logo

trugen jacn
31 December 2014

DOĞU TÜRKİSTAN VE UYGURLAR

Eyidgah NamazRabia YENER

Dünya ilgilenmiyor… Biz umursamıyoruz…
“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerini acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” Buhari, Müslim

“Lütfen öteki Müslümanları da düşünün! Öteki Müslümanların hallerini anlamaya çalışın!
Onlara da yarım elini uzatmaya gayret edin! Gönlünüz onlarla olsun, aklınız onlarla olsun!” Prof. Dr. M. Es`ad Coşan rha

İnsan, insanın derdiyle dertlendiği, ona elini uzatıp yardım ettiği oranda insandır. Hatta iyi Müslüman oluşumuz, kardeşlik bağlarımızla çok yakından ilgilidir. Bir anlamda insanı insan yapan, din kardeşleriye empati kurmak, derdini anlamaya çalışmak, manen yanında, yamacında bulunup, destek olmaktır. Bu sebeple Mevlana ” Aynı dili kulananlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşırlar” buyurmuştur.

Uygurlar, din, dil ve soy olarak çok yakın olmamıza rağmen belki de en uzak kaldığımız Müslüman Türk kardeşlerimiz. Uygurların 1949 dan bu yana Çin halk cumhuriyeti altında çekmedikleri kalmamış; kendi yurtlarında bir nebze rahat yüzü görmemiş, yaraları hiç sarılmamış. Buna rağmen mücadelelerinden asla vazgeçmemiş, binlerce yıldır sahip oldukları topraklarını maddi ve manevi tehlikelerden korumaya çalışmışlar.

Kendilerine başka milletlerden yardım eli uzatılmış mı, diplomatik yollar denenmiş ve baskılara karşı hassas (!) milletler Çin`e herhangi bir ambargo uygulanmış mı, batılı ve demokratik çok bilmiş devletler ve insan hakları savunucuları ayağa kalkmış, Çin`i başlarına geçirmiş, dünyayı onlara zindan etmiş, hadlerini bildirmiş, demokrasi dersi vermeye kalkışmış mı…dersiniz?

Tarihi
Doğu Türkistan, Çin işgalinden sonra Sincan-Uygur özerk bölgesi olarak bilinir ve tarihi ipek yolunun üzerinde yer alır.
Doğu`da Çin ve Moğolistan, Kuzey`de Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tajikistan ve Afganistan, Batı`da Pakistan ve Hindistan ve Güney`de Tibet ile komşudur.

Uygurlar kahramanlıklarıyla meşhurdurlar. Uygur kelimesinin anlamını, “şahin süratiyle dolaşan ve hücum eden” şeklinde açıklayan Çin kaynakları vardır.

Uygurların Geçmiş medeniyetlere çok büyük katkıları olmuş, kurdukları güçlü imparatorluklarla tarihdeki yerlerini almışlar; M.Ö 210 yıllarından beri, Hun, Tabgaç, Göktürk, Uygur, Kara Hoca Uygur Hanlığı, Karahanlılar ve Türk Moğul İmparatorluğu gibi çeşitli Türk hanedanlıklarına ev sahipliği yapmışlar.

Doğu Türkistan’ı Çinliler işgal edince oraya “işgal edilmiş veya kazanılmış toprak” anlamına gelen “Sincan” (Xinjiang) demeye başlıyorlar. Bu sebeple Doğu Türkistanlılar, Sincan ismini kabul etmiyorlar. “Sincan kelimesini Çinliler kullanıyor, Türk kardeşlerimiz kullanmasın” diyorlar.

Mançu İstilası
Yarken uygarlığı olarak da bilinen Bağımsız Uygur krallığı, 1759 da Mançular tarafından istila edilir. Ancak Uygurların baskıya boyun eğmez halkları, bu süre boyunca Mançu istilasına karşı tam 42 kez ayaklanırlar. Nihayet Mançurlar 1864 de sınır dışı edilirler…Fakat bu durum çok kısa sürer ve 1876 da, yani bağımsızlıklarını aldıktan 2 yıl sonra Mançurlar Doğu Türkistan`ı tekrar istila ederler. 8 yıl süren kanlı bir savaştan sonra Mançurlar Doğu Türkistanı kendi topraklarına katar ve buraya “kazanılmış yeni topraklar” anlamında “Sincan” adını verirler.

