logo

trugen jacn

KADREŞLİKTEN HAİNLİĞE : SÖZDE TÜRK GAZETECİLER DE ÇİN YALANLARI KORUSUNA KATILDI

Türk medya heyetinin Doğu Türkistan ziyareti. Tüm fotoğraflar ziyarete aittir.

Şöhret HOŞUR(bitterwinter.org yazarı İtalya)

Türkiye gibi demokrasi ve düşünce özgürlüğünün hakim olduğu bir ülkede yaşayan  ve gazetecilik mesleğini icra eden bazı sözde Türk gazeteciler Çin yönetimince Doğu Türkistan’a götürüldü. Bunlara Çin işgal yönetiminin daha önceden hazırladığı Çin Tiyatrosu seyrettirildi. Uygur Türkleri ile  hiç bir şekilde temas ettirilmedi. Çinli mihmandarların gözetiminde  Urumçi, Kaşgar başta bazı   kentler gezdirilen bu sözde gazeteciler  de öncekiler gibi Çin’in propaganda ve yalan korusuna katıldılar. Türkiye’ye döndükten sonra  bazıları dışında ÇKP.Propaganda Bürosunca hazırlanarak ellerine tutuşturulan  ismarlama metinleri ve gezi notlarını okuyucuları ile paylaştılar. Bu sözde Türk gazetecilerin yaptığı  ancak ” Kardeşlikten hainliğe ”  tanımı ile tarif edilebilir. Özgür bir ülkeden ve demokrasi ve insan haklarının  yaşandığı bir ülkede özgürce gazetecilik yapan bu sözde gazetecilerin  Doğu Türkistan ile ilgili iddiaları  ve söylemleri  Çin’in Uygur soykırımının üzerini örtbas edemez ve  asla gizleyemez . 

Çin’in dört yıl önce yayınladığı  ÇKP resmi belgesi beyaz bültene göre,  merkezi yönetim  Uygur bölgesine  100’den fazla kez  ziyaretler düzenledi ve 1.000’den fazla diplomat ve gazeteciyi “Uygur halkının gerçekliği” olarak adlandırdığı şeye tanıklık etmeleri için getirdi. Bu grupların çoğu, yoksulluğun yaygın  ve medyanın kontrol altında olduğu ve yolsuzluğun kök saldığı Orta Doğu, Orta Asya ve Afrika ülkelerinden geliyordu. Çin, bu tür ziyaretleri Uygur gerçeklerini gizlemek için sürdürdüğü üstünü örtme/aklama kampanyasının bir parçası olarak kullanıyor.

Son olarak eylül/2025 ayının başlarında Uygurlara etnik ve kültürel olarak en yakın ülke olan ve özellikle manevi destek bekledikleri  Türkiye’den  bir  grup  Çin yanlısı gazeteciyi de Doğu Türkistan’a ziyaret için götürdü. 

Bu sözde Türk gazeteciler Çin Konsolosluğu’nun daveti üzerine ve Türk-Çin Dostluk Vakfı koordinasyonuyla Doğu Türkistan’ı  ziyaret etti. Bir haftalık ziyaretin ardından  bu sözde Gazeteci grup, içinde yer alan Merdan Yanardağ adlı birisi  TELE-1 TV’ye çıkarak  Doğu Türkistan’da devam eden  Uygur soykırımını  tümden  yalanladı ve açıkça reddetti.

Elbette, Çin’in  çok yakın dostu olduklarını gururla ilan eden bir gruptan tarafsızlık beklenemez. Doğal olarak, programlarında sunulan  düzmece “ÇKP. gerçekleri” ziyaretin amacına uygun olarak düzenlenmişti: İkil ülke arasındaki dostluğu güçlendirmek  amacı ile yaptırılan bu ziyaretlerin tamamı  komik tasvirler, mantıksız yargılar ve çarpıtılmış “kanıtlarla” doluydu.   Günümüzde ÇKP rejiminin ısrarla uyguladığı Demoda olmuş eski tarz komünist propaganda gücünü  artık kaybetmiştir.  Ancak modern zamanlarda, bölgeyi yakından takip edenleri kandıramasa da, dışarıdakileri hâlâ yanıltabilen milliyetçi veya liberal tonlarla yeniden paketlenerek sunabiliyor.

Bu nedenle bu  sözde Türk Gazetecilerin yazı ve röportaj hakkında iki ciddi yorum yapmayı gerekli gördüm.

“Dans Eden  Uygur İnsanlar”  Tiyatrosu  

Tele1 adlı Tv. kanalının yöneticisi  olan Merdan Yanardağ, insanların dans edip eğlendiğini gördüğünü ve bunun mutluluğun kanıtı olduğunu  iddia ediyor ve ayanı zamanda  bunun bir bayram veya festival olmadığını bile belirtiyor.  

