logo

trugen jacn
14 October 2016

UYGUR TÜRKLERİNİN TARİHİ SÜREÇTE KARŞILAŞTIĞI ACILARI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

plain-blue-background-wallpaper-3

Mehmet Emin HAZRET

Her  halkın veya toplumun  bugün eriştikleri hayat, O halkın,tarihi boyunca yaptıkları olumlu veya olumsuz  toplumsal  düşünce,  eylem ve davranışlarının bir sunucudur. Uygur Türkleri de   tanımlamadan   elbetteki  müstesna  değildir.

Uygur halkının bugünkü durumu, geçmişte ortaya koyduğu düşünce,eylem ve ileriye dönük yatırımlarının  doğal  sunucudur.

Bir kazan’da pişen yemeğin( aş’ın  suyunun ) tadını bir kaşık tuz belirler. Bazı Milletler  kazanda pişirilen yemeği yanı suyu,  bazıları ise. o yemeği tadlandırmak için katılan  tuzu temsil ederler.

Dünya’da güçlü (Hakim-Müktedir) ve aciz (Münkariz-Mahkum) topluluklar olduğu gibi, aldatan ve aldatılan topluluklar da vardır. Öyle olmasaydı,300  yıl önce   modern teknolojinin  gelişmemiş olduğu bir devirde Atlas okyanusunda kendi halinde küçük  bir ada ülkesi olan İngiltere 18 ve 19.yüzyıllardaki  önce ticaret sonraları ise, sömürgeci bir siyaset uygulayarak tüm dünya toprakların 60% nı egemenliği altında bulundurması mümkün olmazdı. İngilizlerin 1618 yılında kurduğu “Doğu Hindistan şirketi” Bugünkü Pakistan, Hindistan,Bangladeş,Birmanya,hatta Hongkong’u işgal etti. 2 Ağustos 1858’de  İngiltere Parlamentosunun kararı ile İngiltere Sömürge Bakanlığının yönetimine  devredilene kadar bu topraklar bir uluslar arası İngiliz şirketi tarafından  idare ediliyordu. Hindistan da 723 etnik grup vardı. Bu ülkede yaşayan etnik topluluklar ve Milletler  sürekli bir birileri ile savaşan,didişen cahil ve  bir birlerinden kopuk  Çöl’deki kum taneleri gibi dağınık bir şekilde yaşıyorlardı. İngilizlerin işgal edeceği bu topraklarda  Türkistan’ın Endican şehrinden gelen bir Türk Sergerdesi Muhammad Zahiruddin Muhammad’ın kurduğu  Babürlüler imparatorluğu saltanat sürdürüyordu. Biz Türklerin ataları olan Babürler, acı ve göz yaşı okyanusu olan Hindistan da küçük bir “baht= Şans ” adası yaratmışken, onların ana vatanı büyük Türkistan, her tepeye bir bayrak diken parçalanmış yerli beylik devletçikleri tarafından bitmez tükenmez savaş alanına dönüşmüştü. Hindistan’ı İngilizlerin, Batı Türkistan’ı  ise Rusların  istila etme savaşları sürerken. Doğu Türkistan’da ise ”Ak dağlı, Kara dağlı = Ak tağlık-Kara Tağlık) ”  olarak ikiye ayrı bölgeye hakim olan ve  Doğu Türkistan tarihinde Hocalar olarak anılan iki sözde tasavvufi guruba ayrılmışlardı.  Kutsal İslam dininin temeline tamamen aykırı ve inancımızda hiç bir şekilde  yeri olmayan fikir ve eylemler bu gurupların  sapık ve  Meczup sözde önderleri (Şeyhleri=Hocamları) tarafından sürekli iç savaşa sürükleniyor ve kardeş kardeşi kırıyordu. İki guruba  zorla ayrıştırılan halk  içine atıldıkları cehalet çukurunda bocalıyor,bu sapıkların emri ile güya onların rizasını kazanarak  cennete gidebilmek için   bir birlerinin kanını acımasızca akıtmakta meşguldüler.

1759  yılında Mancu-Çin imhparatorluğunun işgalcı  Ordularının  Generali Jaohui,  Doğu Türkistan topraklarını istila ederken,Doğu Türkistan durum böyle idi.  Müslüman Halkı  kendisinin  peygamber soyundan gelen Seyyidler olarak inandırdığı Ortadoğu Orjinli bu sözde  Hoca ve  dini ulema ” Hidayetullah (Afak) Hoca   ülke Türklerini bir birlerini öldürmeye ve kırmaya teşvik ediyordu. Bu sahtekar sözde Şeyhlerin  Doğu Türkistan’da  sağlayamadığı birliği Çin  İşgal Orduları  zulüm,işkence ve katliamlar  yaparak  Çin devleti adına ve onun hesabına sağlamıştır.   Kendi içlerinden çıkan  yöneticileri bir türlü kabullenmeyen ve onlara  itaat etmeyen Uygur  Müslümanlar, en az yüz yıl kadar    Çin’in yolladığı bu isgalci Çinli   kafirlere itaat etmiştir.

