Serbestiyet’in aktardığına göre, heyette bulunan işgalci Çin ajanı gazeteci kılıklı Erkin Öncan sözde yol ve rota dışına çıkıp yüz tanıma sistemleriyle donatılmış, turnike kontrollü mahallelere girerek görüntüler almış. Sözde muhtarlıklarda “online asistanlar”, “iyi iş puanlarına” göre hediye veren düzenekler ve TikTok tarzı stüdyo alanları bizi yanıltmasın: Bu, bir gerçeklik sahnesi mi, yoksa propaganda kuşağı mı, açıkçası ayırt etmek zor.
Sözde gazeteciler, Doğu Türkistan’daki Uygurların “dilediği camide ibadet ettiğini”, “dans ettiğini” vurgularken, halkın günlük yaşamını sorgulamaktan uzak durdular. Alkışlanan görüntüler üzerine rahatlıkla resimler çizildi. Gittiğiniz yerin gerçek hikâyesini aktarmak yerine, sunulan sahnenin fotoğrafını çekmekle yetinmek gazeteciliğin neresinde duruyor, orası tartışılır.
Elbette “gördükleriniz uzaktan mutlu görünebilir”. Lakin bir soru mutlaka sorulmalı: Gördüklerinizin dışında ne var? Bu bölge haberciliğini sadece görsel memnuniyet üzerinden yürütmek, küresel bir baskı iddiasını sahne dışında tutmak; gazeteciliğimizin yazılı herhangi bir misyonuna ne kadar hizmet ediyor?
Sonuçta, bu tür bir gezi, ziyareti tertipleyen tarafın ne kadar kontrol sağladığını ölçmek; “turistik” gösteriden gerçeklik kırıntılarına uzanmak ister. Bu gezide, ne yazık ki o kırıntılara ulaşan yok. Siyah-beyaz aptallıktan dönüş yoluna geçilmiş: Bazı projeksiyonlar gösterilmiş, bazı örtüler çekilmiş; sorgulama yerine, “rahatlık sahneleri” tercih edilmiş.
Bu durumda asıl olan soru şudur: Gazeteciliğin gösteri değil, soru üzerine kurulu olduğu yerde—bu gezi, gerçek gazetecilik adına ne kadar anlam taşıyabilir?
Kaynak : habernida.com







