logo

trugen jacn

DR.ZENZ : ÇİN’İN UYGURLARA BASKISI AYNI ZAMANDA BİR KÜLTÜREL SOYKIRIMDIR !

Adrian Zenz resimleri ile ilgili görsel sonucu

UYGUR HABER VE ARAŞTIRMA MERKEZİ (UYHAM)

Alman antropolog Araştırmacı ve insan Hakları çalışmaları ile tanınan Bilim adamı Dr. Adrian Zenz, Çin’in Doğu Türkistan’da yaşayan Müslüman Uygur azınlığa yönelik baskılarının kapsamı ve ayrıntılarının ortaya çıkarılması konusunda etkili çalışmalar yapmakatadır. Adrian Zenz, Çin’in etnik azınlıkları ele almasını araştırmak için yıllarını harcadı. Gazeteci Bernard Zanz ile yaptığı ve DERSPİEGL dergisinde yayınlanan röportajında, Batı ülkelerinin Çin’in Doğu Türkistan’daki soykırım uygulamalarına karşı duyarsızlık ve eylemsizliğini eleştiriyor .Ayrıca, batılı şirketlerin Çin’in Müslüman azınlığa baskı ve zulmetmesi için ileri teknoloji ürünü gözetleme baskı,zulüm ve işkence araçlarını ihraç etmeye başladığı konusunda uluslar arası toplumu uyarıyor.

© Jonathan Browning

Bernhard Zand Tarafından Yapılan Röportaj

Çinli diplomatlar, neredeyse her gün eserleri (!)ile tanınsalar ve bunun için tepkilerle karşı karşıya kalsalar bile, isimlerini halka açıklamaktan kaçınıyor. Almanya’dan bir antropolog olan Dr. Adrian Zenz, 45 yaşında. Dr.Zenz, ÇKP liderliğine karşı adeta bir meydan okuma olabilecek ve Çin’in azınlıklara yönelik soykırım uygulamalarını kanıtlayan bir tartışmayı neredeyse tek başına tetiklemiş bulunuyor. Antnopolog Zenz,Pekin’in ülkenin Müslüman azınlık Uygur nüfusu üzerindeki baskısı üzerine geniş araştırmalar yaptı ve Çin’in kuzeybatı kesiminde yör alan Uygur bölgesinde “Eğitim Merkezleri” adı ile kurdukları Toplama Kampları (Sözde iş ve eğitim kampları) sistemine ışık tuttu. Zenz ‘e göre, günümüzde Çin tipi bu kamplarda bir milyondan fazla Müslüman Uygur,Kazak ve diğer Müslüman Türk azınlıklar hiç bir yargılanmaya tabi tutulmadan zorla hapiste tutuluyorlar.

Zenz’in araştırmalarını Pekin yönetimine karşı bu kadar yoğunlaştırması ve Çin hükümetinin Müslüman azınlıklara yönelik baskı ve zulümlerini belgeleriyle çalışıp sonuçlarını uluslararası kuruluşlarla, Kanada ve ABD hükümetleriyle ve Birleşmiş Milletler ile paylaşmasını söyle açıklıyor.  “Bu açıklanabilir veya açıklanması gerekli olan bu insanı krizin Çin hükümetinin neden rahatsız olduğunu anlayamadığını ve kendisini de doğrudan kendisini eleştirmediğini de ifade ediyor.

Dr.Adrian Zenz doktora derecesini  Çin’in Tibet etnik azınlığı konusundaki politikaları hakkındakı çalışmaları ile aldı. Kendisi yakın zamana kadar Stuttgart’taki bir Hıristiyan eğitim Kurumu olan Avrupa Kültür ve Teoloji Okulu’nda ders verdi. Geçen yaz ABD’ye taşındı ve Washington, DC’deki Komünizm Kurbanları Anıtı Vakfı’nda Çin çalışmalarında kıdemli bir araştırmacı olarak çalışmaktadır.

DER SPIEGEL: Dr. Zenz, bulduğunuz bulgulara göre, Çin yönetiminin 1,5 milyondan fazla Müslüman azınlığı Çin’in bölgede ve Çin’in iç bölgelerinde “Yeniden Eğitim Merkezleri” adını verdikleri toplama kamplarında tuttuğunu ifade ediyorsunuz. Bu sayı hakkındaki bilgilere nasıl ulaştınız ?

