logo

trugen jacn

DOĞU TÜRKİSTAN İÇİN İNSANLIK ALEMİNE ÇAĞRI!

“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim Suresi, 42. Ayet-i Kerime)
DOĞU TÜRKİSTAN İÇİN İNSANLIK ÇAĞRISI!

Av.Alev SEZEN ( M.A.Adli Bilimler Uzmanı)

Doğu Türkistan, Müslüman Türk kardeşlerimizin diyarı ve yine birçok kardeşimizin yaşadığı zulmün kol gezdiği mahzun memleket…
Cumhurbaşkanlığı forsumuzda yer alan Türk devletlerden biri olup ümmet birliğimizin yanında milliyet olarak da birliğimiz vardır. Ay yıldızın yer aldığı bayraklarımız da kardeştir… Bizim bayrağımız rengini şehitlerimizin kanlarından, onların bayrağı (Gök Bayrak) rengini özgürlüğün simgesi olan gökyüzünden almıştır.


Doğu Türkistan’ın yüzölçümü 1.828.418 km2 yani nerede ise Türkiye’nin 2,5 katı büyüklüğünde. Nüfusu ise 35 milyon yani yüz ölçümüyle ters orantılı bir şekilde nüfus olarak biz onların nerede ise 2,5 katıyız. Maalesef Doğu Türkistan’ın nüfusu ile ilgili net ve doğru bir bilgiye ulaşamıyoruz. Çünkü Çin burada yaklaşık 260 senedir soykırım yapıyor ve halen de devam ediyor.
Nüfus bilgileriyle ilgili bir araştırma yaptığınızda karşınızda genelde 35 milyon olmakla birlikte çok farklı rakamlar çıkıyor. 40 milyon, 40 milyondan fazla gibi. Ancak işgalci Çin’in resmi nüfus verilerine baktığımızda Doğu Türkistan’daki Müslüman Türk nüfusunun devamlı bir şekilde az gösterildiğini görmekteyiz. Birincisi, bilinçli olarak oran katbekat fazla bir şekilde azaltılıyor; ikicisi, soykırım sebebi ile nüfusta zaten önemli bir azalma var. Verilere bakacak olursak;
1944: 15-20 milyon Müslüman Türk
1949: %75 Uygur, %11 Kazak, %5 diğer Müslüman Türk boyları
1993: Çin resmi kaynaklarına göre %47 Uygur
2010: Çin resmi kaynaklarına göre 21.82 milyon
Bugün: Çin’in iddiası 12 milyon
Doğu Türkistan’daki Müslüman Türklerin sayısı göç politikaları, doğum politikaları, soykırım ve cinayetler sebebi ile bilinçli bir şekilde azaltılıyor. Bu sebeple net ve doğru bilgiye ulaşmak da mümkün olmuyor.
Müslüman Türkler için 2 çocuk sahibi olmak yasak. Şu an bilinen kısırlaştırma oranı %22. İkinci çocuk zorla kürtajla alınıyor ve kürtaj yapılırken kısırlaştırılıyor. Kısırlaştırma demek bu oranda (en az %22 oranında) nüfusun azalacak olması demektir.
Doğum sayısına getirilen sınırlama sebebi ile fazla çocuk yaptıklarında bu çocuklara kimlik çıkartamıyorlar. Kimliksiz nüfusa “Kara Nüfus” deniliyor. Çin bu çocukları bile sömürüyor ailelerin ellerinden alıp işçi köleler olarak kullanıyor.
Çin ayrıca Doğu Türkistan’a Müslüman olmayan Çinlileri yerleştirilip sayılarını her geçen gün arttırıyor. Yerleştirilen Çinlilere teşvikler veriliyor, ev sağlanıyor iş imkânı sağlanıyor. (Benzer İsrail; 1917 Balfour Deklarasyonu ile Filistin toprakları üzerinde Yahudilere ait bir devletin kurulmasına izin verildi Filistin’e Yahudi göçü hız kazandı ve halen de bu göçler yeni yerleşim birimleri kurularak artırılıyor.)
Doğu Türkistan’da 1945 sonrası Çinli nüfus %2,5 iken bugün resmi Çin kaynaklarına göre %44, gerçek rakamın ise %50’nin üzerinde olduğu söylenmekte.
