAŞAR
Bir toplumu yalnızca nüfus rakamlarından ibaret görmek mümkün değildir.
Milletler; dilleriyle, kültürleriyle, edebiyatlarıyla, inançlarıyla, aile yapılarıyla, gelenekleriyle ve tarihî hafızalarıyla yaşarlar.
Bu nedenle Doğu Türkistan konusunda üzerinde durulması gereken en önemli meselelerden biri Uygur Türklerinin kültürel kimliklerini gelecek kuşaklara aktarabilme hakkıdır.
Bir Uygur çocuğunun kendi ana dilini öğrenebilmesi, ailesinin kültürünü tanıyabilmesi, inancını özgürce yaşayabilmesi ve kendisini korkmadan ifade edebilmesi temel insan hakları çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Aynı şekilde güvenlik kaygıları da sivillerin topluca suçlu kabul edilmesine veya bir etnik ya da dinî kimliğin potansiyel tehdit olarak görülmesine gerekçe oluşturmamalıdır.
TARİHİN VERDİĞİ EN BÜYÜK DERS
Tarih boyunca çok sayıda devlet yükseldi, büyüdü ve ortadan kalktı.
Fakat insanlığın hafızasında yalnızca devletlerin sınırları kalmadı; insanlara nasıl davrandıkları da kaldı.
Sovyetler Birliği’nin Orta Asya’daki uzun hâkimiyeti ve 1991 yılında dağılmasının ardından Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan’ın bağımsız devletler olarak ortaya çıkması, bölgede siyasi yapıların ne kadar köklü biçimde değişebileceğinin tarihsel örneklerinden biridir.
Ancak buradan Çin’in geleceğine ilişkin kesin bir siyasi sonuç çıkarmak yerine daha temel bir ilkeye dikkat çekmek gerekir:
Kalıcı barışın yolu baskıdan değil adaletten geçer.
Bir devletin gücü yalnızca ordusunun büyüklüğü, ekonomisinin hacmi veya teknolojisinin gelişmişliğiyle ölçülmez. Vatandaşlarının hukuk karşısında eşit olması, temel haklarının korunması ve farklı kimliklerin barış içerisinde yaşayabilmesi de devletlerin uzun vadeli istikrarında önemlidir.

yazı görseli olabilir
DOĞU TÜRKİSTAN MESELESİ İNSANLIK MESELESİDİR
Doğu Türkistan’ın dününde Türk tarihinin derin izleri vardır.
Bugününde ise kimlik, güvenlik, egemenlik, insan hakları ve kültürel özgürlükler üzerine ciddi bir uluslararası tartışma bulunmaktadır.
Uygurların yaşadığı sorunlara dikkat çekmek, Çin halkına karşı düşmanlık anlamına gelmemelidir. Bir hükümetin politikalarının eleştirilmesi ile bir millete karşı düşmanlık birbirinden kesin çizgilerle ayrılmalıdır.
Mesele Çinli, Türk, Müslüman veya başka bir kimliğe sahip olmak değildir.
Mesele insandır.
İnsanların ana dillerini konuşabilmesi, kültürlerini yaşatabilmesi, inançlarını özgürce yaşayabilmesi, ailesiyle birlikte olabilmesi ve herhangi bir suç isnadı varsa hukukun temel güvencelerinden yararlanabilmesi evrensel insan hakları meselesidir.
Doğu Türkistan’ın tarihî hafızası Kaşgar’ın sokaklarında, Hotan’ın kültüründe, Turfan’ın geçmişinde, Uygur Türkçesinin kelimelerinde ve nesilden nesile aktarılan geleneklerde yaşamaya devam etmektedir.
Bugün dünyanın görevi propaganda savaşlarının arasında tarafların sloganlarını tekrar etmek değil; doğrulanabilir gerçeklerin peşinden gitmek, insan hakları ihlallerini araştırmak ve kim tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin hukuksuzluğa karşı evrensel hukuk ilkelerini savunmaktır.
Çünkü tarih bize defalarca göstermiştir:
Baskıyla sessizlik sağlanabilir; fakat adalet olmadan gerçek huzur sağlanamaz.
Zulüm hiçbir coğrafyada kalıcı bir düzenin temeli olamaz.
Ve bir milletin kültürünü, dilini ve hafızasını koruma mücadelesi, yalnızca o milletin değil, insanlığın ortak kültürel mirasının meselesidir.

Kaynak : Avrasya’nın Sesi

Share
64 Kez Görüntülendi.