1860’lı yıllarda bütün Doğu Türkistan  genelinde büyük  ayaklanmalar oldu. Biz Müslüman Türkler olarak İşgalcı Çin ordusunu topraklarımızdan silip süpürdük ve yok ettik. Ancak,ülkemizi kurtardıktan sonra  8-10 parçaya bölündük . Kimse kimseyi  dinlemiyor ve kabullenmiyordu.  Hokand Hanlığı’nda mülteci olarak yaşayan ve    kurtardığımız ülkemize Han olması için davet ettiğimiz   Hocalar Sülalesinden Buzurg Han Töre’ye refakatçı ve Muhafiz olarak gelen Hokand Hanlığı Ordusundan orta  rütbedeki bir subay  olan ve  Yakup Bey  Buzurg Han Hoca refaketinde  Kaşgara geldi. Daha önceleri Ruslar ile yaptığı bir savaşta mağlup olan  Yakup han’ın  askeri ve  idarecilikte  bin haylı tecrübesi vardı.   Yakup Bey sulh ve karşılıklı anlaşma yolu ile   ülke’de birlik ve beraberlik   sağlamanın imkansız olduğunu  kısa süre içinde anladı . Ülke’yi Çinli istilacılardan kurtaran ancak,kendi aralarında anlaşamayan  yaklaşık  200 bin Doğu Türkistanlı’nın  (Uygur’un) kellesini uçurma pahasına Doğu Türkistan’da  kan dökerek kısa sürede ülke birliğini  sağlamıştır. Fakat, Hoten  halkı kendisini bir türlü  kabul etmiyor   ve kendi aralarında seçtiği Abdurrahman Paşa Hazret’a  Han olarak   itaat ediyordu.  Yakup Bey  hile ile Abdurrahman Paşa’nın kendisine görüşmeye gelen oğullarını suikast ile öldürdü ve daha sonra Hoten’de büyük bir katliama girişerek kendi itaati altına aldı.Bu itaat ettirmenin bedeli ise,günler süren   katliamlarda kellesi uçurulan 40 bin kişinin  öldürülmesi  ve  şehrin haftalarca    kendi Ordusuna yağmalaması olmuştur.

Yakup Bey ‘ın  kurduğu Kaşgariye (Doğu Türkistan ) İslam Devleti  kendisinin zehirlenerek öldürülmesine kadar yaklaşık 14  yıl devam etmiştir   Bugün tarihe göz atacak olursak, son 200 yıl içinde Doğu Türkistan’da  bağımsızlığını  en  uzun süre koruyabilen  bir devlet olmuştur. Yakup Bey  büyük bir uluslar arası diploması zaferine imza  atmış ve   Osmanlı devletinin himayesini elde etmeyi başarmıştır. Doğu Türkistan’da  o devirde kurumları ile   modern diyebileceğimiz bir Türk-İslam devletini kurmuştur.  Yakup Bey 14 yıllık iktidarının bir gününü bile savaşsız geçmemiştir. Yakup Bey’in Zamanı, gücü ve enerjisi  dış düşmanla mücadele ve iç isyanları bastırmakla geçmiştir.

1873 de Yakup Bey’in talebi üzerine, Kaşgariye devletinin Osmanlı ya bağlı olduğunu ilan edilerek, tüm yurt Camilerinde Sultan Abdul Aziz adında hutbe okutulmuş, adına  altın, gümüş sikkeler bastırılmıştır.  Sultan Abdul Aziz Han  Yakup Han’ın talebi üzerine  Osmanlı devletinden 17 kişilik askeri uzmanlar gurubunu Doğu Türkistan’a yollamıştır. Bu yakın ilişkiler İngiltere ile  Çarlık  Rusyasını derin  endişeye sevk etmiştir.

1870’lı yılların sonu   Türk dünyası için büyük kayıplar  ve mağlubiyetler ve felaket yılları olmuştur.  Osmanlı İmparatorluğu ,Ruslarla girdiği savaşta Balkanlar ve Kafkasya cephesinde büyük toprak kaybına uğramış Çarlık İşgal Orduları İstanbul’un varoşlarına kadar gelmiştir. Osmanlı devleti 1878’de   Ruslara karşı kendisini desteklemesi karşılığında  Kıbrıs’ı İngiltere’ye bırakmak zorunda kalmıştır. Osmanlı devleti’nin  Merkezi  Asya’daki uzantısı ve hukuki parçası olan kendisine bağlı   Kaşgarıya devleti’nin  Osmanlı devletinin Emirulmuminin rütbesini verdiği Hükümdarı  Atalık Gazi Yakup  Han Bedevlet bir Çin casusu tarafından zehirlenerek öldürülmüştür.  Bu  durumu fırsat bilen    ve iki yıl önce Doğu Türkistan’ı işgal etmek için Sınırda askeri hazırlıkılarını tamamlayarak bekleyen  Mançur-Çin İmparatorluğu’nun  Generali Zozungtang İngilizlerin  verdiği 400 milyon Sterlin kredi   ve Rusların silah, erzak  ve lojistik desteği ile  1878’de  400 bin kişilik kalabalık bir Çin ordusu ile Doğu Türkistan’ı istila etmiştir.

