Son Dakika



Ortada vicdani bir durum veya kutsal bir mesele olmasına rağmen dünya siyaseti ya zulme uğrayanı zalimle eşit görmüş ya zalimlerin sözde toprak bütünlüğünü savunarak mazlumu haksız göstermiş ya da manipülatif algılar oluşturarak bu durumları kendi iç siyasetlerine alet etmiştir. Dolayısıyla zulmü zalim ile baş başa bırakmıştır.
Kolektif bir tepki olmadığına göre bireyler bu mezalimlere karşı ne yapabilir? Bu yazımızda bunun üzerine duracağız.
Bilindiği üzere kadim yurdumuz Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri Çin zulmüyle karşı karşıyadır. Politik hesapları Çin ile ters düşenler haricinde bu durum pek gündeme getirilmediği gibi Çin’in toprak bütünlüğünü savunmak adı altında Türkleri terörist olarak gösterenler de olmuştur. Dinini, kültürünü yaşayamayan, türlü zulümlere maruz kalan Uygur Türklerinin haklarını ve kadim Türk yurdunun Çin toprağı olmadığını sonuna kadar savunmak zorundayız.
Peki bunu nasıl yapacağız?
Bunu Doğu Türkistan toprağının, Uygur Türklerinin varlığını dillendirerek, gördükleri zulmü duyurarak, bilimsel çalışmalarımızı oradaki Türk varlığı vurgusuyla yaparak ve Çin’e ticari boykot uygulayarak yapacağız. Bunu en azından bireysel olarak yapacağız.
Bir diğer mesele ise dünyanın gözü önünde adi saldırılar gerçekleştirmesine ve türlü suçlar işlemesine rağmen kayda değer bir tepki görmeyen İsrail zulmüdür. İsrail açık bir şekilde Filistin halkına, bebek, çocuk, yaşlı, kadın demeden zorba bir şekilde saldırmaya devam etmektedir. İsrail’in devlet statüsünde olması bebek katili olduğu gerçeğini değiştirmez. Bölücü terör örgütü pkk nasıl bebek katili ise İsrail de bebek katilidir. Bu olanlar bir insanlık suçudur.
Bu konuda özellikle Türk kamuoyunda çeşitli yaklaşımlar oluşmuştur. Filistin meselesinin ve genel anlamda İslam dininin belli çevreler tarafından istismar edilmesinden kaynaklı istismar edenlere değil bizzat istismar edilen varlığa tepki gelişmiştir. Bunun yanı sıra son Osmanlı tarihi bahane edilerek İsrail yönetimine ve Filistin halkına eşit mesafede olduğunu söyleyenler de görülmüştür. Bu söylem hem vicdanen hem de siyasi mantık açısından yanlıştır. Çünkü vicdanen burada dikkat edilmesi gereken zorba bir devletin insanlık dışı saldırıları ve siyaseten dikkat edilmesi gereken nokta ise dünyanın buna sessiz kalmasıdır. Ayrıca bu zorba devletin Türklüğe açtığı savaşla beraber Suriye vb. diğer ülkeleri sürekli karıştırdığını görmemek cehalet göstergesidir. Dolayısıyla sadece Gazze’de olanlar bile tepki için yetecekken bile mevzu sadece Gazze’den, Filistin’den ibaret değildir. İşte tam da bu sebepler ile İsrail ürünleri de en azından bireysel olarak boykot edilmelidir.
Bu ürünlerin özellikle bazılarının hâlâ Türk malı alternatiflerinin olmaması ve bu ürünler için büyük bir reklam furyasının devam etmesi de ayrı dikkat çekici bir durumdur.
Aynı yazıda ele alınan, duyarlılık beklediğimiz bu iki mesele dünya siyasetinde zıt kutuplarda yer almaktadır.
Zıt kutuplarda olduğu düşünülen Çin ve İsrail’in mezalim uygulamalarının her ikisine birden aynı hükümetler tarafından tepki geliştirilmesi tıpkı Kırım ve Kıbrıs davalarımızda olduğu gibi zordur. Çünkü birine politik hesabı gereği karşı çıkan diğerine zulmedendir veya o yapının içerisindedir.
Belki ilerleyen günlerde Filistin Devleti Avrupalı ülkeler tarafından tanınabilir. Bunun Filistin halkına yararı ne derecede olur bilemeyiz.
Sonuç olarak ne iç ne de dış siyasetten bir beklentimiz bu konularda şu an için bulunmamaktadır.
Yüreğimiz kadim yurdumuz Doğu Türkistan’daki masum Uygur Türkleri ile Mescidi Aksa ve Filistin’in masum halkı ile atmaktadır.
Yazıma Rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun büyük temennimizi dile getiren şu dizeleri ile son vermek istiyorum.
“Olur bir gün şu yer yüzü, İnsanlığın hür meydanı”
Kaynak : htpps//kozanbilgi.net/2024/08/ Doğu Türkistan ve Filistin
BENZER HABERLER