Çin Halk Cumhuriyeti idaresi
1911 de Çin milliyetçileri Mançurların imparatorluğunu yıkınca Doğu Türkistan, Çinli savaş diktatörlerinin hakimiyetine girer. İlk zamanlar Doğu Türkistan üzerinde çok fazla kontrolleri yokken, Uygurların kendi topraklarında kimsenin boyunduruğu olmadan, tam bağımsızlık istemeleri üzerine baskı uygulamaya başlarlar.

Uygurlar bu çetin mücadeleleri sonucunda 1933`de birinci ve 1944`de ikincisi olmak üzere bağımsız iki Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurmayı başarırlar. Ancak Çinlilerin politik entrikaları ve Rusya`nın müdahalesiyle, bağımsızlık serüvenleri daha başlamadan sona erer.

1949 da Çin Halk kurtuluş ordusu (the People’s Liberation Army (PLA) )Doğu Türkistan`ı istila eder. Doğu Türkistan cumhuriyeti sona erdirilir ve Sincan-uygur özerk bölgesi kurulur. İşte bundan sonradır ki Doğu Türkistan`ın en acımasız Çin baskılarına maruz kalacağı, tarihinin en karanlık devresi başlamış olur.

Baskılar
Çin hükümeti, Doğu Türkistan halkları üzerinde kurdukları baskılarla, Türk Uygarlığını, islam dinini, Uygur kültürünü ve medeniyetini tarih sayfalarından söküp atmayı hedeflemektedir. Aslında yapılanlar; Uygurların kimliklerine, sahip oldukları medeniyete ve tarihlerine duydukları derin bir öfke ve nefretin açık bir göstergesi durumundadır.

Uygurların maruz kaldığı pek çok baskılardan öne çıkanlar şunlardır;
Uygurlu kadınlar zorla kürtaja zorlanıyor ve nüfus planlaması gerekçesiyle bebekler doğar doğmaz öldürülüyor.
Uygur kültürünü yoketmek amaçlı, asimilasyon çalışmaları sebebiyle kamusal alanlardan uygur dilini kullanmayı yasaklayarak, dillerini unutturmaya çalışıyorlar.
Bazı bölgelerde uygurların müslüman isimler almalarına müsaade edilmiyor.
Bunların yanında kendi ülkelerinde hiç bir insan haklarına sahip olamadıkları gibi ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorlar.
Çinliler bir fabrika açılır açılmaz, Çin`den kalifiye eleman olarak göçmenler getiriliyor ve uygurlara iş hakkı tanınmıyor.
Uygurların çilesi bunlarla da bitmiyor;
Çin hükümetinin “batıya git” (Go- West) diye adlandırdıkları kalkınma projesini gerçekleştirme çabalarından dolayı, Çinli Han göçmenlerin Doğu Türkistan`a gelmeye başlamalarıyla birlikte, Uygurlar azınlık halk durumuna düştüler. Göçmen Han Çinliler, Çin hükümeti tarafından korunup kollanırken, Uygurlar tahrik ve şiddete maruz kalıyor, olur olmaz suçlar icad edilerek cezalandırılıyorlar.

Uygurların bu haksız cezalandırmalara, tahriklere ve Çin Hükümetine karşı sıkıntılarını dile getirecek bir sesleri maalesef yok, olsa da protestoları terörist faaliyeti hükmüyle yargılanıyor. Han Çinliler hükümete karşı protestolarında serbestken, hükümet politikalarına karşı gelen uygurlar, aşırı dinci, ayrılıkçı ve terörist gibi gerekçelerle, ya ölüm cezasına veya çeşitli ağır hapis cezalarına maruz bırakılıyorlar.

Çin hükümetinin baskıları uygur genç kızlarının üzerinde de devam ediyor;
2004 yılından bu yana 14-15 yaşlarında çocuk yaştaki genç kızlar diğer eyaletlere ucuz işçi olarak çalıştırmak üzere gönderiliyor. Bu da yetmiyor, patronları tarafından cinsel tacize uğruyorlar. Bu sebeple pek çok genç kız henüz çocuk yaşta intihar ederek canlarına kıyıyor.