Böyle bir kritik dönemde, savaş hazırlığı içinde ön cephenın bulunduğu Korla kenti’nde  bulunan  Yakup Bey’i zehirleyip öldürmekle  yetinmeyen ounun çok güvendiği ve Hoten Valiliğine atadığı Niyaz Hekim Bey   orduyu dağıtmıştır. O ,yıllardan beri halkı soyarak elde ettiği külliyetli miktardaki hazinesini  Çin İşgal Orduları Komutarı Mançu Generalı Zozungtang’a müjde götüren niye Yakup Bey’in en güvendiği sağ kolu Uygur Niyaz Hekim olmuştur. Doğu Türkistan’ı bir sümürgeci gibi yöneten Batı Türkistanlılar, devlet hazinesini yağmalayıp ülkeyi terk ederken, Çin ordusuna bir kurşun sıkmadan memleketi, Çine teslim eden ve karşılığında bir milyon Uygur’un toplu katledilmesini, yurdun yağmalanmasını, kızlarımızın toplu tecavüze uğramasını onaylayan Uygur yerel beyler ve “dini ulema” lar olmuştur. “Padişahin emrine boyun eğmek vaciptir” diye fetva verenler Uygur dini ulama – mollalar olmuştur. 5 yıl içinde her 4 Uygur dan biri Zozungtang’ın kılıç’ından geçirildi. Yurdumuzda sükunet sağlandıktan sonra 1883.yılı Çin padişahi Çiyan long ferman çıkartarak yurdumuzun ismini “şinjiang-新疆” (yeni toprak) olarak değiştirdi. Bugün  Uygurlar için ana yurdunun adını ana dilinde söylemek yasaktır. Söylemeye cesaret gösterenler içinde, Çin hapishanesinden hayat çıkabilen çok az kimseler vardır. Bırakın başka özgürlüklerden söz etmeyi, Dünyanın ilk dil bilgini Kaşgarlı Mahmut’un torunları olarak kendi topraklarında vatanının adını  kendi dili ile söyleme hakkı bile yok. Yakup bey Çin istilasını çeyrek asır geciktiren tarihi şahsiyettir.Merhum milli liderimiz ve ünlü tarihçi Mehmet emin Buğra,Yakup bey’i “yurdumuzu işgal eden yabancı”,”Doğu Türkistan halkını katleden bir cellat” olarak görüyor. Ben olaya öyle bakmıyorum.Yakup bey Doğu Türkistan’ın birliğini sağlayan, bağımsızlığını koruyan bir lider,bir devlet başkanı olarak görüyorum. Çünkü Yakup bey ne pahasına olursa olsun, bütün Uygurları tek bayrak altında toplamayı başaran bir milli kahraman, bir milli liderdir. Yakup Bey hayatını  Uygurlar için bir devlet yaratmaya adadı ve sonunda Uygurların elinde şehit düştü. Bu tarihi hatırlamak gelecek nesillere çok acı verecektir. Ancak, gerçek budur. 20.yüz yılda Yurdumuzda iki defa bağımsız devlet kuruldu. Hoten hükümeti emir’i Mehmet emin Buğra Sabit Damullah’yı bir kısım asker ve altın ile Kaşgara yardıma gönderdi. Kaşgar yarbay Timur tarafından kontrol altında tutulsa da, yeni şehirdeki sür içinde Çin ordusu direnmekteydi. Yarbay Timur yardıma gelen kardeş ordudan kuşkulandı ve Sabit Damollah ile Mehmet Emin Buğranın iki kardeşini tutuklayıp hapse attı. Timur yaz pikniğinden dönerken pusuda yatan Çinli keskin nişancılar tarafından vuruldu. Sabit Damollah hapisten çıktı ve 12.kasım.1933.tarihinde Kaşgarda Doğu Türkistan İslam cumhuriyetini ilan etti. Kaşgar semalarında ay yıldızlı gök bayrak dalgalandı. Doğu Türkistan’ın kurtuluşunda kilit rol oynayan ve elinde güçlü orduları bulunan Mehmet Emin Buğra ve Hoca Niyaz Hacı hükümetin kuruluşundan habersizdi. Doğu Türkistan devletinin başbakanı Sabit Damollah’yı, bu devletin cumhur başkanı olarak ilan edilen Hoca Niyaz Hacı, nisan 1934 tarihinde Yarkent deki bağ evinden yakalatarak Aksuda Rus KGB ajanlarına teslim etti ve karşılığında Rusların himayesinde Urumçide iktidarı ele geçiren Çinli Albay Şeng şisey ‘in başkan yardımcısı koltuğuna oturmak için Urumçi’ ye gitti. Doğu Türkistan ordusu Rus savaş uçaklarınca bombalanıyordu ve karadan 7 bin kişilik kızıl ordu tarafından ablukaya alınmıştı. Mehmet emin Buğra, Çin ordusunun 36.tümeni olan Ma jungying askerlerine yenilerek Hoten’i terk etti ve Hindistan’a hicret etti. 1942.yılı Sabit Damollah ve Hoca Niyaz Hacı, Rus destekli Çinli Şengsiseyin emri ile Urumçideki aynı hapiste ,aynı Uygur  cellatların eli ile aynı gün asılarak şehit edildi. Uygur yazar  Erşidin Tatilk’ın “Şinjang tarih materyalları” mecmuası 35.sayısında ki araştırma yazısında ,Ünlü şair, yazar, tarihçilerden oluşan Teyipcan Elyuf, Abdulkerim Hoca, Ahmet ziyayı, Roza Kasımlar ile birlikte 1957 tarihinde sonuca varan bir araştırmada şöyle yazıyor; “ Çince yazılıp yer altına gömülü listeleri bulup, listelerdeki isimleri teker teker kayıta almamız sonucu Şeng şisey tarafından yakalanıp Urumçi hapislerinde öldürülen kişi sayısı 57000 kişidir. 1934-1937.tarihleri arasında Şeng şiseye bağlı Rus tugayı tarafından Kaşgarda öldürülen kişi sayısı 30.000. Doğu Türkistan devleti ortadan kaldırıldıktan sonra güney bölgelerden Altay dağlarına topluca götürülüp altın maden ocaklarında açlık, yorgunluk, hastalıktan ve donarak ölenlerin sayısı 127000 bindir.” Başka bölgelerde Şengşisey tarafından öldürülenlerin durumunu, toplu mezarları araştırma aşamasında ismi bahsedilen yazar, araştırmacıların hepsi 1958.yılı ceza evlerine atıldığı için araştırma bir daha ele alınamamıştır. Şengşisey 10 senelik iktidarında öldürülen Uygur’un sayısı 500 binden fazla olduğunu Rus ve Çin araştırmacılar da onaylıyorlar. Şengşisey’in 1943.yılı Doğu Türkistan dan ayrılırken Çin başkenti Nanjingdeki devlet bankasına teslim ettiği altın 74 kamyon olmuştur.

