logo

trugen jacn

ÇİN’İN “GÜVENLİK”SÖYLEMİ İLE DOĞU TÜRKİSTAN’DA MEŞRULAŞTIRDIĞI ÇKP DEVLET TERÖRÜ

featured

 YILMAZ ER(habernida.com)

Çin yönetimi 4 Ağustos 2026’da Doğu Türkistan’ın İli  vilayetinde  düzenlendiği “2026 Uluslararası Terörle Mücadele Sempozyumu”, Çin’in Uygur politikasını meşrulaştırma stratejisinin güncel bir örneğini sunmaktadır. Çin’in sözde Uygur Bölgesel  bölgesel Halk Hükümeti Başkan Yardımcısı ve Kamu Güvenliği Bürosu Müdürü Pan Xi’nin konuşması, devletin söylemsel repertuarındaki iki temel sütunu açıkça ortaya koymaktadır:

  1. Hukuk çerçevesinde terörle mücadele” ve “insan haklarının korunması” (Chinanews). Pan Xi’nin “her ‘terör’ belirtisine mutlaka darbe, baş gösterdiği anda darbe” (凡”恐”必打,露头就打) ifadesi ile “yüksek baskı duruşunun sarsılmadan sürdürüleceği” vurgusu, sempozyumun asıl amacının uluslararası kamuoyuna güvence vermekten çok, sürekli bir tehdit algısını yeniden üretmek olduğunu göstermektedir (Chinanews).
  2. Çin’in resmi Xinhua Ajansının servis ettiği  haberi ise bu söylemin küresel ölçekte nasıl konumlandırıldığını netleştirmektedir. Xi Jinping’in Küresel Kalkınma, Küresel Güvenlik, Küresel Medeniyet ve Küresel Yönetişim girişimleri çerçevesine oturtulan terörle mücadele anlatısı, Çin’in “insanlığın ortak kaderi” söylemiyle harmanlanarak uluslararası bir meşruiyet zeminine taşınmaktadır (Xinhua). Bu üç metin birlikte okunduğunda, sorduğunuz sorulara ampirik bir zemin sağlayan güncel bir vaka sunmaktadır.

Güvenlikleştirme Teorisi Çerçevesi

Kopenhag Okulu’nun (Buzan, Wæver, de Wilde) geliştirdiği güvenlikleştirme teorisi, bir konunun “gerçek” tehdit düzeyinden bağımsız olarak, bir aktörün onu varoluşsal tehdit olarak söylemsel biçimde inşa etmesi ve olağanüstü tedbirleri meşrulaştırmasıyla güvenlik alanına taşınabileceğini öne sürer. Bu çerçeveden bakıldığında, Çin’in Uygur politikası klasik bir güvenlikleştirme vakasıdır: performatif söz edimleri (speech acts) aracılığıyla “terörizm” ve “aşırılık” kategorileri sürekli yeniden üretilmekte, bu kategoriler devletin olağanüstü müdahale kapasitesini normalleştirmektedir. Pan Xi’nin sempozyumdaki söylemi tam da bu işlevi görmektedir: tehdidin somut bir olay örgüsüyle değil, soyut ve süreklilik arz eden bir “her an mevcut olabilecek tehlike” olarak sunulması, güvenlikleştirmenin klasik dilsel stratejisidir (Chinanews).

Sorduğunuz “terörizm gerçek bir tehdit mi yoksa siyasal araç mı” sorusu, güvenlikleştirme teorisinde yanlış bir ikilik olarak görülebilir; çünkü teori, tehdidin “nesnel” varlığından bağımsız olarak, onun söylemsel inşasının siyasal sonuçlar ürettiğini vurgular. Ancak ampirik olarak, 2001 sonrası dönemde Doğu Türkistan’da meydana gelen Çin devletinin baskıcı ve şiddet politikası neden olan protesto olaylarının sayısı ve ölçeği ile Çin devletinin uyguladığı toplu gözetim, ceza kampları, nüfus kontrolü etnik ve kültürel soykırımların ölçeği arasındaki orantısızlık, söylemin “gerçek tehdide” karşılık gelen bir yanıt olmaktan çok, önceden var olan bir asimilasyon/kontrol projesinin meşrulaştırma aracı olduğunu göstermektedir.

“Terörle Darbe” Kampanyaları: Güvenlik mi Etnik Mühendislik mi?