Zenz: Çin hükümetine ait belgeler toplama kamplarında en az 1 milyon Müslüman azınlığın hapiste tutuduğunu gösteriyor. Kesin olarak bilimsel bir bakış açısına göre, bu rakam spekülatif çünkü bağımsız olarak onaylanabilir istatistikler yok. Ancak, Toplama kamplarının inşaasına ait iş ilanları ve inşaat işleri ile bütçe planları gibi kamuya açık bilgileri inceledim. Her şeyi birlikte alırsanız, bu sayı sizi gerçeğe çok yaklaştırır.

DER SPIEGEL: New York Times‘da yayınılanan ÇKP gizli Belgeleri sizin araştırmalarınızın ayrıntıları konusunda bir çok bilgileri doğruladı . Sadece son zamanlarda yayınlanan ek dahili yazışmalara ait belgeler de mevcut.

Zenz: Bu bilgi çok önemli. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in hükümetin özerk Sincan bölgesindeki uygulamalarını öncekinden daha şiddetli ve sert bir şekilde icra etmelerini emrettiğini gösteriyor. Çin’inSon yıllarda bu konuda görülen uluslararası kampanyalarını bunun için yaptığı açıkılanabilir. En azından bu baskı uygulamalarının acımasızca ve sert şekilde yürütülmesi talimatları bu tezimizi onayladı. Çin Lideri Xi’nin Pekin’in Sincan’daki politikalarından doğrudan sorumlu olduğunu zaten tahmin ediyorduk. Ancak, bu makalelerin içeriğinin de, Xi’nin tarihi bir perspektiften de sonuçları olmasını gerektırıyordu.

DER SPIEGEL:  Gizli dokümanları ÇKP Üst Yönetimi (aparatı) içerisinde bulunan bir kaynakça sızdırıldığı tahmin ediliyor.  Bu konuda her hangi bir bilgi veya sonuca ulaşabildiniz mi ?

Zenz: Bu gizli belgeyi (Malzemeyi) sızdıran ÇKP üst düzey görevlisi, Çin Komünist Partisi’ne (ÇKP) hakim olan Xi Jingping ve diğer ekibinin yetki ve sorumluluklarını  kontrol ve azaltmamasını istediği açıktır. Bu, ÇKP yönetiminin içinde hükümetin bu insan hakları ihlallerine karşı daha önce bilinenden daha güçlü bir muhalefet olduğunu gösteriyor.  Belgeleri sızdıran ÇKP’lı üst düzey Yetkilinin Uygur bölgesindeki durumun son derece ciddi olarak gördüğünü gösteriyor ve bu konuda da son derece tehlikeli ve yüksek bir kişisel risk almış olmaktadır.

DER SPIEGEL: Çin hükümeti geçenlerde Uygur bölgesindeki Toplama Kamplarında tutulan ve yeniden tutuklanan insan sayısının düşüşe geçtiğini iddia etti. Bu bilgiler doğru mu?

Zenz: Pekin yönetimi bu kampların sadece “mesleki eğitim merkezleri” olduğunu iddia ediyor. Son zamanlarda, Uygur bölgesindeki Toplama kamplarındaki bir çok Uygur tutukluyu Çin’in iç bölgelerindeki kamp ve cezaevlerine gönderme eğilimi olmuştur. Tutukluların bazılarının ise ücretsiz olarak çeşitli iş yerleri ve üretim tesislerinde zorla çalıştırıldıklarını biliyoruz.   Çin Hükümeti şimdi, bu Uygur tutukluların birçoğunun “serbest bırakıldığını” öne sürse de söz konusu kamptaki mahkumların daha önce olduğu gibi hala aynı kamp ve Cezaevlerinin hücrelerinde gizlice tutulduğu anlamına da gelebilir. Ancak, Çin’in bunları Eğitim merkezlerinin sınıflarına göndermek yerine bir Fabrika ve iş yerine zorla çalıştırılmak üzere de gönderebilir.

Adrian Zenz resimleri ile ilgili görsel sonucu

DER SPIEGEL: Çin hükümeti Uygurlara karşı kurduğu bu kamp sistemi ile bölgede neler yapmaya çalışıyor?

