26 Ocak’ta düzenlenen toplantı, İİT ve Çin arasındaki diyalog ve işbirliğinin güçlendirilmesine odaklandı.
Ancak DUK, Çin’in Uygurlara karşı soykırım niteliğinde politikalar sürdürdüğünü söyleyerek Doğu Türkistan’daki insan hakları durumuna kamuoyunda hiçbir atıfta bulunulmadığını belirtti. Örgüt, Genel Sekreter Taha ve İİT’yi, bu tür görüşmeleri Uygurların hakları konusunu kamuoyuna duyurmak ve Çin’i “korkunç suçlar” olarak nitelendirdiği eylemlerden sorumlu tutmak için kullanmaya çağırdı.
DUK, İİT ile Çin arasında daha yakın işbirliği yapılacağına dair haberlerin Uygurlar ve daha geniş Müslüman topluluk arasında derin endişe oluşturduğunu belirtti.
Uluslararası toplumun endişelerinin devam etmesine rağmen Doğu Türkistan’da önemli bir politika değişikliği olmadığını ifade etti. Örgüt, 22 Ocak’ta İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ile çalışan BM uzmanlarının yaptığı açıklamada, Çin’de yaygın olarak uygulanan zorla çalıştırmanın, insanlığa karşı suç teşkil eden zorla nakil veya köleleştirme anlamına gelebileceği uyarısında bulunduklarına dikkat çekti.
DUK’a göre, bir milyondan fazla Uygur ve yaklaşık 650.000 Tibetli zorla çalıştırma politikalarından etkilenirken, milyonlarca Uygur zorla gözaltında tutulmaya devam ediyor.
DUK Başkanı Turguncan Alavdin, İİT’nin Çin ile olan ilişkilerinde ve çok taraflı forumlarda Uygur meselesini defalarca gündeme getirmekte başarısız olduğunu söyledi. DUK basın açıklamasında alıntılanan sözleriyle, “Örgüt içindeki üye devletler daha fazla hesap verebilirlik için baskı yapmalı ve Uygur Müslümanları konusunda sessizliği bozmayı talep etmelidir” dedi.
Örgüt ayrıca Uygur Müslümanlarının karşılaştığı dini özgürlük kısıtlamalarının devam ettiğini vurguladı. Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü’nün verilerini aktaran DUK, Doğu Türkistan’daki camilerin yaklaşık üçte ikisinin 2017’den bu yana hasar gördüğünü veya yıkıldığını, bunların yaklaşık yarısının ise tamamen yıkıldığını belirtti. Ayrıca, Uygur İnsan Hakları Projesi’nin belgelerine atıfta bulunarak, 2014 yılından bu yana en az 1.046 Türk kökenli dini figürün zorla kaybedildiğini, gözaltına alındığını veya hapsedildiğini kaydetti.
DUK’a göre, Uygurlar dua etmek ve dini eğitim almak gibi temel dini inançlarını ifade ettikleri için uzun hapis cezalarına çarptırıldılar.
DUK, milyonlarca Uygur’un kamplarda veya hapishanelerde tutuklu kaldığını, Uygur kadınlarının zorla kısırlaştırmaya maruz kaldığını, işgücü transfer programlarının genişlediğini ve Uygur dilinin birçok okulda yasaklandığını belirtti. Ayrıca camilerin, türbelerin, mezarlıkların ve evlerin yıkıldığını, çocukların ailelerinden ayrıldığını ve Çinli yetkililerin zorla asimilasyon yoluyla Uygur kimliğini silmeye çalıştığını iddia etti. Örgüt ayrıca, basın açıklamasında belirtildiği gibi, Çin’in yurtdışındaki Uygurları, özellikle de insan hakları aktivistlerini sindirmeye ve tehdit etmeye çalıştığını söyledi.
DUK, durumu acil uluslararası eylem gerektiren bir mesele olarak nitelendirerek, İİT ve Genel Sekreterine daha güçlü ve daha koordineli bir tutum sergilemeleri çağrısında bulundu. İİT’ye, Çin ile gelecekteki tüm görüşmelerinde Uygur soykırımı ve diğer ciddi insan hakları ihlallerini, bireysel vakaları da dahil olmak üzere, somut bir şekilde gündeme getirmesi çağrısında bulundu.
DUK basın açıklamasına göre, örgüt ayrıca İİT’ye, İİT Şartı’na uygun olarak, din özgürlüğüne getirilen kısıtlamaları açıkça ele alması ve İslami ibadet ve uygulamaları kısıtlayan politikalara karşı çıkması çağrısında bulundu.iz








