logo

trugen jacn

ÇİN’İN SÖZDE “ÖZERK BÖLGENİN 70.YILI İÇİN” YAYINLADIĞI “BEYAZ KİTABI”NA CEVAPTIR!

2 kişi görseli olabilir
Asiye UYGUR ( Araştırmacı -Yazar ve UHRP. danışmanı – Hollanda ) 
Eylül/2025’te  ayında, Çin Komünist Partisi (ÇKP)Merkez Komitesi Enformasyon Bürosu, “Yeni Dönemde Çin Komünist Partisi’nin   Uygur bölgesindeki ( Çince Sincan’ı) Yönetmedeki Başarı Öyküleri” başlıklı bir beyaz kitap yayınladı. Bu Beyaz kitapta, Uygur halkının “Çin Komünist Partisi liderliğinde istikrarlı bir toplum, ekonomik  olarak kalkınma yolunda  ve  Çin’in “Etnik Birlik” temelindeki politikalarına  uyum sağladığı” öne sürülüyor.   
Beyaz kitap,  Doğu Türkistan’daki açık ve net  gerçekleri  Çin usulü parlak ve görkemli ifadelerle gizlemeye çalışmış olsa da, Çin’in işgalindeki  Uygur bölgesinde yaşayan  Uygurlar başta diğer Türk halklarının mevcut durumu  hakkında biraz bilgisi olan vicdanlı ve erdemli  insanlar, beyaz kitapta söylenenlerin tamamen yalan olduğunu  kolayca görebileceklerdir. Ayrıca, beyaz kitapta iddia edilenlerin /söylenenlerin  İşgalci Çin’in Uygur  Türkleri  üzerindeki başarılarıyla ilgili olmadığını, İşgal rejiminin Uygurlara karşı işlediği suçları meşrulaştırmak  amacı ile  yazıldığını da kolayca anlayabilirler.
Beyaz Kitap Çin’in Tarihten beri   Ortaya Koyageldiği Mesnetsiz  siyasi aldatmacalarının Son Örneğidir 
ÇKP Merkezi Komitesinin yayınladığı bu Beyaz  Kitap/Bültende   öne çıkan  belli başlı  iddialar şöyle ;   ;
  1. “Uygurların  kadim  Tarihlerden beri Çin’in idaresinde  yaşadığı ve Doğu Türkistan’in de  tarihten  beri Çin’in  ayrılmaz bir parçası olduğu” temelsiz   iddiası defalarca vurgulanıyor.
  2.  Çin’de hüküm süren  tüm Hükümdarların/Çin Sülalelerinin  çok kadim tarihten beri   Doğu Türkistan’a hakim olduğu ve Uygur halkı üzerinde  hüküm sürdüğünü de   uyduruk ve temelsiz kanıtlarla ispatlanmaya çalışılıyor
  3. ÇKP  İşgal rejiminin  iddia ve  bakış açısına göre “kadim zamanlardan beri” ifadesi hangi  Çin hanedanları veya dönemi ifade ediyor?  Bu iddialarla kastedilen Han, Tang, Yuan veya Qing hanedanlarını ?
 Tarih boyunca  sözde “ÇİN” topraklarında hüküm süren hiçbir imparatorluk zamanında hükmettiği  ülkenin  adı  “ÇİN”  olarak tanımlanmamıştır. Söz konusu bu imparatorlukların işgal ettiği topraklar bile birbirinden  çok farklıydı. Daha da önemlisi, bu imparatorlukların kurucularının bugün “Hanzu” olarak bilinen halkla, yani Çinlilerle neredeyse hiçbir bağlantısı yoktu. Tarihte “Çin Halk Cumhuriyeti” diye bir ülkenin olmadığı gibi !
“ÇİN” terimi tarihsel olarak bir ülke adı olarak değil, kadim İpek Yolu üzerindeki bölgeleri ifade etmek için uluslararası alanda kullanılan yaygın bir isim olarak kullanılmıştır. Örneğin; Dünya tarihinde silinmez izler bırakan Horace, Yaşlı Plinius ve Batlamyus gibi Romalı ve Yunan bilginler, eserlerinde “Seres (ipek üreticileri)” ve “Sinae/İnce” terimlerini kullanmışlardır. Bu terimlerin günümüz Çin’ini değil, Uygurların yaşadığı Kaşgar, Hoten ve Eski Şule  Doğu Türkistan kentleri  ile bu ülke  topraklarını  ifade ettiği kaydedilmiştir.