Zenz: Bu husus sadece kamp sistemi ile ilgili değil. Pekin, Uygur bölgesinide yaşayan Han Çinlisi olmayan Müslüman azınlıkları yanı bütün bir toplumu baskı altına almak için uzun vadeli bir plana sahip. Sincan özerk bölgesindeki insanlar, özellikle de etnik Uygurlar ve Kazaklar, kamplardaki zorunlu çalışma ve zorunlu çalışmaların ötesinde, insanların köylere kadar olan yaşamları üzerinde derin bir etkiye sahip olan bir sosyal kontrol sistemi tarafından boyun eğdiriliyor. Hatta evlerin içine varana kadar sıkı bir gözetim ve müthiş bir baskı var ve bu baskılar en üst seviyede uygulanıyor. Bir kişi bir kamptan salıverildikten sonra bile, zaten bir açık hava hapishanesine dönüştürülen Uygur bölgesinde çaresiz ve ne yapacağını bilemez ve ümitsiz bir duruma dönüşmekten başka bir şey çıkış yolu bulamamaktadır.  Bir kampta vakit geçiren herkes, ailelerinin gelecek nesiller için özgür olmayacağını, bir kez ebeveyn olduklarında, çocuklarıyla özgürce konuşamayacaklarını, çünkü çocuklarıyla her şeyi paylaşmaya zorlanacaklarını bilir. Bu konuda kendilerine zorla dayatılarak empoze edilen “dersler” ve bunu kendilerine öğreten mükemmel öğretmenleri her zaman mevcuttur.

DER SPIEGEL:  Çin Hükümeti Uygur bölgesinde yaşayan azınlık Müslümanlara yönelik bu sosyal kontrolün terörle mücadelede meşru bir yol olduğunu söylüyor.Bunu nasıl yorumluyorsunuz ?

Zenz:  Kamplarda şiddete maruz kalan Uygurların örnekleri vardı.  Kamplarda İnsanlar acımasız yöntemlerle öldürüldü.  Bazı marjinal grupları içerisinde geçmişte bazı İslamcı radikalleşme yaşanmış olabilir. Örneğin, Almanya’da Müslüman bir adamın baltalı bir gurup insanların peşinden gitmesi gibi bir şey bu. Bu örnek üzerinden diyebiliriz ki, devlet bütün Müslümanları suçlu olarak suçlayamaz ve bu örnekten yola çıkarak tüm Müslümanlar suçlu hale getirilemez ve Uygurların tamamının kamplara hapsedilmesine gerekçe olmaz. Masum Uygur aileleri tahrip edilemez ve ebeveynleri çocuklarından ayıramaz. Bizde de öyle olsaydı, bir polis devletimiz olurdu biz de   radikalleşme sürecine büyük bir destek sağlayacaktır.

DER SPIEGEL: Çin hükümeti, Sincan’da gerçekleşen ya da planlanan bazı ciddi saldırılara işaret ediyor.

Zenz:  Uygur bölgesinde yaşayan Müslüman azınlıklar arasında Şiddet eğilimi 2009’deki Urumçi kanlı olaylarından bu yana önemli ölçüde arttı . Pekin’in öncelikle Tiananmen Meydanı (1989) ve Kunming’deki bıçaklı saldırı olayı(Mart 2014)ndan sonra bu konuda daha aktif olduğunu anlamanız gerekiyor.

Adrian Zenz resimleri ile ilgili görsel sonucu

DER SPIEGEL:  Ekim/ 2013’te Pekin’de bir grup insanın (Osman Hasan,eşi ve Annesinin) yer aldığı (Tienenmin Meydanındaki otomobilli patlama olayı ile 2014’te Kunming’deki bıçaklı saldırı olaylarında saldırganlar dahil toplam 31 kişi hayatını kaybetti ve 143 kişi yaralandı. Her iki saldırının de da militan Uygur gruplarınca yapıldığı öne sürüldü.

Zenz: Çin halkı hükümetlerinin onları bu tür saldırılara karşı korumasını bekliyor. Ancak devlet, yalnızca yanlış bir şey yapmayan değil, aynı zamanda başarılı entegrasyon örnekleri olan insanların bile baskı altında kaldığı bir güçle karşı karşıya kaldı. Akıcı Çince konuşan ve hatta belli bir derecede Çince hisseden Uygurlar hakkında konuşuyoruz. Hiç bir zaman bağımsızlık istemeyen azınlıklar kamp sisteminin büyüklüğü ve dehşeti karşısında şoke oldular.Günümüzde yanı şu anda düşündükleri ve ifade ettikleri şudur ; ” Eğer Uygurlar olarak hayatta kalmak istiyorsak, mutlaka bağımsızlığa ihtiyacımız vardır.”

DER SPIEGEL: Çin’de Orta Doğu ve Çeçenya gibi yerlerde aşina olduğumuz radikalleşme kalıplarının tekrarlandığını görüyor muyuz?

