Eylül/2025’te ayında, Çin Komünist Partisi (ÇKP)Merkez Komitesi Enformasyon Bürosu, “Yeni Dönemde Çin Komünist Partisi’nin Uygur bölgesindeki ( Çince Sincan’ı) Yönetmedeki Başarı Öyküleri” başlıklı bir beyaz kitap yayınladı. Bu Beyaz kitapta, Uygur halkının “Çin Komünist Partisi liderliğinde istikrarlı bir toplum, ekonomik olarak kalkınma yolunda ve Çin’in “Etnik Birlik” temelindeki politikalarına uyum sağladığı” öne sürülüyor.
Beyaz kitap, Doğu Türkistan’daki açık ve net gerçekleri Çin usulü parlak ve görkemli ifadelerle gizlemeye çalışmış olsa da, Çin’in işgalindeki Uygur bölgesinde yaşayan Uygurlar başta diğer Türk halklarının mevcut durumu hakkında biraz bilgisi olan vicdanlı ve erdemli insanlar, beyaz kitapta söylenenlerin tamamen yalan olduğunu kolayca görebileceklerdir. Ayrıca, beyaz kitapta iddia edilenlerin /söylenenlerin İşgalci Çin’in Uygur Türkleri üzerindeki başarılarıyla ilgili olmadığını, İşgal rejiminin Uygurlara karşı işlediği suçları meşrulaştırmak amacı ile yazıldığını da kolayca anlayabilirler.
Beyaz Kitap Çin’in Tarihten beri Ortaya Koyageldiği Mesnetsiz siyasi aldatmacalarının Son Örneğidir
ÇKP Merkezi Komitesinin yayınladığı bu Beyaz Kitap/Bültende öne çıkan belli başlı iddialar şöyle ; ;
- “Uygurların kadim Tarihlerden beri Çin’in idaresinde yaşadığı ve Doğu Türkistan’in de tarihten beri Çin’in ayrılmaz bir parçası olduğu” temelsiz iddiası defalarca vurgulanıyor.
- Çin’de hüküm süren tüm Hükümdarların/Çin Sülalelerinin çok kadim tarihten beri Doğu Türkistan’a hakim olduğu ve Uygur halkı üzerinde hüküm sürdüğünü de uyduruk ve temelsiz kanıtlarla ispatlanmaya çalışılıyor
- ÇKP İşgal rejiminin iddia ve bakış açısına göre “kadim zamanlardan beri” ifadesi hangi Çin hanedanları veya dönemi ifade ediyor? Bu iddialarla kastedilen Han, Tang, Yuan veya Qing hanedanlarını ?
Tarih boyunca sözde “ÇİN” topraklarında hüküm süren hiçbir imparatorluk zamanında hükmettiği ülkenin adı “ÇİN” olarak tanımlanmamıştır. Söz konusu bu imparatorlukların işgal ettiği topraklar bile birbirinden çok farklıydı. Daha da önemlisi, bu imparatorlukların kurucularının bugün “Hanzu” olarak bilinen halkla, yani Çinlilerle neredeyse hiçbir bağlantısı yoktu. Tarihte “Çin Halk Cumhuriyeti” diye bir ülkenin olmadığı gibi !
“ÇİN” terimi tarihsel olarak bir ülke adı olarak değil, kadim İpek Yolu üzerindeki bölgeleri ifade etmek için uluslararası alanda kullanılan yaygın bir isim olarak kullanılmıştır. Örneğin; Dünya tarihinde silinmez izler bırakan Horace, Yaşlı Plinius ve Batlamyus gibi Romalı ve Yunan bilginler, eserlerinde “Seres (ipek üreticileri)” ve “Sinae/İnce” terimlerini kullanmışlardır. Bu terimlerin günümüz Çin’ini değil, Uygurların yaşadığı Kaşgar, Hoten ve Eski Şule Doğu Türkistan kentleri ile bu ülke topraklarını ifade ettiği kaydedilmiştir.
