Bizim inancımıza göre, küfür devam eder ama zulüm asla devam etmez. Zalimler er veya geç yaptıkları zalimliklerin cezasını görürler. Tarih bunun en güzel şahididir.

Allah (cc) Kur’an’ın da zalimlerin netice itibariyle nasıl birer belaya uğrayacaklarını özetle şöyle beyan eder:

“Böylece Biz, kazandıkları dolayısıyla zalimlerin bir kısmını bir kısmının başına geçiririz.” (En’am, 129), “Şu muhakkak ki zalimler iflâh olmaz.” (En’am, 135), “Zalimler için acı bir azap hazırlanmıştır.” (İnsan, 31)

Bugün ne yazık ki Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda büyük zulümler yaşanmaktadır. Sırf inancından dolayı zulme uğrayan, sürgüne gönderilen, hapse atılan, yaralanan, öldürülen, milyonlarca Müslüman var.

Bu zalimliklerin yapıldığı yerlerden biri de kadim Türk yurdu Doğu Türkistan’dır.

Doğu Türkistan Türklerin en eski yurtlarından hatta ilklerinden biridir. Türk tarihinin en eski devleti Hun İmparatorluğu bu topraklarda kurulmuştur.  Arkasından aynı topraklarda Göktürk ile Uygur Hakanlıkları devletleşmiştir. Bugün Doğu Türkistan’daki Türk nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Uygurlar, Bumin Kağan’ın 580 yılında kurduğu Göktürk Devleti’nin kurucuları arasında vardır.

Tarihin en zalim milletlerinden biri olan Çin, Doğu Türkistan isminin sırf politik bir kavram olduğunu dile getirse de bu asla gerçeği yansıtmamaktadır.

Doğu Türkistan coğrafya olarak Çin için çok stratejik bir konumdadır.  Bu sebeple Çin Doğu Türkistan’dan asla vazgeçmez. Doğu Türkistan’da büyük oranda yer altı kaynaklarının olması da Çin’in bu topraklardan vaz geçmemesinin önemli sebeplerindendir.

Çin, işgal ettiği Doğu Türkistan topraklarından çekilmek ve burada bağımsız bir devlet kurulmasına asla izin vermez. Bunun için bağımsızlığa yönelik herhangi bir faaliyeti anında bastırmayı kendisine ilke olarak kabul etmiştir. Çin bu baskı ve zulümleri yaparken ne yazık ki hiçbir uluslararası ilkelere uymamaktadır. Bir yandan haber alma ve iletişim özgürlüğü de dâhil olmak üzere her türlü özgürlüğü ortadan kaldırıp, Doğu Türkistan’ı kapalı bir kutu haline getirirken diğer yandan yaptığı bu zulümleri haklı göstermek ve Doğu Türkistan’ı mümkün olduğunca dünya gündeminden uzak tutma çalışmaları da yapmaktadır.

Çin sanayisi için hayati önem taşıyan, Orta Asya Türk Devletlerinden gelecek herhangi bir boru hattının doğal güzergâhı Doğu Türkistan olacaktır. Böyle bir taşıma sisteminin Çin için sağlıklı ve güvenilir olmasının en garantili yolu ise Doğu Türkistan’ın kendi denetimi altında bulunmasıdır. Zengin doğal gaz, kömür ve bakır yatakları da Doğu Türkistan’ı Çin ekonomisi için vazgeçilmez kılmaktadır. Kızıl Çin topraklarında çıkarılan 148 çeşit madenin 118 çeşidi Doğu Türkistan topraklarında yer alması meselenin önemini anlatma bakımından yeterlidir. Çin işgal yönetiminin amacı Doğu Türkistan’ın gelişmesini sağlamak değil, Çin ekonomisinin temel taşlarından biri olan bu bölgeyi tam anlamı ile Pekin’e bağlı hale getirebilmektir. Bunun için Doğu Türkistan’da neredeyse 90 senedir tam bir soykırım politikası uygulamaktadır.