Kaşgarlı Mahmut’a Göre Qin/Çin
MS 11. yüzyılda yaşamış büyük Uygur/Türk  bilgini  Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lugat-it Türk ( “Türk Dilleri Sözlüğü”nde “Qin”  tanımlaması üç bölüme ayrılmaktadır : 1-)  “Yukarı Çin” Tang ve Kitanları,2-)”Orta Çin” Kitan ve Türkleri 3-)Aşağı Çin ise Kaşgar ve Hoten gibi  Tarım bölgesinde yer alan güney  Uygur topraklarını ifade eder. Hatta bu noktada “Kitan Çin’dir, Tang ise Machin’dir” ifadesini açıkça belirtmiştir. Dolayısıyla, Buhara bölgesinden bile, “Qin” veya “Çin” teriminin modern Çinlilerin yaşadığı toprakları değil, kadim Uygur/Türk  halklarının yaşadığı toprakları ifade ettiği görülebilir.
Yusuf Has Hacip ve Eseri Kutadgubilik’te Qin/Çin
Ünlü Uygur/Türk  bilgini Yusup Has Hacip’in “Kutadgubilig” adlı büyük eserinin girişinde şu ifadeler yer almaktadır : “Bu eser Qin bilginlerinin öğütleri ve Machin bilginlerinin şiirleriyle bezenmiştir” denmektedir. Ancak burada adı geçen Qin ve Maçin bilginleri, sözde Çinli bilginleri değil, Uygur ve Türk topraklarında yaşayan  bilginleri ifade etmektedir.
20.yüzyılın başlarında Doğu Türkistan’ı ziyaret eden ünlü İngiliz kâşif Stein’in “Hoten Belgeleri”  adlı araştırma sonuçlarının  yer aldığı  “Antik Hoten” ve “Serindia” adlı eserlerinde, Hoten’ın da içinde bulunduğu Uygur topraklarından “Çin/Sinae/Thinae” olarak söz etmektedir. 
Qin ve Maçin  terimleri,  Ali Şir Nevai, Lütfi, Zalili ve Molla Bilal gibi ünlü Uygur bilim insanları ve  şairlerinin eserlerinde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu terimler  aynı zamanda hem Uygur hem de Türk topraklarını  tanımlama ve ifade  için kullanılmıştır. 
 “Çin” Tanımı Ülke Adı Değil Coğrafi Bir Kavramdır
Yukarıda zikredilen tanımlama ve  bilgilerden de  anlaşılacağı üzere, “Çin” terimi tarihsel olarak coğrafi bir kavram olarak kullanılmış ve  aynı zamanda İpek Yolu üzerindeki Uygur ve  diğer Türk halklarının yaşadığı coğrafyaları da ifade etmiştir. Ancak, özellikle Mançu İmparatorluğu’nun son yıllarından (19.yüzyıldan) itibaren, son uluslararası  gelişmeler ve ilişkilerin etkisiyle “Çin” terimi bir ülke adı olarak kabul görmeye  başlamıştır.
Çin Yönetiminin resmi  siyaset belgesi olan  Beyaz Kitap/Bülteni’nde yer alan sözde “Uygur Özerk Bölgesi” tanımlaması  tarihsel olarak Çin’in bir parçası olmuştur” ifadesi, hiçbir tarihsel kanıta dayanmayan  var  olmayan ve uluslararası hukuka hiç  uymayan siyasi bir aldatmacadır. Bu aldatmacanın tek amacı, Çin’in 1949’da  ÇKP Kızıl ordusu tarafından  bölgede  yaşayan Uygurlar ve diğer  Türk  halklarına karşı  silahlı  güç kullanılarak işgal, sömürgeleştirme, sistematik baskı ve  günümüzde  şiddetle uygulanmakta olan soykırım suçlarını meşrulaştırmaktır.