2014’te başlatılan “Terörle Şiddetli Darbe” (Strike Hard) kampanyası ve devamındaki “Yeniden Eğitim Yoluyla Dönüştürme” politikaları, güvenlik hedefleriyle sınırlı kalmamış, dil kullanımı, dini pratik, aile yapısı, doğum oranları ve kültürel semboller üzerinde kapsamlı bir dönüştürme projesine dönüşmüştür. Pan Xi’nin “凡’恐’必打,露头就打” ifadesindeki “baş gösterme” (露头) metaforu dikkat çekicidir: bu ifade, somut şiddet eylemlerinden çok, “belirti” düzeyindeki davranışların (sakal bırakma, başörtüsü takma, Uygurca dini içerik paylaşma gibi) dahi müdahale nesnesi haline getirildiğini ima etmektedir (Chinanews). Bu, kampanyanın güvenlik boyutunun ötesine geçerek etnik mühendislik niteliği taşıdığının önemli bir göstergesidir: hedef, belirli bireylerin şiddet eylemlerini önlemek değil, bütün bir milletin kültürel ve dini pratiklerini devlet tarafından tanımlanan “modern”, “seküler” ve “birleşik” bir Çin kimliğine uyumlu hale getirmektir.

Uluslararası Eleştirinin Sınırlanması

21 ülke ve 3 bölgesel örgütten (BAE, Rusya, Afrika Birliği dahil) yaklaşık 100 katılımcının davet edilmesi (Chinanews; Xinhua), Çin’in Küresel Güney ülkeleriyle kurduğu ekonomik bağımlılık ağlarını diplomatik meşruiyet üretimine dönüştürme stratejisinin bir örneğidir. Xinhua haberinin “bazı ülkelerin terörizm kavramını genelleştirip kötüye kullandığı, reel-politik çıkar için terörle mücadeleyi araçsallaştırdığı” yönündeki suçlaması (Xinhua), aslında ayna bir stratejinin dışa yansıtılmasıdır (mirroring): Çin, kendi söylemsel aracının eleştirilmesini önlemek için aynı eleştiriyi Batı’ya yöneltmektedir. Ayrıca, ziyaretçilerin “terörle mücadele ve radikalleşmeyle mücadele” temalı sergilere ve “özerk bölgenin 70. kuruluş yıldönümü başarı sergisine” götürülmesi, sempozyumun bilimsel bir tartışma platformu değil, kontrollü bir propaganda turu işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır.

Kimlik, Din ve Kültürün Güvenlikleştirilmesi

Terör söyleminin Uygur kimliğinin yeniden tanımlanmasına hizmet etme biçimi, “aşırılık” (极端主义) kategorisinin dinî pratiklerle iç içe geçirilmesiyle işler. Din, dil ve kültürel semboller, şiddetle doğrudan bağlantısı olmasa da, “potansiyel radikalleşme göstergesi” olarak kodlanır. Bu, güvenlikleştirme teorisinin “referans nesnesi” (referent object) kavramıyla açıklanabilir: burada tehdit edilen şey devletin fiziksel güvenliği değil, “birleşik çok-etnikli ulus” idealidir; bu ideali tehdit eden şey de bireysel şiddet eylemleri değil, farklılığın kendisidir. Bu nedenle “bireysel suçun kolektif etnik sorumlulukla ilişkilendirilmesi”, güvenlikleştirmenin doğal bir sonucudur: tehdit bir bireyde değil, bir kimlik kategorisinde (Uygurluk, İslamilik, Türk dilli olma) konumlandırıldığında, önleyici tedbirler de zorunlu olarak o kategorinin bütününe uygulanır.

Kolektif Sorumluluk ve “İstikrar” Söylemi

“İstikrar” (稳定) kavramının bireysel hak ve özgürlüklerin önüne geçirilmesi, Çin Komünist Partisi’nin meşruiyet anlatısının merkezi bileşenidir. Parti, ekonomik kalkınma ve toplumsal düzeni sağlama kapasitesini kendi yönetim hakkının temel dayanağı olarak sunar; bu çerçevede “istikrarsızlık” -gerçek ya da varsayılan- doğrudan rejimin meşruiyetine yönelik bir tehdit olarak kodlanır. Pan Xi’nin haberde vurguladığı “toplumsal hayatın normal işleyişinin korunması” ifadesi (Chinanews) tam olarak bu mantığı yansıtır: güvenlik, bireysel özgürlüklerin bir önkoşulu olarak değil, onun yerini alan bir üstün değer olarak sunulmaktadır. Bu, Giorgio Agamben’in “istisna hali” (state of exception) kavramsallaştırmasıyla da örtüşür: olağanüstü tedbirler, sürekli tehdit söylemi aracılığıyla kalıcı bir yönetim biçimine dönüşür.