Bu bir iddia değil gerçeğin yansımasıdır. Doğu Türkistan’da uygulanan soykırımın tarihçesine kısa bir göz gezdirdiğimizde şu zalimlikleri görürüz:

1943 yılında Çin Doğu Türkistan’a girdi.

1944 yılında Çin istilasına karşı Gulca şehrinde ayaklanma çıktı. Bu, diğer şehirlere de yayıldı.

7 Kasım 1944 tarihinde Gulca’da Doğu Türkistan Cumhuriyeti kuruldu. 1949 yılında Rusya’nın baskısı Doğu Türkistan yönetiminin feshine sebep oldu. Bölge, Çin yönetimine geçti ve Çin buraya “yeni topraklar” (yeni sınır) anlamına gelen Sincan (ya da Şincan) adını verdi.

30 Ocak 1950 tarihinde, Uygurlar “İşgal karşıtı Grup” adı altında Çinli işgalcilere karşı savaştı. 2 bin Uygur ve Kazak şehit oldu.

1950 Nisan ayında yaklaşık 20.000 insan Kumul’da Osman Batur liderliğinde Çin işgalini protesto etti ve binlerce kişi öldü.

1951 Şubat ayında, Osman Batur’un oğlu Şirdiman Osman, babasının mirasını devraldı ve Çinli işgalcilerle savaştı.

1951 yılında Gulya kentinde kanaat liderleri gizlice “51 Cemiyetini” kurdu. Çin devleti gizli bir şekilde cemiyetin birçok üyesini tutukladı.

1953 yılında tüm Doğu Türkistan genelinde direniş hareketleri gerçekleşti. Çin devleti, savaşçıları bastırmak için binlerce âlimi ve kanaat önderlerini tutuklattı, işkence etti ve infaz ettirdi.

1955 yılında Hoten ayaklanmaları baş gösterdi. 1958 yılına kadar ayaklanmalar bütün Doğu Türkistan’a yayıldı.

1955 tarihinde Doğu Türkistan, “Sincan Uygur Otonom Bölgesi” adını aldı.

1956 Mart ayında başlayan direniş hareketi boyunca 800 Uygur Çin askerleri tarafından katledildi.

1957 yılında, Urumçi ve Ulanbay bölgesindeki Uygur Atlı Birliği Çin devletine karşı bir protesto hazırlığına giriştiler. Ancak, planları Çin devleti tarafından keşfedildi ve Çinliler tüm asker ve subayları tutukladı, işkence etti ve infaz etti.

1958 Ekim ayında, genellikle Kazaklar ve Uygurların yaşadığı yerlerde  protestolar düzenledi. Ancak Çin devleti protestocuları acımasızca etkisiz hale getirdi.

1958 Ekim ayında Kumul’da 7.000 kişinin katıldığı bir protesto gösterisi yapıldı ancak göstericiler Çin devletinin zalim elini bir kez daha gördüler.

1959 yılında 24 bin Uygur Aksu’nun Bay ve Tokşun bölgelerinde Çin devletinin sözde “eşitlik” uygulamaları sebebiyle açlıktan öldü.

1962 yılında 10.000 Uygur Kaşgar’ın Payziwat bölgesinde açlıktan öldü.

1969 yılında “Doğu Türkistan Halk Partisi” Çin işgaline karşı protestolar başlatmak istedi ancak Çinli casuslar tarafından planları fark edildi ve Çin devleti tarafından 32 bin kişi tutuklandı, işkenceye maruz kaldı ve yüzlerce insan infaz edildi.

1980 yılında Çin devleti Uygur bir yazar olan Abdülhamid Mahsud’u yazılarında Çin devletinin cürümlerini ortaya koyduğu için idam etti.