Çin’in Sözde “Şanlı Tarihsel Süreç” Söyleminin  Özü  Baskı, şiddet ve   Toptan Katliam ve Soykırımdır  
Beyaz Kitapta  ÇKP yönetiminin Doğu Türkistan’ı  işgal etmesi, bu ülkeyi acımasızca ve vahşice sömürmesi  ve diğer baskı, zulüm ve soykırım suçları  “Şanlı Bir Tarihsel süreç”  iddiası ile tanımlıyor.
Halbuki Çin işgalindeki Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlar  ve diğer Türk halklarının  günümüzdeki  yaşadıkları gerçekler şunlardır:
  1.  1949 yılında ÇKP Lideri Mao’nun    Doğu Türkistan’ı  işgal  ile ile görevlendirdiği   Çin Komünist Ordusunun    Komutanı General Wang Zhen 100.000 kişilik  işgal  ordusuyla  Doğu Türkistan’a saldırmıştır. Bu acımasız ve kanlı işgal sırasında yüz binlerce masum Uygur halkına  katletmiş ve milyonlarcasını ise tutuklayarak ÇKP Zindanlarında katletmiştir.
  2. 1960’lı yılların başında özellikle ve bilinçli olarak yaratılan  yapay kıtlık (Kömün sistemi ) ve 1964’de Lop Nor bölgesinde başlatılan  ve hiç bir önleyici tedbir alınmadan yapılan nükleer/atom bombası  denemeleri  sonucunda milyonarca  Uygur  topluca   öldürülmüştür.
  3. 1966-1976 yılları arasında  yürütülen  ve Mao’nun ölümü ile sona erdirilen  Kültür devrimi  esnasında  çeşitli  siyası kampanyalarla Uygur aydınları ve din adamları sistematik olarak hedef alınmış ve  bir halkın  önderleri ve Lider kadroları  çeşitli yol ve yöntemlerle toptan yok edilmiştir.
  4. 05 Temmuz 2009  Urumçı katliamı ve sonrasında Uygurlara yönelik  ÇKP  işgal Ordusunun aşırı güç kullanarak yaptığı etnik içerikli  baskı ,zulüm, işkenceler ve büyük çaplı katliamlar  Beyaz Kitapta iddia edildiği gibi “Şanlı Zaferler” değil,  açık ve net  ÇKP Terörü, şiddet ve birer insanlık suçudur.

Fotoğraf açıklaması yok.

  Çin’in Doğu Türkistan’da ” İstikrarı Sağlamasının”  Maliyeti : Toplama Kampları ve  Etnik Soykırım
ÇKP Merkez Komitesi Enformasyon Biriminin yayınladığı Beyaz  Kitan/Bülten’de  Doğu Türkistan’da “Toplumsal istikrar ve uzun vadeli Güvenliğin Sağlandığı” öne sürülüyor. Ancak Çin’in ısrarla  iddia ettiği ve vurguladığı bu “İstikrar  ve Güvenlik”in karşılığı Çin’in “Eğitim Kampları ” adı   gizlediği   Uygurların toptan tutuklanması, Çin tipi  toplama kamplarına hapsedilmesi ve  Uygurlara yönelik soykırım  olmuştur. 
 Çin yönetimi işgalindeki Uygur bölgesinde 2016 yılından beri “Eğitim Kampları -Meslek Edindirme Merkezleri” adı  ile büyük çaplı toplama kampları kurmuştur. Avustralya  merkezli Uluslararası Medya  Dernekleri Federasyonu(ASPİ)ve New York Times tarafından   doğrulanan ve yayınlanan ÇKP Üst yönetiminin toplantı tutanakları ve Kaşgar ve Kargalık gizli  Polis belgeleri  başta diğer doğrulanmış  sızdırılmış Çin belgeleri, Uygurların sistematik olarak gözaltına alındığını, ağır şekilde cezalandırıldığını, beyinlerinin yıkandığını ve  Köle/İşçi olarak zorla  çalışmaya tabi tutulduğunu ortaya koymaktadır. 
ABD Kongresi’nde “Uygur İnsan Hakları Yasası”nın ezici çoğunluğun onayıyla kabul edilmesi, insanlığa karşı işlenen bu soykırım suçuna bir  cevap  niteliği taşımaktadır. Bu Uygur İnsan Hakları Yasası  uluslararası toplumun  de Çin’in işgalindeki Uygur bölgesinde  yaşayan Uygurlar başta Çinli olmayan halklara   karşı bir insanlık suçu olan  soykırım cinayetleri işlediğini kabul ettiği anlamına gelmektedir. 
