Osman OKTAY( Gazeteci-Yazar)
Atalarımız Bilge Kağan’la Kültigin “Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış” diye dert yanarak dünya durdukça gelecek nesillere ders olsun diye Bengü/ölümsüz taşlara kazıtmışlardı. Ama biz ders almadık, almıyoruz. Çin cinliğini ve Çinliliğini yapmaya devam ediyor. Arada bir Türkiye’den gözüne kestirdiği kullanışlı gazeteci, sanatçı, iş adamı, bürokrat, siyasetçi kişileri alıp götürüyor, kendi programladığı yerlerde gezdirip hazırladığı mizansenleri seyrettiriyor, güle oynaya yedirip içirip hediyeler verdikten sonra da dönüşte yazıp çizdiklerini keyifle takip ediyor.
Çin’in kendi yaptığı propagandalara ve buradan götürdüğü kullanışlı kişilere bakarsak orada her şey güllük gülistanlık! Çin’in kan kusturduğu 30 milyondan fazla Doğu Türkistanlı kardeşimizin sanki hiç dertleri, acıları yok ve hayatlarından son derece memnunlar!
Gelin görün ki işin aslı hiç de öyle değil. En son o zulmü yakından görüp yaşayan Uygur Türk’ü, Doğu Türkistanlı Sayragül Savutbay Kızı isimli kardeşimiz kaçıp kurtulduktan sonra orada yaşananları ve Türklere yaşatılanları bir daha kör gözlere, sağır kulaklara, taşlaşmış yüreklere, körelmiş vicdanlara soktu ama anlayan olur mu bilinmez.
Sayragül Hanım aslında Çin’de yaşayan Kazak Türk’ü bir öğretmen. Çin okullarında öğrenim gördüğü için Çince’yi çok iyi biliyor. Çin devleti onun için kendisini, Çin’in “yok” dediği, buradan götürdüğü kullanışlı kişilere gerçek yüzünü göstermediği Toplama Kamplarından birinde öğretmen olarak görevlendiriyor. Ancak orada uygulanan akıl almaz işkenceleri gördüğü için dayanamıyor ve sonra Kazakistan üzerinden İsveç’e kaçmayı başarıyor.
“Kamplar kapatılmadı, gizlendi” diyen Sayragül Hanım, şunları söylüyor:
“Toplama Kamplarının kapatıldığı tamamen yalan. Baskı sadece şekil değiştirdi. Hastaneler, okullar ve fabrikalar fiilen gözaltı ve zorla çalıştırma merkezlerine dönüştürülmüş durumda. Böylece uydu görüntüleri ve uluslararası gözlemler yanıltılmış oluyor. Bugün hâlâ yüz binlerce Türk uzun süreli hapis cezalarıyla cezaevlerinde tutuluyor; milyonlarcası ise kamufle edilmiş kamplarda zorla çalıştırılıyor. Ayrıca bir milyondan fazla çocuk devlet yatılı okulları ve yetimhaneler adı altında kimliklerinden koparılmış durumda.”
Çin’de yaşananların ve işgal altındaki Doğu Türkistan’da Türklere uygulanan soykırımın canlı şahidi olan Sayragül Savutbay Kızı sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Çin’in yoğun propaganda ve dezenformasyon faaliyetlerine rağmen yaptığı soykırım gizlenemez. ABD 2021’de Çin’in eylemlerinin soykırım olduğunu resmen kabul etmiş, pek çok Avrupa ülkesi de bu kararı almıştı. Şimdi bu kararın beşinci yılı geride kalırken, uluslararası toplumun ticari çıkarlar nedeniyle geri adım atmasından endişe duyuyorum. Bu konuda herkes ve özellikle Türkistan coğrafyasında yaşayanlar, Türk soylu milletler çok uyanık ve dikkatli olmalı, dünya kamuoyu Çin’e karşı Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdinde hesap sorarak yaptırımları arttırmalı ve Doğu Türkistan halklarının kendi kaderini tayin hakkı desteklemelidir.”
Çin’in tutumu bu iken biz ne yapıyoruz?
Önümüze her gün bir haber düşüyor. İşte onlardan biri: “İstanbul’da evlerine gece baskını ile gözaltına alınarak tutuklanan Abdulkadircan ve eşi Hatice Ömer tutuklandılar!” (Neyse ki birkaç gün sonra evlerine döndükleri haberini aldık)
Bir başka haber: “Umreden dönen Uygur Türkü Erkin Hamut’un Türkiye’ye girişine izin verilmedi!”
Gazete haberlerine konu olup sosyal medya hesaplarında paylaşılan bu haberi de sorup araştırıyoruz. 2017 Yılında yayınlanan Devlet Kararı gereğince UZUN SÜRELİ İKAMET izni verilen ve İstanbul’da işyeri olan bu Uygur Türk’ü kardeşimiz umre ziyareti için Suudi Arabistan’a gidiyor, 15 gün sonra dönüşte girişine izin verilmeyip geri gönderiliyor? Çıkışta problem yok, elinde ikamet belgesi ama giriş YASAK. Allah’tan vizesi olduğu için Suudi Arabistan’da başına bir iş gelmemiş. Değilse onlar da Çin’e gönderselerdi başına neler geleceğini dünya âlem biliyor. İş yeri, çoluk çocuğu burada perişan! Buna benzer başka örnekler de varmış. Bu ne iştir anlamıyoruz.