Ekonomi, Kuşak-Yol Girişimi ve Sınır Güvenliği

Terörle mücadele söyleminin ekonomik kalkınma ve Kuşak ve Yol Girişimi’yle (BRI) ilişkilendirilmesi, Doğu Türkistan’ın Orta Asya’ya açılan jeostratejik konumuyla doğrudan bağlantılıdır. Bölgenin “istikrarsızlaştığı” algısı, Çin’in BRI koridorlarına yönelik yatırım güvenliğini tehdit eder; bu nedenle güvenlikleştirme söylemi, aynı zamanda ekonomik bir rasyonalite de taşır. “Kalkınma ve güvenliğin bir bütün olarak ele alınması” ifadesi (Xinhua) bu ikili mantığı açıkça özetlemektedir: bölgesel kalkınma projelerinin sürdürülebilirliği, nüfusun sıkı kontrolü üzerinden garanti edilmeye çalışılmaktadır.

Seçici Güvenlikleştirme: Han-Uygur Asimetrisi

Aynı yoğunluktaki güvenlik söyleminin Han Çinlilerine değil, esas olarak Uygur ve diğer Türk dilli Müslümanlara yönelik uygulanması, güvenlikleştirmenin etnik ve dinî bir seçicilik taşıdığını göstermektedir. Bu asimetri, tehdidin nesnel bir güvenlik değerlendirmesinden değil, önceden var olan bir “öteki” kategorisinden türetildiğini kanıtlamaktadır. Güvenlikleştirme teorisi bunu “kimin güvenliği kimin adına inşa ediliyor” sorusuyla ele alır: burada güvenlik, Han merkezli ulus-devlet projesinin adına, Uygur kimliğinin pahasına inşa edilmektedir.

Teknolojik Gözetim ve Yeni Yönetişim Modeli

Biyometrik veri toplama, yüz tanıma, DNA örneklemesi ve yapay zekâ destekli tahmine dayalı polislik (predictive policing) sistemleri, Doğu Türkistan’ı büyük ölçekli bir dijital yönetişim deneyi alanına dönüştürmüştür. Bu sistemler, güvenlikleştirme söylemiyle meşrulaştırılan istisnai tedbirlerin kalıcı altyapısal biçimlere dönüşmesini sağlamaktadır. Böylece güvenlik artık münferit müdahalelerle değil, sürekli ve otomatikleştirilmiş bir gözetim rejimiyle sağlanmakta; bu da “istisna halinin” normalleşerek kurumsallaştığı bir yönetişim modelini ortaya çıkarmaktadır.

Kavramsal Muğlaklık: Terörizm, Aşırılık, Ayrılıkçılık

Çin hukuku ve söylemi “üç kötü güç” (三股势力) kavramı altında terörizmi, aşırılığı ve ayrılıkçılığı sistematik olarak birbirine karıştırır. Bu kasıtlı muğlaklık, devletin geniş bir davranış yelpazesini (siyasi talep, dini ibadet, kültürel ifade) “terörizm” şemsiyesi altında cezalandırma imkânı sağlar. Güvenlikleştirme teorisinde bu, “tehdidin genişletilmesi” (threat inflation) stratejisi olarak adlandırılır: kavramsal sınırların bulanıklaştırılması, devletin müdahale alanını sınırsızca genişletmesine hizmet eder.

Çin yirmi yılı aşkın süredir “başarı” iddia ediyorsa, neden aynı söyleme hâlâ ihtiyaç duyuyor? Bu paradoks, güvenlikleştirmenin kendisinin bir sona ulaşmayı değil, sürekliliği amaçladığını göstermektedir. Tehdidin “bitmediği” sürekli vurgusu -Pan Xi’nin “yüksek baskı duruşunun sarsılmadan sürdürüleceği” ifadesi gibi (Chinanews)- olağanüstü yönetim biçiminin kalıcı hale geldiğinin doğrudan kanıtıdır. Eğer tehdit gerçekten “çözülmüş” olsaydı, sempozyumun ve benzer diplomatik girişimlerin sürekliliğine ihtiyaç kalmazdı. Bu nedenle, söylemin yeniden üretilmesi, dış dünyaya yönelik meşruiyet ihtiyacının azalmadığının, aksine arttığının bir göstergesi olarak okunabilir – çünkü uluslararası insan hakları örgütlerinin ve Batılı hükümetlerin eleştirileri sürmektedir.

