logo

trugen jacn
21 Kasım 2014

ÜMMET’İN PARÇALANMIŞ KALBİ : DOĞU TÜRKİSTAN

Doğu Türkistan

Türkiye’nin üç katı büyüklüğünde toprak parçasına sahip olan Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’dir. Resmi rakamlara göre 40 milyon nüfusu barındırmaktadır. Tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve derin izler bırakmıştır.

M.Ö 8-3. Yüzyıllarda İskitlere, M.Ö 300-M.S 93 yılları arasında Uygur Devletine, 751-870 yılları arasında Karluk ve Karahanlı İmparatorluğuna, 1509-1679 yılları arasında Saidiye Hanlığına ev sahipliği yapmıştır.

1863 yılında Yahup Han liderliğinde kurulan ‘Doğu Türkistan İslam Devleti’ni akabinde Osmanlı, İngiltere ve Rusya tarafından resmen tanınmıştır, fakat şuan Doğu Türkistan’ı uluslar arası kamuoyu tanımamaktadır. Çin’in boyunduruğu altında yaşamaktadır.

1876 yılında Çin’in Mançu Hanlığı Devletince işgal edilen Doğu Türkistan, 1884’te Şinciang(Sincan) yani; “Yeni Toprak/ Kazanılmış Topraklar” adıyla Çin İmparatorluğu’na bağlanmıştır. Mançu Hanlığı, Doğu Türkistan’ı ele geçirinceye kadar Türkler bu topraklarda teşkilatçı yapıları sayesinde bağımsız bir şekilde yaşamışlardır.

Doğu Türkistan mı, Sincan Uygur Özerk Bölgesi mi?

Çin’in hala bu bölgeye Sincan(kazanılmış toprak) diye niteleyip, baskı altında bırakıp, asimile ve iskan politikaları ile Uygur Türklerine zulüm ve işkenceler yapması kabul edilemez bir durumdur. Bu sebepten ötürü bizler Doğu Türkistan’ın statüsünü savunmalı ve korumalıyız.

Doğu Türkistan halkının mücadelesi sonucu isyanlarla, 1933’de Kaşgar’da “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti” adı altında devlet kurulmuş ancak 1949 yılında Çin iç savaşını kazanan Maocular(sosyalistler), Rus yönetiminin askeri yardımları ile Doğu Türkistan’ı tekrar işgal etmişlerdir.

Doğu Türkistan’lılar kısa süreli bağımsızlık dönemleri yaşamışlarsa da, uzun yıllardır Çin’in etnik asimilasyon politikaları ile ezilmektedirler. Çin’in 1949 yılından bu yana yürüttüğü vahşi politikalar, Uygur Türkleri’ni asimile ve etnik temizliğe maruz bırakmıştır.

-1949-52 yılları arasında 2 Milyon 800 Bin
-1952-57 yılları arasında 3 Milyon 509 Bin
-1958-60 yılları arasında 6 Milyon 700 Bin
-1961-65 yılları arasında 13 Milyon 300 Bin

1965′ten sonraki katliamlarla birlikte Çin Ordu’nun başındaki “Sosyalist Maocular” tarafından Hunharca, Vahşice, İşkenceler, Tecavüzler, İskan, İnkar ve Ötekileştirmeler ile Öldürülmüş, Irza geçirilmiş, Asimile edilmiş ya da rejimin politikaları doğrultusunda oluşan Kıtlık sonucu hayatını kaybeden ‘Doğu Türkistan’lı sayısı 35 Milyon gibi inanılmaz bir rakama ulaşmıştır. Bazı kaynaklar ise bu rakamın 60 Milyona ulaştığını söylemektedir.

Peki bu büyük katliamlara sebep olan, bu topraklar Çin için neden önemlidir?

1)Sekiz Orta Asya devletlerine komşu olduğu için “Orta Asya’nın Ortası” konumundadır. Soğuk Savaş döneminde Tampon Bölge görevini görmüş olduğunu düşünürsek, Jeopolitik konumu değer kazanan özelliklerinden biridir.

