logo

trugen jacn
16 Mayıs 2015

KAYSERİ BAROSU,TAYLAND’DA TUTUKLU UYGUR MÜLTECİLERİN DURUMU İLE İLE İLGİLİ RAPOR HAZIRLADI

Kay.Baro-Amblem

MÜLTECİ HAKLARI KOMİSYONUMUZUN DOĞU TÜRKİSTAN İLE İLGİLİ RAPORU

KAYSERİ BAROSU SAYIN BAŞKANLIĞINA SUNULMAK ÜZERE ;

KONU :Tayland’da Hapishanede Gözaltında

Tutulan Doğu Türkistanlılarla İlgili Rapor.

OLAY VE İZAH :Bilindiği üzere Çin zulmünden kaçan,çoğu kadın ve çocuktan oluşan Doğu Türkistanlı 226 vatandaşımız Mart 2014 tarihinde Tayland’da ormanlık bir alan içerisinde yakalanarak Tayland güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınmıştır. O günden beri Taylan’da bir hapishanede insan onuruna yakışmayacak koşullar altında gözaltında tutulmaktadırlar.

Olayın gelişmesinin ardından Çin Devleti yakalanan bu kişilerin Çin vatandaşı olduğu iddiasıyla Çin’e iade edilmesi yönünde baskı yaparken, Türkiye Devleti de gözaltına alınan bu kişilerin Tükiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğundan ve Türkiye ile doğrudan bağlantıları olduğundan dolayı Türkiye’ye gönderilmesini Tayland makamlarından talep etmektedirler.

HALİHAZIRDA GELİNEN NOKTA İTİBARİYLE, Doğu Türkistanlı vatandaşlarımızın milletlerarası statülerinin değerlendirilmesi ve her iki devletin iade talepleri yargıya intikal etmiş olup, Tayland devleti sözkonusu talepleri değerlendirmek üzere yargı sürecini başlatmıştır.

YAPILAN YARGILAMA SÜRECİNDE Çin Devleti yakalanan bu kişilerin Çin Devleti vatandaşı olduğuna dair herhangi bir belge ve delil ortaya koyamazken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti sözkonusu kişilerin Türk vatandaşı olduğuna, Türkiye’de akrabalarının, ikametgahlarının ve bağlatılarının bulunduğuna dair resmi belge ve evrakları mahkemeye sunmuştur.

SON DURUŞMA 24.03.2015 TARİHİNDE YAPILMIŞTIR. Duruşmaya, Çin Devleti adına 7-8 temsilci katılmıştır. Türkiye adına ise Başkonsolos 1. Müsteşar Ahmet İdem Akay, Elçilik Sekreteri Murat Fatih Toksöz ve 3. bir temsilci müdahil olmuşlardır.

Ara karar ise üç gün sonra 27.03.2015 tarihinde açıklanmıştır. ANCAK BURADA TÜRKİYE’DEN GİDEN GÖZLEMCİLERİMİZİN İFADELERİNE GÖRE; duruşma esnasında Çin Devleti temsilcileri ısrarla mahkeme huzurunda yer alırlarken, kararın açıklandığı esnada hiçbir Çin temsilcisi yer almamıştır. Bu durum gözlemcilerimizde, mahkeme kararına Çin yetkililerin kulis yapmak yoluyla müdahale ettiklerine dair bir intiba oluşturmuştur. Çin devletinin mahkemeye hukuk dışı bir takım yollarla müdahale ettiği, verilen ara karardan çıkan sonuçla daha da büyük bir ihtimal olarak gündeme gelmiştir.

YİNE GÖZLEMCİLERİN İFADELERİNE GÖRE, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, halihazırda Bakanlık düzeyinde ciddi çaba sarfetmektedir. Ancak, Tayland’da son yaşanan askeri darbe ile birlikte ülkede hemen hemen tüm kurumlar askeri vesayet altına girmiş ve mevcut kurumlar arasında ciddi çekişmeler baş göstermektedir. Bu sebeple gerek diplomatik kanalla ve gerekse hukuki süreçle kısa vadede sonuç alınması zor gibi görünmektedir.

