logo

trugen jacn

ÇİN’İN,UYGUR ÇOCUKLARINI ETNİK ÇİNLİYE DÖNÜŞTÜRME PROJESİ BİR DEVLET POLİTİKASIDIR !

Asiye UYGUR(  Siyasi Analizci ve  Uygur İnsan Hakları Aktivsti-Hollanda)

          Pekin, Uygur Çocuklarını  Çinliye Dönüştürmeyi Nasıl Bir Devlet Projesine Dönüştürdü?

 Çin Yönetiminin  son çıkardığı Etnik Birlik ve Gelişmeyi Teşvik  Yasası ve daha önceki tarihlerde çıkardığı ve uygulamaya koyduğu asimilasyon politikalarına ait  resmi belgeler,  Uygur çocuklarına   zorla Çince öğrenmeyi okul öncesi  eğitiminden ve yatılı okullardan  itibaren başlatması ve diğer uygulamaları aslında onların  merkezi Çin’deki  Çince  derslere, mesleki eğitime ve işgücü transferine kadar uzanan ve Uygur çocuklarının  birer etnik Çinliye  dönüştürülmesine yönelik ve ber birlerini  tamamlayan   bir soykırım bir politikalar  zincirini ortaya koymaktadır.

 

Çin propaganda görseli, Sincan'da (Doğu Türkistan) bir okul. Weibo'dan.

Yedi yaşındaki Güliser  Cuma , babasıyla birlikte  Kaşgar’ın batısında yer alan Pamir dağlarının eteklerinde yer alan  köyünden  Aktu(Aktağ) ilçesine  adar yaptıkları ve 10 saattan fazla süren yayan yolculuğundan sonra kente ulaştı.  Onun Aktu’ya gelme nedeni  ise kendi  Köyündeki  okuldan ilçe merkezindeki modern yatılı Okulda öğrenimine devam ettirmekti.  Onu,
İlçe Merkezindeki   modern  bir kaç katlı binalar ağaçlar ve yeşillikler  onu hayrete düşürdü.  Çin rejimine bağlı eğitim yetkilileri  tarafından  2019’da yayınlanan bir raporda,  Baba kız’ın bu uzun yolculuğunun  kişisel bir dönüşümün başlangıcı olarak nitelendirildi ve ayrıca bu  raporda bu dönüşümün  amacı ve gerekliliğini de ayrıntılı olarak  yer alıyordu 

 Uygurlar ile Kıngiz Türklerinin birlikte yaşadığı  Aktu ilçesinde  2014 yılından itibaren  dört uzak dağ kasabasına dağılmış 63 eğitim merkezini  kapattı ve öğrencileri de Aktu merkezinde inşa edilen bu modern yatılı okula yerleştirdiler. Raporun yayınlandığı 2019 yılında   Aktu’ya bağlı da köylerinde yaşayan ve  çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan ailelerden 3.181 çocuk bu merkezi okulda yatılı olarak eğitime başlatıldı.   

Çin rejimi  bu politikalarını eğitim eşitliği, yoksulluğun azaltılması ve modernleşme olarak tanımlıyor. Ancak,  konu yayınladıkları kendi resmi  belgeleri birlikte  incelendiğinde  basit gibi görünen bu  uygulamaların  çok daha büyük bir projenin ayrıntıları olduğunu ortaya koyuyor.  Uygur çocukları Okul öncesi dil eğitiminden yatılı okullara, Merkezi Çin’deki  Çin dili ile  eğitim veren Okullara, meslek eğitimine ve Uygur gençlerinin merkezi Çin’e  işgücü  olarak transferine kadar bir birlerini tamamlayan bir proje olduğunu ortaya koyuyor. Bu uygulama  sadece çocuklara bir şeyler öğretmekle kalmıyor, aynı zamanda onların aile, dil, toplum ve gelecekteki iş hayatıyla ilişkilerini yeniden düzenlemeyi de amaçlıyordu.

Bu uygulama, 2017’den sonra  Uygurlara yönelik yoğunlaşan kitlesel baskıyla birlikte aniden ortaya çıkmadı. Yıllar boyunca, Çin’in asimilasyon  politikası belgelerinde, uygulama planlarında ve devlet medyasının kutlama niteliğindeki haberlerinde  de yer alıyordu.  

Kağıt üzerindeki haklar, politikada farklı bir yönelim.