Oysa insan toplumları hakkında temel bilgiye sahip olan herkes, dansın genellikle düğünlerde, festivallerde, törenlerde veya konserlerde gerçekleştiğini bilir. Bir veya iki kişinin toplum içinde aniden dans etmeye başlaması alışılmadık bir durum olabilir. Ancak yüzlerce kişi aynı anda dans ediyorsa, bu kesinlikle  Çin işi önceden kurgulanmış organize bir gösteridir.  Yanardağ,  bu işte bir organizatör görmediğini iddia ediyor ise de   bunun bir karşılığı yoktur.  Bu  ve benzeri  durumlarda, organizatör gizli kalır ve özellikle  ÇKP’nin soykırımcıların kontrolü altındaki  Doğu Türkistan’da  bu gibi propaganda  amaçlı  etkinlikler  işgal rejiminin  elektronik gözetim  sistemi ile  yönetildiğini her kes çok iyi bilir.

Yanardağ, Türkiye’de hiç devlet eliyle düzenlenmiş bu tür gösterilere tanık olmadığı için mi  acaba safça davranıyor?  Yoksa gezinin amacının  anlatısına uyduğu için gördüklerini sorgulamaktan kasıtlı olarak mı kaçınıyor? 

Yanardağ ,her iki durumda da,  dürüst, özgür  bağımsız ve tarafsız gazetecilik mesleğinin temel  kurallarına uyma  ve  uygulama konusundaki beceriksizliği –veya isteksizliği–  bu konuda çok şey anlatıyor.

Yanardağ’ın kendisini seyahat ettiren Çin işgal rejimini mutlu etmek için öne sürdüğü bu temelsiz ve yalan  iddiaları  Çin’in bu konudaki insanları aldatma ve yanıltma konusundaki  kurnazlık becerisini bir kez daha gözler önüne seriyor:  Yanardağ vee benzeri saf(!) veya utanmaz  arlanmaz ziyaretçileri  Çin adına  geçici zaferler elde etmek için kendilerini kullandırdıkları açıktır. Ancak  bütün bu  ısmarlama sahtekârlıklar, temel sosyal bilince ve mantıksal muhakemeye sahip herkes için  geçerli olmadığı apaçık ortadadır.  Yanardağ ve benzeri bu nitelikteki insanların  Çin adına yaptıkları   bu ve benzeri    propaganda kampanyası kalıcı bir başarıya  asla ulaşamaz.

Dil Aldatmacası

Ziyaretçilerden Mehmet Ali Güller  ise Uygurcanın yasaklanmadığına tanık olduğunu iddia ederek , iki dilli reklam panolarını ve Uygurca bir gazeteyi işaret etti.

Ancak bu iddialar çok basit ve  yüzeysel bir yanılsamadır. Halbuki Çin Uygur dilinde eğitim ve öğretimi Mayıs/2002’de Çift Dilli Eğitim Aldatmacası  ile yürürlükter kaldırdı.Çince okullar ile Uygur dili ile öğrenim yapan okulları birleştirdi ve eğitim dilini  de  sadece Çince yaptı. ÇKP rejiminin sözde Özerklik Yasası ile Uygur Türkçesinin de Çince ile birlikte resmi dil olduğunu  açıklamış olsa da kendisi  çıkardığı bu yasayı kendisi inkar etti ve çiğnedi.  Şu anda devlet dairelerinde kullanılan resmi dil sadece Çincedir. Uygurların  hayatta kalabilmeleri  için Çince bilmeleri  şarttır.  Bu sözde Gazetecinin  Uygurca ve Çince  reklam panoları yalnızca gerçeklerin üzerine örtmek ve  gizlemek içindir. Bunlara izlettirilen bir avuç Uygurca gazete veya radyo programı, dili korumak için değil, Çince  bilmeyen ve okuyamayan  Uygur Türklerine Çin işgal rejiminin propagandası yapmak içindir. Bir dil, sahnelenmiş  böylesi sembollerle değil, doğal toplumsal kullanımla ancak varlığını sürdürür.  Uygur dili Çin’in “merhametinden” değil, Uygurların kendi diline sahip olması ve  kültürel sadakati ile ancak varlığını sürdürebilir.  

“Kamplara Hayır” İnkarı

Ziyaretçi ayrıca Urumçi’de herhangi bir toplama kampı görmediğini ve bunlardan bahsedildiğini de duymadığını söyledi.

Çin hükümetinin kampları teşhir etmesini veya mağdurların bunlar hakkında açıkça konuşmalarına izin vermesini beklemek saçmadır. Çin, kampların kuruluşundan iki yıl sonra kamplara “mesleki eğitim merkezleri” olarak yeniden isimlendirilerek kabul etti . Daha sonra çoğu “öğrencinin” mezun olduğunu iddia etse de, topluma yeniden entegre olduklarına dair hiçbir kanıt yok. Bu arada camiler boş, meydanlar ıssız ve Uygur mahalleleri sessizliğe gömülmüş durumda.