Stalin Rusya’sı ile Şengşisey’in tuzağına düşen ve Doğu Türkistan cumhuriyetinin Cumhur Başkanı Hoca Niyaz Hacı, devletin başbakanını “pantürkist” diye Rus ve Çinlilere teslim edebiliyorsa,500 bin Uygur’un Şengşisey elinde şehit edilmesinin sorumluluğunu Uygur toplumu kendinden aramaya mecburdur. Askeri disipline değil, şahsi kahramanlığa önem veren. Rasyonellik stratejisini benimsemeden, kör ideolojiye esir olan toplumların ötmüşünde olduğu gibi, geleceği de tuzaklar ile doludur.

Ruslar, Şengşisey den yediği kazığın acısını çıkartmak için 12.kasım 1944.tarihinde Gulca da kurulan Doğu Türkistan devletine tam destek vermiştir. Ancak, devlet başkanı Alihan Töre Ruslarla uzun mücadeleden sonra Batı Türkistan dan Doğu Türkistan’a geçmiş Özbek asıllı lider idi. Ruslar Alihan Töre ye güvenmiyordu ve onu hazım edemiyordu. 40 Bin kişilik bir ordunun baş komutanı , mareşal unvanına sahip olan Alihan Töre, Rusların “Çin ile masaya oturacaksınız” baskısına boyun eğmediği için, Ruslar ilk önce “Tekes sınırında bir Türk ajan yakalandı” uydurmasını çıkarttı. Sonra “bu ajan Alihan Töre ile irtibat kurmak için Türkiye den geldiği” hakkında dedikodu yayıldı .Bu arada “ Uygurların devlet başkanı bir Özbek mi olacak?” fitnesi yayılmıştı. 11.haziran 1946.tarihi gece Alihan Töre, Rus ajanlarınca bir arabayla Sovyetler birliğine kaçırıldı. Eğer Uygurlar devlet başkanını arayıp olay çıkarırlarsa geri getirmek için Alihan Töreyi 3 gün sınırda “sohbet” bahanesi ile oyalayan Ruslar, Uygur halkı kendi Cumhur Başkanı hakkında hiç ses çıkarmadığını gördükten sonra, dördüncü günü Alihan Töreyi resmen göz altına aldı ve Taşkent de ev hapiste tuttu.(Alihan Töre 1976.yılı vefat edene kadar Taşkentte ev hapiste kaldı.)

1948.Tarihinde Doğu Türkistan devlet başkanı Ahmetcan Kasımı (Uygur) baş komutan genel kurmay başkanı General İshak Bey (Kırgız),Savunma Bakanı General  Delilkan (Kazak),Hükümet genel sekreteri Abdulkerim Abbas (Uygur) Rusların organizasyonu ile “ Mao ze dong ile milli muhtariyet” konusunu konuşmak için önce Kazakistan’ın Alma Ata şehrine götürüldü, sonra bir Rus uçağı ile Beyjing’ e yolladı. Gediş o gediş. Devletin başındaki bu insanlar bir daha dönmediler. Diş Moğolistan sınırı içerisinde uçağın düştüğü iddia edildi. Çobansız sürü gibi kalan Uygur Toplumu 40 bin kişilik ordusu ile birlikte Ruslar tarafından Çine teslim edildikten sonra, dört milli liderin cesedi olarak gösterilen yanmış,t anıma imkanı olmayan dört ceset parçasını Gulca ya getirdiler…

1933.Yılı Kaşgarda kurulan “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti” ve 1944.Yılı Gulcada kurulan “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” devletlerinin yıkılması, Sovyetler birliği ve Stalin tarafından belirlenmiş olan“Batı Türkistan’a komşu bir Türk devletinin kurulmasına kesinlikle izin verilmeyecek” prensip sonucu gerçekleşmiştir. Ancak,1933.Yılı Kaşgarda kurulan devletin Cumhur başkanı Hoca Niyaz hacı, Rusların talimatı ile Bu devletin Baş Bakanı Sabit Damullah’yı tutuklayıp Rusların eli ile Çine teslim etmesini kabullenmek mümkün değildir. Kabullenmemiz mümkün almayan kabus gibi bir olay ise,Yarkentden Sabit Damollah’nı Aksuya götürme görevi verilmiş olan 15 Uygur askerin kendi başbakanını Teklimakan çölünde 18 gün yaya yürüterek  Aksuda Ruslara teslim etmesidir. Ayaklarına zincir vurulmuş, elleri kelepçelenmiş Sabit Damollah,Tarım nehri kıyısındaki küçük köylerden, Aksuya bağlı kasabalardan geçtiğinde yüzlerce, binlerce Uygur cemaati göz yaşları ile karşılamıştır. Onun hayatının bağışlanması için kuran okunmuş, kurban kesilmiştir .İnsanlar,Sabit Damollah’ın iltihaplanmış el, ayağını sarıyor,yediriyor,içtiriyor,ağlaşıyorlar.Başbakan Sabit Damolla’yı Aksuya götürmekle görevli olan 15 Kişilik asker kafilesi de kendilerini tutamayıp ağlıyor, göz yaşı döküyorlar. Ancak kimsenin aklına Başbakanlarını serbest bırakmak, kurtarmak gelmemesi, Uygur toplumundaki akil tutulmasının ne boyutlara ulaştığını anlamamız için yeterlidir. İşin en acı yanı ise,Doğu Türkistan eyalet Başkanı olan Çinli Şengsisey 500 bin Uygur Müslüman’ın kellesini uçururken, Başkan yardımcısı olarak görünen Hoca Niyaz Hacı’yı halk nezdinde yaptığı katliama ortak olarak göstermesidir. Öldürülecek Uygur tükenip Hoca Niyaz Hacıya ihtiyaç kalmadığında bir gecede onu da ortadan kaldırması. Aklı uyuyan toplum, cehennem ateşine odun olmaktan başka hiçbir işe yaramayan toplumdur.