Kaşgarlı Mahmut’a Göre Qin/Çin
MS 11. yüzyılda yaşamış büyük Uygur/Türk bilgini Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lugat-it Türk ( “Türk Dilleri Sözlüğü”nde “Qin” tanımlaması üç bölüme ayrılmaktadır : 1-) “Yukarı Çin” Tang ve Kitanları,2-)”Orta Çin” Kitan ve Türkleri 3-)Aşağı Çin ise Kaşgar ve Hoten gibi Tarım bölgesinde yer alan güney Uygur topraklarını ifade eder. Hatta bu noktada “Kitan Çin’dir, Tang ise Machin’dir” ifadesini açıkça belirtmiştir. Dolayısıyla, Buhara bölgesinden bile, “Qin” veya “Çin” teriminin modern Çinlilerin yaşadığı toprakları değil, kadim Uygur/Türk halklarının yaşadığı toprakları ifade ettiği görülebilir.
Yusuf Has Hacip ve Eseri Kutadgubilik’te Qin/Çin
Ünlü Uygur/Türk bilgini Yusup Has Hacip’in “Kutadgubilig” adlı büyük eserinin girişinde şu ifadeler yer almaktadır : “Bu eser Qin bilginlerinin öğütleri ve Machin bilginlerinin şiirleriyle bezenmiştir” denmektedir. Ancak burada adı geçen Qin ve Maçin bilginleri, sözde Çinli bilginleri değil, Uygur ve Türk topraklarında yaşayan bilginleri ifade etmektedir.
20.yüzyılın başlarında Doğu Türkistan’ı ziyaret eden ünlü İngiliz kâşif Stein’in “Hoten Belgeleri” adlı araştırma sonuçlarının yer aldığı “Antik Hoten” ve “Serindia” adlı eserlerinde, Hoten’ın da içinde bulunduğu Uygur topraklarından “Çin/Sinae/Thinae” olarak söz etmektedir.
Qin ve Maçin terimleri, Ali Şir Nevai, Lütfi, Zalili ve Molla Bilal gibi ünlü Uygur bilim insanları ve şairlerinin eserlerinde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu terimler aynı zamanda hem Uygur hem de Türk topraklarını tanımlama ve ifade için kullanılmıştır.
“Çin” Tanımı Ülke Adı Değil Coğrafi Bir Kavramdır
Yukarıda zikredilen tanımlama ve bilgilerden de anlaşılacağı üzere, “Çin” terimi tarihsel olarak coğrafi bir kavram olarak kullanılmış ve aynı zamanda İpek Yolu üzerindeki Uygur ve diğer Türk halklarının yaşadığı coğrafyaları da ifade etmiştir. Ancak, özellikle Mançu İmparatorluğu’nun son yıllarından (19.yüzyıldan) itibaren, son uluslararası gelişmeler ve ilişkilerin etkisiyle “Çin” terimi bir ülke adı olarak kabul görmeye başlamıştır.
Çin Yönetiminin resmi siyaset belgesi olan Beyaz Kitap/Bülteni’nde yer alan sözde “Uygur Özerk Bölgesi” tanımlaması tarihsel olarak Çin’in bir parçası olmuştur” ifadesi, hiçbir tarihsel kanıta dayanmayan var olmayan ve uluslararası hukuka hiç uymayan siyasi bir aldatmacadır. Bu aldatmacanın tek amacı, Çin’in 1949’da ÇKP Kızıl ordusu tarafından bölgede yaşayan Uygurlar ve diğer Türk halklarına karşı silahlı güç kullanılarak işgal, sömürgeleştirme, sistematik baskı ve günümüzde şiddetle uygulanmakta olan soykırım suçlarını meşrulaştırmaktır.
Çin’in Sözde “Şanlı Tarihsel Süreç” Söyleminin Özü Baskı, şiddet ve Toptan Katliam ve Soykırımdır
Beyaz Kitapta ÇKP yönetiminin Doğu Türkistan’ı işgal etmesi, bu ülkeyi acımasızca ve vahşice sömürmesi ve diğer baskı, zulüm ve soykırım suçları “Şanlı Bir Tarihsel süreç” iddiası ile tanımlıyor.
