BEŞ DİLDE TARAMA, AYLIK RAPORLAMA
Tanıtımda, endeksin tek bir kaynağa dayanmadığı; Arapça, Çince, İngilizce, Uygurca ve Türkçe olmak üzere beş dilde yürütülen açık kaynak haber taramaları ile hazırlandığı belirtildi. Farklı diller ve arama motorları üzerinden yapılan taramalarla her ayın gelişmelerinin ayrı raporlaştırıldığı, böylece ihlallerin zamansal seyri ve yoğunluğunun izlenebilir hale getirildiği aktarıldı. Sunumda, çalışma boyunca haber metinlerine müdahale edilmeden kronolojik bir derleme yapıldığı özellikle vurgulandı.
ENDEKSİN ANA BAŞLIKLARI: PROPAGANDA, ÇİNLEŞTİRİLME, BASKI VE TRANSFER
Sunumda 2025 Endeksi’nin tematik çerçevesi, Doğu Türkistan’daki hak ihlallerinin farklı boyutlarını bir arada ele alan başlıklar üzerinden özetlendi. Buna göre “propaganda” başlığı altında, Çin Komünist Partisi’nin gazetecileri bölgeye davet etmesi ve bazı YouTuber’ların Çin odaklı içerikler üretmesi örnek gösterilerek, kamuoyuna dönük anlatının nasıl kurgulandığına dikkat çekildi. “Çinleştirilme” başlığında ise camilerin Çin mimarisine uygun biçimde yeniden inşa edilmesinin geçici bir uygulama değil, yapısal bir dönüşüm olarak değerlendirildiği ve bunun kuşaklar arası bir kültürel kesintiyi hedeflediği vurgulandı.

Endekste ayrıca dini pratiklere yönelik sınırlamaların süreklilik kazandığı “dini baskı” boyutu ele alınırken, Doğu Türkistan dışındaki topluluklara yönelik takip ve baskı mekanizmaları da “sınırötesi baskı” kapsamında incelendi. “Zorla çalıştırma ve işçi transferi” başlığında, zorla çalıştırma yöntemlerinin sürdüğü ve sistematik bir işçi transfer politikasının uygulandığı tespiti paylaşıldı. “Sansür ve kısıtlama” bölümünde ise fiziksel kısıtlamalara ek olarak dijital alandaki müdahalelerin arttığı, çevrim içi alanın da denetim ve kontrol politikalarına daha yoğun biçimde dahil edildiği ifade edildi.
“SANSÜR VE KISITLAMA”: YAPAY ZEKA DESTEKLİ BİLGİ YÖNETİMİ
Raporun “sansür ve kısıtlama” bölümünde, internet sansürünün klasik erişim engellerinin ötesine geçerek yapay zekâ destekli, çok katmanlı bir “bilgi yönetim sistemi”ne dönüştüğü aktarılıyor. Bu çerçevede; yüz tanıma, biyometrik veri temelli sistemler ve algoritmik filtreleme/otomatik müdahale mekanizmalarının özellikle Uygurlar ve diğer Türk halklara yönelik baskı aracı haline geldiği değerlendirmesine yer veriliyor.
Yerel medya boyutunda ise Xinjiang Television’un Uygurca ve Kazakça yayın yapan iki kanalının kapatıldığı, bazı yayınların Çinceye döndüğü ve içeriklerin büyük ölçüde Çinceye yöneldiği bilgisi aktarıldı.
DİJİTAL GÖZETİM VE SİBER SALDIRILAR: SINIRLARI AŞAN TAKİP İDDİALARI
Raporda “dijital gözlem ve siber saldırı” başlığında, Çin’in gözetim kapasitesinin uluslararası ölçekte genişlediği vurgulanıyor. 2023–2024 döneminde Çin’de ve diasporada yaşayan Tibetliler ile Uygurları hedef alan siber saldırıların arkasında, Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı ile bağlantılı olduğu iddia edilen UPSEC adlı şirketin bulunduğu öne sürülüyor. Raporda, Android ve Windows cihazlara sızarak kişisel verilere erişebilen araçlardan bahsediliyor.
ZORLA ÇALIŞTIRMA VE İŞÇİ TRANSFERİ İDDİALARI
2025 boyunca yayımlanan uluslararası rapor ve soruşturmalarda, Doğu Türkistan’da yürütülen devlet destekli “mesleki eğitim” ve iş gücü transfer programlarının zorla çalıştırmaya dönüştüğü iddiaları öne çıktı. İnsan hakları kuruluşlarına göre Çin yönetimi, “yoksullukla mücadele” ve “kırsal iş gücünü dönüştürme” politikaları kapsamında on binlerce Uygur’u ülkenin farklı bölgelerindeki fabrikalara ve tarım alanlarına sevk ediyor.