Çin’in resmi açıklaması özerklik kavramıyla başlıyor. Devlet Konseyi’nin bölgesel etnik özerklik üzerine hazırladığı beyaz kitapta , özerk bölgelerin yerel dilleri kullanma ve geliştirme, eğitimi yönetme, kültürel ve dini  değerleri koruma hakkına sahip olduğu belirtiliyor. Ancak aynı resmi belge(beyaz Kitap), özerkliği merkezi devletin birleşik liderliği altında faaliyet gösterme olarak tanımlıyor. Yerel düzenlemeler ve ulusal politikadan sapmalar, daha üst makamların onayına tabi olmaya devam ediyor.

Uygur bölgesinin kalkınması ve ilerlemesine ilişkin resmi bir beyaz kitap,  daha da ileri giderek,  azınlıklar kendi yazılı dillerine sahip kişilerin bu dillerde eğitim aldıkları ve ders kitaplarının ve üniversite giriş sınavlarının Uygurca ve diğer birkaç dilde mevcut olduğu iddia edildi.

Ancak bu resmi belge  makale, Çince bilgisini siyasi ve kalkınma sorunu olarak da tanımlıyor. Uygur Özerk Bölgesinde  resmi olarak “etnik azınlık” olarak sınıflandırılan 10 milyondan fazla insanın yaklaşık yüzde 70’inin Çinceyi öğrenmediğini veya hiç anlamadığını belirtti. Bunu hem etkilenen halklar hem de bölgenin kalkınması için zararlı olarak  tanımladı  ve ardından  2004’ten itibaren yaygınlaşan sözde iki (Çift)dilli eğitimi övdü.

Çin yönetiminin Anadil haklarının resmen tanınmasının yanı sıra, yerli dillerin devam eden egemenliğini bir engel olarak gören bir politikanın benimsenmesi, bir sonraki aşamanın temelini oluşturdu.

“Uzun vadeli istikrar” için eğitim

Bölgesel hükümetin 2010-2020 eğitim planı , eğitimin siyasi rolünü açıkça ortaya koydu. Plan, eğitimin bölgeyi istikrara kavuşturmanın ve geliştirmenin, halkı zenginleştirmenin, sınırı sağlamlaştırmanın ve “uzun vadeli barış ve istikrarı” sağlamanın temeli olduğunu belirtti.

Plan, ölçülebilir dil hedefleri belirledi. 2012 yılına kadar, hükümetin etnik azınlık olarak sınıflandırdığı okul öncesi çağındaki çocukların %85’inden fazlasının iki yıl çift dilli okul öncesi eğitim alması hedefleniyordu. 2015 yılına kadar, bu topluluklardaki ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin yaklaşık %75’inin çift dilli eğitim alması; 2020 yılına kadar ise bu oranın %90’a ulaşması öngörülüyordu. Lise mezunlarının ise ulusal ortak dil olan Mandarin Çincesinde yeterli düzeyde yetkin olmaları bekleniyordu.

Plan, yerel dil öğretimine saygı gösterilmesi gerektiğini resmen belirtiyordu. Ancak operasyonel yönü, Mandarin dilini ilerlemenin merkezine yerleştiriyordu. İki dilli anaokuluna giden çocuklar, ilkokulun ilk yılından itibaren iki dilli eğitime devam edecekti. Daha fazla ders ve öğretim saati Mandarin dilinde verilecekti. Dil ve edebiyat bölümlerinin yanı sıra, üniversitelerin Mandarin dilinde mesleki dersler vermesi teşvik edilirken, meslek lisesi öğrencileri hazırlık yılı olmadan doğrudan Mandarin dilinde eğitime geçecekti.

Uygur çocukları için bir okulun başka bir propaganda görüntüsü. Weibo'dan.
Uygur çocukları için bir okulun başka bir propaganda görüntüsü.  

Dil politikası de elbette, siyasi eğitimden ayrı düşünülemezdi. Plan, Parti’nin okullar üzerindeki liderliğini sürdürmesini ve etnik politika doktrinlerinin ders kitaplarına, sınıflara ve zihinlere girmesini gerektiriyordu. “Ayrılmaz Üç İlke”, Çinli çoğunluk ve resmi olarak azınlık olarak sınıflandırılan halkların birbirinden ayrılamayacağını öğretiyordu. “Dört Kimlik”, anavatanla, Çin ulusuyla, Çin kültürüyle ve Çin özelliklerine sahip sosyalist yolla özdeşleşmeyi gerektiriyordu. Marksist “Beş Görüş”, devlet, milliyet, din, tarih ve kültürü anlamak için Parti tarafından onaylanmış çerçeveyi sağlıyordu.

