logo

trugen jacn
25 October 2015

İSLAM MEDENİYETİNİN KALBİ : DOĞU TÜRKİSTAN (1.BÖLÜM)

IMG_3724.JPG görüntüleniyor

Sadık YALSIZUÇANLAR (Mütefekkir,Şair-Yazar ve Tv.Programcısı)

21-22 Ekim günleri Brüksel’de, Avrupa Parlamentosu’nda, Dünya Uygur Kurultayı’nın toplantısına katıldım.

Uygur Ana Rabia Kadir’in himayesinde gerçekleşen toplantıya, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen Uygur bilim adamları, sivil toplum temsilcileri, AP üyelerinden bazıları, basın yayın mensupları ve gözlemciler katıldı. Oturumlarda, özellikle dini hak ve özgürlükler alanındaki ihlaller konu edildi. Toplantıda bir tebliğ sunarak, Doğu Türkistan’ın medeniyet birikiminden söz ettim.

Bugün Çin’in uyguladığı devlet terörünü anlattım. Doğu Türkistan halkı, bugün, Çin’in ağır, yoğun baskıları altında. Doğal-insani-anayasal hakları verilmiyor. İbadet özgürlüğü ayaklar altında. Dünyanın gözü önünde olup biten bu zulme karşı durmak, vicdan sahibi her aydının görevi.

Rabia Kadir ve bazı dostlarına Türkiye, hala vize vermiyor.

Öncelikle Kadir’e uygulanan bu vize yasağının acilen kaldırılması gerek.

Türkiye açısından utanç verici bu durumun bir an önce ortadan kaldırılması için Dış İşleri Bakanlığı’na, Başbakanlığa ve Cumhurbaşkanımıza çağrıda bulunmak isterim.

Dünyada Kadir’e vize vermeyen iki ülke var : birisi Çin, diğeri Türkiye.

Oysa, Türkiye Türklerinin aslî vatanı Türkistan’dır.

Bu ecdat yadigarına sahip çıkmak, Türkiye siyasal ve bürokratik elitlerinin boynunun borcudur.
Doğu Türkistan’ın mazlum halkının acılarını üstlenmek ise, herşeyden önce bir insan olarak vicdani borcumuzdur.

1954 yılında geldiği Türkiye’de, Doğu Türkistan Göçmen Cemiyeti’ni kurarak, 1995 yılında gerçekleşen ölümüne kadar, İslam Medeniyeti’nin kadim merkezi Doğu Türkistan’ın mazlum halkına hizmet eden İsa Yusuf Alptekin’i, 1980 yılında tanıdım. O zaman, Ankara’da, Hacettepe Üniversitesi Türkoloji bölümünde öğrenci idim.

Doğu Türkistan’lı Uygurların, ‘Efendi’ olarak nitelediği bu aziz insan, sanki yüzyıllar öncesinden, Satuk Buğra Han’ın erdemli yurdundan çıkıp gelmiş gibiydi. Sabırlı, şefkatli, şuurlu, inançlı, azimli ve kararlı…Yüzünde hem bir çocuğunki gibi masumiyet hem, Doğu Türkistan’ın büyük bilgesi Kaşgarlı Mahmud’a benzer bir hikmet hem de, Hindistan’ın silahsız savaşçısı Gandhi’ye benzer bir metanet okunuyordu.

Elini öpmeğe çalıştığımda engelledi. Beni alnımdan öptü. Bilim öğrencilerine sonsuz bir saygı ve muhabbet duyuyordu. Kendisiyle ulusal bir gazetede yayımlanmak üzere söyleşi yaptık. Doğu Türkistan halkının yaşadığı zulmü o zaman öğrendim. Bana bir yıldırım çarpmış gibiydi. Dinlediklerime inanamadım. Soljenistin’in Gulag Takım Adaları’nı, Dostoyevsky’nin Ölüler Evinden Anılar’ını ve Cengiz Dağcı’nın Korkunç Yıllar’ını okuduğumdakine benzer bir duygu yaşamıştım.
Budha, Fo-Hi, Lao-Tsu ve Kong-Tsu gibi bilgelerin yaşadığı kadim Çin medeniyetinin mirasçısı olan bir Devlet, nasıl olur da, kendisi gibi eski ve zengin bir uygarlığın vârislerine karşı böylesine acımasız ve hoyrat davranabilirdi? Evrensel hukuku, insan hak ve özgürlüklerini, din ve vicdan özgürlüğünü ayaklar altında çiğneyebilirdi?

Zorla gasbettiği, işgal ettiği, sonradan sözümona anayasal bazı haklar tanıdığı bir ülkenin halkına nasıl olur da bu zulmü reva görebilirdi? İnsanın inanma ve inancını özgürce yaşama hakkı evrensel bir hak olmasına rağmen, nasıl olur da, bu temel özgürlük ve hak elinden alınabilirdi?
Çin’in 1949 yılından itibaren adım adım asimile etmeye çalıştığı bu mazlum halkın gür özgürlük talebi, sanki İsa Yusuf Alptekin’in çileli çehresinde, çarpıcı bir biçimde yansıyordu.
Bir düşünür, acının arkeolojisine ilişkin kitabında, ‘acı, kutsal bir vahşidir’ der. Acının kutsal vahşiye nasıl dönüştüğünü anlamak için, Doğu Türkistan’lı Müslüman Uygurların yaşadığı zulme bakarak anlayabiliriz.

İsa Yusuf beyi tanıdıktan sonra, Türkoloji bölümünde, lisans eğitimimde okuduğum Doğu Türkistan’lı büyük bilgelerin kitaplarındaki zenginliği daha çok fark ettim.

Bugün Çin’in ‘kazanılmış toprak’ anlamında Şincan olarak isimlendirdiği, gerçekte Türkistan’ın doğusu olan bu aziz topraklarda, İslam medeniyet tarihinin en bereketli dönemi yaşanmıştı. Özellikle, Bilge Hükümdar Satuk Buğra Hân’ın döneminde, “Mutluluğa Ulaştıran Bilgi” anlamına gelen Kutadgu Bilig adlı ölümsüz eserin yazarı Yusuf Has Hâcib yaşamıştı. Yine bir medeniyet şehri olan Kaşgar’ın, 11. Yüzyıldaki büyük leksikografı Kaşgarlı Mahmud, bugün hâlâ, kullanışlı bir kaynak niteliğinde olan ölümsüz eseri Divanu Lügati’t-Türk’ü burada yazmıştı.(1.Bölümün Sonu)

KAYNAK :  http://www.kanalahaber.com/yazar/sadik-yalsizucanlar/islam-medeniyetinin-kalbi-dogu-turkistan-27518/

Etiketler: » » » » » » » » »
Share
1254 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