Çin hükümetinin, 2000 yılında yürürlüğe giren “sincan sınıfı eğitim sistemi” modeli ise, Amerika`nın yüzyıllar önce kızılderililere uyguladığı politika cinsinden. Bu eğitim modeline göre; 15 yaşın altındaki uygur gençleri ailelerinden zorla koparılıp Sincan bölgesi dışında oluşturulan Çin okullarındaki sincan sınıflarına yerleştiriliyorlar ve buralarda Çin hükümetine sadık vatandaş (!) olmaları için özel eğitime tabi tutuluyorlar..

Peki bu cesareti onlara kim veriyor? Neden kimse, Müslüman ülkelere dedikleri gibi Çin`e dur diyemiyor? En önemlisi ve belki en acısı da Müslümanların bu kahredici sessizliğe bürünmelerinin sebebi nedir?

İnsan Hakları İhlalleri, Dini Baskılar
Hiç bir ülke ve milletin kendisine ait olan hakları, değerleri, maddi, manevi kıymetlileri ellerinden alınmış olarak varlığını sürdürmesi düşünülemez. Bunu en iyi Çinliler biliyor olmalılar ki, Uygurların ellerinde avuçlarında ne varsa almaya niyetli ve kararlı görünüyorlar;

İnsan hakları ve Uluslararası Af Örgütü( Amnesty International) raporlarına göre İnançları yüzünden en fazla insanın hapse atıldığı ve en yaygın ölüm cezalarının uygulandığı yer; Doğu Türkistan!

Müslümanlar sadece dinlerini yaşamak istedikleri için tutuklanmakta, işkenceleriyle meşhur Çin hapishanelerinde aylar, hatta yıllar boyunca tutulmakta, özgürlük ve demokrasi taleplerini dile getirenler acımasızca idam edilmektedir.

Bunun yanı sıra Çin’in asimilasyon politikaları Doğu Türkistan’ın çoğunluğunu oluşturan Müslümanların, dillerini konuşmalarını, kültürlerini devam ettirmelerini engellemekte ve hatta diledikleri kadar çocuk sahibi olmalarını bile yasaklamaktadır. Doğu Türkistan müslümanlarının hacca gitmelerine, oruç tutmalarına ve namaz kılmalarına engel olunmaktadır.

18 yasından küçükler, kadınlar ve devlet memurları camiye gidemiyor. Sadece evi camiye yakın yaşlıların camiye gitmelerine izin veriliyor. Camiler herkesin, her istediği zaman gidip ibadet edebileceği şekilde açık değil.

Geçtiğimiz günlerde Doğu Türkistan’da 25 hanım, tesettüre uygun giyindikleri için Çin işgal güçleri tarafından gözaltına alındı. Gözaltı kararına itiraz eden halka ise gerçek mermilerle ateş açıldı. İki kişi hayatını kaybetti.

Doğu Türkistan`da Zengin Yeraltı Kaynakları
Ülkenin 5000 aşkın maden ocağında 118 çeşit maden çıkarılıyor. Bir başka ifade ile Çin’in toplam maden ocaklarının %85 i Doğu Türkistan’ da yer alıyor.

Doğu Türkistan’ın yeraltı zenginliklerinin başında petrol geliyor. Ayrıca Doğu Türkistan da bilhassa Turfan, Aksu, İli ve Yeni Hisar bölgelerinde zengin demir yatakları bulunuyor. Zenginlikleri saymakla bitmeyecek Doğu Türkistan da altın rezervi de 18,5 milyon tona ulaşıyor.

Halk, Yaşam, Eğitim
Uygurlar 9. yy da Karahanlılar zamanında müslüman olmuşlar. İslam kültür ve Medeniyetinin hüküm sürdüğü Karahanlılar zamanında pek çok değerli kitap yazılmış. Bunlardan en meşhurları; Kaşgarlı Mahmut ve “Divânu Lügati’t-Türk” ve Yusuf Has Hacip ve “Kutadgu Bilig” dir. Han çinlilerin Doğu Türkistan`a yerleştirilmesinden sonra, nüfus %43 Uygur Türklerinden, %41 Han Çinlilerinden oluşur.

