logo

trugen jacn
01 Eylül 2016

ÖZBEKİSTAN’DA BAĞIMSIZLIK SONRASI NELER OLDU ?

image001177

Muhammed Salih

Özbekistan, Sovyetler Birliği  dönemindeki  mevcut 15  Cumhuriyetten biri ve o zamanın kriterlerine göre  nüfus ,  demografik yapı , hem de  iktisadi ve altyapı kuruluşları bakımından en gelişmiş 3. Cumhuriyet idi.  Hher bakımdan çok  gelişmiş bir ülkeydi.  Özbbekistan,Stratejik açıdan da Ortaasya’nın merkezi, yani Türkistan Coğrafyasının kalbi denilebilir.  Ayrıca,Orta Asya bölgesinde anahtar konumunda bir ülke olarak kabul ediliyor.

Sovyetler  Birliği döneminde de önemli cumhuriyetlerden biriydi. Ancak, bugün hâlâ devam eden yanlış  ve hatalı siyaset  sonucunda  Özbekistan, o başlangıçtaki bağımsızlık yıllarındaki süreci saymazsak, bugün 20 yılını doldurdu bağımsız olalı, bugün çok kötü bir noktada. Oysa, Sovyetler’den bağımsızlığını elde ettiği günlerde, iyi bir başlangıç için Özbekistan’da her şey mevcuttu. Altyapı, nüfus, ekonomik potansiyel, tabii kaynaklar, yer altı zenginlikleri, Özbekistan’ın kalkınması için en gerekli  bütün her şey  mevcuttu. Bunu mevcut yönetim kullanamadı ve bugün Özbekistan, bölgedeki en yoksul ülkelerden biri haline geldi maalesef.

Özbekistan, bu kadar  zenginlik kaynaklarına  rağmen, bir avuç yönetici elitin dışındakı  halk yoksulluk içinde bir hayat sürmek zorunda kalmıştır. Bugün 5 milyondan fazla  Özbek genci  yurt dışında iş arıyor ve iktisadi bakımdan yoksul bir ülkeden kaçan kaçak İşçiler  olarak dünyaya dağılmış durumda. Nedenlerini de sadece siyasi değil, önemli ölçüde iktisadi olarak değerlendirmek lazım. Ülke’den kaçmak zorunda kalan Siyasi kaçaklar  bir haylı fazla. Dünyanın çeşitli ülkelerinde binlerce siyasi  sığınmacı mevcut. Ama  bu Muhaliflerin büyük bir bölümü bu  zengin  ülkenin fakir insanları olarak ülkelerini terketmek zorunda kalmışlardır. Ayrıca, ülke’den çıkmayı başaramayan muhaliflerin binlercesi siyasi sebeplerden dolayı tutuklanmış ve  hapishanelerde  çürüyorlar.   Yani Özbekistan’ın bugünkü manzarası iyi de iç açıcı ve güzel bir manzara değil. Özbekistan, olması gereken yerden çok uzakta bugün.

Her şeyden önce, Özbekler çok çalışkan bir millettir.

Komşularından farklı olarak, çok çalışkan, çok girişimci, teşebbüs becerisi olan bir halktır.. Özbeklerin böyle bir özelliği vardır. Mesela, bugün Pazar ekonomisi, serbest ekonomi –ki ben buna kapitalizm demiyorum; ben buna “adil rekabet” diyorum-, bu terminolojiyi çok kullanıyorlar. Bu terminolojiyi hayata geçirebilecek Orta Asya’da bir etnik grup varsa,  o da   Özbeklerdi. Özbekler potansiyel olarak bunu yapabilirlerdi. Ama Bu imkânı vermedi Kerimov Özbek halkına. Kerimov’un serbest ekonomisi, çetelerin ve mafyanın serbestliği oldu.

Özbekistan’da Ekonomik Durum

Kapitalizm ibaresi çok eskidi ve çok dar bir manada kullanılıyor. Kapitalizm denilince göz önüne yalan, dolan, sömürge aracı olarak kullanılan bir sistem geliyor. Bir insan kendi ürettiği malı normal  şartlarda satabilmesi lazım. Buna devletin destek olması lazım, köstek değil. Kerimov’da böyle bir şey yok. Bugün çiftçi ürettiği malı satamıyor ve çiftçinin ürünleri, mesela pamuk diyelim, orada kendisi yetiştiriyor. Ama, kendisi ürerttiği ürünün  kölesi. Bu malın sahibi de devlet, üretici değil. Çiftçi üretiyor, ama devlet onun elinden malını alıyor. Tıpkı Lenin dönemindeki gibi. Sovyet komünizmi döneminde, her şey çiftçinin elinden alınıyor ve ona sadece yemek için para veriliyordu. Aynı politika Özbekistan’da bugün de devam ediyor.

Tacik Asıllı İslam Kerimov Kimdir?