Sonuç: Doğu Türkistan’da Devlet Terörü Bir Gerçektir

Bu üç haber metni birlikte okunduğunda, güvenlikleştirme söyleminin hem içeride (“凡恐必打,露头就打” – her belirtiye mutlaka darbe, baş gösterdiği anda darbe) hem dışarıda (uluslararası sempozyum, Küresel Güvenlik Girişimi) eşzamanlı olarak nasıl üretildiğini göstermektedir (Chinanews; Xinhua). Ancak bu söylemsel analizin ortaya koyduğu şey bir varsayım değildir: Doğu Türkistan’da uygulanan şey, bağımsız hukuki ve kurumsal mekanizmalarca belgelenmiş, kanıtlanmış bir devlet terörüdür. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi’nin (OHCHR) 31 Ağustos 2022’de yayımladığı resmi değerlendirme raporu, Uygur ve diğer Müslümanların “keyfi ve ayrımcı biçimde özgürlüklerinden mahrum bırakıldığını”, tutulma merkezlerinde “işkence veya diğer zalimane, insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele örüntülerinin” bulunduğunu ve bu ihlallerin “uluslararası suçlar, özellikle insanlığa karşı suçlar oluşturabileceğini” tespit etmiştir. Bu, bir sivil toplum iddiası değil, Birleşmiş Milletler’in kendi resmi organının, Çin hükümetiyle doğrudan diyalog kurduktan sonra vardığı sonuçtur (ohchr).

Bağımsız hukukçu ve akademisyenlerden oluşan Uygur Mahkemesi’nin (Uyghur Tribunal) Aralık 2021’de Londra’da açıkladığı karar da aynı yönde ve daha keskindir: mahkeme, ÇHC’ye atfedilebilir işkencenin “makul şüphenin ötesinde kanıtlandığını”, sınır dışı etme, özgürlükten yoksun bırakma, işkence, cinsel şiddet, zorla kısırlaştırma, zulüm ve zorla kaybettirme yoluyla işlenen insanlığa karşı suçların “makul şüphenin ötesinde kanıtlandığını” ve doğum önleyici tedbirler yoluyla Uygurların önemli bir bölümünü yok etme kastıyla soykırım işlendiğini “makul şüphenin ötesinde” tespit etmiştir (Uyghur Tribunal Kararı; BBC). Mahkeme, bu suçlardan Xi Jinping dahil üst düzey yetkilileri “asli sorumlu” olarak belirlemiştir (bbc).

Bu nedenle “terörle mücadele” adı altında sunulan sistem, aslında klasik terörizm tanımının tersine çevrilmiş bir uygulamasıdır: hedeflenen şiddet ve korku, münferit bireylerden değil, doğrudan devlet aygıtından, sivil bir nüfusu (Uygurlar, Kazaklar ve diğer Türk dilli Müslümanlar) topluca cezalandırmak, korkutmak ve dönüştürmek amacıyla kaynaklanmaktadır. Pan Xi’nin sempozyumda tekrarladığı “hukuk çerçevesinde reform” ve “insan haklarının korunması” söylemi (Chinanews), bu belgelenmiş gerçekliğin üzerini örten bir meşrulaştırma katmanından ibarettir. Güvenlikleştirme teorisi bize bu katmanın nasıl inşa edildiğini açıklarken, OHCHR raporu ve Uygur Mahkemesi kararı bize bu inşanın arkasında ne olduğunu göstermektedir: terör tehdidine karşı bir savunma değil, bizzat devlet tarafından yürütülen, sistematik ve kanıtlanmış bir devlet terörü.

Kaynakça

1. 潘曦:新疆坚持法治反恐 兼顾反恐成效与人权保障, Zhongguo Xinwen Wang, 5 Ağustos 2026, xj.chinanews.com.cn, https://www.chinanews.com.cn/sh/shipin/cns-d/2026/08-05/news1064326.shtml

2. 新疆维吾尔自治区人民政府副主席:坚持凡”恐”必打 露头就打, Zhongguo Xinwen Wang, 5 Ağustos 2026, chinanews.com.cn https://www.xj.chinanews.com.cn/shipin/2026-08-05/detail-ihfhytzk9163745.shtml

3. 2026年反恐国际研讨会在新疆伊犁举行, Xinhua, 4 Ağustos 2026, news.cn https://www.xj.chinanews.com.cn/shipin/2026-08-05/detail-ihfhytzk9163745.shtml

4. OHCHR, “Assessment of human rights concerns in the Xinjiang Uyghur Autonomous Region, People’s Republic of China”, 31 Ağustos 2022, ohchr.orgohchr

5. Uyghur Tribunal, “Judgment”, Londra, 9 Aralık 2021, uyghurtribunal.comuyghurtribunal

6. BBC, “China committed genocide against Uyghurs, independent tribunal rules”, 9 Aralık 2021, bbc.com

 

Share
57 Kez Görüntülendi.