27 Mayıs 1981 tarihinde 200’den fazla “Doğu Türkistan Savaşçısı” Çin Halk Güvenlik Bürosu (PSB) tarafından öldürüldü.

1982 yılında Urumçi’de demokrasi yanlısı bir mücadele başladı. 1985 yılında ise binlerce Müslüman Türk öğrenci, Urumçi Üniversitesi’nde dersleri bir hafta süre ile boykot etti.

12 Aralık 1985 tarihinde üniversite öğrenciler Urumçi sokaklarına ve Çin işgalini protesto ettiler. Daha sonra gösteriler Kaşgar, Aksu, Hotan ve Boratola’ya sıçradı, toplamda 15 bin öğrenci protestolara katıldı.

15 Haziran 1988 tarihinde Uygur üniversite öğrenciler Çin devletinin Doğu Türkistanlılara karşı yürüttüğü ayrımcı politikaları görüşmek üzere bir toplantı düzenledi. Toplantının ardından 4 bin öğrenci Urumçi sokaklarından Çin rejimini protesto etti.

1989 yılında Müslümanlar, İslamiyet’e karşı hakaretlerin son bulması ve demokratik haklarının verilmesi amacıyla gösteriler düzenlediler.

18 Mayıs 1989 tarihinde “Xingjiang İslami Enstitüsü” öğrencileri “cinsellik ve gelenek” isimli bir kitabı protesto ettiler. Kitap Çin devleti tarafından desteklenen Çinli bir yazar tarafından yayımlanmıştı. Kitabın amacı Uygur geleneklerini ve Müslüman ahlakını İslami inançlara, Uygur geleneklerine ve cinsel hayat tarzına saldırarak değiştirmekti. Olaylar sırasında herhangi bir taşkınlık yapmayan 300 kişi tutuklandı.

5 Nisan 1990 tarihinde Ramazan ayında Doğu Türkistan’ın Barın kasabasında Çin’in gerçekleştirdiği katliamda dört yüzden fazla Müslüman Türkü katledildi. Olaylar bastırıldıktan sonra binlerce Müslüman Türk’ün idam edildi.

4 Mayıs 1990 tarihinde Şeyh Zaydun Yusuf liderliğinde yüzlerce çiftçi Kaşgar’ın Akto bölgesindeki Baren şehrinde Çinlileri protesto ettiler. Çinlilerin çok sert müdahale etmesi sonucunda köyleri basarak, ayrım gözetmeden yüzlerce insanı öldürdüler.

29 Eylül 1994 tarihinde Çin, Urumçi’yi ele geçirdi.

7 Temmuz 1995 tarihinde Hotan’da binlerce Müslüman yürüdü, gösteriler düzenledi. Sebep, bir Cuma namazından sonra cami imamının tutuklanmasıydı.

27 Eylül 1995 tarihinde Kaşgar’da halk, idama mahkûm edilen gençlerin cezalarının indirilmesi isteğiyle gösteriler düzenledi.

1995 yılında, Çin devleti, halk tarafından kendisine büyük saygı duyulan Uygur âlim Ablet Mahsum’u Hotan’da kaçırdı.

9 Şubat 1996 tarihinde Ahmedhan Hamit Aksu’nun Onsu bölgesindeki Uygurlara zalim Çin rejimine karşı olan mücadelede liderlik etti. Çin devleti Uygurlara en ağır şekilde saldırarak protestoculardan bazılarını öldürdü ve cesetleri de Tarım Yolu yakınlarında Taklamakan Çölü’ne gömdü.

5 Şubat 1997 tarihinde binden fazla Uygur Gulya şehrinin sokaklarında zalim Çin rejiminin Doğu Türkistan’daki politikalarını protesto etti. Çin polisinin açtığı ateş sonucunda 560 kişi öldürüldü. Daha sonra Çin devleti 75.000 Uygur sivili sorgulamaya aldı ve bunlardan 4.000 tanesini hapishanelere gönderdi. (https://www.mepanews.com/dogu-turkistan-tarihinin-ozeti-ve-cin-isgali-8917h.htm)

1998 yılında, İmin Haşim liderliğindeki Müslümanlara Çin polisi saldırdı ve başta şeyh Emin olmak üzere onlarca Müslüman öldürüldü.