Halbuki Çin işgalindeki Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlar ve diğer Türk halklarının günümüzdeki yaşadıkları gerçekler şunlardır:
- 1949 yılında ÇKP Lideri Mao’nun Doğu Türkistan’ı işgal ile ile görevlendirdiği Çin Komünist Ordusunun Komutanı General Wang Zhen 100.000 kişilik işgal ordusuyla Doğu Türkistan’a saldırmıştır. Bu acımasız ve kanlı işgal sırasında yüz binlerce masum Uygur halkına katletmiş ve milyonlarcasını ise tutuklayarak ÇKP Zindanlarında katletmiştir.
- 1960’lı yılların başında özellikle ve bilinçli olarak yaratılan yapay kıtlık (Kömün sistemi ) ve 1964’de Lop Nor bölgesinde başlatılan ve hiç bir önleyici tedbir alınmadan yapılan nükleer/atom bombası denemeleri sonucunda milyonarca Uygur topluca öldürülmüştür.
- 1966-1976 yılları arasında yürütülen ve Mao’nun ölümü ile sona erdirilen Kültür devrimi esnasında çeşitli siyası kampanyalarla Uygur aydınları ve din adamları sistematik olarak hedef alınmış ve bir halkın önderleri ve Lider kadroları çeşitli yol ve yöntemlerle toptan yok edilmiştir.
- 05 Temmuz 2009 Urumçı katliamı ve sonrasında Uygurlara yönelik ÇKP işgal Ordusunun aşırı güç kullanarak yaptığı etnik içerikli baskı ,zulüm, işkenceler ve büyük çaplı katliamlar Beyaz Kitapta iddia edildiği gibi “Şanlı Zaferler” değil, açık ve net ÇKP Terörü, şiddet ve birer insanlık suçudur.

Çin’in Doğu Türkistan’da ” İstikrarı Sağlamasının” Maliyeti : Toplama Kampları ve Etnik Soykırım
ÇKP Merkez Komitesi Enformasyon Biriminin yayınladığı Beyaz Kitan/Bülten’de Doğu Türkistan’da “Toplumsal istikrar ve uzun vadeli Güvenliğin Sağlandığı” öne sürülüyor. Ancak Çin’in ısrarla iddia ettiği ve vurguladığı bu “İstikrar ve Güvenlik”in karşılığı Çin’in “Eğitim Kampları ” adı gizlediği Uygurların toptan tutuklanması, Çin tipi toplama kamplarına hapsedilmesi ve Uygurlara yönelik soykırım olmuştur.
Çin yönetimi işgalindeki Uygur bölgesinde 2016 yılından beri “Eğitim Kampları -Meslek Edindirme Merkezleri” adı ile büyük çaplı toplama kampları kurmuştur. Avustralya merkezli Uluslararası Medya Dernekleri Federasyonu(ASPİ)ve New York Times tarafından doğrulanan ve yayınlanan ÇKP Üst yönetiminin toplantı tutanakları ve Kaşgar ve Kargalık gizli Polis belgeleri başta diğer doğrulanmış sızdırılmış Çin belgeleri, Uygurların sistematik olarak gözaltına alındığını, ağır şekilde cezalandırıldığını, beyinlerinin yıkandığını ve Köle/İşçi olarak zorla çalışmaya tabi tutulduğunu ortaya koymaktadır.
ABD Kongresi’nde “Uygur İnsan Hakları Yasası”nın ezici çoğunluğun onayıyla kabul edilmesi, insanlığa karşı işlenen bu soykırım suçuna bir cevap niteliği taşımaktadır. Bu Uygur İnsan Hakları Yasası uluslararası toplumun de Çin’in işgalindeki Uygur bölgesinde yaşayan Uygurlar başta Çinli olmayan halklara karşı bir insanlık suçu olan soykırım cinayetleri işlediğini kabul ettiği anlamına gelmektedir.