Bu Türk ziyaretçiler kampların varlığını gerçekten doğrulamak isteselerdi, Urumçi’ye gitmelerine gerek kalmazdı. İstanbul’da yaşayan 30.000 Uygur’dan 100’de 95’i, en az bir ila beş aile üyesinin kayıp olduğunu bildiriyordu; bu kayıplar ancak kamplarla açıklanabilir.

Uygur Göçü Hakkında Absürt İddialar

Yanardağ ayrıca, Uygurların o kadar yüksek bir yaşam standardına sahip olduklarını ve zorla bile olsalar Türkiye’ye asla taşınmayacaklarını iddia etti . Öyleyse, 30.000’den fazla Uygur Türkiye Göçmen Bürosu’na nasıl kayıt oldu? Sözleri mantığı veya gerçeği değil, bir propagandacının misyonunu yansıtıyor: Seyahatini meşrulaştırmak, Çin’in misafirperverliğinin karşılığını vermek ve gelecekteki ziyaretler için davetiyeler almak.

Elbette, kardeş milletlerin mensupları tarihte zaman zaman birbirlerini satmışlardır. Ancak birbirlerini bu kadar ucuza sattıkları çok nadir görülmüştür.

500 yıl boyunca üç kıtayı yönetmiş bir milletin mensuplarının bir zalime iltifat ettiğini görmek tuhaf. Avrupa’nın yanı başında yaşayan bir halkın mensuplarından böyle yalanlar duymayı hiç beklemiyordum; küçük bir ego uğruna söylenen yalanlar.

Karşıtlık: Uygur Dayanıklılığı

Bu röportajdaki ifadelerden halkımızın ilkeli ruhunu hatırladım: Silah zoruyla bile dinlerinden dönmeyenler; açlık ve yoksulluk sınırındayken bile Çin yemeği yemeyi reddedenler; ve ömür boyu hapis cezası pahasına bile olsa hakikati dile getiren aydınlarımız İlham Tohti , Abdukâdir Celaleddin, Yalkun Rozi, Perhat Tursun .

Çin’in 1.000 tane daha böyle ziyaret düzenlese ve bu ziyaretçilerden 100.000’i anavatanlarına dönüp Çin hakkında hikayeler anlatsa bile, bölgede yaşanan soykırımın kefaretini ödeyemeyeceğine inanıyorum. Çin bu suçun bedelini ödeyecek. Uygur halkı bu katliamdan daha da güçlenecek ve sağ salim çıkacaktır.

Dünyadan beklediğimiz şey acıma değil, insanların bu trajedi karşısında insanlık sorumluluklarını yerine getirmeleridir. Bunu yapmayan ve tam tersini yapanlar tarih tarafından cezalandırılacaktır. Yanlış yol nereden başlarsa başlasın, nasıl başlarsa başlasın, nihai varış noktası cehalettir. Fayda ne kadar büyük ve tatlı görünürse görünsün, insani yollardan sapılarak elde ediliyorsa, bedene zehirdir. İnsanlık tarihi, zalimi destekleyenleri hiçbir zaman taçlandırmamıştır.

O halde Türk heyetini 3,5 saatlik propaganda videosuyla baş başa bırakalım. Bakalım daha ne komik sözler uyduracaklar, ne maymun oyunları oynayacaklar, ne mucizevi iltifatlar edecekler dinleyelim.

 Şohret Hoşur
Şöhret Hoşur Kimdir ?

Doğu Türkistan’ın Gulca kentinde doğdu. Pedogoji Enstitüsünü bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik yaptı. 1995’de Pakistan üzerinden Türkiye’ye geldi.  Büyük Öğrenci  Proöesi kapsamında Doğu Türkistan Vakfı aracılığı ile Uygur Türklerine tanınan Y.Lisans kontenjanından Bursa Uludağ Ün.Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne Y.Lisans öğrencisi olarak yerleştirildi. 1998 yılının  ABD’ye giderek yerleşti. ve 2010-2025 tarihleri arasında Özgür Asya radyosu Uygurca Servisinde muhabir ve  gazeteci olarak çalıştı. Bunun yanında Bititerwinter(Acı Kış)Or. haber sitesinde Tahir Gökbayrak adı ile yazılar yazdı. Kendisi  şu anda Washington, DC’de yaşıyor. Taipei Times ve Global Voice’ta yayınladığı yazılarına özgün düşünce ve duygularını yansıtarak   ülkesi Doğu Türkistan’da devam eden etnik Uygur,Kazak ve diğer Türk topluluklarının genel durumu  etnik  soykırımı uygulamaları  hakkında yorumlar yapıyor.

Kaynak :  https://bitterwinter.org/from-brothers-to-betrayers-turkish-journalists-join-chinas-propaganda-chorus/
Share
651 Kez Görüntülendi.