1944.Yıldaki Doğu Türkistan devleti liderlerini akıbeti de farklı olmadı. Ruslar, birinci devlet Başkanı Alihan Töre’yi Ahmetcan Kasının onayı ile Sovyetlere kaçırdı. İkinci devlet başkanı Ahmetcan Kasımı ve ekibi yine Ruslar tarafından topluca imha edilirken, işin için bu devletin çok önemli lider kadroları içinde bulunan Seyfettin Aziz  işin içinde idi. Seyfettin Aziz 1986 da yayımladığı “Tiyanşan  Bürkütliri” (Tanrı Dağ Kartalları) kitabında kendisinin 1946 de Çin konümist  partiye  gizli üye olduğunu, 27 ağustos 1949 tarihinde Ahmetcan Kasımı  başta 5 liderin öldüğü haberini duyduktan hemen sonra, bu haber  toplumdan gizli tutulurken, pekinde Doğu Türkistan başkenti Gulca’ya gelen bir özel uçak ile Pekine gidip, Doğu Türkistan’ın Çine ilhak işlemlerini Mao ile birlikte yaptığını yazmaktadır. Doğu Türkistan’da 200 yıldan beri özgürlük için çok defa isyanlar yapıldı. Birlik beraberlik sağlanamadığı için çoğu zaman  bağımsızlık savaşı mağlubiyetle tamamlanmıştır. Halkımız O kadar çok şehit vermesine rağmen, Bugün Doğu Türkistan’ın hiçbir yerine Uygur şehitler mezarlığı yoktur. Çinlilerin ise  yurdumuzda “inkılap kurbanları  mezarlığı” çok. Eğer Yakup Bey’in elinde ölen 200 bin ve Zozungtang’ın elinde ölen bir milyon Uygur ölümden kaçarak değil, düşmanla savaşarak şehit olmuş olsaydı, yurdumuz bağımsızlığını, halkımız özgürlüğünü tamamen koruyabilirdi. Bugün vatan topraklarında o şehitlerin mezarlığı olurdu. O mezarlıkları bugünki kuşak  ziyaret etmiş olurdu. Çocuklara  gururla ecdatlarının kahramanlıklarını anlatma şansımız olurdu. Biz O Uygurların devamıyız. Vatan için şehit olanların dul eşi, yetim çocuğu her zaman aç kalan, hor görülen, dışlanan tek toplum Uygur toplumudur. Bugünde aynı  faciayı yaşamaktayız. Şehitlerine sahip çıkmayan toplum, kendine sahip çıkma bilinci oluşmayan toplumdur.

Çin komünist yönetimi  bizi 60 yıldır idaresi altında tutmaktadır. İdare etme yöntemi hiç değişmedi; Uygur’un gözü ile Uygur’u takip etmek, Uygur’un dili ile Uygur’u ihbar etmek, Uygur’un kolu ile Uygur’un başını kesmek. Uygur’un kaba gücü ile Uygur toplumuna korku salmak. Çok acı çektik .Acıyı yutanda, yutturanda yine biz olduk. Kurtarıcını hep dışardan aradık. Kendimize değil, yabancıya güvendik. Aramızda korkaklar çoğaldı.Aslında geleceğimizin katili çoğaldı. Tamahkarlık teşvik edildi. Aramızda tamahkarlar çoğaldı. Aslında aramızda kendi vicdanının katili çoğaldı. Korkaklık ve ahmaklığın karşımın dan yaralan toplum, zulmü besleyen toplumdur.

Sabit Damollah Uygur’un bağrından çıkan bir Önder idi. Yarkentten Aksuya gelinceye kadar 15 gün çölde yaya yürüyerek Sabit Damollah’ı götüren 15 kişilik askeri grup Doğu Türkistan devletine ait ordu mensupları idi. hepsi Uygur idi. Hepsi Sabit Damollah ile beraber 5 vakit namazını kılıyordu. Onlar para karşılığında kendi liderini Aksuda Rus KGB ve Çin ajanlarına teslim etti. Cahil olduğunu bilmemek, insan olduğunu bilmemektir. Köle, ruhu ve bedeni ile boyunduruk altında yaşamayı hayat tarzı olarak benimseyendir. Böyle insanlardan oluşan toplumlarda, özgürlük özlemi olmaz. Zulme karşı isyan, birikmiş acının patlamasıdır. Toplumsal enerji boşaldıktan sonra, herkes tekrar boyunduruğunu aramaya konulur.

Alihan Töre gerçi batı Türkistan dan gelmiş ise de, Kaşgarda halkı cihat’a hazırlamak için tebliğ yaptığı için Şengşisey tarafından hapse atılmıştı. Hapisten kurtulduktan sonra Gulca’ ya geldi. gizli örgüt kurdu. Teşkilatlanmaya önderlik yaptı. Hükümet kurulurken devlet başkanı seçildi, Mareşal rütbesi verildi. Onu Gulcadaki küçük bir Rus konsolosluğu memurları nasıl oluyor da Sovyetlere kaçırabiliyor? Bu organizasyona ortak olan hükümetin üst düzey makamında yer alan Uygur yetililer, daha sonra yine Ruslar tarafından yok edilmiştir.Alihan Töre kaçırıldığında sesini çıkarmak isteyenleri susturanlar daha sonra Rus ve Çinliler tarafından kurşunla susturulmuşlardır. Cumhur başkanımız ortadan kayıp olduğunda ve kaçıranların Sovyet ajanları olduğu ortaya çıktığında, Gulca sokaklarına çıkıp “ devlet başkanımız nerede?” diye bağırabilen üç-beş yiğidin olmayışı çok düşündürücüdür. Kahramansız vatan, diriler mezarlığı demektir.