Çin’in Sözde ” Çin Ulusal Birliği” adına yaptığı Yalan propagandalar
Beyaz Kitap’ta “Çin ulusal topluluğunun inşasının derinleştirilmesi için “Etnik Birlik” çalışmalarından söz ediliyor. Ancak bu “Etnik Birlik” söyleminin gerçek anlamı Doğu Türkistan’da yaşayan Türkler başta Çinli olmayan diğer halkların toptan asimilasyonu ve etnik olarak soykırımla yok edilmesidir.
Doğu Türkistan’in 1953 yılında Uygur nüfusu ülkede yaşayan toplam nüfusun %75’ten fazlasını oluştururken, etnik Çin nüfus %6 civarında idi. Bu oran 2010 yılına gelindiğinde Uygur nüfusu toplam nüfusun %46’sına düşmüştü. Buna karşılık demografik asimilasyon amacı ile bölgeye transfer edilip yerleştirilen Çinlilerin nüfusu toplam nüfusun %40’ına yükselmişti. Bu, rakam etnik Çinlilerin doğal göçü ile değil, Çin hükümetinin Çinlileri Uygur bölgesine kasıtlı olarak yerleştirme politikasının bir sonucudur.
Uygurca Eğitim ve Öğretimin Yasaklanması Dini İbadetlerin Kısıtlanması Camilerin Yok Edilmesi
- Çin yönetimi Mayıs/2002 yılında aldığı bir kararla ” Çift Dilli Eğitim ” adı ile Uygur ve Çinlilerin ayrı ayrı eğitim gördüğü okulları birleştirmiş ve Uygur Okullarını kapatmıştır. Bu suretle Uygurca eğitim ve öğretim marjinal hale getirilmiştir.
- Çin rejimi Namaz,Hac ve zekat başta olmak üzere islam dininin temel kurallarını yasaklamış ve dini faaliyetleri kısıtlanmıştır.
- Camiler ibadete kapatılmış ve çoğu camiler de yıkılarak yok edilmiştir.
Kardeş ve İkiz Aile Uygulaması Rezaleti
Doğu Türkistan’a zorla getirilerek iskan edilen Çinli göçmenlerin Uygur ailelerin evlerine “İkiz-Kardeş- İkinci Akraba ” ve benzeri asılsız iddialarla yerleştirmiştir. Bu Çinlilerin birlikte yaşadıkları Uygur ailenin günlük hareketleri, onların gözetimini yaparak onları rejiim adına kontrol altında tutmaktadır.
Uygur Kızılarının Çinli Erkeklerle Zorla Evlendirilmeleri
- Çin rejimi Doğu Türkistan’da yaşayan Çinli erkeklerle Uygur kızlarının zorla evlendirmektedir.
- Buna karşılık evlenme çağına gelmiş Uygur gençlerini çeşitli bahaneler ile tutuklamakta ve sosyal hayattan zorla koparmaktadır.
- Uygur erkek çocuklarını toplu olarak yatılı okullar adını verdiği Çocuk Toplama Kamplarına göndererek ailelerinden koparmakta ve Çince eğitim almaya ve birer Çinli olarak yetiştirmeye zorlamaktadır.
- Çin yönetiminin Uygurlara yönelik bu baskı ve zulüm uygulamalarının hiçbiri “Etnik/Ulusal birlik” ile ilgili olmayıp aksine, Çin işgal rejiminin Uygurları asimile etme yönünde tamamen siyasi bir girişimdir.
- Çin’in “insan haklarını korumak” iddiası ise, gerçekte bölgedeki Çinli olmayan diğer insanları tüm temel insanı haklarından mahrum bırakmaktır.
Çin’in resmi siyaset belgesi niteliğindeki Beyaz Kitap/Bülten’inde “demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarının korunması” söylemleri yoğun bir şekilde teşvik edilmekte ise de gerçek durum şöyledir ;
- Uygurların en temel insani hakki seyahat özgürlüğü engellenmekte ve pasaportlarına el konulmuştur.