Zenz: Bu tehlike var. Radikalleşmeye yönelen insanlar şimdi kesinlikle bu yöne gidiyorlar. Çin’in Uygurlar ve diğer Müslüman azınlıkılara yönelik acımasız ve aşırı baskı, onların devlete olan inancını sarstı. Onlar için geriye kalan tek alternatif, kendi kültürlerine ve dine olan bağlılıklarının tam olması için mücadele etmek gibi görünüyor.

DER SPIEGEL: Şimdiye kadar hiçbir devlet, yalnızca baskıya dayanarak, dini güdümlü direnişin üstesinden gelmeyi başaramadı. Oysa hiçbir devlet, Çin’in emrinde olduğu gözetleme araçlarına sahip olmamıştır. Çin’in sonuçta kendi din ve kültürlerinin Uygurlarını soymakta başarılı olması mümkün mü?

Zenz: Teorik olarak mümkün, ancak pratik açıdan iki sorun var. Bunlardan biri, kamplarda çoktan zaman geçirmiş ve öz kimlikleriyle ilgili travma yaşayan yüz binlerce insan. Bu insanlar travmalarına bile ifade veremiyorlar çünkü sürekli gözetim altındalar. Konuşmaları dinleniyor ve polis rutin kontroller sırasında cep telefonlarını inceliyor. Çıkış yolu yoktur ve bu onları bu potansiyel yaşam şartları onları ileride birer bombaya dönüştürebilir.

Adrian Zenz resimleri ile ilgili görsel sonucu

DER SPIEGEL: Ve ikinci sorun?

Zenz: Yeni nesil. 2017’den beri pek çok Uygur çocuğu devlete ait yatılı okullarda, Çince konuşmaları ve dini gelenekleri gözetmelerine izin verilmemesi gerektiği için eğitildi. Birçoğu ebeveynlerinden ayrılmıştır. Çocuklar elbette farklı olduklarını hissedebilirler. Bu kaçınılmaz bir soruya yol açar: Eğer tam olarak Çinliler gibi değilse, ben kimim? Ve “Ben Neyim?” Sorusunu kendi kendilerine sorabilirler.  Bu baskı altındaki İnsanların sorabileceği en güçlü sonu ve Er ya da geç, birçok kişi bu soruyu soracak ve onların ne olduğunu çözecekler.

DER SPIEGEL: Bu yüzden Uygurların asimilasyonu başarısız olacak mı?

Zenz: Çin, zaten halk arasında, bazen de kendi işgalcileri de dahil olmak üzere, diğer insanları asimile etti. Fakat bu asimilasyonlar şu an Sincan’da olanlardan farklı bir patern izledi: Yukarıdan empoze edilmediler. Bunun yerine, Çin kültürünün ve dilin cazibesi diğer insanların ilgisini çekti. Bu, Tibetlilerin birkaç kuşak boyunca özgürce özümledikleri Çin yerleşim bölgelerinin kenarlarında bile doğruydu, çünkü bunu yapmanın avantajları vardı. 10 yıldan biraz daha uzun bir süre önce bile, araştırmamı yürüttüğümde, birçok pragmatik Tibetli şöyle derdi: İyi Çince konuşamayan bir iş bulamıyorsa Tibet’te akıcı olmanın ne yararı var?

DER SPIEGEL: Çin’in stratejisi neden Sincan’da işe yaramadı?

Zenz: Çünkü Pekin’in Sincan’ı yönetme yaklaşımı, Uygurların ihtiyaçlarını ayırt etmeden aşırı derecede ağır davrandı . Zaten Mao Zedong’a göre büyük hatalar yapıldı ve şiddet ve baskı politikaları uygulandı; Bütün köyler domuz eti yemeye zorlandı. Çin tarzı komünizm, gerçekten de genel olarak komünizm, genellikle propaganda yoluyla bir yeniden eğitim sistemine dayanır. Ve bu işe yaramazsa, o zaman yeniden eğitim kampları gibi daha sert önlemlere dönüşür. Komünist rejimin, hedeflerine ulaşmak için yeniden eğitimden başka bir aracı ve çaresi yoktur.

DER SPIEGEL: Sincan’daki gelişmeler, başka bir deyişle, komünist ideolojinin bir sonucu mu?