Alihan Töreden sonraki devlet başkanımız Ahmet can Kasımı Moskova da okumuş bir genç olmasına rağmen, onun yeteneğini ilk keşif eden yine Alihan Töre olmuştur. Ahmet can kasımı Milli ordunun ekmek fırınında çalışırken, Cumhur Başkanı Baş Danışmanı yapan da, Çin hükümeti ile görüşme yapacak delege başkanı olarak Ahmet can Kasımını tayın edende Aihan Töre idi.

Ahmet can Kasımı milli çıkarlarımız uğruna Ruslarla iş birliği yapmıştır. Şartların zorlaması ile Çinlilerle sorunu görüşme yolu ile çözme yoluna gitmiştir. Ancak, Rusların ,Çinlilere taviz verme dayatmasına karşı “ Doğu Türkistan’a en azında yüksek düzeydeki özerklik olmazsa halka durumu izah etme imkanı yok” olduğu noktasında direndiği için,4 liderimiz ortadan kaldırılmıştır. Bu olay Rusların suikastı olduğunu her kes tarafından bilinmektedir. Ancak,  40 Bin kişilik ordudan 100 asker çıkıp Rus konsolosluğuna baskın yapmadı. Bir grup genç toplanıp “liderlerimize ne yaptın?” diye Rus konsolosluğuna taş atmadı. Millet bildiği gelenekle Liderlerinin ruhuna fatiha okuttular. görkemli cenaze töreni düzenlediler. ama, suçluyu aramadılar. Aksine, Bakanlarımız, Generallerimiz bir an önce Urumçiye gidip, Oraya yeni yerleşen Çin kurtuluş ordusunun komutanı General Vang jen’in elini öpmek için ecele ettiler. Böyle bir milleti kim ezmek istemez? Hayvandan insan’ı ayıran en belirgin noktalardan biri onurdur. Onurunu kaybetmiş toplumun konuşan sürüden ne farkı var?

Zozungtang dan tamah güdüp Yakup bey’i öldürenler, Şengşisey’e tamahkar olup Sabit Damollah’ı yakalayıp düşmana verenler, Alihan Töre’yi dışlamada Ruslarla iş birliği yapanlar, Ahmet can Kasımı ya suikast yapmada rol alarak Mao ze dong’a tamahkar olanlar neye kavuştu?

Özgürlüğümüz elden giden tarihten buyana Uygurlar arasında vatan hainleri, milleti satanlar hep refah içinde, saygı görerek yaşamışlardır. Milli hainler Millete tehdit olmuşlardır, milletten pek tehdit görmemiştir. Ne zamana kadar? “05.07.2009” Urumçi olayları patlak verene kadar.

5 Temmuz 2009.günü Uygur tarihindeki bir milattır. Paslanmış, kirlenmiş ruhların deterjanı kandır. Bir kısım Uygur genci kendi kanlarını ana topraklara akıtmak pahasına bütün milletin iğrenç derecede kirlenmiş ruhunu yıkadılar, temizlediler.  Hakarete, aşağılamaya, dışlanmaya, zülüm e, işkenceye… sonsuza dek ses çıkarmayacak iki ayaklı hayvan olmadığımızı dünya gördü, düşmanlarımız anladı. Yeni bir Uygur toplumu tekrar doğdu.Mübarek vatanımız bizim nankör evlat olmadığımızı gördü.

Türk milletinin karakterinde korkaklık ve tamahkarlık illeti yoktur. Biz Uygurlar Türk ağacının ana dallarından biriyiz. Tamahkar milletler köle, korkak milletler yok olmaya mahkumdur. Kökümüzü, onurumuzu bulmak zorundayız.20 Milyon nüfuslu Uygur’un içinde 10 yılda 200 bin kişiye AİDS virüsü bulaştırıldı. Şu anda 200 Bine yakın Uygur hapiste, tutuklu evinde ve  polis izni olmadan bölgesinden çıkamaz durumda. Çinin iç bölgelerinde 35 bin kimsesiz Uygur çocuk Çin hırsızlık çetesi, organ mafyasının elinde rehin tutuluyor. Bu insanların içinde her gün yüzlercisi sessiz sedasız ölüp gidiyor. Zaten ölüme yürümekte olan bu kadar çok sayıdaki insandan, milleti, milletin hak – hukukunu, onur – şerefini savunabilecek bir ordu yaratılabilir. Önemli olan düşmandan önce içimizdeki korkuyu yenmek. Bizi Allah yarattı. Korkmak gerekirse Allahtan korkmalıyız. Rızkımızı Allah veriyor. Tamah edeceksek Allahtan tamah etmeliyiz.

Geleceğimizi yabancı hakimiyetlerden ummak, gücümüzü vatandan uzaklardan aramak yine tarihi hataları yapmamıza, pişmanlık üstüne pişmanlık yaratmamıza neden olacaktır.Biz Uygurlar dünyanın neresinde olursak olalım,bizim güç kaynağımız vatandır.Siyasi ve ekonomik faaliyetlerimizde ,vatanın ve bizim düşmanlarımızdan tamahkar olmak, bilinçli veya bilinçsiz vatana, millete hıyanet yolunu açması muhtemeldir.

Çin çok büyük ülke. hızlı yükseliyor. Çinin dünyanın süper gücü olması için 1. Doğu Türkistan’ın istikrarına,2.Doğu Türkistan’ın ham maddesine ihtiyacı vardır. Bu iki noktada başarılı olamazlarsa süper güç olma hevesleri de kursağında kalacak. Yurdumuz öylesine stratejik önem kazanıyor ki, Orta Asya ve yurdumuzdan boru hatları ile Çine giden petrol ve doğal gaz Çinin bütün enerji ihtiyacının 55% nı karşılamaktadır. Uygur toplumu Çinin elinde rehin tutulduğu gibi, Çinin enerji kaynaklarının güvenliği Uygurların elindeki rehine halindedir.

