logo

trugen jacn
20 Ağustos 2026

Çin neden ve nasıl “Doğu Türkistan” adını terörizmle ilişkilendirdi?
(bir isme yüklenen ağır bir sorumluluk)
Asya Uygur (20 Ağustos 2026)
Birileri dilinizi kısıtladığında, adınızı değiştirdiğinde veya vatanınızın adını anmamanız için sizi tehdit ettiğinde, ilk tepkiniz o isme daha da sıkıca sarılmak olur. Bu çok doğal bir duygudur. Çünkü bir isim sadece birkaç harften ibaret değildir; bir insanın anılarıyla, vatanıyla, ölen sevdikleriyle, silinmiş tarihiyle ve geleceğe dair umutlarıyla ilişkilidir. Bu nedenle Uygurların “Doğu Türkistan” adına karşı duydukları duyguları anlamak zor değildir. Birçok insan bu isimde vatanlarını, geçmişlerini, atalarının özlemlerini ve günümüzdeki baskıya karşı duydukları öfkeyi görüyor. Bu duygu alay konusu edilmemeli veya yargılanmamalıdır. Ancak bir şey soğukkanlılıkla düşünülmelidir: Çin devleti bu ismi sadece kısıtlamak veya kınamakla kalmıyor. Bu ismi kendi siyasi amaçlarına uyarlıyor ve istediği anlamlarla uluslararası topluma yayıyor.
Çin neden uluslararası alanda “Doğu Türkistan” adını korkusuzca kullanabiliyor? Çünkü Çin’in siyasi perdesinden geçtikten sonra, bu isim bir vatanın, bir halkın tarihinin ve hatırasının adı olma özelliğini kaybediyor ve bunun yerine bir “güvenlik tehdidi” niteliği kazanıyor. 2003 yılında Uygurca’ya çevrilerek yayınlanan “Orta ve Güney Asya’da Etnik-Dini Çatışma” kitabı bunun en açık örneklerinden biridir. Kitabın 11. bölümü “Doğu Türkistan Terörizminin Kökeni ve Gelişimi” başlığını taşıyor. Burada dikkate alınması gereken önemli bir soru var: Kitabın en başında bir ülkenin adı nasıl “terörizm” ile ilişkilendirilebilir? Kitap, “Doğu Türkistan” adını Uygurların tarihi vatanı veya bir halkın ulusal kaderiyle ilişkilendirilen bir isim olarak açıklamıyor. Bunun yerine, bu adı “terörizm”, “ayrılıkçılık”, “dini aşırıcılık” ve “pan-Türkçülük” kelimelerinin yanına yerleştiriyor. Bu sadece bir kitabın kelime seçimi değil; Çin devletinin Uygurlar hakkındaki anlatısının nasıl kurgulandığını gösteren bir ayna. Uygurların ayaklanmadan bu yana direnişinin sebebi nedir? Sebep tam olarak Çin sömürgeciliği ve bu sömürgecilik altındaki adaletsizliklerdir. Uygurlar ulusal kimliklerini korumak, anavatanlarında yaşamak, dillerini, kültürlerini ve tarihlerini miras almak, ebeveynleriyle görüşmek, anavatanlarındaki kaçırma ve kaybolmalara son verilmesini görmek ve çocuklarının Uygur olarak büyüyüp kendilerini tanımalarını istiyorlar. Bunların hepsi bir halkın basit ve meşru haklarıdır. Ancak Çin devleti bu acıyı farklı şekilde “çeviriyor”. Ulusal hak talebini “ayrılıkçılık”, dini ve kültürel hakları “aşırıcılık” ve baskıya karşı protestoları “terörizm” olarak adlandırıyor. Bunu yaparken, Uygurların neden seslerini yükselttikleri, neden protesto ettikleri ve neden hak talep ettikleri temel sorusu artık ana mesele olmaktan çıkıyor. Bunun yerine, “ulusal güvenliğe tehdit” olarak terörizm imajı ortaya çıkıyor. Buradaki sorun sadece bir kelimeyi diğeriyle değiştirmekle ilgili değil. Aksine, bir ulusun haklar mücadelesinin özünün çarpıtılması söz konusu: meşru talepler “ayrılıkçılığa”, adaletsizliğe karşı protestolar “aşırıcılığa” ve siyasi baskıya karşı muhalefet “terörizme” dönüştürülüyor. Bu çarpıtma sayesinde Çin, Uygurların meşru taleplerini haklı çıkarabiliyor. Böylece dünya toplumu, Uygurların zulmünü ve baskıya karşı seslerini değil, Çin’in “Doğu Türkistan teröristleri” adı altında çarpıttığı “tehlikeyi” görmeye başlıyor.