2) Çin Halk Cumhuriyeti’nin ekonomik kalkınmasında önemli etkileri olan Petrol Rezervlerinin %25’ini, Doğal Gaz’ın %28’ini ve ayrıca Uranyum, Kömür, Bakır ve Altın kaynaklarına sahip olmasıdır. Doğu Türkistan’ın petrol rezervleri İran ve Irak’ın rezervlerinin 10 katıdır. 910 bin km2 alanda petrol tespit edilmiştir. Her yıl 10 milyon ton petrol Çin’e taşınmaktadır. Buna rağmen petrol, Çin’deki fiyattan daha fazladır.

3) Çin genelinde 148 çeşit madenin 124’ünün bu topraklarda olması ve Çin’in Pamuk ihtiyacının yarısını karşılamasıdır.

4) Kızıl Çin, yıllık milli gelirinin %40’ını Doğu Türkistan’dan temin ettiği halde Uygur Türklerini açlığa mahkum etmiştir. Uygur Türklerinin %80’ini açlık sınırındadır.

Doğu Türkistan dünya’da emsali görülmemiş bir şekilde sömürülmektedir. Fabrikalarda çalışan Türk asıllı işçiler Çinlilerin onda biri bile değildir. Örneğin; başkent Urumçi’de 200 bin endüstiri işçisinin %10’u Türk’tür. Devlet dairelerinde memurların %90’ı Çinli’dir.

Uygur gençleri arasında dinsizliğin yaygınlaştırılması için özel gayretler gösterilmektedir. Dini öğrenme ve ibadet haklarına zorbalıkla kısıtlamalar getirilmiştir. Hacca giden devlet memurlarının işlerine son verilmiş. Okullara 200 metreden yakın olan Camiler, Kuran Kursları, Medreseler kapatılmış, Dini Kitaplar yakılmış, Alimler ve Uygur Aydınları öldürülmüş veya sürgüne yollanmıştır.

1952’e çoğu din adamlarından oluşan 120 bin kişi idam edilmiştir. Bugün dahi 18 yaşından küçüklerin, devlet memurlarının, işçilerin, emeklilerin, kadınların, öğrencilerin Camilere girmesi yasaktır. Vaazlar verilmesine, uzun dua ve Kuran-ı Kerim’deki bazı ayetlerin okunmasına kısıtlamalar getirilmiştir. 29 bin Cami yok edilmiş, 370 bin Kuran-ı Kerim yakılmıştır.1997 yılından bu yana sadece Haten bölgesinden 1200 Cami kapatılmış, barakalara ve Komünist Parti bürolarına, mezbahalara çevrilmiştir.Cuma hutbeleri bazı bölgelerde yasaklanmıştır.

1990’lardan itibaren Anayasa’da verilen haklara rağmen Uygurca, eğitim dilinden çıkarılmıştır.30 yılda 4 defa Alfabeleri değiştirilmiştir. Amaç nesiller arası anlaşmayı ve iletişimi zor hale getirip, resmi dil olan Çince’nin kullanılmasını yaygınlaştırılmak istenmesidir.

İskan politikaları ile 1953’te Doğu Türkistan topraklarında 300 bin olan Çin’li nüfusu 1990’da 6 milyona yükselmiştir.

Kalkınma programı adı altında Uygurlu birçok genç -özellikle de genç kızlar- Çin Halk Cumhuriyeti’nin başka yerlerinde istihdam edilmek kaydıyla ana yurtlarından uzaklaştırılmıştır.

Özellikle genç kızların Çin’in merkezlerine doğru istihdam ettirilmesiyle amaçlanan; doğum oranını kontrol edip, Müslüman kızların yozlaştırılıp seküler yaşam koşullarına entegre edilmek istenmesidir. Çünkü Uygur Türklerinin ayakta durabilmesinin en önemli sebebi anne ve kadının rolüdür. Genç kızların metropol şehirlere götürülüp, Çinli’lerle evlendirilmesi asimile etmeye yönelik politikalardır. Hamile kadınları son aylarında bile olsa bir daha anne olamayacak ve hayatlarını devam ettiremeyecek hale getiriyorlar.