Çin hükümeti, bugün Uygurlarla anlaşmaya varmak gibi bir zorunluluk his etmemektedir.21.Yüz yıl içinde Uygurların asimilasyonu tamamlayacak proje üzerinde büyük yatırımlarla hızlı uygulamalar devam ediyor. Uygur kızlarının toplu halde Çin iç bölgelerine götürülüp işe yerleştirme stratejisini suratla yürütülmesi, bütün Uygur ana okullarından (köylerde ana okul yaptırarak) başlayarak Çince eğitimin başlatılması çok dikkat çekici noktalardır.

Şartlar ne olursa olsun, varlığını koruma iç güdüsü, milletleri var olmakla yok olmak arasında tercih yapmaya amansız zorlama yapacaktır. Bu zorlama toplumsal iç dinamiklerin oluşmasını sağlayacaktır.Uygur milleti yaşaması lazım.Yaşamak için mücadele şart. Milli mücadelenin tüm şekil, yöntemleri mubahtır. Bir mücadele yöntemini doğru, diğerini yanlış deyip enerjimizi iç çekişme ile tüketmekten kaçınmalıyız. Milli özgürlük yolundaki farklı mücadele yöntemleri bir birini tamamlayacaktır. Yol ve yöntem çeşitli olabilir. Ancak, varacağımız adres aynıdır.

Yurt dışındaki değişik Uygur teşkilatları bulunduğu ülke ve kültürel şartlar gereği bir birinden değişik ideolojik kaynaklardan beslenmektedir. Her ülke kendi hesabına göre Uygur problemi ile ilgilenmektedir. Yurt dışındaki milli davayı şöhret ,para  kapısı olarak görerek yapanlarda var. onların, hep ön planda gözükme hevesinden başka gayeleri yoktur. Milli ilkeye dayanmayan dava, başkaların elindeki oyuncak olma rolünü oynamaktan ileri gidemez. Gideceği yerde çıkmaz sokaktır. Tarihi birikim ile hedefe kilitlenen düşünceyi bir noktada birleştiremeyen liderlik hevesleri,  Uygur halkını ummadığı yeni acılara sürükleyebilir.

Vatan içinde 8-10 kişi bir araya gelip uzun süreli hazırlıktan sonra hepsi intihar saldırısında şehit olana kadar gizliliği sağlayabiliyor. Ancak, İstanbul da, Amsterdam da, Washington da dört Uygur bir araya gelip siyasi konuda konuşmaktan çekiniyorlar. Çünkü aramızda Çin ajanları çok. Çin, yurt dışındaki Uygur ajanlarına cömertlikle para harcıyor. Ajanlar ekonomik imkanlarından dolayı derneklerimize, teşkilatlarıma iyice sızmış durumda. Elbette Yurt dışındaki dernek, teşkilatlar şeffaf olduğu için, ajanlara fazla iş kalmıyor. Ajanların tek vazifesi, yurt dışındaki Uygurları bir birine düşürmek. ilke sahipleri olan dava adamlarını yormak, yıldırmak, yalnız bırakmaktır. Çin bu projesinde kısmen başarmış sayılabilir. Önemli olan, Uygur davasının temsil koltuğunda oturanların, Çinin dolaylı parasal tuzaklarına bulaşmamaları dır.

Yurt dışındaki her Uygur’un ailesi ve akrabalarının vatanda Çin tarafından rehin tutulması, davayı zorlaştıracak başka bir önemli etkendir. Vatandaki Uygurlar düzeldi. Dışarıdakilerde sırası gelince düzelecektir. Korku ve tamahkarlıktan her kes arınacaktır.

Dünyada ideolojik savaşlar bitti. Dinler arası savaşlar da bir gün bitecektir. Ancak, etnik azınlıklar ile onları baskı altında tutan devletler arasındaki özgürlük ve özgürlüğe karşı savaş dünya var oldukça devam edecektir. Uygurların milli mücadelesi uzun soluklu bir mücadeledir. Çin ile bir an önce görüşme masasına oturmaya ecele edenler var. Hayatta iken yaptığı mücadelenin sunuca ulaşmasını istiyorlar .Onları da anlıyorum. Dünyaya barış, diyalog hakkında mesaj vermek çok yerinde bir tutumdur. Ancak, Çinin sizinle diyaloga ihtiyacı var mı ? Çin sizi muhatap alacak mı? İyi düşünmek lazım.

Yaser Arafat Nobel barış ödülüne kavuşmuş bir “terörist” . Batı ülkeleri Yaser Arafat’ı terörist olarak yarım asır kırmızı bültende arayıp durdu. Onun hayatını “Nobel ödülüne kavuşmuş “terörist”ler” başlıklı yazımdan okumuş olabilirsiniz. Muhatap alınmak öyle kolay bir iş değildir.

 

Türkiye deki PKK örgütünün Türk sınırındaki Kandil dağında 3-5 bin silahlı gücü var.30 senede 40 bin Türk vatandaşın ölümüne neden oldu. Kürtler içinde muazzam bir etkiye sahip. PKK ve hapisteki lideri Abdullah Öcalan “barış,diyalog” diye dünyaya haykırıp duruyor. Kürtlerin bağımsızlığından çoktan vaaz geçmiş durumda. Federasyondan da vaaz geçti. Türkiye devleti henüz PKK yi muhatap aldığı yok.