Çin’in  Sözde ” Çin Ulusal Birliği” adına yaptığı  Yalan propagandalar 
Beyaz Kitap’ta “Çin ulusal topluluğunun inşasının derinleştirilmesi  için  “Etnik Birlik”  çalışmalarından söz ediliyor.  Ancak  bu  “Etnik Birlik”  söyleminin   gerçek anlamı  Doğu Türkistan’da yaşayan  Türkler başta  Çinli olmayan diğer  halkların toptan asimilasyonu ve etnik olarak soykırımla yok edilmesidir.
 Doğu Türkistan’in 1953 yılında Uygur  nüfusu   ülkede yaşayan toplam  nüfusun %75’ten  fazlasını oluştururken,  etnik Çin nüfus %6  civarında idi. Bu oran 2010 yılına gelindiğinde Uygur nüfusu toplam nüfusun %46’sına düşmüştü. Buna karşılık  demografik asimilasyon amacı ile bölgeye transfer edilip yerleştirilen Çinlilerin  nüfusu toplam nüfusun %40’ına yükselmişti. Bu,  rakam etnik Çinlilerin doğal   göçü ile değil, Çin hükümetinin Çinlileri Uygur bölgesine kasıtlı olarak yerleştirme politikasının bir sonucudur.
Uygurca Eğitim ve Öğretimin Yasaklanması   Dini İbadetlerin Kısıtlanması Camilerin  Yok Edilmesi
  •  Çin yönetimi Mayıs/2002 yılında aldığı bir kararla ” Çift Dilli Eğitim ” adı ile Uygur ve Çinlilerin ayrı ayrı eğitim gördüğü okulları birleştirmiş ve Uygur Okullarını kapatmıştır. Bu suretle Uygurca eğitim ve öğretim  marjinal hale getirilmiştir.
  • Çin rejimi Namaz,Hac ve zekat başta olmak üzere islam dininin temel kurallarını yasaklamış ve dini faaliyetleri kısıtlanmıştır.
  •  Camiler ibadete kapatılmış ve çoğu camiler de yıkılarak yok edilmiştir.

Kardeş ve İkiz Aile Uygulaması Rezaleti  

Doğu Türkistan’a zorla getirilerek iskan edilen Çinli göçmenlerin Uygur ailelerin evlerine “İkiz-Kardeş-  İkinci Akraba ” ve benzeri  asılsız iddialarla  yerleştirmiştir. Bu Çinlilerin  birlikte yaşadıkları  Uygur ailenin günlük  hareketleri, onların gözetimini  yaparak onları rejiim adına kontrol altında tutmaktadır.
Uygur Kızılarının Çinli Erkeklerle Zorla Evlendirilmeleri
  • Çin  rejimi   Doğu Türkistan’da yaşayan Çinli erkeklerle Uygur kızlarının  zorla evlendirmektedir.
  • Buna karşılık evlenme çağına gelmiş Uygur gençlerini çeşitli bahaneler ile tutuklamakta ve   sosyal hayattan  zorla koparmaktadır.
  • Uygur erkek çocuklarını  toplu olarak yatılı okullar adını verdiği Çocuk Toplama Kamplarına göndererek ailelerinden koparmakta ve Çince eğitim almaya ve birer Çinli olarak yetiştirmeye  zorlamaktadır.  
  • Çin yönetiminin Uygurlara yönelik bu  baskı ve zulüm uygulamalarının  hiçbiri “Etnik/Ulusal birlik” ile ilgili olmayıp  aksine,  Çin işgal rejiminin  Uygurları asimile etme yönünde tamamen  siyasi bir girişimdir.
  • Çin’in  “insan haklarını korumak” iddiası ise, gerçekte  bölgedeki Çinli olmayan diğer insanları tüm  temel  insanı haklarından mahrum bırakmaktır.
Çin’in resmi siyaset belgesi niteliğindeki Beyaz  Kitap/Bülten’inde  “demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarının korunması”  söylemleri yoğun bir şekilde teşvik edilmekte ise de   gerçek  durum şöyledir ;
  • Uygurların en temel insani hakki  seyahat özgürlüğü engellenmekte ve  pasaportlarına el konulmuştur.