11 Eylül 2001 tarihinde bu yana Çin devleti Uygurlar üzerindeki zalimliklerini ve baskılarını daha da artırdı. Çinliler herkesin gözleri önünde binlerce Uygur’u infaz etti ve on binlercesini hapishanelere yolladı.

2002 yılında Çin devleti üniversiteler Uygurca eğitimi kaldırarak Doğu Türkistan’da bir asimilasyon operasyonu başlattı. Binlerce Uygur işlerini Çinli göçmenlere kaptırdılar.

2003 yılında Çin tüm Doğu Türkistan’daki ilk ve ortaokullarda “çift dilli” eğitim sistemini uygulamaya başladı. Binlerce Uygur öğretmen işlerini “yetersiz” olduğu gerekçesiyle kaybettiler. Bu çift dilli eğitim sistemi Uygur halkı tarafından bir “beyin yıkama” uygulaması olarak görülmektedir.

2004 yılından itibaren Çin devleti zor kullanarak yaşları 16-25 arasında değişen binlerce genç Uygur kızı, memleketlerinden kopartıp Çin’in iç bölgelerine ucuz iş gücü olarak kullanmak üzere yolladı. Bu kızlardan birçoğu ya kendi canlarına kıydılar ya da Çinli patronları tarafından cinsel tacize maruz kalıp, fahişelik yapmaya zorlandılar.

2005 yılında, Çin devleti Doğu Türkistan’da “şehirleşme ve modernizasyon” adından yeni bir uygulamaya başladı. Bu politika adı altında devlet çok sayıda geleneksel Uygur evini ve kadim Uygur şehirlerini yerle bir etti. Bu alanlara yeni Çin stili evler diktiler ve bu evleri milyonlarca Çinli göçmenin barınak ihtiyacını karşılamak için kullandılar.

2006 yılından itibaren Çin devleti binlerce genç Uygur erkeği Çin’in iç kesimlerine ucuz işçi olarak transfer etti. Bu uygulamaya karşı çıkanlar hapsedildi.

2008 Olimpiyat Oyunları’nın Çin’de yapılması nedeniyle Çin devleti Doğu Türkistan’daki politikalarını daha da sıkılaştırdı. Devlet fırsat bulduğu her yerde “toplumsal istikrarı sağlama” bahanesiyle Uygurlara şiddet uyguladı ve hapsetti.

23 Mart 2008 tarihinde yüzlerce Uygur kadın Hotan’da Çin işgalini ve devletin haksız ve zalim politikalarını protesto etti. Birçok kadın tutuklandı ve işkence gördü.

25 Haziran 2009 tarihinde fabrika işçisi kıyafetleri giymiş 10.000’den fazla Çinli asker ve polis Shao Guan Şehrindeki bir fabrikada çalışan 800 Uygur işçiye saldırdı. Saldırıda 100’den fazla Uygur işçi katledildi.

5 Haziran 2009 tarihinde binlerce Uygur üniversite öğrencisi Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’deki “Halk Meydanı’nda” toplandı ve Shao Guan saldırısını barışçıl bir şekilde protesto etti. Protestocular, devlete olayın sorumlularını adalet karşısına çıkarması çağrısında bulundu. Halkın isteklerini çözmek yerine, Çin devleti tam teçhizatlı binlerce polis ve zırhlı araç gönderdi ve halk üzerine ateş açılması emri verdi. Uygur kaynaklarına göre Çin devleti üç bin Uygur’u öldürdü,  on binin üzerinde Uygur’u da tutukladı.

