logo

trugen jacn

ÇİN’İN İŞGALİNDEKİ DOĞU TÜRKİSTAN’IN SESSİZ ÇIĞLIĞINI DÜNYAYA NASIL DUYURABİLİRİZ?

single

UYGUR HABER VE ARAŞTIRMA MERKEZİ(UYHAM)
Doğu Türkistan, Çin’in ekonomik çıkarları uğruna yürüttüğü sistematik asimilasyon ve baskı politikalarının en ağır biçimde yaşandığı bölge olmaya devam ediyor. Yağmur Filiz Kaşgarlı ile uluslararası toplumun sessizliğini, Çin’in propagandasını ve Türk dünyasının bu sessizliği bozmak için atabileceği adımları konuştuk.
1949 yılından beri Çin Halk Cumhuriyeti işgali altındaki Doğu Türkistan’da sistematik bir etnik temizlik ve asimilasyon gerçekleştirilmektedir. Pekin yönetimi, Doğu Türkistan halkını ciddi sosyal ve siyasal baskılara maruz bırakırken bölgenin sahip olduğu yer altı ve yer üstü zenginlikleri de sömürmekten geri durmamıştır. Çin’in işgal politikalarına karşı Doğu Türkistan ise halkı bir bağımsızlık mücadelesinden öte yaşam mücadelesi vermektedir. Bu bağlamda size iki soru yöneltmek istiyoruz:

Soru 1: Çin’in Doğu Türkistan’da gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerine karşı uluslararası toplumun tepkisizliğinin temel sebebi nedir? 

Toplumlar her ne kadar bireysel farklılıkların bütününden oluşuyor olsa da siyasî bir mekanizmanın kuralları, normları veya sistemi içinde kaybolabilir.  Birkaç grubun dikkat çektiği “farklı” şeyler genellikle muhalif olarak görülebilir. Dolayısıyla Doğu Türkistan’daki soykırım politikalarına sessiz kalınmasının ilk nedenlerden biri bazı iktidarların o soykırıma göz kapaması, kulak tıkaması veya gündeme taşımamasıyla ilişkilendirilebilir.

Eğer toplumu yöneten kimi devletler insan hakları ihlâllerinden bihaberse yahut ihlalleri göz ardı ediyorsa kimi toplumların oralı bile olmaması mümkündür. Zira toplumu yetiştiren en önemli şey aile ise bir diğeri eğitimdir. Eğitim yoluyla alınamayan vicdan dersi size hiçbir şey öğretemeyecektir.

İkinci neden ise soykırımdan haberdar olup kasıtlı olarak tepki göstermeyen –ki asıl sorunuzun cevabı- toplumlar “kendilerinden olmayan” şeyden uzak duruyor. Doğu Türkistan’daki mesele Türklüğün ve Müslümanlığın yok edilmesi üzerine kurulu bir vahşet esasen. Elbette her şeyden önce insanlık meselesi.

Ancak millî bilinci olmayan kimi kesim “dünyacılık” oynayarak Türklük varlığının tehlikede olmasını bir sorun olarak görmüyor. En eski milletlerden biri olan Türk’ün kadim değerlerini görmezden gelen bu gruplar, kimliğin sorun yarattığını düşünerek, üç maymunu oynuyor. İnsan haklarına göre, kişinin kimliğine (etnik millet, din özgürlüğü) olan bağlılığı ve bu bağlılığa olan inancı, işte bu kimliksizler yüzünden yalnız bırakılıyor.

Bir diğer neden ise elbette ki Çin’in propagandası. Özellikle Türkiye’den Doğu Türkistan’a gönderilen sözde gazetecilerin o topraklarda hiçbir şey yaşanmadığı asparagasını kamuoyuna duyurmak. Zaten işgalci Çin yönetiminin belirlediği alanlarda seyahat ederek -ki özellikle Çin devleti tarafından turistik bölgeye çevrilmiş olan Ürümçi başta olmak üzere- birçok bölgede insanların sözde özgür bir yaşam sürdüğü gösteriliyor.

Çin gerek sosyal medyada gerekse elçilikler aracılığıyla Uygur Türklerinin “Xinjiang’da” kültürlerini yaşatabildiğini, geleneksel kıyafetleriyle gündelik işlerini yürütebildiklerini sahte videolar ve hatta sahte insanlarla (Çinliler Uygur rolü yapıyor) dünyaya bu yalanı yayıyor.

Ancak akıl sahibi pek çok kişi Doğu Türkistan’daki soykırımı çok net görebilir: Uydu görüntülerindeki toplama kampları, sadece Ürümçi ve Kaşgar gibi turistik yerler değil o toprakların arkasında kalan sessiz çığlığın yükseldiği köyler, ilçeler, kasabalar, sokaklar ve tabi ki toplama kampı şahitleri…

Özetle burada görülmesi gereken çok önemli bir nokta var ;

  • Bu yüzyılda Doğu Türkistan’da insanlar ana dilini konuşamıyor, inancını yaşayamıyor.
  • Çok basit bir ihtiyaç ortada: Yüzyıllardır var olan Uygur Türkleri kendi topraklarında millî kimliği altında özgürce yaşamak istiyor.