Çin, Doğu Türkistan’da Çin yerleşim bölgeleri kuruyor ve vatanın asıl sahibi olan Müslüman Türklere hükümranlık yapıyor. Bu şekilde nüfus yapısını değiştiriyor. Çinliler verimli bölgelere yerleştiriliyor, bütün hizmet onların yaşadığı bölgelere götürülüyor ve fabrikalar bu bölgelerde açılıyor. (Benzer İsrail)
Çin 1644 tarihinden itibaren Doğu Türkistan’da zulümlere başladı. Birinci Çin istilası 1759’da, ikinci istila ise 1876’da gerçekleşti. 1884’de ismi “Xinjiang” ” (Kazanılmış Toprak / Yeni Müstemleke / Yeni Bölge / Yeni Hudut) olarak değiştirilmişti. İşgalci Çin Doğu Türkistan’ı 1949’da tekrar işgal ettiğinde adını yine “Xingjang” olarak değiştirdi. 1 Ekim 1955’de ise bölgenin adını “Xingjang Uygur Özerk Bölgesi” olarak değiştirdi. (Benzer İsrail; 14 Mayıs 1948’de de İsrail kuruldu.)
Çin işgal ettiği her dönemde tarihi İpek Yolunun en önemli geçiş noktalarından olan, gerek madenleri gerekse tarımsal alanlarıyla çok zengin olan Doğu Türkistan’ı her yönüyle sömürmüştür. Çin’de çıkarılan 148 madenin 118’i Doğu Türkistan’da yer alıyor. Bu da Çin’in toplam maden ocaklarının %85’ini oluşturuyor. Bunların arasında kalitesi ve yüksek kalori değeri ile ünlü olan kömürün ayrı bir yeri bulunuyor. Çin’in toplam kömür rezervinin yarısını oluşturan Doğu Türkistan kömür madenlerinin rezervi 2 trilyon ton olarak hesaplanıyor.
Doğu Türkistan, petrol, doğal gaz, uranyum, kömür, altın, gümüş ve bakır madenlerinin zenginliği ile dikkat çekiyor ve bu yönü ile Çin’in en önemli hammadde kaynaklarından birini oluşturuyor. Petrol zenginliğinden dolayı “Umut Denizi” olarak adlandırılan Tarım Havzası’nın 10 milyar tonun üzerinde petrol kapasitesi olduğu tahmin ediliyor. Bölgede araştırmalar yapan uzmanlar, Doğu Türkistan topraklarında 300 milyon ton petrol ve 220 milyar metre küp doğal gaz kapasitesi olan 13 yatak olduğunu ifade ediyorlar.
Tüm bu madenlerin yanı sıra bölgenin Çin için taşıdığı önemin bir diğer nedeni Doğu Türkistan’ın Çin’in en büyük pamuk üretim merkezlerinden biri olması. Pamuk üretimi Çin tekstilinin hammaddesini oluşturuyor.
Doğu Türkistan bizim için niye önemli dersek… Doğu Türkistan Türk dilinin ilk lügatı “Divanu Lugati’t Türk”ün yazarı Kaşgarlı Mahmud’un; insanlara ve devlet yöneticilerine kılavuz ve nasihat niteliği taşıyan Türk devlet teşkilatı, Türk dili, Türk tarihi, Türklerin dünyayı algılayışı, yaşayışı, gelenek ve görenekleri ile ilgili bize çok önemli bilgiler veren “Kutadgu Bilig”in yazarı Yusuf Has Hacip’in; “Atabet’ül Hakayık” adlı dev eserin sahibi Ahmed Yüknekî’nin; tarihe mal olmuş halen dünya bilimine ve ilmine yön veren âlimlerin Uluğ Bey’in. İbni Sina’nın, Farabi’nin, İmam Buhârî’nin, Tirmizî’nin, Bîrunî’nin diyarı. Kısacası Doğu Türkistan “el” değil bizim diyarımız.