Coğrafya kitapları uygurların, iyi kalpli, kibar, medeni ve sıcak kanlı insanlar olduklarını yazar. Okuma yazma oranı % 40`dir, yani nüfusun %60`i okuma yazma bilmiyor. Bir zamanlar medeniyetin beşiği olmuş, sayısız medreselerde ülke dişinden gelen öğrencilerin eğitim gördüğü Urumçi`de, maalesef bugün sadece bir üniversite var ve bunun sadece yarısı uygur öğrencilerden oluşuyor. Yükseköğretim kurumlarındaki derslerin yüzde 75’i Çince olduğu için, yüksekokula gitmek isteyen Türk çocuklarının mutlaka çok iyi Çince bilmesi gerekiyor. Nitekim, Türkçe eğitim yapan okullardan mezun olup, yüksekokullara kayıt olmak isteyen Türk öğrencilerin yüzde 97’si, Çince’si iyi olmadığı için giriş imtihanları kazanamıyor. Çince eğitim yapan okullardan mezun olan Türk talebeleri ise kendi anadilini konuşamıyor, meramını anlatamıyor.

2002 yılında Uygur Türkçesi yasaklanmış. Eğitim Çince yapılıyor. Resmi dilin Çince kabul edildiği bölgede son 30 yıl içerisinde üç defa alfabe değiştirilmiş. Uygur alfabesi önce Kirilce’ye çevrilmiş, daha sonra Latin harflerine geçilmiş. Önce Rusya, sonra Türkiye ile kurulacak ilişkilerden korkulduğu için en son Arap alfabesi zorunlu kılınmış.

Cazip Tekliflerle Asimilasyon
Uygur ve çinliler arasında evlilik, çin devleti tarafından evlenecek gençlere 1500 dolar para yardımı, iş ve ev imkanı verilerek teşvik ediliyor. Ancak yıllık gelirler 10 ila 15 dolar olan uygurların cazip tekliflere rağmen bu tuzağa düşmediği ve Çinlilerle evlenenlerin %3 u geçmediği haber veriliyor…% 3 lük kesim ise uygurlular tarafından kınanıyor, “milletinizi sattınız” denilerek dışlanıyor ve selam dahi verilmiyor. Bu dışlanmanın karşısında eşinden ayrılmak isteyenler 2000 dolarlık para cezasına çarptırılıyor. Ancak ayda 10 dolar gelirle bunu hayati boyunca çalışsa da ödeyemeyeceğini bilen gençler ya evliliklerine mecburen devam ediyor veya bunalıma düşüp intihar ediyor…

Doğu Türkistan `da Nükleer Katliam
1949 yılından bugüne Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan’da uyguladığı zulüm sadece insanları değil, bölgedeki eko-sistemi de hedef alıyor. Tarım Havzası’nda Urumçi’nin 800 km güneydoğusunda yer alan Lop Nur, Çin’in nükleer silahlarını test ettiği tek bölge. Bölgedeki nükleer faaliyetler eko-sistemi geri döndürülemeyecek biçimde etkilerken, insan hayatını da tehdit ediyor.

100.000 km²lik kullanım sahasıyla dünyanın en büyük nükleer tesisi olan Lop Nur’da 1964’te Çin kendi ürettiği ilk atom bombasını, 1969’da yine kendi ürettiği ilk hidrojen bombasını patlatır. 27 Ekim 1966’da, Gansu eyaletindeki Shuangchengzi Füze Üssü’nden Lop Nur’daki hedefi vurmak üzere 12 kilotonluk nükleer başlık taşıyan bir füze fırlatan Çin, bu deneyle yerleşim alanları üzerinde nükleer başlıklı balistik füze deneyi gerçekleştiren tek ülkedir.

1964’ten 1996’ya kadar gerçekleştirilen 46 nükleer denemenin 750.000 sivilin ölümüne yol açtığı belirtiliyor. 1967’den bu yana yapılan nükleer deneyler sebebiyle Kaşgar, Hoten, Yarkent gibi şehirlerde kanser, sakat doğum, sebebi belirlenemeyen felç ve ölüm vakalarının arttığı, 90’lardan itibaren kanser vakalarının oranı Çin ulusal rakamlarının %30 üzerinde olduğu haber veriliyor.