Ya şu habere ne demeli?
Çin’in Ankara Büyükelçisi bazı illere giderek temaslarda bulunuyor. En son Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası’na uğramış ve oda başkanı gibi toplantı masasının baş köşesine oturup toplantıyı yönetiyor! Böyle bir görüntü hiç hoş değil.
Anlamadığımız bir konu daha var…
“Umuma mahsus pasaport hamili Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşları 2 Ocak 2026 tarihi itibariyle her 180 günde 90 gün süreyle vizeden muaftır. Resmi pasaport hamilleri 30 gün süreyle vizeden muaftır. Bu karar, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 18’inci maddesi uyarınca alınmıştır.”
Araştırıp soruyoruz, Doğu Türkistan coğrafyasında yaşayan kardeşlerimizin bu haktan yararlanmaları mümkün değil. Zaten gelebilen olsa bile dönüşte verilecekleri yer Sayragül Savutbay Kızı’nın anlattığı örtülü, gizlenmiş Toplama Kampları!
Biz Çin’e, Çinlilere her türlü kolaylığı sağlıyoruz, istedikleri gibi gelip gidiyor, piyasamıza hâkim olabiliyorlar ama orada kardeşlerimize zulmetmekten geri durmuyorlar. Çinlilere tanınan bu vize kolaylığını öğrenince öyle derinden bir “Aah ah” çektim ki sormayın. Sebebi şu:
Çin, hemen pek çok ülke gibi Yeşil Pasaportlulara (güya) vize uygulamıyor. Biz de 2016 yılında bir grup arkadaşla birlikte o coğrafyayı iyi bilen rehberimiz eşliğinde hem de Çin Havayolları’ndan bir uçakla Urumçi Havaalanı’na inmiştik. Orada tam on saat bekletildik. Rehberimiz defalarca sorguya çekildi. Sonunda, “Türkiye’ye ilk uçak dört gün sonra. Buradan otele götürürüz, hiçbir yere çıkamadan orada beklersiniz. Ya da bu akşam Kazakistan Almatı ve Kırgızistan Bişkek’e giden uçakla Çin’i terk edersiniz” dediler. Pasaportlarımıza damga vurmadılar ama hepsinin fotokopilerini aldılar. Mecburen Almatı’ya geçmeyi kabul ettik. Bizlere terörist muamelesi yaparak tepeden tırnağa aradılar, eli silahlı polisler etrafımızı sarmış vaziyette Almatı uçağına götürdüler.
Almatı’da oradaki Türkiye Başkonsolosumuzun yakın ilgisi ve candan misafirperverliği ile bir gün geçirip teselli bulduktan sonra Türkiye’mize dönüşe geçtik.
İşin garipliğine ve hayatın cilvesine bakın ki Almatı – İstanbul yolculuğu için bindiğimiz Türk Hava Yolları’nın 351 sefer sayılı uçağındaki koltuk “arkadaşım” bir Çinli! Ben normal olarak bir Kazakistanlı kardeşimle yolculuk yapacağımı sanıyordum. Selam verince yüzüme bakmıştı. Hemen “Nerelisin?” diye sordum. “Çinli” deyince birkaç saniye durdum. Bu arada cebinden bir şeyler çıkarıyordu. Gördüm ki Türkiye’den alınma ehliyet ve bankamatik kartları var. Ne iş yaptığını sorunca “Elektronik” dedi. İstanbul’la Ankara arasında gidip geliyormuş. Demek ki Çinli bir firmanın temsilcisi ve Türkiye’de ikamet ediyor. “Bizi Çin’den kovdular” deyince anlamsız bir biçimde ellerini yana doğru açtı, konuşmak istemiyordu.
Biz, Türkiye olarak Çin Devleti rahatsız olur diye Doğu Türkistan davasının yılmaz savunucuları Dünya Uygur Kkurultayı(DUK) Başkanları Rabia Kadir, Dolkun İsa başta Doğu Türkistanlı bir çok İnsan Hakları Savunucuları ve Aktivistlerini ülkemize kabul etmiyoruz, bir şekilde buraya gelen kardeşlerimize de pek huzur vermiyoruz ama Çinliler istedikleri gibi gelerek buralarda gezip tozabiliyor, iş kurabiliyorlar. Piyasalarımız çocuklarımızın oyuncaklarından her türlü ev gerecine kadar Çin malları ile dolu. Onlar bize tavır koyuyor, biz onlara kucak açıyoruz. Onlar bizi sömürüyor, biz onlara fırsat veriyoruz.
Yazımızın girişine aldığımız asırlar ötesinden süzülüp gelen ders niteliğindeki sözleri bir daha, bir daha hatırlamalı, hiç unutmamak için kulaklarımıza küpe, işyerlerimize tabela yapıp asmalıyız: “Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış!”
Hiç Olmazsa Biz Çin’den uzak duralım!