Soru 2: Doğu Türkistan’da yaşanan zulüm ve katliamların daha fazla gündeme gelmesi için devletler ve bireyler nezdinde atılması gereken ivedi adımlar nelerdir?

Her şeyden önce kişilerin algısını doğru ya da yanlış yöne çeken araç: Medya. Hakikâtı konuşan gerçek gazeteciler ve mevcut delillerle Doğu Türkistan’daki soykırımı devamlı olan ana akımda üst sıralarda tutmak.

Çin’in sosyal medya platformu TikTok ve sahip olduğu birçok platformda mazlum Uygurlar, kendilerini ifade etmek mecburiyetinde kalıyor. Böylelikle sıklıkla bu platformlar da takip edilmelidir.

Öte yandan türlü protestolar ve eylemlerle dünyaya Doğu Türkistan’daki zulmü duyurmaya çalışmak. “Doğu Türkistan’ı anlatacak dünyada bir tek sen varmışsın gibi” herkese her platformda bunu duyurmak. Sosyal medya hesaplarımızı bu yönde kullanarak Şi Cinping’in bu vahşetini daha kitlesel bir şekilde gündeme taşıyabiliriz.

Devletler nezdinde yapılacak şey ise öncelikle millî bağımsızlığa adım atmaktır. Çünkü bir ülkenin -Türkiye’yi baz alırsak- millî istihdamını geliştirdikçe dışa olan bağlılığı azalmış olacak ve Çin’in ekonomik kozu yok olacaktır.

Çin ile ticarî ve ekonomik ortaklığı ile siyasî ilişkileri en aza indirerek Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB) gibi teşkilatlarda Çin’in soykırım politikasını korkusuzca gündeme taşımak da en önemli adımlardan biridir. Çin’in daha önce Trump’a söylediği “iç meselemiz” safsatasını hiçe sayarak, bunu kendi gündemimiz haline getirebiliriz.

Dolayısıyla olaya Türkiye Cumhuriyeti açısından bakacak olursak, “Bir Kuşak Bir Yol” projesinin başlamadan bitmesi şarttır. Çin’in ipeğine kanmadan yalnızca kendi ticarî ve ekonomik politikamızı uygulayabilirsek Çin’e meydan okumaktan çekinmemiş oluruz.

Tabi bunları Çinlilerin ülkemizde fabrika inşa etmesini, Çinlileri istihdamını ve Çin mahallesini reddederek yapmaya başlayabiliriz. Çünkü Çin, kendi emellerini “sevecen yüzüyle” göstererek sinsi bir oyun oynamayı çok iyi biliyor.

Bizim de bu oyunu fark edip, Çin siyasetinden bir an önce uzaklaşmamız gerekiyor. Devlet adamlarımızın sözde TRÇ gibi ittifak önerilerinden ivedilikle uzaklaşması gerekmektedir. Hem de atamız Kürşad’ın 40 kişilik ordusundan fazlamız varken bile…

Öte yandan Türk dünyası ülkelerinin hem bireysel hem de Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) bağlamında daha güçlü bir konuma gelmesi gerekmektedir.

Birlikte yürütülecek ortaklık Rusya ve Çin gibi ülkelere olan bağlılığımızı azaltması ve topyekûn durulduğunda Çin’i siyasî emellerinden vazgeçme noktasına sürükleyeceğini düşünüyorum. Çünkü sistematik açıdan baktığımız zaman henüz Kuzey Kore ve Rusya ile müttefik olmaya çalışan Çin’in arkasında kimse durmayacaktır.

Rusya’nın zaten Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş, Kuzey Kore’nin ise askerî anlaşma ile ülkedeki suçluları Rusya’ya göndermesi aslında bu ülkelerin şu anda ne kadar aciz olduğunu gösteriyor. Böyle bir boşlukta bile Türk devletlerinin -özellikle Kazakistan’ın- Çin ile ortaklığına son verip birlik olarak Türk dünyasının eksik parçalarından Uygur Türklerinin yanında olmalıdır.

En önemlisi yalnızca soykırım altında olduğunu düşündüğümüz ama aslında çok büyük bir tarihî geçmişe sahip olan Uygur Türklerinin kültürel değerlerini ve tarihî yaşamını öğrenmek ve gelecek nesillere yaymak gerekmektedir.

Türkün varlığını, geride bıraktığı mirasıyla canlı tutmaktan söz ediyorum. Doğu Türkistan’ın millî bayramlarını kutlamak ve Uygur Türkçesini gelecek nesillere aktarabilmek, bireysel olarak Uygur Türklerinin varlığını sürdürmenin ve duyurmanın en iyi yollarından biridir. 

KAYNAK : Qırım Haber  Ajansı(QHA)

Share
108 Kez Görüntülendi.