İddialara göre bu sevkler gönüllülükten ziyade yoğun gözetim ve siyasi baskı ortamında gerçekleşiyor. Uygurların toplu şekilde başka eyaletlere taşındığı; tekstil, ayakkabı, otomotiv yan sanayi, elektronik ve tarım gibi sektörlerde çalıştırıldığı belirtiliyor. Bölgedeki üretimin küresel tedarik zincirlerine entegre olması ise söz konusu iddiaları uluslararası şirketler ve ülkeler açısından da gündeme taşıyor.
ÇOCUK HAKLARI: YATILI OKULLAR VE AİLEDEN KOPARMA İDDİALARI
Endekste, 2017’den bu yana yürütülen kitlesel gözaltı politikalarıyla kamplara alınan ebeveynlerin çocuklarının devlet kontrolündeki yatılı okullara yerleştirilmeye devam ettiğine ilişkin iddialara yer veriliyor. Yarkent, Aksu ve Hoten’de en az altı kurumun faaliyet gösterdiği; çocukların süreç içinde polis birimleriyle takip edildiği ve ayrıntılı kayıtlar tutulduğu aktarılıyor. Raporda, yatılı okullarda eğitimin ağırlıkla Mandarin Çincesi üzerinden yürütüldüğü ve bunun dil-kimlik üzerinde etkilerine ilişkin değerlendirmeler bulunuyor.

KEYFİ TUTUKLAMA, YARGISIZ İNFAZ VE DİNİ KISITLAMALAR İDDİALARI
Raporda, keyfî tutuklamaların sistematik hale geldiği ve adil yargılanma hakkının zayıfladığı ifade ediliyor. Sakal bırakmak, telefonda dini içerik bulundurmak gibi pratiklerin dahi suç unsuru sayılabildiğine dair örnekler aktarılıyor.Dini özgürlükler başlığında, Ramazan döneminde oruç tutmanın fiilen engellendiği ve bazı yerleşimlerde kişilerin gündüz yemek yediğini gösteren video istendiğine ilişkin iddialara yer veriliyor.

GERİ GÖNDERMELER: TAYLAND ÖRNEĞİ
“Geri gönderme” bölümünde, üçüncü ülkeler üzerinden Çin’e iade riskine dikkat çekiliyor. Raporda, 27 Şubat 2025’te Tayland’dan 48 Uygur’un Çin’e gönderildiği ve bunun uluslararası düzeyde geri göndermeme ilkesine aykırı olduğu yönünde eleştiriler bulunduğu aktarılıyor.

“DİJİTAL APARTHEİD” VURGUSU VE 2024–2025 KIYASLAMASI
Sunumda baskının “sürekli, geniş ölçekli ve dijitale endeksli” biçimde yürütüldüğü belirtilerek, “Doğu Türkistan modeli dünyanın dijital aparteidi” ifadesinin öne çıktığı aktarıldı. 2024’te baskı mekanizmalarının kurumsallaştığı, 2025’te ise daha otomatik hale geldiği değerlendirmesi paylaşıldı.Karşılaştırmalı analiz bölümünde, 2024’te daha “güvenlik odaklı” bir çizginin öne çıktığı; 2025’te buna ek olarak propaganda ağırlıklı bir devlet söyleminin güçlendiği belirtildi. Sunumda ayrıca ABD’nin Çin’den gelen ürünlerde zorla çalıştırma şüphesi yaklaşımı da hatırlatıldı.

“FİLLER TEPİŞİYOR, EZİLEN BİZ OLUYORUZ”Panel bölümünde söz alan Mazlumder Genel Başkanı Kaya Kartal, Doğu Türkistan’da uygulanan yasaların vatandaşları koruma amacı taşımadığını, aksine “belli bir kalıba sokmak” için işletildiğini söyledi. “Çinlileştirme” politikaları kapsamında din alanında yeni bir yapı kurulduğunu savunan Kartal, günlük yaşam pratiklerinin dahi suç unsuru haline getirildiğini ifade etti. Türkiye bağlamında ise Göç İdaresi uygulamaları ve bazı yargı süreçlerine dikkat çekerek, geri göndermeme yasağının hem Anayasa’da hem uluslararası hukukta yer aldığını hatırlattı.Uluslararası Mülteci Hakları Derneği’nden (UMHD) Zeynep Ertekin ise konuşmasında, mahkemelerin Uygur yabancılara ilişkin verdiği geri gönderme kararlarına ve “tahdit kodları” uygulamalarına değindi.
İdare Mahkemelerinin Kararı Doğu Türkistan’daki Gerçekleri Yansıtmıyor
İstanbul 16. ve 18. İdare Mahkemeleri’nin Türkiye’de yaşayan sığınmacı Uygur Türkleri hakkında verdiği geri gönderme kararlarına dikkat çekildi. Türkiye’nin uzun yıllar Uygurlar açısından güvenli bir ülke olarak görüldüğünü belirten Ertekin, ancak geçtiğimiz yıl mahkemelerce verilen kararlarla bu algının tersine bir uygulama pratiğinin ortaya çıktığını söyledi.
Menşe ülkeyle istihbarat paylaşımı iddialarını gündeme getiren Ertekin, bazı Uygurların terör suçlamalarıyla karşı karşıya bırakıldığını savundu. Geri göndermeme ilkesinin fiilen zedelendiğini öne süren Ertekin, konuşmasını “Filler tepişiyor, ezilen biz oluyoruz” sözleriyle tamamladı.
Yeryüzü Avukatları Derneği (WOLAS) temsilcisi Hüseyin Dişli ise hazırlanan endeksin hukuki açıdan bir “delil havuzu” niteliği taşıdığını belirterek, raporda yer alan verilerin ileride yapılacak ulusal ve uluslararası başvurular açısından referans teşkil edebileceğini ifade etti. Panelde ayrıca İstiqlal TV’den Muhammet Ali Atayurt da değerlendirmelerde bulundu.
Kaynak : https://www.karar.com/guncel-haberler/dogu-turkistan-insan-haklari-ihlalleri-endeksi-2025-yayimlandi-dunyanin-2029786