3-4 Ekim 2009 tarihlerinde Çin devletinin teşvikiyle binlerce Çinli göçmen Urumçi sokaklarına çıktılar. Devletten son zamanlarda yaşanan ve Uygurların hedef gösterildiği ilginç şırıngalı saldırılar hakkında harekete geçmesini talep ettiler. Çinli göçmenler sokakta gördükleri her Uygur’a saldırdı, insanları yaraladı ve öldürdü. Uygur kaynaklarına göre, Çinliler 300 kişiden fazla Uygur’u katletti. (Uygurlu aktivist ve Talk to East Turkestan sayfasının yöneticisi Abdugheni Sabit tarafından kaleme alınan çalışma. Https://www.mepanews.com/dogu-turkistan-tarihinin-ozeti-ve-cin-isgali-8917h.htm)

22 Nisan 2013 tarihinde Çin polisi her zamanki gibi kanunsuz olarak bazı evlerde arama yapmak istedi ve bu esnada karışıklık çıktı. Olaylarla ilgili olarak yüzlerce Müslüman Türk tutuklandı ve iki Uygur Türkü idama mahkûm edildi. Benzer bir olay, 26 Haziran 2013 tarihinde Turpan’da da meydana geldi. Bu olayla ilgili yine iki kişi idam cezasına çarptırıldı.

Temmuz 2014 tarihinde yaşanan olaylar ‘ibadet özgürlüğü’ kısıtlamasından kaynaklandı. Özellikle ramazan ayında oruç yasağı getirilmesi protestolara neden oldu. Yarkent bölgesinde başörtülü kadınlara yapılan saldırı sonrası büyüyen protestolara silah kullanarak cevap veren Çin güçleri katliam yapmaktan çekinmedi.

Olaylar silah gücüyle bastırılsa da ağır baskılar sonucu oluşan gerginliklerin biri bitmeden öteki başlıyor.

Çin devlet güçlerinin orantısız güç kullanması sonucu yakın tarihin en büyük toplu katliamları yaşandı. Uluslararası İnsan Hakları kuruluşları Temmuz ayı sonlarından bu yana Doğu Türkistan’ın Yarkent bölgesinde çıkan olaylarda 2 bin kişinin ölmüş olabileceğine dikkati çekiyor.

Bugün de Çin zulmü bütün zalimliği ile devam etmekte, İlham Tohti gibi Uygur Profesörler ömür boyu hapis cezasına çarptırılmakta, kadın çocuk demeden Çin zalimliklerine ve katliamlarına devam etmektedir.

Emperyalist emeller taşıyan Çinliler, Doğu Türkistan’daki mezalimini sürdürürken diğer yandan da İslam kültür ve tarihini yok etmeye devam ediyor.

Çin’in zulüm kamplarında tutulan Uygur ve Kazaklardan oluşan esirler sistemli ve sürekli şekilde aşağılanarak kimliksizleştirilmeye maruz bırakılmaktadırlar.

Bugün maalesef bir milyondan fazla insan politik eğitim kamplarında zorla tutuklu bulunuyor. İstihbarat memurları ise “aile üyeleri” olarak sivil ailelerine yerleştirilmektedir. Her köşede kontrol noktaları kurulmuş ve her cihaza casus yazılımları zorunlu olarak yüklenmiştir.

Emperyalist Çin devletinin bu kamplardaki esas maksadı Müslüman Türklerin onurlarını kırarak tam bir soykırım uygulamaktır.

Bu kalplerde yapılan beyin yıkama, baskı, zulüm ve işkenceler uluslararası arenalarda da sık sık gündeme gelmektedir.

Bu kamplardaki esir tutulan kadın ve erkeklerden oluşan Müslüman Türkler her gün çok erken kaldırılmakta ve Çin devlet marşı eşliğinde bayrak törenine katılmaya zorlanmaktadırlar. Daha sonra saatlerce devam eden ezberleme ve ideolojik eğitime tabi tutularak kendi inanç, örf ve adetlerinden vazgeçirilmeye çalışmaktadırlar. Bu tam anlamıyla kültürel bir asimilasyon politikasıdır ve maalesef birkaç cılız ses hariç dünya Çin’in bu zulmüne sessiz kalmaktadır.

