logo

trugen jacn

MERDAN YANARDAĞ’DAN BİR ÇİN MASALI : GAZETECİLİK Mİ,YOKSA ÇİN PROPAGANDASI Mİ ?

İsmail Türk

İsmail Türk (habererk@hotmail.com)

Geçtiğimiz günlerde bazı Türk gazeteciler Çin’in davetiyle   Doğu Türkistan’a(Çince Sincan-Uygur Özerk Bölgesi’ne) bir ziyaret gerçekleştirdi. Heyette Merdan Yanardağ, Ceyda Karan, Ümit Zileli, Zeynep Gürcanlı, Yavuz Selim Demirağ gibi tanınmış isimler de vardı.

Gazeteci Mehmet Ali Güller’in beyanına göre bu gezi, Çin’in İstanbul Başkonsolosluğu üzerinden, Uygur bölgesi sözde  yerel yönetiminin davetiyle yapıldı. Organizasyonun koordinasyonu “Yeni Dünya Araştırmaları Merkezi” ve “Türkiye-Çin Dostluk Vakfı” tarafından sağlandı

İlk bakışta uluslararası temaslar açısından sıradan bir diplomatik kültür gezisi gibi görülebilir. Ancak Tele 1 ekranlarında Merdan Yanardağ’ın sunduğu belgesel izlenince, bu gezi bir “gazetecilik faaliyeti”nden çok bir “ Çin’in bir propaganda kurgusu” gibi duruyor.

Uygur Bölgesinde çekildiği söylenen belgeselde anlatılanlar öylesine tek yönlü ve “toz pembe” ki, izleyen biri adeta “keşke Çin bizi de işgal etse” diyecek hale gelebilir! Uygurların mutlu olduğu, hiçbir baskıya uğramadığı, Çin sistemine entegre olmuş barışçıl bir topluluk olduğu anlatılıyor.

Ama ne hikmetse, dünya medyasının ve insan hakları örgütlerinin yıllardır raporladığı baskı, gözetim, toplama kampları, dini ve kültürel yasaklar bu anlatıda hiç yok!

Bunu izlerken yıllar önce yaşadığım bir başka “organize gezi” anısı geldi aklıma. Bir dönem Azerbaycan’a davetli olarak gitmiştik. Resmî programda bize sadece lüks semtler, ihtişamlı caddeler, mutlu insanlar gösteriliyordu.

Ama ben “arka mahalleri” görmek istedim. Gece yarısı, gizlice muhalif gazetecilerle buluştuk, fakir bir mahallede, bir gecekonduda ağırlandık. O sofrada gerçek Azerbaycan’ı gördük. Bir saate Merhum Ganire Paşayeva telefon da öfkeyle  “sizden ben sorumluyum, nasıl çıkarsınız otelden?” diye çıkıştı. Meğerse taksiciler bile istihbarata çalışıyormuş ve bizi ihbar etmişler.

Bu deneyim bana şunu öğretti:

Rejimler size ne göstermek istiyorsa onu gösterir. Gerçeği görmek için perdeyi aralamanız gerekir.

Çin’in Uygur bölgesine dair anlatmak istediği hikâye açık:

“Burada refah var, huzur var, kimse baskı altında değil.”

Ama madem öyle, neden bağımsız gazeteciler, insan hakları örgütleri bölgeye serbestçe giremiyor?

Neden Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin hazırladığı, Çin’in Uygurlara yönelik sistematik asimilasyon politikalarını belgeleyen raporlar reddediliyor?

Bu geziye katılan gazetecilerden bazıları, “toplama kampı” iddialarını yalanlamaya çalışırken, Çin’in resmi tezlerini adeta tercüme ettiler.

Ama soralım: Eğer gazeteciyseniz, size gösterilenle yetinmeden, gösterilmeyeni de merak etmeniz gerekmez mi?

Bir gazeteci, hangi ülkeye giderse gitsin; iktidarın değil, halkın sesi olmakla yükümlüdür.

Bu olay aynı zamanda solun da bir ahlaki sınavıdır.

“Anti-emperyalizm” adına Çin gibi otoriter bir rejimin baskı politikalarını görmezden gelmek, solun en temel iddiası olan “adalet” ve “eşitlik” kavramlarıyla bağdaşmaz.

Bir solcu ya da muhalif, emperyalizme karşı olur ama bu, başka bir otoriterliği meşrulaştırma gerekçesi olamaz.

Uygurlar sadece soydaşımız olduğu için değil; insan oldukları için haklarını savunmalıyız.

Çin’in  propaganda  amaçlı bu tür gezileri, yumuşak güç (soft power) stratejilerinin bir parçası olabilir. Ama biz gazeteciler bu stratejilerin aracı olmak zorunda değiliz.

Bugün Çin’in işgalindeki Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurların yaşadıkları hâlâ bir tartışma konusuysa, bu tartışmayı açmak ve gerçeğin peşine düşmek bizim sorumluluğumuzdur.

Gazetecilik, bir ülkenin tur rehberliğine indirgenemez.

Gerçek, bazen arka sokaklarda, bazen susturulmuş bir muhalifin sözlerinde, bazen de bir gecekondu sofrasında gizlidir.

O sofraya oturmadan yazılan hiçbir yazı, gerçek değildir.

Kaynak : https://www.habererk.com/makale/merdan-yanardag-dan-bir-cin-masali-uygur-da-gazetecilik-mi-propaganda-mi_297516/?f

 

Share
1279 Kez Görüntülendi.