Bizim Çin’den diyalog beklememiz çok saf olmamızın sunucudur. Bazılar, Dalaylama ile Çin arasındaki diyalogdan bahsediyor. Hindistan, Nepal,Butan gibi ülkelerde 200 binden fazla Tibetli toplu halde sürgünde yaşamaktadır.  Dalaylamanın 1952.yılı Mao ile bizzat imzaladığı 17 maddelik anlaşması olduğu halde,50 senedir “Çin o anlaşmaya sadık kalsın, ben ülkeme dönüyüm” diye haykırıp durduğu halde arpa boyu ilerleme olmadı. Amerika ve Batı dünyası Dalaylama’nın arkasında. Dalaylama1989.yılı Nobel barış ödülü aldı. Dalaylamanın temsilcileri Çin yetkilileri ile 8 defa görüştü. Bir Sonuç elde edebildimi? Son görüşmede Dalaylamanın kardeşini, Çin birlik saf bakan yardımcısının nasıl azarlandığı muhalif Çin web siteleri açıklayıverdi. “ Sen özerklik mözerklikten değil, Dalaylama Beyjing’i, sürgündeki Tibetliler memleketini görmeye ziyaret edebilir mi meselesini düşün.”

Devlet, Allahtan kalırsa dünyadaki en güçlü varlıktır. Eğer O devlet tek lider, tek partili komünist Çin gibi bir ülkeyse , toplum dozer tekerlekleri altında harap olmuş tavuk çiftliği misalidir.60 Sene içinde devletten ibaret dozer , Uygur milleti üzerinden sayısız defa ezdi, geçti. Allah yaradan bir kavmi, devlet adındaki gayet büyük imha makinesi yok edemedi. Çin gücüne, Biz Allaha inanıyoruz. Mücadelemiz sürecektir. Şunu belirtmeliyim ki; Bugün milli kaderimiz tarihin en tehlikeli ölüm kalım noktasında iken, Uygur aydınlar sorumluktan kaçmamalı. Tüm dünya eşitlik ve özgürlük kavramlarını adalet kriterleri olarak görürken, Boynu maaş tasması ile bağlanan Uygur aydınlarının, efendinin köleye iyi davranması adalet diye yorumlayarak, halkın beynini uyuşturmaya çalışması üzücüdür. Köleliği benimseyen aydının, boyunduruğuna aşık öküzden bir farkı yoktur.

2000 sene önce yurdundan kovulmuş,devleti yok edilmiş olan Yahudi milleti, 2000 sene sonra tekrar devletini kurdu. Dil ilminde yok olan bir dilin tekrar dirilmesinde örnek olarak İbranice gösteriliyor. Yahudi halkının devlet kurma örneği, bütün dünyadaki devletini kaybetmiş, veya devletine kavuşamamış halklar için bir ilham kaynağıdır. Biz Uygurlar, gücümüzü dışarı da değil ,vatan topraklarında aramalıyız. Biz vatan toprakları üzerinde hareket ettikçe ruhumuz temizleniyor, gücümüz artıyor. Eğer bugün kendi vatanımızda, cehennem ateşinde yanıyorsak, kendi günahlarımızın vebalını çekmemiz icap etmiş olduğundandır. Demir yüksek ateş, insanoğlu ağır zülüm sonucu çevikleşir. Kartalın rüzgara karşı, balığın akına karşı yürümesi insanoğlu için ilham kaynağıdır.

Halkımız zaman geçtikçe darbeye daha dayanıklı, daha çevik hale gelmektedir. Hayat alanımız daraldıkça, Uygur anaları daha fazla kahraman çocuk doğurmaya başladılar. Geleceğimizden umutsuz olmaya hiçbir neden yoktur. Yeter ki, içimizdeki şeytandan, ruhumuzdaki kirden arınmaya çaba gösterelim. Esaretteki milletlerin çekirdek kadrosunu teşkil edenler şunu bilmeliler ki; Korkaklık geleceğin, Tamahkarlık vicdanın katilidir.

Uygur toplumu olarak yakın zaman tarihimizde, sorun yaratma kapasitemiz büyürken, sorunumuzu çözmede yetersiz kaldığımızı geçmişimizden görmekteyiz. Biz kendi sorunumuzu çözmede aciz kaldığımız için, başkalar bizi sorun olarak gördüler ve sürekli çözülmeye tabı tuttular. Sorunlarını çözemeyen toplum, çözülmeye mahkumdur. Bir asra yakın Rus ve Çin Komünist sistemin işkencesi altında ruhu zehirlenmiş, üretmeyen,hamasetçi eski kuşaktan fazla bir şey beklenmemeli. Geleceğimiz yeni bir  kuşağın omuzlarında yükselecektir.Çünkü onlar, bilimsel eğitimden yoksun yetiştirilmelerine rağmen dünyanın gittiği noktayı ve kendilerinin durduğu yeri çok iyi bilmektedirler. En önemlisi milli ruh onların kalbinde tekrar yeşermektedir.  Uygur milli ruhu diri kaldığı müddetçe, Uyguru bitirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.

11 Kasım. 2009

Uygur Türkçesinden Anadolu Türkçesine çevrilmiştir. Uygurca da “Korkaklık geleceğin, Tamahkarlık vicdanın katilidir” başlıkla “wetinim” internet sitesinde kasım.2009 da yayınlanmıştır.

Kaynaklar:

  1.  Şinjang tarihi matiryalları 35.bölüm.
  2. Mehmet Emin Buğra “Şarki Türkistan tarihi”
  3. http://www.wetinim.org/forum/viewthread.php?tid=4467&extra=page%3D6
  4. http://www.wetinim.org/forum/viewthread.php?tid=8696&extra=page%3D1
  5. http://aqbulut.blogspot.com/
  6. http://www.wetinim.org/forum/viewthread.php?tid=3759&extra=page%3D1
Etiketler: » » » » » » » » » »
Share
1799 Kez Görüntülendi.