- 2017’den beri Yurt dışında yaşayan Uygurlar anavatanlarıyla bağları tamamen kesilmiş durumdalar;
- Müslüman Uygurların Dini inançlar yasaklanmıştır. Dini ibadetler ile Fitre ve zekat gibi mali ibadetleri de suç kapsamına alınarak engellenmiştir.
- Buna karşılık Uygurların sigara ve içki içmemeleri ve dini gereklilik olarak sakal bırakmaları bile hapis cezasına çarptırılmaları için bir sebeptir.
- Uygurların çalışma, eğitim ve sosyal yardım hakları tamamen ellerinden alınmıştır.

Toplama Kampı Mağdur ve Tanıklarının İfadeleri
Çeşitli nedenlerle tutuklanarak Toplama Kamplarına hapsedilen ve bir şekilde Kamplardan kurtularak özgür dünya’ya çıkmaşı başaran Toplama Kampı mağdurları ve tanıklarının ifşaatlarına göre, toplama kamplarında esir tutulanlara uygulanan baskı, zulüm ve işkenceler şöyledir ;
- Kamplarda esir tutulan Uygur kadınlarının zorla kısırlaştırılmıştır.
- Tutuklulara psikolojik ve ağır bedensel zulüm ve işkenceler yapılarak sistematik olarak cezalandırılmaktadır.
- Toplama Kamplarında tutulanlar Köle/İşçi olarak zorla çalıştırılmaktadır.
- Tutuklulara Siyasi ve ideolojik baskılar yapılmakta ve sistemli olarak beyin yıkama seansları uygulanmaktadır.
- Çin’in Bu Beyaz kitabında Uygur bölgesinde, sözde “tam teşekküllü demokrasi” uygulandığı öne sürülmekte ise de bu söylemlerin Uygurlar için hiç bir karşılığı yoktur ve bu söylemler sadece kağıt üzerinde kalmıştır.
Uygurların Ekonomik Yönden kalkınması ve kültürlerinin Korunması adına Yalanlar
Beyaz bültende Uygur halkının “yüksek düzey ve kalitede ekonomik kalkınmaya ve gelişen bir kültüre” sahip olduğu iddia edilmektedir. Ancak uygulamada gerçekler tam tersidir. Şöyle ki ;
- Uygur bölgesindeki tüm mali ve ekonomik imkanlar ve kalkınmaya yönelik tüm imkanlar tamamen etnik Çinli göçmenlerin tekelindedir. Bu imkanlardan sadece Çinliler yaranlanabilimektedir.
- Uygur bölgesinin esas sakinleri ve sahipleri Uygurlar ise ülkelerinin bu doğal zenginliklerinden dışlanmıştır.
- Uygurlar etnik Çinli göçmenlerin işlettiği işletmelerde zorla ücretsiz veya düşük ücretli işçiler olarak çalıştırılmaktadır.
- Uygurların toprakları ve kaynakları Çin’in sözde ” Üretim ve inşaat Ordusu(Bingtüen) adı verilen tamamen etnik Çinlilerden oluşan Paramiliter özel Askeri Yapı ve bağlı şirketleri tarafından ele geçirilmiştir.
- Uygurlar ise kendi vatanlarında tarım sektöründe çalışan topraksız köylülere ve ucuz iş gücüne dönüştürülmüştür.
- Uygurcanın eğitim ve öğretimi tamamen yasaklanmış ve Uygurların Nevruz başta olmak üzere milli ve dini ve bayram kutlamaları ile özgün milli ve dini ritüelleri engellenerek yasaklanmıştır.
- Yüklerce yıllık dini ve milli içerikli kültürel mirasları yok edilmiştir.
Çin yönetiminin iddia ettiği sözde “kültürün korunması” söylemi aslında Uygur kültürünü yalnızca turistlerin ziyaret ederek seyretmesi/ yararlanması ve eğlenmesi için tasarlanmış bir sanat gösterisi düzeyine indirgenmiştir.