Doğu Türkistan deyince her Müslümanın içi sızlar. Sızlarken de son dönemlerin büyük mücahitlerinden Osman Batur da akıllarına gelir. 1940 yılında zalim Çin’in zulmü dayanılmaz bir hal aldığında mücadelesi başladı. Bu heybetli, yüzlerce düşman askerine karşı tek başına mücadele etmiş büyük mücahit türlü işkencelerden, kulaklarının ve kollarının kesilmesinden sonra kurşunlanarak 1951’de hunharca şehit edildi. Ailesi de şehitlik mertebesine ulaştı. Çocukları eşinin önünde acımasızca öldürüldü ve yavrularının hunharca (2 çocuğu doğranarak, 2 çocuğu diri diri derin kuyuya atılarak) gözü önünde katledilmesi sonucu akli melekelerini yitiren eşi kendisini nehre atarak öldü. Osman Batur “Ben ölebilirim ama dünya durdukça benim milletim mücadeleye devam edecek” demiş ve dediği gibi 1884’den bu yana Müslüman Türkler zalim Çin’e karşı 400’den fazla ayaklanma tertip etmişlerdir.
Çin Halk Cumhuriyetinin kuruluşundan (1 Ekim 1949) bu yana 35 milyon Doğu Türkistanlı Müslüman katledildi. Şu anki Çin devlet politikası da Müslüman Türklere karşı soykırım ve asimile üzerine kuruludur. Özellikle 11 Eylül’ü de kullanarak ABD’nin terör adı altında İslam’a karşı açtığı savaşı Çin kendi lehine kullanmış Müslüman Türklerin üzerinde daha büyük baskılar uygulamış her geçen gün cinayetlerine yenileri eklemiştir. Çin Müslüman Türkleri dünyaya terörist olarak göstermek istemekte bu konuda mizansenler dahi hazırlamaktadır. Film çekme yalanıyla Müslüman gençlere silah verip çektiği videoları, Uygurlu teröristler diye dünyaya duyurmuş sonrasında ise sahte olduğu ortaya çıkmıştır. “Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, “Biz ancak ıslah edicileriz” derler.” (Bakara Suresi, 11. Ayet-i Kerime)
Dünyadan maalesef insanlık suçu olan bu zulümlere karşı ses çıkmamaktadır. Müslüman dünya ve Türk dünyası üç maymunu oynamaktadır. Öyle ki son zamanlardaki en belirgin ses Almanya’dan çıkmıştır. Parlamentolarında Doğu Türkistan’ı görüşmüş ve Çin’e bu zulümlerine son vermesi yönünde çağrıda bulunmuşlardır. Kısa bir süre önce Kuveyt milletvekilleri de Doğu Türkistan’a destek vererek konuyu Meclislerine taşıdılar.
Bu cılız tepkiler Çin’i etkilemiyor ve zulmünden geri kalmıyor. Zaman zaman Müslümanlara ne kadar iyi davrandıklarını dünya kamuoyuna göstermek adına dünyaya Çinli Müslüman kardeşlerimizi gösteriyorlar. Aslında önce Uygurlar sonra diğer Müslüman Türkler sonra da Çinli Müslümanlar sırayla hedeflerinde. Nüfus olarak en kalabalık olanlar Uygurlar olduğu için soykırım ve zulme önce onlardan başladılar. Asıl İslam’a düşmanlar.
Uluslararası camiadan bu gibi tepkiler geldiğinde Müslüman ülkeleri işgal etme politikası güden diğer tüm devletlerde olduğu gibi hak-hukuk kılıfına büründürülmüş aynı uygulama ve söylemleri görüyoruz. (Benzer İsrail) Durum bu kadar aşikârken Müslüman ülkeler günü kurtarma peşinde ve adeta sıranın kendisine gelmesini bekliyorlar.
Çin ayrıca tarihi İpek Yolu’nu “Bir Kuşak Bir Yol” projesi ile canlandırmak ve bu projede tarihte İpek Yolu’nun önemli noktası Doğu Türkistan’ı devre dışı bırakmak etkisizleştirmek istiyor.
Bu projenin en önemli ayaklarından biri tabii ki tarihten gelen rolü ile Türkiye. İpek Yolu’nun bir ucuna Çin derseniz bir ucuna da Türkiye demeniz gerekir. Ancak ne yazık ki Türkiye’den Doğu Türkistan ile ilgili beklediğimiz çıkışı göremiyoruz. Üstelik Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin’e 2002’de devlet nişanımız verildi. Son zamanlarda Doğu Türkistan ile ilgili yapılan yürüyüşler, protestolar engelleniyor.