  •  2017’den beri Yurt dışında yaşayan Uygurlar anavatanlarıyla bağları tamamen kesilmiş durumdalar;
  • Müslüman Uygurların Dini inançlar yasaklanmıştır. Dini ibadetler ile Fitre ve zekat gibi mali ibadetleri de suç kapsamına alınarak engellenmiştir.
  • Buna karşılık  Uygurların sigara ve içki içmemeleri  ve  dini gereklilik olarak sakal bırakmaları  bile hapis cezasına çarptırılmaları için bir  sebeptir.
  • Uygurların çalışma, eğitim ve sosyal yardım hakları tamamen ellerinden alınmıştır.

 

Toplama Kampı Mağdur ve Tanıklarının İfadeleri 

Çeşitli nedenlerle tutuklanarak Toplama Kamplarına hapsedilen ve bir şekilde Kamplardan kurtularak özgür dünya’ya çıkmaşı başaran Toplama Kampı mağdurları  ve  tanıklarının  ifşaatlarına  göre, toplama kamplarında esir tutulanlara uygulanan baskı, zulüm ve işkenceler şöyledir ;
  • Kamplarda esir tutulan Uygur kadınlarının zorla kısırlaştırılmıştır. 
  • Tutuklulara   psikolojik ve ağır bedensel  zulüm ve işkenceler yapılarak sistematik  olarak cezalandırılmaktadır.
  •  Toplama Kamplarında tutulanlar Köle/İşçi olarak  zorla çalıştırılmaktadır.
  •  Tutuklulara Siyasi  ve ideolojik  baskılar   yapılmakta  ve   sistemli olarak beyin yıkama   seansları uygulanmaktadır.
  • Çin’in Bu Beyaz kitabında   Uygur bölgesinde, sözde “tam teşekküllü demokrasi”  uygulandığı öne sürülmekte ise de bu  söylemlerin  Uygurlar için hiç bir karşılığı  yoktur ve bu  söylemler   sadece kağıt üzerinde kalmıştır.
 Uygurların Ekonomik Yönden kalkınması  ve kültürlerinin  Korunması  adına  Yalanlar
Beyaz bültende Uygur halkının “yüksek  düzey ve kalitede ekonomik kalkınmaya ve gelişen bir kültüre” sahip olduğu iddia edilmektedir. Ancak  uygulamada gerçekler tam tersidir. Şöyle ki ;
  • Uygur bölgesindeki  tüm mali ve ekonomik  imkanlar ve kalkınmaya yönelik tüm  imkanlar  tamamen etnik Çinli göçmenlerin tekelindedir. Bu imkanlardan sadece Çinliler   yaranlanabilimektedir.
  • Uygur bölgesinin esas sakinleri ve sahipleri Uygurlar  ise ülkelerinin bu doğal zenginliklerinden dışlanmıştır.
  • Uygurlar  etnik Çinli göçmenlerin işlettiği  işletmelerde zorla ücretsiz veya  düşük ücretli işçiler olarak  çalıştırılmaktadır.
  • Uygurların toprakları ve kaynakları Çin’in sözde  ” Üretim ve  inşaat Ordusu(Bingtüen) adı verilen  tamamen etnik Çinlilerden oluşan  Paramiliter özel   Askeri Yapı  ve bağlı  şirketleri tarafından ele geçirilmiştir.
  • Uygurlar ise kendi vatanlarında  tarım  sektöründe çalışan  topraksız köylülere ve ucuz iş gücüne dönüştürülmüştür.
  • Uygurcanın  eğitim ve öğretimi tamamen yasaklanmış  ve Uygurların  Nevruz  başta olmak üzere milli ve dini ve bayram kutlamaları ile özgün milli ve dini ritüelleri  engellenerek yasaklanmıştır.
  • Yüklerce  yıllık dini ve milli içerikli kültürel mirasları yok edilmiştir.
Çin yönetiminin iddia ettiği sözde “kültürün korunması” söylemi  aslında Uygur kültürünü yalnızca turistlerin  ziyaret ederek seyretmesi/ yararlanması ve eğlenmesi için tasarlanmış bir sanat gösterisi düzeyine indirgenmiştir.  
