logo

trugen jacn
05 Şubat 2026

TÜRKLERİN KADERİ : DÜN DOĞU TÜRKİSTAN BUGÜN İSE,GÜNEY TÜRKİSTAN

Dün Doğu Türkistan Bugün Güney Türkistan

Yayınlanma : 03 Şubat 2026 10:50
Düzenleme : 03 Şubat 2026 10:50

1980’li yıllarda Doğu Türkistan Türkleri çelik gibiydi. Pekin’in Türkleri bölme amaçlı politikalarına, gördükleri eziyetlere, Kültür Devrimine ve yaşanan kitlesel ölümlere rağmen hem uyanıktılar hem de birlik halindeydiler. Türklüğe ve milli benliklerinin zırhı haline dönüşen İslam’a sımsıkı sarılmışlardı.

Babam 1990’ların başında Kazakistan’a yerleşmiş. Uluslararası şirketlerin Türkistan distribütörlüğünü yapan bir Türk şirketinin yöneticisi olarak defalarca Doğu Türkistan’a gitmiş. Şehir, kasaba ve köy ayırmadan Doğu Türkistan’ın her yerini görmüş. Onun aktardıklarından o günkü Doğu Türkistan’dan birkaç fotoğraf sunmak isterim.

Babam ilk seyahatine Urumçi’den başlamış. Şehrin eski şehir (Türk bölgesi) ve yeni şehir (Çin bölgesi) olarak değerlendirildiğinden habersiz olduğundan, tesadüfen yeni şehirde bulunan bir otelde kalıyormuş. Bu nedenle taksi şoförlerinden seyyar satıcılara, esnaflardan Uygur otel personeline kadar herkesten tepki görmüş. ‘’Başörtüsü Türk kimliğinin bir parçası olmuş. Dindar olmayan Uygur kadınlarda başörtüsü takıyor. Öyle ki hayat kadınlarının bile başörtüleri var.’’ derdi.

Çin’de çok kalabalık Dungan veya Hui denilen Müslüman Çinliler var. Onlarda Türkler gibi Hanefi-Maturidiler. Buna rağmen Türklerle Dunganların camileri ve mescitleri ayrıymış. Türkler Dungan camilerinde asla namaz kılmıyorlarmış. Türklerin, Müslüman bile olsalar, Türk olmayanlarla evlenmesi, yok denecek kadar azmış.

Pekin, umumi ahvalin böyle olduğu 1980’lerden başlayarak, Suudi Arabistan tarafından finanse edilen, Selefilik ve Vehhabilik propagandası yapan kuruluşların Doğu Türkistan’da faaliyette bulunmasına izin verdi. Hatta bu kuruluşların önünü açtı. Çin’in amacı daha önce defalarca denediği ama bir türlü beceremediğini becermek yani Türkleri bölmekti. Suudilerin gayesi ise taraftar kazanmaktı.

Uygurlar bu politika değişikliğini, ekonomik liberalleşme ile aynı döneme denk getirildiğinden, o çerçevede değerlendirdiler. Bu propagandanın amacının Türkleri bölmek olduğu fark edilemedi. Anlatılan İslam olunca, halk dindar ama yarım asırdan uzun süren acımasız komünizm nedeniyle din konusunda bilgisiz kalınca, propaganda faaliyetleri, özellikle gençler üzerinde tesirli oldu.

Bu sürecin sonunda gençlerin bir kısmı Çin’e ve daha önemlisi içinde yaşadıkları Uygur toplumuna düşmanlaştı. Selefiliğin en tehlikeli özelliği budur. Selefiler kendilerini Hz. Peygamber ve sahabeleriyle özdeşleştirirler. İçinde yaşadıkları, ailelerinin de dahil olduğu toplumuysa Mekkeli müşriklerle özdeşleştirirler.