Ana haber bültenlerinde bile internette dolaşan sevimli kedi, köpek, bebek videoları yer buluyorken Doğu Türkistan’a hiçbir şekilde yer verilmiyor.
Eskiden zulümlere karşı yapılan telin mitingleriyle (İsrail’i telin mitingleri gibi) zalimlerin kalplerine korku saçılır, meydanlardaki insanların gözlerinden ve kalplerinden çıkan ateş zalimlerin yurduna kor olur düşerdi. Şimdi de Doğu Türkistan için Çin’i telin mitingleri yapılmalıdır. Ancak yapılan mitingler parti görevi addedilerek, her hangi bir partiyi güçlü göstermek için değil ümmeti güçlü göstermek için, Müslüman kardeşliğini, birliğini ve beraberliğini göstermek için yapılmalıdır.
Medyanın, toplantıların, konuşmaların, sohbetlerin, yazışmaların bir yerinde hep Doğu Türkistan olmalıdır. Sosyal medya kullanıcıları her daim bu zulmü gündemde tutmalıdır.
Çin ekonomiye dayalı bir devlet ve her sömürgen devlet gibi o da ekonomik savaştan anlar. Bütün Müslüman ve Türk dünyası bir araya gelerek ekonomik olarak Çin’e karşı bir savaş başlatmalı Çin’e karşı bağımlılığı azaltacak iş birliği içerisinde projeler geliştirip uygulamaya konmalıdır. Politik baskılar uygulanmalı, uluslararası kurum ve kuruluşlarda Çin aleyhine girişimlerde bulunulmalıdır. Doğu Türkistanlıların her türlü sığınma talebi kabul edilmeli kesinlikle Çin’e iade edilmemelidir.
Maalesef makam uğruna susan “aman düzenimiz bozulmasın” diyenler yüzünden dünyanın düzeni bozuluyor. Belki de bu yüzden en başa Türklerin bilinen ilk yazılı eserine tekrar bir göz atmak düşmanca tutumu hiç değişmeyen Çin hakkında ilk nasihatlerimizi yaklaşık 1300 sene önceki atalarımızdan almamız gerekiyor.
Orhun (Göktürk) Kitabeleri’nde Çinliler ile ilgili birçok söyleme rastlıyoruz. Çinlilerin nasıl bir düşman, hilekâr ve sahtekâr olduklarını anlatır. Çinlilerin Türklerden Türk adetlerini bırakarak Çin adetlerini benimsemeleri ve Çinliler gibi giyinmelerini istediklerini belirtir.
“Altını, gümüşü, ipeği ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin!”
“Çin milleti hilekar ve sahtekar olduğu için, aldatıcı olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirdiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedi vermiş. Çin milletine beylik erkek evladı kul oldu, hanımlık kız evladı cariye oldu. Türk beyler Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutup, Çin kağanına itaat etmiş. Elli yıl işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli kağana kadar ordu sevk edi vermiş. Batıda Demir Kapıya kadar ordu sevk edi vermiş. Çin kağanına ilini, töresini, alı vermiş. Türk halk kitlesi şöyle demiş: İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, kağanım hani, ne kağana işi gücü veriyorum der imiş. Öyle diyip Çin kağanına düşman olmuş. Bunca işi gücü verdiğini düşünmeden Türk milletin öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş.” diye yazar.
Nasihate Orhun Kitabelerinden başladık, hiç unutmamak adına Doğu Türkistanlı Müslüman kardeşlerimizin uğradığı zulümlerin bir kısmını dile getirerek bitirmek gerekiyor belki de. Bunlarla sınırlı olmamakla birlikte belirtilenler zulümler ile ilgili baskının oranı, şiddeti ve kapsamı her geçen gün zalim Çin tarafından genişletiliyor. Ayrıca burada literatüre bile girmiş “Çin işkenceleri” hariç toplumun geneline şamil bir kısım uygulamaları dile getireceğiz.
* Türklerin varlığı inkâr ediliyor.
* Etnik ve kültürel soykırım yapılıyor.
* Her şey hukuksuz.
* Doğu Türkistan’da yaşayan kardeş Müslüman Türk halkları (Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek) arasına fitne sokup birbirlerine düşürmeye çalışıyorlar.