Sonuç:  Çin’in Bu Kanlı  ve Yalın  Uygur Gerçeklerini  Gizlemesi  imkânsızdır!
Çin’in beyaz kitabında vurgulanan “refah, uyum, istikrar ve mutluluk” sözcükleri,  Çin’in Uygurlara yönelik  uyguladığı   toptan  yok etme, Katliam, Tutuklama veya Hapsetme ,  etnik asimilasyon ve soykırım gerçekleriyle taban tabana zıttır.
 Çin yönetimi İnkâr edilemez  bu gerçekler karşısında, Çin’in Beyaz Kitabında öne sürdüğü   gerçeklere tamamen aykırı  iddialar Çin’in yönetimsel başarılarının bir sonucu değil,  Uygurlara yönelik işlediği insanlık suçlarının bir suç itirafıdır. N Çin,  bu Beyaz Bülteni ile, uluslararası toplumun  aklına  ve vicdanına hakaret etmiş ve insani  kuralların ve  insanlığın ortak  değer ve medeniyetinin  “Kırmızı çizgisini” aşmıştır.
 Çin’in Gizlenemeyen  suçları ise şunlardır ;
  • Toplama kamplarından sağ kurtulanların tanıklıkları, Uygur bölgesinde yıldan yıla  azalan Uygur nüfusu, yıkılarak yok edilen  camileri,  dini mekanlar, türbeleri ve yüzlerce yıllık mezarlıklar  ve  ulkesi, ailesi ve yakınları ile iletişimini  tamamen kaybetmiş sayısız  Uygur ailelerin  tanıklıklarıdır.
  • Çin  yönetimi sayısız beyaz bülten yayınlayabilir. Ancak bu bültenlerin hiç biri Uygurlara karşı soykırımını haklı çıkaramaz. Adalet gecikebilir, ancak  gerçekler asla inkâr edilemez.
  • Uygurların çektiği acılar, uluslararası toplum tarafından eninde sonunda  mutlaka hatırlanacaktır.
  • Çin’in insanlığa karşı işlediği suçlar bir gün tarih ve  evrensel insan hakları bildirgesi çerçevesinde   uluslararası hukuk tarafından  mutlaka cezalandırılacaktır.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1949’da Uygur  vatanını ÇKP Kızıl Ordusu eliyle işgal etmiştir. Bu işgal 76 yıldan beri  günümüze kadar devam etmiştir. Çin,  Uygur halkına yönelik   baskı, zulüm ve   etnik soykırım uygulamalarını  bugün de  aynı şiddetle  sürdürmektedir. Bunun sonucunda, Uygurlar  yaklaşık  bir asırdır insan toplumu tarafından akıl almaz yok edici ve yıkıcı bir  baskı ve zulme  uğramaktadır. 
Yukarıda saydığımız gerçekler, Uygurların bir ulus olarak 70 yıl önce kendi kaderini tayin hakkı için yasal  ve temel bir hakka   sahip olmadığını kanıtlamaktadır.
Günümüzde, Uygurların  etnik Çinliler  ile  eşit vatandaşlar olarak bir arada  yaşama  ihtimali bulunmamaktadır. 
 Eğer  özgür dünyada adalet hâlâ varsa ve insanlıkta vicdan kavramı henüz ölmemişse, Uygurların hak ettiği özgürlük ve bağımsızlık yeniden sağlanmalı ve  Uygurlara karşı insanlık tarihindeki bu   başka örneği olmayan trajik katliam ve  etnik soykırıma  son verilmelidir!
NOT :  Bu yazı  Uygur İnsan Hakları Projesi(Uyghur Human Rights Project) dergisinin  29′.sayısında Çince olarak  yayınlanmıştır. Uygurcası ise Çince  nüshasının   kısaltılarak özetlenmiş bir çevirisidir.  Uygurca Çeviri özel olarak düzenlenmemiştir.  Yazıda herhangi bir eksiklik varsa, lütfen düzeltmekten çekinmeyin. Yorumun içeriğine katılıyorsanız, lütfen  bu yazımızı Lütfen paylaşın. İlgi ve katkılarınız için şimdiden  teşekkürler!
Share
2055 Kez Görüntülendi.