Türkistan İslam Partisi ve Doğu Türkistan İslami Hareketi bu yıllarda kuruldu. Binlerce genç küfür rejimlerini (!) yıkmak üzere Türkistan cumhuriyetlerine yerleşti. Doğu Türkistan’da başlayan selefi dalga Çin’den gelen davetçiler ve milyar dolarları bulan Suudi parasıyla Orta Asya’yı da etkisi altına aldı. Doğu Türkistan’da ve Orta Asya’da kurulan selefi örgütler El-Kaide, Taliban ve DEAŞ ile ilişkilerini geliştirdiler. On binlerce Türk genci savaşmak için Suriye, Irak ve Afganistan’a gitti. Bunların bir kısmı öldü, bir kısmı cezaevlerinde ve toplama kamplarında. Ancak küçük bir kısmının hatalarından dönme fırsatı oldu.

Suudilerin desteklerini çekmelerinden, Üsame Bin Laden’in öldürülmesinden ve DEAŞ, El-Kaide gibi terör örgütlerinin yenilgiye uğratılmasından sonra selefilik ve selefi terör örgütleri hem Doğu hem de Batı Türkistan’da (Orta Asya) etkilerini kaybettiler. Bununla birlikte selefileşme ve selefi terör Doğu Türkistan’da Türklere uygulanan zulmün gerekçesi oldu. Milyonlarca Türk toplama kamplarına koyuldu. Milyonlarcası Çin’in diğer bölgelerine sürüldüler. Camiler kapatıldı. İbadetler yasaklandı. Başörtüsü, Kuran, tespih ve seccade suç sayıldı. Karma evlilik yapmayanlar ve domuz eti yemeyenler kamplardan tahliye edilmediler.

Maalesef bu filmin yeni ve farklı bir versiyonu Taliban’ın yönetimindeki Güney Türkistan’da gösterime koyulmak üzere. Taliban ABD işgalinin bitmesinden sonra Afganistan’da yönetimi ele geçirdi. Ülkenin tamamını kontrolü altına aldı. Bununla birlikte Türk bölgelerinde halka baskı yapmadı. Sert ve rahatsız edici uygulamalara gitmedi. Yerel yöneticileri Türklerden atadı. Öyle ki Şii olan Hazara Türklerinin günlük hayatlarında dahi- ekonomik kötüleşme dışında- büyük değişiklikler olmadı.

Ocak ayında yürürlüğe konulan kanunlar, köleliği yani Taliban’ın şartlarına uymayanların köleleştirilmesini meşrulaştırıyor. Kızların eğitim alması yasaklanıyor. Toplum kastlara bölünüyor. Din adamı olanlar yani Taliban’a katılanlar suç işleme ayrıcalığına sahip oluyorlar ki bu örgüte katılımları teşvik edecektir. Taliban’ın din anlayışını hatta Peştun kültürünü benimsemeyenler ötekileştiriliyor. Bu kanunların sonucu Güney Türkistan Türklüğünün bölünmesi olacak. Türklerin özellikle gençlerin bir kısmı asimile olacaklar yani radikalleşecekler.

Türkistan’ın bir parçası olan Güney Türkistan’da doğal olarak Özbek, Türkmen, Tacik, Kazak ve Kırgız Türkleri yaşıyor. Taliban ve/veya emperyalist devletler daha önce Doğu Türkistan örneğinde gördüğümüz gibi, dil, kültür, mezhep ve soy birliğinden de yararlanarak, radikalleşen gençleri Türkistan’ı hatta Türk Dünyasının tamamını istikrarsızlaştırmak için kullanabilirler.

Güney Türkistan’ın Türk yurdu olarak kalması ve Türk Dünyasının bütünlüğünü korunması bu oyunun bozulmasına bağlı. Yılanın başı küçükken ezilir. Türk Devletleri Teşkilatını oluşturan devletler birlikte hareket ederek, ağırlıklarını koyarak bu oyunu bozmalı. Taliban’a Türklerin sahipsiz olmadığı gösterilmeli.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
Share
31 Kez Görüntülendi.