Zenz: Doğru. İdeolojinin önemi uzun zamandır tartışmasız kalmıştır, bu yüzden birçok kişi şu anki rejimin yürüttüğü eylemlerden şaşırmıştır. Şaşırmadım ve önlemlerin ideolojik olarak tutarlı olduğunu düşünüyorum. İdeoloji, insan eylemini yönlendiren en temel güç olmayabilir. Bu, korku ve kendini koruma olur ve özünde Çin Komünist Partisi iktidarını kaybetme korkusuyla hareket ediyor. Ancak ideoloji ÇKP’nin kendini korumaya yönelik yolunu anlamamıza yardımcı oluyor: yani yeniden eğitim, baskı, ateizm ve zorla çalıştırma.Greg Baker / AFP / Getty Images

DER SPIEGEL: Çin’in Sincan’daki politikalarını bir tür “Kültür Devrimi 2.0” olarak tanımladınız. Mao’nun 1960’ların kampanyası olan Kültür Devrimi’nde şu anda olanları karşılaştırmanın temeli nedir?

Zenz: Şiddet içeren bir ideolojiyi dayatma girişimini temsil ediyor. Mevcut teknolojik araçlar sayesinde, daha sistematik ve rafine bir şekilde kuruluyor, ancak yöntemler karşılaştırılabilir. İnsanlar en ufak şüphe ile tutuklanıyor ve büyük insan grupları toplu olarak suçlanıyor – sadece bireyler için değil, nüfusun tüm kesimleri.

DER SPIEGEL: Ancak Kültür Devrimi’nin isyankar bir yanı vardı. Partinin kurulmasına ve devlet otoritesine karşı bir hareketti. Sincan’da ise aksine, iradesini empoze eden devlettir.

Zenz: Evet, ama aynı etki. Kültür Devrimi sırasında insanlar hiçbir şekilde herhangi bir mahkeme süreci olmadan kilitlendiler. Sincan’da herhangi bir tür dini uygulama yapanlar, hatta cep telefonlarında tek bir Kur’an ayeti olan herkes, yargısız bir acımasız yeniden eğitim sürecine tabi tutulacak. Kültür Devrimi’nde olduğu gibi, amaç da yeni bir toplumun yaratılması.

DER SPIEGEL: Çin, bu konuda, örneğin Türkiye’nin Kürtlerle yaptığı veya Sünni Suudi Arabistan’ın Şii nüfusu ile yaptığı gibi azınlıklara karşı ayrımcılık yapan diğer ülkelerden farklı mı?

Zenz: Temelde değil, hayır. Ancak Çin rejimi, kolonileşmeye karşı daha güçlü bir eğilim izliyor. Çin hala kendisini geleneksel olarak Orta Krallık olarak görüyor, çevredeki azınlıkları kademeli olarak özümseyen oldukça gelişmiş bir kültür. ÇKP de bu görüşe aşılanmıştır ve bundan yararlanmaya çalıştıklarıdır. Diğer halklara da bakma eğilimi – tabii ki, diğer ülkelerde de var olan – başkaları da Çin’de oldukça belirgindir. Pekin’in ekonomik ve teknolojik gücü ile birlikte, bu Çin etnik merkezcilik, Sincan’ın ötesinde bile, giderek daha sorunlu hale geliyor.

DER SPIEGEL: Müslüman dünyasının sessizliği ile ilgili açıklamanız nedir? Müslüman örgütler ve hükümetler, Müslümanların ayrımcılığı konusunda oldukça seslidirler. Fakat Sincan konusunda, çoğunlukla sessiz kaldılar.

Zenz: Müslüman ülkelerin hükümetleri genellikle kendileri otoriterdir ve etnik ve dini azınlıklarla kendi zorlukları vardır. Dışarıdan, din özgürlüğü gibi değerler ortaya koyabilirler, ancak gerçekte, en büyük önceliği Çin hükümetinde olduğu gibi iktidara dayanmaktır. Bu hükümetlerin Uygurları satmasının nedeni budur. Çin’de, kendi otoriter modelini destekleyen bir ortağı var. Sinirsel bir şekilde, onlar ve Pekin’deki ateist hükümet doğal müttefiklerdir.

DER SPIEGEL: Diğer otoriter rejimlerin, Çin’in şu anda azınlıklarına karşı kullandığı güvenlik araçlarına bir gün varacağına inanıyor musunuz?