Mahkeme, ilk duruşmada gözaltında tutulan ailelerden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları kesin olarak tespit edilen 17 kişilik Taklamakan ailesine ellerinde Türkiye Devleti ile ilgili bağlantılarını gösterir belgeler bulunması sebebiyle bir idari para cezası karşılığında Türkiye’ye iade edileceklerine ilişkin görüş beyan etmiş ve Taklamakan ailesi de 5.000 Bahtı gibi ciddi bir rakamı yetkili merciilere ödemişse de, sonraki celsede mahkemeden beklenilen yönde bir karar çıkmamıştır. Bu durum gözlemcilerimizde, mahkemenin Çin Devletinin baskısı altında kaldığına dair kanaatlerini güçlendirmiştir.

ESASEN TAYLAND DEVLETİ İLE ÇİN ARASINDA DA CİDDİ SİYASİ SIKINTILAR VARDIR.

     Özellikle Çin Devletinin Tayland Kralına yönelik suikast girişimi ve Çin’de yaşayan Tayland Devleti vatandaşlarına da yapılan benzer uygulamalar her iki devletin ortak hareket etmesini güçleştirmektedir. Ancak Çin, Doğu Türkistanlı vatandaşlarımızı iade alabilmek için olsa gerek, yaşanan bu süreçte Tayland-Çin dayanışmasını ön plana çıkarmakta ve ticari dayanışma adına 3,5 milyar ABD Doları miktarınca bir ticaret anlaşmasını gündeme getirmektedir.

BU ZAMANA KADAR YAŞANAN HADİSELER VE DEVAM EDEN SÜREÇ GÖSTERMİŞTİR Kİ:

    Doğu Türkistanlı vatandaşlarımızın bekası hukuki bir süreç sonunda hakkın ve hukukun tesisinden ziyade, Türk ve Çin hükümetlerinin Tayland Devleti üzerinde yapacağı güçlü siyasi baskıya ve oluşturacağı lobicilik ve kamuoyu gücüne göre belirlenecektir. Doğu Türkistan vatandaşlarımızın halihazırda vekaletini üstlenen Taylandlı avukat da bu durumu gözlemcilere defaatle ifade etmiştir.

GÖZLEMCİLERİN KANATİ :Türkiye’den veya Avrupa’nın başka ülkelerinden milletlerarası hukuku bilen 6-7 avukatın gelecek duruşmalarda Doğu Türkistanlı vatandaşlarımızı temsil etmesi mahkemenin kanaatini olumlu etkileyecektir. Türkiye’den ve bu konuya duyarlılık gösterebilecek başka ülkelerden, duruşmalara baro düzeyinde temsilci gönderilmesinin de son derece etkili olacağı düşünülüyor.

Bahsi geçen muhtemel avukatlarla Taylandlı avukatların oradaki hukuk hakkında görüş alışverişinde bulunmasının ve özellikle Mart 2014’ten beri gözaltında tutulan Doğu Türkistanlı vatandaşlarımızın mevcut, gayri insani koşullarının ve bu gözaltı sürelerinin milletlerarası hukuk normlarına aykırılığının tespit ve deklare edilmesinin önemine dikkat çekiliyor.

İlk gözaltına alınan 226 kişiye ilaveten ek gözaltı ve doğumlarla birlikte gözaltında tutulan Doğu Türkistanlı vatandaşımızın sayısı 367’ye ulaşmıştır.

Yine gözlemcilerin belirttiğine göre, bu kişiler Tayland devleti tarafından sığınmacı veya mülteci olarak görülmemektedirler. Tayland Devleti bu kişileri kimlikleri tespit edilmeye çalışılan ve Türkiye’ye gitmeye çalışan bir gurup olarak nitelendirmektedir. Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği’de bu kimseleri kendi rejimi içerisinde ve statüsünde değerlendirmemiştir.