Kerimov, klasik tipte bir diktatör. Saddam gibi, Kaddafi gibi, ama onlardan farklı yanları da var tabiî ki. Kerimov 1989 da komünistlerin Özbekistan Komünist Partisi’nin baş katibi(Genel Sekreteri) idi.  O zamanlarına bakarsak, normal bir komünistti. Fazla bir özelliğini, özel bir yeteneğini ya da karakter özelliğini ben size gösteremem. Ancak, bağımsızlık, bu sıradan komünisti diktatöre çevirdi. Özbekistan’da devletin bağımsızlığı, halkın bağımsızlığı değil, tek kişinin bağımsızlığı, yani Kerimov’un bağımsızlığı oldu. Kerimov, devletin bağımsızlığını kendi bağımsızlığına çevirdi. Sovyet dönemindeki nisbi kölelik, Kerimov döneminde total bir köleliğe dönüştü. Hatta bütün alanlarda kölelik bir devlet sistemi halini aldı. İnsanlar, Sovyet döneminde kısmen de olsa konuşabiliyorlardı, tenkit de edebiliyorlardı, şikayet de edebiliyorlardı. Ancak bugün tenkit ve şikayet hapisle sonuçlanıyor, ya da başka bir ceza ile karşılanıyor. Bu yüzden hiç kimse ağzını açamıyor, yapılan baskılara karşı, devlete, yani Kerimov’a karşı kimse sesini çıkaramıyor. Anlayacağınız üzere, Kerimov, kendine göre bir devlettir. Zaten Özbekistan’da “devlet” dendiği zaman  herkesin aklına gelen tek şey Kerimov’dur. Kerimov’un dışında bir şey yoktur.

Kerimov Türk işadamlarını ikinci sınıf insanlar olarak görüyor ve  öyle davranıyor 

Kerimov bizzat kendisi TV’ye çıkıp, Türk işadamlarnın ürettiği deterjanı göstererek, ürünün ne kadar kalitesiz olduğunu teşhir  edebiliyor ve bununla polis ve kurumlara, Türk iş adamlarını teftiş gerekçesiyle talan etme  sinyal verebiliyor. Özbekistan Gizli servisi MHH (Milli Havfsizlik Hizmeti)’nin yayın organı olan ünlü “Uzmetronom” internet sitesinde şunlar yazılıyor: ”Geçen yıl Kasım’da Taşkent’te Türkler tarafindan inşa edilen “Mir Star” adındaki merkezi süpermarketlerden biri kapatıldı.” Bu merkezi süpermarketin, orada çalışan elemanların odasının birinde seccade ve Kur’an-ı Kerim bulunduğu için kapatıldığını söylerseniz size kimse inanmaz. Ama aynen öyledir. Bu olayda ve başka bahanelerle tutuklanan Türkler mali ve iktisadi suçlardan fazla, dini ekstremizm (Aşırılık) paranoyası kurbanlarıdırlar.

İslam Kerimov’un Türkiye Düşmanlığı

8 Ocak’ta Taşkent’te Ulugbek adındaki uluslararası okul kapatıldı. Bu okul, 1995 yılında Türkiye devleti tarafından, Özbek gençlerine en yüksek seviyede, Batı standartlarına uygun eğitim-öğretim vermek  amacı ile  tesis edilmişti. Kerimov bu jesti kaale almadı ve Türkiye düşmanlığını  Türkiye’nin Özbek halkına yardım içiin açtığı bu Okulu kapatarak  devam ettirdi. Hatta, O, 1995’te Alman parlamentosunda konuşurken, “Benim Ceddim Timurlenk, Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezit’i yenerek Almanyayı işgaldan kurtarmıştır” diye Almanlara dalkavukluk yapmaktan geri de kalmadı.  Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs politikasını bir Türk devleti olarak hiçbir zaman benimsemedi. Ulusararası platformlarda Türkiye ile hiç yan yana oturmadı. 2005 yılında Kerimov’un Andıcan’da kendi halkına karşı yaptığı katliamı kınayan AGİT kararına imza atan Türkiye’ye karşı kin kustu. Kerimov’un Türkiye’ye ve Türk’e karşı kin ve nefretinin sebebini tam olarak tesbit etmek tabiî ki imkânsızdır. Ama şunu diyebiliriz: Kerimov’un  aslında Türkiye sendromunun altında demokrasi korkusu yatıyor. Türkiye’yi birazcık tanıyan Özbek gençleri, Kerimov rejiminin oluşturduğu boyunduruğa girmek istemiyorlar. Tüm yasaklara, sınırlandırmalara, kötülemelere rağmen, Türkiye’nin imajı internet ve TV kanalları vasıtasıyla halk içinde müsbet yönde gelişmeye devam ediyor.

İslam Kerimov’u 18 yıldır sürekli rahatsız eden diğer bir faktör de “Türkiye muhalif lider Muhammed Salih’i destekliyor” paranoyasıdır.

Kaynak : http://www.turkulkusu.com/

Etiketler: » » » » » »
Share
1067 Kez Görüntülendi.