Günümüz dünya siyasetinde Filistin sorunu, adalet, işgal ve bir halkın kendi topraklarında kendi kaderini belirleme hakkı meselesi olarak geniş çapta tartışılmaktadır. Çin de Filistin halkının “meşru ulusal haklarına” desteğini ilan etmektedir. Ancak, Uygurların ulusal hakları, toprakları ve insanlık onuru söz konusu olduğunda, tamamen farklı bir dil kullanmaktadır. Uygurlar, sömürge yönetimi altında bağımsız bir tarih ve kültüre sahip bir halk olarak görülmemekte; baskıya karşı sesleri “Doğu Türkistan terörizmi” etiketiyle maskelenmekte ve ulusal güvenliğe tehdit olarak sunulmaktadır. Bu tür bir açıklama Çin’e iki yüzlü bir siyasi avantaj sağlamaktadır. Bir yandan Filistin’i destekleyerek kendisini işgal ve baskıya karşı adil bir güç olarak göstermektedir. Diğer yandan, Uygurların ulusal baskıya karşı sesini “Doğu Türkistan terörizmi” etiketiyle maskelemektedir. Bu maskenin ardında, Uygurlar soykırım, ailelerin parçalanması ve dillerinin, dinlerinin ve kültürel yaşamlarının bastırılmasıyla karşı karşıyadır. Bu, günümüz uluslararası siyasetinde çok tehlikeli bir açıklamadır. Çünkü Çin’in “Doğu Türkistan” propaganda anlatısı aracılığıyla, Uygurların gerçek acıları –sömürgeleştirilmiş bir halkın hakları ve kimliği ile karşı karşıya kaldıkları süregelen baskı– göz ardı ediliyor. Dahası, bu anlatı “Batı destekli teröristler” uluslararası siyasi algısını güçlendiriyor ve Uygur meselesine derinlemesine aşina olmayanlar arasında şüphe ve yanlış anlamalar yayıyor. Bu nedenle, buradaki amaç bir ismi ortadan kaldırmak veya insanların tarihsel hafızasını inkar etmek değil. Amaç, Çin’in bu isme yüklediği “terörizm” çağrışımını reddetmek ve Uygurların anlatısını seçtiğimiz dilde yayınlamaktır. Bir isme duyulan sevgiyi korumak ile dünyaya hangi dilde konuşulacağı stratejisi arasında ayrım yapmak gereklidir.
Kendimizi ifade etme hakkımızı geri kazanmak ne anlama geliyor? Uygurları Uygur ulusu olarak adlandırmak; Uygur vatanını Uygur vatanı olarak tanımak; meseleyi “terörizm” veya “güvenlik” meselesi olarak değil, etnik baskı, yerli hakları, insan onuru ve adalet meselesi olarak ele almak demektir. Mesele bir isimden vazgeçmek değil; aksine, Uygurların kimliğini ve siyasi sesini netleştirmektir. Uygurların acilen endişelenmesi gereken nokta burasıdır. Soru, bir ismin iyi mi kötü mü olduğu değil. Soru şu: Bu ismi kullandığımızda, acılarımızı dünyaya kendi dilimizle anlatabiliyor muyuz, yoksa başkalarının bizim için hazırladığı siyasi bir tuzak olan bir anlatının içinde mi konuşuyoruz? Bunu açıkça fark etmek önemlidir. Belki de en önemli görevimiz bir isim üzerinde tartışmak değil, Uygur hikayesini kendi sesimizle, Çin’in siyasi tuzağına düşürdüğü anlatı içinde değil, kendi sesimizle anlatmaktır. Çin’in bizim için hazırladığı “terörizm” çerçevesini reddetmek ve kendi hikayemizi anlatma hakkımızı geri kazanmak her şeyin başlangıç ​​noktasıdır.
Kaynak: Pan Zhiping, “Orta ve Güney Asya’da Etnik-Dinsel Çatışma”, Uygurca Baskı, 2003, s. 370 ve 415.

Daha azını gör
Share
61 Kez Görüntülendi.