Sonuç: Çin’in Bu Kanlı ve Yalın Uygur Gerçeklerini Gizlemesi imkânsızdır!
Çin’in beyaz kitabında vurgulanan “refah, uyum, istikrar ve mutluluk” sözcükleri, Çin’in Uygurlara yönelik uyguladığı toptan yok etme, Katliam, Tutuklama veya Hapsetme , etnik asimilasyon ve soykırım gerçekleriyle taban tabana zıttır.
Çin yönetimi İnkâr edilemez bu gerçekler karşısında, Çin’in Beyaz Kitabında öne sürdüğü gerçeklere tamamen aykırı iddialar Çin’in yönetimsel başarılarının bir sonucu değil, Uygurlara yönelik işlediği insanlık suçlarının bir suç itirafıdır. N Çin, bu Beyaz Bülteni ile, uluslararası toplumun aklına ve vicdanına hakaret etmiş ve insani kuralların ve insanlığın ortak değer ve medeniyetinin “Kırmızı çizgisini” aşmıştır.
Çin’in Gizlenemeyen suçları ise şunlardır ;
- Toplama kamplarından sağ kurtulanların tanıklıkları, Uygur bölgesinde yıldan yıla azalan Uygur nüfusu, yıkılarak yok edilen camileri, dini mekanlar, türbeleri ve yüzlerce yıllık mezarlıklar ve ulkesi, ailesi ve yakınları ile iletişimini tamamen kaybetmiş sayısız Uygur ailelerin tanıklıklarıdır.
- Çin yönetimi sayısız beyaz bülten yayınlayabilir. Ancak bu bültenlerin hiç biri Uygurlara karşı soykırımını haklı çıkaramaz. Adalet gecikebilir, ancak gerçekler asla inkâr edilemez.
- Uygurların çektiği acılar, uluslararası toplum tarafından eninde sonunda mutlaka hatırlanacaktır.
- Çin’in insanlığa karşı işlediği suçlar bir gün tarih ve evrensel insan hakları bildirgesi çerçevesinde uluslararası hukuk tarafından mutlaka cezalandırılacaktır.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1949’da Uygur vatanını ÇKP Kızıl Ordusu eliyle işgal etmiştir. Bu işgal 76 yıldan beri günümüze kadar devam etmiştir. Çin, Uygur halkına yönelik baskı, zulüm ve etnik soykırım uygulamalarını bugün de aynı şiddetle sürdürmektedir. Bunun sonucunda, Uygurlar yaklaşık bir asırdır insan toplumu tarafından akıl almaz yok edici ve yıkıcı bir baskı ve zulme uğramaktadır.
Yukarıda saydığımız gerçekler, Uygurların bir ulus olarak 70 yıl önce kendi kaderini tayin hakkı için yasal ve temel bir hakka sahip olmadığını kanıtlamaktadır.
Günümüzde, Uygurların etnik Çinliler ile eşit vatandaşlar olarak bir arada yaşama ihtimali bulunmamaktadır.
Eğer özgür dünyada adalet hâlâ varsa ve insanlıkta vicdan kavramı henüz ölmemişse, Uygurların hak ettiği özgürlük ve bağımsızlık yeniden sağlanmalı ve Uygurlara karşı insanlık tarihindeki bu başka örneği olmayan trajik katliam ve etnik soykırıma son verilmelidir!
NOT : Bu yazı Uygur İnsan Hakları Projesi(Uyghur Human Rights Project) dergisinin 29′.sayısında Çince olarak yayınlanmıştır. Uygurcası ise Çince nüshasının kısaltılarak özetlenmiş bir çevirisidir. Uygurca Çeviri özel olarak düzenlenmemiştir. Yazıda herhangi bir eksiklik varsa, lütfen düzeltmekten çekinmeyin. Yorumun içeriğine katılıyorsanız, lütfen bu yazımızı Lütfen paylaşın. İlgi ve katkılarınız için şimdiden teşekkürler!