Zenz: Çin zaten bu teknolojileri aktif olarak ihraç ediyor. Ağ tedarikçisi HuaweiAfrika ülkelerinin muhalif eylemcileri ve muhalifleri gözetlemelerine ve tutuklamalarına yardımcı oldu. Kırgızistan’da, yüzleri ve plaka numaralarını tanıyan bir Çin gözetim teknolojisi kuruldu. Özbekistan ve Sırbistan’da, Huawei, halen Sincan’da faaliyet gösteren aynı teknolojiyi kuruyor. Uygurlara baskı yaparak kazanılan deneyim, bir iş avantajına dönüşüyor. Sürveyans sistemleri “Güvenli Şehir” veya “Akıllı Şehir” veya “Uyumlu Toplum” gibi isimlerle tanıtılmaktadır. Odak nokta şehirleri daha verimli bir şekilde organize etmektir, ancak bu kavramlar aynı zamanda güçlü bir gözetim bileşenine sahiptir. Başka bir deyişle, Çin, dünyadaki otoriter rejimleri bu tür gözetleme yetenekleriyle donatma sürecindedir.

Adrian Zenz resimleri ile ilgili görsel sonucu

DER SPIEGEL: Tabii ki Batı da gözetleme araçlarına sahip. Fark ne?

Zenz: Aradaki fark, Batı’da devletin kullandığı yöntemleri ve bireysel haklar üzerindeki etkilerini açıkça ve eleştirel bir şekilde tartışmamız. Çin’de böyle bir tartışma yok. Devlet hem güç hem de veri üzerinde bir tekele sahiptir. Batı’da, Google ve Facebook gibi özel şirketlerin çok büyük miktarda veriye sahip olduğu bir tür oligopol var. Fakat devlet, Edward Snowden örneğinin gösterdiği gibi, en azından eleştirel bir tartışmayı tetiklemeden, isteğine erişemiyor. Bu tartışmaların sonuçları var: San Francisco’daki bu bahar, örneğin yetkililer, yüz tanıma teknolojisinin kullanılmasını yasakladı.

DER SPIEGEL: Senelerce Almanya’da araştırma ve öğretim yaparak geçirdin . Şimdi Amerika Birleşik Devletleri’ne taşındınız. Niye ya?

Zenz: Almanya’daki araştırma odağımla biraz yalıtılmış hissetmeye başladım. Sincan hikayesinin özellikle trajik bir yönü, bir milyondan fazla insanın kamplarda kilitli kalması ve dünyanın sanki istenmeyen bir şey olmamış gibi dönmeye devam etmesi gibi görünüyor. ABD’de, Sincan çok daha dikkatle izleniyor. Birçok Avrupa ülkesinde, Çin sadece ekonomilerimiz söz konusu olduğunda manşetlere çarpıyor.

DER SPIEGEL: Araştırmanızın ABD’de politik amaçlarla kullanılabileceğinden endişe duymuyor musunuz? Ne de olsa, Washington Çin’i jeopolitik bir rakip olarak görüyor.

Zenz: ABD hükümetinin temsilcileriyle iletişim kurdum ve çabalarını din özgürlüğü adına takdir ediyorum. İnsan hakları örgütlerinde, dini özgürlük çoğu zaman basın özgürlüğü ve düşünce özgürlüğünün gölgesindedir ve bazen tamamen göz ardı edilir. ABD hükümeti içindeki unsurlar, Uygurları desteklemek için ellerinden geleni yapmamışlar. Yine de başkalarını görüyorum – başkan gibi – Uygurların nasıl yaptıklarını gerçekten önemsemeyen oportünistler olarak.

Adrian Zenz resimleri ile ilgili görsel sonucu

DER SPIEGEL: Bir grup Senatör ve Temsilci, Beyaz Saray’ın Sincan politikasından sorumlu olanlara giriş yasaklamaları yapmak ve varsa ABD’deki varlıklarını dondurmak için zorluyor. Almanya ve Avrupa’nın da aynı şeyi yapması gerektiğine inanıyor musunuz?ANZEİGE

Zenz: Evet yaparım. Bu tür önlemlerin finansal veya ekonomik sonuçları nedeniyle değil, göndereceği siyasi mesaj nedeniyle: Uygurlara olan şey, insanlığa karşı bir suçtur. Elbette Çin hükümeti, araştırmalarımın sonuçlarına karşı çıktıkları gibi, bu önlemlere şiddetle tepki verecekti. Ama mesajı anlarlardı. Değerlerimizi koruma çabalarımız bize hiçbir şeye mal olmadıkça, Çin hükümetine hiçbir şey ifade etmiyorlar. Çin, konuşmanın ucuz olduğu bir kültür.

DER SPIEGEL: Dr. Zenz, bu röportaj için çok teşekkür ederim.Makale… https://www.spiegel.de/international/world/chinese-oppression-of-the-uighurs-like-cultural-genocide-a-1298171.html

Share
319 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