Özellikle yeni doğan bebeklerin suç ve ceza ehliyetleri yönünden ayrıca ele alınıp o çerçevede bir başka girişimde bulunulması sağlanabileceği yine gözlemcilerin ifadelerinde yer buluyor. Zira, gözaltı koşullarında vatandaşlarımız herhangi bir sağlık desteği alamadıkları gibi, gayri insani koşullar altında hayatlarını idame ettirmeye çalışıyorlar.

Bu konuların değerlendirilmesinde yine Dünya Uygur Kongresi Başkan Yardımcısı Seyit Tümtürk ile görüş alışverişinde bulunulabileceği ve bunun sonucuna göre hareket edilebileceği kanaatindeyiz.

SONUÇ VE KANAAT :Aslen Türk soyundan olan ve Türk Vatandaşlık ve uyrukluğu bulunan yaklaşık 367 kişi milletlerarası hukuktan kaynaklı mülteci statüsünü kazanmalarına olanak sağlayan Devlet teröründen kaçmak için Çin Halk Cumhuriyetinden zorunlu olarak ayrılmışlar ve 23.03.2014 Tarihinde Tayland’a fiilen sığınmışlardır.

Bu kişilerin bir çoğunun Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olmasına, bir kısmının Türkiye ile resmi bağlantıları bulunmasına ve bir kısmının da mülteci statüsünü kazanmalarına rağmen zulmüne uğrayacakları ülke olan Çin’e değil ve Türkiye’ye iade edilmeleri gerekmektedir. Sözonusu iadeye olanak sağlayacak işlem ve prosedürlerin Birleşmiş Milletler aracılığı ve nezdinde yürütülmesi ve takibi amacının öncelenmesi gerekmektedir. Bunun yanında meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla kamu oyu baskısı meydana getirilmelidir.

Tüm dünyanın bildiği üzere Çin Devletince kendilerine Etnik (Çin ırkından olmadıkları Türk soyundan oldukları) ve dinsel gerekçelerle ( Müslüman oldukları ) yapılan insanlık dışı saldırılar ve yaşama haklarına yönelik ihlaller nedeni ile Mültecilere İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 1. Bölüm 1. Madde 2. Fıkrasında tanımlandığı üzere Mülteci oldukları açıktır.

Sözleşmeye göre: “Irkı, Dini, Tabiiyeti, Belli Bir Toplumsal Gruba Mensubiyeti Veya Siyasi Düşünceleri Yüzünden, Zulme Uğrayacağından Haklı Sebeplerle Korktuğu İçin Vatandaşı Olduğu Ülkenin Dışında Bulunan ve Bu Ülkenin Korumasından Yararlanamayan, Ya Da Söz Konusu Korku Nedeniyle, Yararlanmak İstemeyen; Yahut Tabiiyeti Yoksa Ve Bu Tür Olaylar Sonucu Önceden Yaşadığı İkamet Ülkesinin Dışında Bulunan, Oraya Dönemeyen Veya Söz Konusu Korku Nedeniyle Dönmek İstemeyen Her Şahıs Mültecidir”.

Burada baromuz, birliğimiz veya diğer Avrupa ülkelerindeki baro ve birlikler aracılığıyla Tayland Hükümetine sözleşmenin bağlayıcı hükümlerinin hatırlatılması, kesinlikle bu uluslararası kuralları ihlal etmemesi ve hiçbir gerekçe ve nedeni bu kuralların ihlaline mazeret olarak kabul etmemesini gerektiğinin net ve açık bir şekilde ortaya konulması icab etmektedir.

Kaynak : Kayseri Barosu Başkanlığı Kurumsal İnternet Sitesi

Etiketler: » » » » » »
Share
1103 Kez Görüntülendi.