* 1 milyonu aşkın Müslüman Türk eğitim kampı adı altında toplama kamplarında tutuklu. Bu sayı farklı kaynaklara göre değişiyor, en düşüğü 1 milyonu aşkın diyor. 2 milyon, 5 milyon diyen kaynaklar olduğu gibi BM 1,5 milyon olduğunu ifade ediyor. Kamplarda kötü şartlarda altında hayatlarını kaybedenler, akli melekelerini yitirenler, sakat kalanlar, organları alınanlar var. Kamplardaki kardeşlerimizin çocukları da yetimhanelere alınıp asimile ediliyorlar. Kamplarda Çin cumhurbaşkanına bağlılık yemini etme “Allah ve Peygamberi inkâr belgesi” imzalatmaya çalışılıyor.
* Kültürel kimliği yok etmek için ileri gelenler, âlimler, aydınlar, sanatçılar, profesörler, yazarlar, akademisyenler, yazarlar gözaltına alınıyor ve akıbetleri bilinmiyor.
* Akıbeti meçhul kayıp olan birçok kişi var.
* DNA’ları toplanıyor.
* İkinci çocuğu doğurmak yasak. Doğan ikinci çocuk fark edildiği zaman aileye çok büyük para cezaları kesiliyor. Zorla kısırlaştırma, zorla kürtaj ve doğum kontrolü yapılıyor soykırımın bir başka yolu olan bu işlemler için hiçbir izin alınmıyor.
* “Kardeş Aile” projesi adı altında 15 gün komünist parti üyesi Çinli erkekler Müslümanların evine yerleştiriliyor. Kocaları hapiste olan kadınların yanına dahi yerleştiriliyorlar.
* Dünyadan izole ediliyor ve irtibat kurmalarına izin verilmiyor. Dünyayla iletişimleri kesilmiş durumda internet kullanımı yasak, telefon kullanımı çok kısıtlı ve telefonlar dinleniyor. Kendi gazete ve televizyon yayınları engellendi. Uluslararası medya oraya girip yayın yapamıyor.
* Yabancılarla konuşamıyorlar.
* Ülke dışına çıkmaları suç olarak sayılıyor.
* Kameralarla izleniyorlar, mahalleler arası kontrollü geçiş noktaları, barikatlar var, araç ve kişiler güvenlik taramalarından geçiriliyor.
* Çin namaz ibadeti için ezan, tekbir, teşbih ve dualarda nelerin söyleneceği ve talep edileceği yolunda “Namaz İbadetinde Geçen 7 Hususun Birleştirilmesi” genelgesi yayınladı.
* Sadece Uygur Türklerine karşı icra edilmek üzere 1 Nisan 2017 tarihinde “Aşırı Diniciler ve Terörcülerle Savaş” adı altında resmi Çin devlet terör yasası kabul edildi ve hemen uygulanmaya başlandı.
* Devlet memurları, işçiler, öğretmenler, öğrenciler ve tüm devlet memuru emeklilerinin oruç tutmaları yasak. Ramazanda öğle saatlerinde yemek salonlarında toplayarak zorla su içirerek ve yemek yedirerek oruçları bozduruluyor, maaşları kesiliyor ısrar ederlerse hapis cezası alıyor ve işten kovuluyorlar. Evler zorla kontrol edilerek oruç tutma ve sahur yemeği yemeleri engelleniyor. Ramazan dolayısıyla kapatılan lokanta ve restoranların çalışma ruhsatı iptal edilerek kapatılıyor. İşletmeci ve sahipleri mali ve fiziki cezalara çarptırılıyor.
* Devlet çalışanları ve gençlerin namazlara katılıp katılmadığı kontrol ediliyor.
* Çocuklarına İslam dinini öğretmek için kurslara veren veliler ve eğitimi veren din adamları tutuklanarak uzun süreli hapis cezaları veriliyor.
* İslami içerikli 20 ismi yeni doğan çocuklara vermeyi yasaklayan genelge yayınlandı. Dini içerikli isimleri olanlardan isim değiştirmeleri istendi. İsim değiştirme kampanyası başlatıldı.
* Camileri kapatıyorlar.
* Evlerdeki Kur’an-ı Kerimler ve seccadeler toplanıyor.