Ancak Çin, bölgede gerçekleştirdiği nükleer çalışmaların insan sağlığına ve ekolojik dengeye etkileri ile alakalı herhangi bir bağımsız araştırmaya izin vermediği için bu konuda kesin rakamlar belirlenemiyor.

Çin hükümetinin sebep olduğu nükleer atıklar, nükleer denemeler, uranyum madenleri, nükleer üretim yüzünden sular, toprak, endüstriel ürünler, ziraat ve atmosfer kirlendiği ve pek çok insanın öldüğü bilindiği halde hiç bir çevre kuruluşu bu bölgeye dikkatleri çekmiyor. Bütün dünya`nın dertlerini kendine dert edinmiş, hatta karaya vuran balıklar için gözyaşı dökmüş Green peace örgütü, Çin`deki nükleer kirlenme ile ilgilenmediği gibi, herhangi bir kampanya da yürütmüyor.

Ne Kadar Duyarlıyız?
Maalesef Dünya Ülkeleri Uygurların bu sıkıntılarına kör ve hissiz nazarlarla bakıp dururken, müslüman halklar da sırtlarını kendi kardeşlerine dönmüş durumdalar. Yani Dünya devletleri ve müslüman halklar tarafından kendi kültürlerini, dinlerini ve haklarını korumak için tamamen yalnız bırakılmış durumdalar.

Geçtiğimiz yıllarda Türkiye`den Doğu Türkistan`a başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı seviyesinde ziyaretler gerçekleştirilmiş. Bunlar muhakkak uygurların gönlünü hoş etmiş, güven vermiş olsa da, çok ilginçtir, her ne zaman üst düzey bir türk yetkilisi Doğu Türkistan`a gitse, Uygurlar üzerindeki çin baskıları daha da artmış…

Neler yapılabilir?
Bu insanları totaliter, baskıcı çin rejimine terketmemek için kamuoyuna ve her birimizin üzerine düşen görevler var.

Doğu Türkistan yetkilileri bunları şöyle sıralıyor;
Uygur tarihini, kültürünü ve şu anki politik sistemi öğrenmek,
Doğu türkistana gidip bizzat görmek ve bilgi ve izlenimleri diğerleriyle paylaşmak,
Çin politikasını baskıcı tutumunu öğrenmek ve media aracılığıyla insanları bilgilendirmek,
Politikacı ve senatorlerle uygur davası hakkında konuşmak uygur organizasyonlarına bağış ve katkıda bulunmak,
Kendi ülkenizde çin rejimini protesto etmek ve hükümetinizden Çin ile anlaşmaya gidilmesini talep etmek,
Hiç bir şekilde Çin mali almamak.
Sonuç;
Müslüman ülkelerde gayri müslimlere karşı yapılan en ufak bir hatadan dolayı veya müslüman ülkelerdeki haksız ve antidemokratik uygulamalarda o müslüman ülkenin üzerine yürüyen, savaş açan, haddini bildiren ülke ve teşkilatların nedense sesleri çıkmıyor. Kimse Çin`e savaş açmıyor, haddini bildirmiyor demokrasi dersi vermeye kalkmıyor.

Kalemle mücadele, çağımızın en önemli araçlarından biridir. Öyleyse Doğu Türkistan`ın kendi topraklarında verdikleri bağımsızlık mücadelesini söz veya yazıyla daha geniş kitlelere duyurmak önemli bir destek olacaktır kanaatindeyiz. Yapabileceklerimizi yapmamaktan sorumlu olduğumuzu da hatırlatarak, ekonomik ambargoların da ülkeler üzerinde çok önemli etken olduğunu vurgulamak yerinde olacaktır.

Bu sebeple;
Dünya piyasasında hemen her yerde ucuz olarak bulabileceğimiz Çin mallarını alırken bir kez daha düşünmeli, yemeklerin içindekileri dikkatle incelediğimiz gibi aldığımız malların nereden geldiğini de iyice incelemeden almamalı ve her çin malında bir müslüman kardeşimizin gözyaşı ve kanı olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Elbette dualarımız da onları anmayı unutmadan…

Kaynak  :  http://www.akwa.us/tr/kesif/yedi-duevelden-muesluemanlar/648-dogu-tuerkistan-ve-uygurlar.html

Etiketler: » » » » » »

Share
1588 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