Kültürel soykırım, çocukları zorla ailelerinden uzaklaştırma; milli dil kullanımını kısıtlama; kültürel faaliyetleri yasaklama ve okulları, dini kurumları, tarihi mekânları yok etme gibi tedbirlerle bir toplumun kimliğini ortadan kaldırmak anlamına geliyor. Fiziksel soykırımın aksine kültürel soykırım şiddet içermiyor. Liderlik yapan Uygur Türklerinin ailelerinden uzaklaştırılması, akademisyenler ile diğer toplum liderlerinin hedefe alınarak tutuklanması ve “Eğitim Kamplarına” atılması, okullarda Uygurca öğretim vermenin yasaklanması, camilerin yıkılması, hatta saç, sakal, kıyafet ve isimler gibi kültürel kimliğin göstergelerine yönelik ağır biçimdeki kısıtlamalar, Çin’in Uygur kimliklerini kökünden kurutmak için gösteren çabalarının delilleridir.

Kültürel soykırım olarak nitelendirilen eylemlerden çocukların zorla ailesinden uzaklaştırılması cinayet olarak belirlenmiştir. (https://www.turktoyu.com/cin-dogu-turkistan-da-simdilik-kultur-soykirimi-yolunu-tuttu-ya-sonra)

Emperyalist Çin zulmü bugün de bütün zalimliği ile Doğu Türkistan’da devam etmektedir. Süren bütün baskılara rağmen Doğu Türkistanlıların insan hakları ve bağımsızlık mücadeleleri uluslararası hukuk çerçevesinde devam etmektedir. Ne yazık ki Doğu Türkistan’ın uluslararası hukuktan doğan bu hukuki bağımsızlık hakkını terörize etmek isteyenlerin başında ABD gelmektedir. Çin’den kat kat zalim ve emperyalist bir zihniyet taşıyan ABD, Doğu Türkistan üzerinden Çin’e yönelik manevralar yapmakta ve güya insan hakları mücadelesi verdiğini iddia etmektedir. İsrail’in Filistin’de on binlerce kadın ve çocuğun öldürülmesine çanak tutan ABD’nin Doğu Türkistan’daki Müslüman Türklere hamilik yapma girişimi tamamıyla bir aldatmacadır. Umarım Çin’e karşı insan akları ve bağımsızlık mücadelesi veren Doğu Türkistan sivil toplum kuruluşları bu ayrıntıya dikkat eder ve ABD’nin Doğu Türkistan’ı terörize etme girişimlerine alet olmazlar. Böyle bir yanlışlık Çin gibi zalim ve emperyalist bir ülkenin acımasız biçimde Doğu Türkistan’ı yok etmesiyle sonuçlanabilir. Yapılan mücadeleler uluslararası hukuk ve insan hakları çerçevesinde devam ettirilmeli, Çin’in zalimliği belgeleriyle bütün dünyaya anlatılmalı ve mücadele haklı bir zemine oturtulmalıdır. Aksi durumlar Çin’in Doğu Türkistan’a yönelik yeni katliamlara girişmesine sebep olur ki, bunun vebalinin altından kimse kalkamaz. Bu durum ABD’nin Doğu Türkistan’ı terörize etme gayretlerine hizmet etmek anlamına gelir ki hiçbir Doğu Türkistanlının bunu isteyeceğine asla ihtimal vermem.

Makalenin başında da belirttiğim gibi bizim inancımıza göre, küfür devam eder ama zulüm asla devam etmez. Zalimler er veya geç yaptıkları zalimliklerin cezasını görürler. Tarih bunun en güzel şahididir.  Çin’de yaptığı bu zalimliklerin, katliamların hesabını bir gün mutlaka verecektir. Yeter ki biz aklımızı çalıştırarak Allah’ı razı edecek bir mücadele stratejisi geliştirelim.

Kaynak :  https://www.habererk.com/dogu-turkistanda-suren-cin-zulmu