* Müslüman Türklerin milli ve dini bayramlarını kutlamalarını yasaklarken Çinlilerin bayramının kutlanmasını zorunlu kılıyorlar. Çinlilere ait her türlü seremoniyi gerçekleştirmeye zorlanıyorlar.
* Yemeğe besmele ile başlamak, kadınların başlarını örtmesi, evde yabancı bir erkeğin bulunmasından rahatsız olmak, içki içmemek gibi Müslümanlara ait dini kurallar Çin değerlerine muhalefet olarak kabul ediliyor ve buna karşı çıkanlar kamplara gönderiliyorlar.
* Din, dil, örf ve adetlerini yok etmeye çalışıyorlar.
* Başörtülülere saldırıyorlar. Başörtü takanların, sakallı erkeklerin, kıyafetinde hilal ve yıldız olanların toplu taşımadan faydalanmaları yasak.
* Gıda maddelerinde helal ibaresi yasaklandı.
* Helal yiyecekler, geleneksel kıyafetler yasak.
* Genç kızlar zorla Müslüman olmayan Çinli erkeklerle evlendiriliyor.
* Eğitimlerine, siyasete atılmalarına engel oluyorlar, üniversiteyi bitirmiş eğitimli gençlerin atıl halde kalmalarını sağlıyorlar. Yoksul ve cahil kalmaları için her şey yapılıyor.
* Uygur dilinin eğitim alanında tamamen yasaklanması amacıyla yönetmelik yayınlandı. Eğitimde Uygurca kaldırıldı, Çince yapılıyor.
* Kitapları yakıyorlar.
* Tarihi binaları yıkıyorlar.
* Uygur Türkleri Çin’deki başka bölgelere göçe zorlanıyorlar.
* Polis korumasındaki Çinli göçmenler de Müslüman Türklere saldırıyor. (Benzer İsrail)
* Çinli ajanlar her yerde, hatta bazen polisin durdurduğu sivil kişiler bile polis çıkabiliyor.
* Çin’in en büyük nükleer merkezi ve deneme alanı Doğu Türkistan’ın Taklamakan Çölü’ndeki Lop-Nor Gölü civarında bulunuyor. Ayrıca “Nükleer Füze Üssü”nü de bu bölgede tutan Çin, son 50 yıllık süre zarfında hiçbir koruyucu tedbir almadan bir kısmı yeraltında olmak üzere Uygur topraklarında 50’nin üzerinde nükleer deneme gerçekleştirdi. Çin’in bir nükleer denemesi sonrasında yapılan araştırma, tarihi kent Kaşgar’da 5 bin kadar gencin, hemen hemen aynı zamanlarda kör veya felç olduğunu ortaya çıkardı. Söz konusu patlamada kullanılan nükleer bomba Hiroşima’ya atılan bombadan 6 ila 8 kat daha şiddetli. Nükleer denemeler sonrası meydana gelen ağır tahribatta Uygur halkı çeşitli hastalıklara yakalandı, çocuklar sakat doğdu ve birçok bebek ve anne doğum esnasında hayatını kaybetti. Doğu Türkistan’ın verimli topraklarında yetiştirilen sebze ve meyve çeşitlerinde azalmalar ve radyoaktif etkiler görüldü. Batı ülkelerinin Çin’den ithal ettikleri Doğu Türkistan menşeli kuru yemişlerde radyasyon tespit etmeleri üzerine Doğu Türkistan kaynaklı ürünlerin ithalini yasakladılar. Uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarına göre atom ve termo-nükleer bombaların kullanımı sonucunda yaklaşık 210 bin kişi hayatını kaybetti. Resmi kaynaklardan derlenen verilerde, nükleer denemelerin etkisiyle sarılık, deri kanseri gibi hastalıklara yakalanan 122 bin kişinin %54’ünün öldüğü resmen açıklandı. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göreyse 1975-1985 yılları arasında lösemi vak’alarının oranı %7 arttı ve nüfusun %10’u kanserle savaşmak zorunda kaldı.
* Çin’in baskısıyla Doğu Türkistanlı Müslüman Türkler gittikleri ülkelerde de baskı görüyor, hapse atılıyor, öldürülecekleri bilindiği halde Çin’e iade ediliyorlar.

Kaynak : https://www.adanahaber.net/dogu-turkistan-icin-insanlik-cagrisi-2-makale,1826.html

Share
1733 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