Bölgede uyuşturucunun yaygınlaşmasına aşırı müsamaha göstererek izin veriyorlar. Nükleer denemeler gerçekleştirip, halkı kimyasal hastalıklara maruz bırakarak etnik temizlik amaçlanıyor. Çin’in doğusundaki hapishanelerden getirilen mahkumlar-adi suçlardan yargılananlar- Doğu Türkistan’da kurulan hapishanelere nakledip, sonraki hayatlarını burada geçirmelerini sağlayacak imkanlar sunuluyor. Gene burada amaçlanan, şiddet olaylarıyla beraber halkı göçe zorlamaktır.

Çin hükümetinin, Terörizm kavramının bir ölçütü yoktur. Bireysel olarak korku estirenler terörist olarak tanımlanmaktadır. Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra gelişen İslamofobi ile Uygur Türklerine karşı baskıları, meşru zemine oturtmayı başarmışlardır.

Bu çerçevede 5 Temmuz 2009’da Urumçi’deki bir fabrikada iki Uygurlu gencin öldürülmesinden sonra, bölgede protestolar başlamıştır. Uygurlu Türkler, anayasal hakları olan Barışcıl Gösteri haklarını kullanmak istemişlerdir. Çin hükümeti bu gösteriyi rejime ve statükoya karşı başkaldırı olarak algılamıştır. Halen görevde olan Sincan Uygur Özerk Bölgesi, Peyk vali Nur Bekri olaylar üzerine; “Düşmanın saldırgan manevralarını ezmeye kararlı bir şekilde devam edeceğiz ve suç işlemenin önüne demir yumrukla geçeceğiz” diye bir açıklama yapmıştır.

5 Temmuz olaylarından sonra Çin resmi kaynakları, 197 kişinin öldüğünü ve 1600’den fazla kişinin yaralandığını söylemiştir. Resmi bilgilerin doğru olmadığı şuradan açıktır; olaylardan sonra tutuklanan 192 kişi zaten idam edilmiştir. Olaylar sonucu ölen veya kaybolanların sayısı 10 bin Uygur Türkü olduğu söyleniliyor.

Sonuç olarak, uygulanan Siyasi, Ekonomik, Sosyal, Dini baskılar ve politikalar bölgede etnik olmayan bir “Sincan” kimliğinin oluşmasını amaçlamıştır ve büyük ölçüde de amacına ulaşmıştır.

Tüm baskılara ve vahşice zulümlere karşı mağduriyetin temsilcileri olarak Uygur Türkleri, Sivil Toplum Kuruluşları aracılığıyla kamuoyu oluşturmaya çalışmışlarıdır. Mamafih Çin’in Birleşmiş Milletler’deki karar alıcı mekanizmalardaki gücü nedeniyle başarıya ulaşamamıştır.

Bağımsız gözlemcilerin bile giremediği bölgede, geçen Ramazan ayında oruç tutulması yasaklanmıştır. Geçen yaz çıkan olaylarda 100 kişiden fazla Uygur Türk’ü hayatını kaybetmiştir.

En ufak bir protesto girişimini, İsyan olarak algılayan Çin Hükümeti bölgenin anında elektriğini kesip, kitle iletişim araçlarına el koyuyor. Bölgenin dünya ile bağlantısı koparılıyor. Bu nedenle Doğu Türkistan’daki olaylardan haberdar olamıyoruz. Zulmü görüp içselleştirmemiz engelleniyor.

Ey Ümmet; Zalim her coğrafyada Kalbimizi parçalıyor. Artık Uyanma vakti değil midir?

KAYNAK : http://www.ntrhaber.com/ummetin-parcalanmis-kalbi-dogu-turkistan/

Etiketler: » » »
Share
1705 Kez Görüntülendi.