Plan ayrıca ateist eğitimi ve devlet, hukuk ve Çin ulusal bilincinin geliştirilmesini de öngörüyordu. Bu bağlamda, ateist eğitim sadece laik bir müfredat anlamına gelmiyordu. Çocukların din anlayışını, Parti-devlet tarafından tanımlanan ve denetlenen ideolojik bir programın içine yerleştiriyordu.

Ayrı bir uygulama belgesi, bunun sadece eğitim söylemi olmadığını gösteriyor. Partinin örgütlenme ve propaganda birimleri, eğitim yetkilileri, Birleşik Cephe , dini ve etnik işler kurumları, kamu güvenliği organları, ordu, yayıncılar ve Komünist Gençlik Birliği sorumlulukları paylaştı. Okullaşma olarak sunulan bir politika, tüm hükümeti kapsayan bir proje olarak inşa edildi.

Çocukları dilsel ortamlarından uzaklaştırmak

Eğitim planı, tarım ve hayvancılık bölgelerinde yoğunlaştırılmış yatılı okullar kurulmasını, okulların birleştirilmesini, karma sınıfların oluşturulmasını ve hem bölgesel hem de anakara yatılı programlarının genişletilmesini öngörüyordu. 2014 yılına kadar anakara lise sınıflarına yılda 10.000 öğrenci ve bölge içindeki ortaöğretim sınıflarına da 10.000 öğrenci kaydetmeyi hedefliyordu. Ayrıca anakara meslek eğitim sınıfları başlatıldı ve Uygurların nüfusun büyük bir bölümünü oluşturduğu dört güney bölgesinden öğrenci alımı genişletildi.

ÇKP’nin resmi yayın organı Çin Günlüğü(China Daily) gazetesinde   2016’de yayınlanan bir yazı , alışılmadık derecede çarpıcı rakamlar sunuyor. 2015 yılı itibarıyla, anakaradaki lise sınıflarına 80.200 öğrenci kabul edilmiş ve yıllık kayıt sayısı 9.880’e ulaşmıştı. Yaklaşık 34.000 öğrenci, 45 şehirdeki 93 okulda eğitim görüyordu. Bölgesel yatılı ortaöğretim programına ise 71.800’den fazla ilkokul mezunu kabul edilmiş; bunlardan 29.200’ü 16 şehirdeki 30 okulda eğitim görüyordu.

Makale, bu programları etnik birlik, sosyal istikrar ve uzun vadeli güvenlik araçları olarak çerçeveledi. Öğrencilerin sosyalist sistemin “güvenilir halefleri” olmaları ve eve döndükten sonra topluluklarını Çin devletiyle daha yakından özdeşleşmeye teşvik etmeleri gerekiyordu.

Yönetim detayları önemlidir. Bölgesel ilkokul sınıfları ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılıkla geçinen köylerden, yoksul ilçelerden ve sınır bölgelerinden çocukları alıyor ve kapalı, tam zamanlı yatılı yönetim altında faaliyet gösteriyordu. Urumçi’deki bir okulda, güney bölgelerinden yaklaşık 1900 öğrenci yılda 330 gün yatılı olarak kalıyordu. Okul sadece resmi dersleri değil, aynı zamanda Pazar etkinliklerini, festivalleri, günlük alışkanlıkları, siyasi eğitimi ve dil kullanımını da kontrol ediyordu.

Makalede yer alan anakara okullarından örnekler de benzer şekilde sıkı bir şekilde yönetilen iletişim ve hareket kurallarını anlatıyor. Bir okulda öğrencilerin telefonları haftada sadece bir kez toplanıp iade ediliyordu. Başka bir okulda ise öğrenciler iki haftada bir iki buçuk saatliğine kampüsten ayrılabiliyordu. Bu örnekler her okulun aynı kuralları kullandığını göstermese de, evden ayrı kalmanın kurumun çocuğun tüm sosyal ve dilsel ortamını yönetmesine nasıl olanak sağladığını gösteriyor.

Sincan'da (Doğu Türkistan) bir "meslek okulu". Weibo'dan.
Sincan’da (Doğu Türkistan) bir “meslek okulu” . Weibo’dan.

Sınıf ortamından iş gücü tahsisine

Aynı politika belgeleri, eğitimi işgücü sistemiyle ilişkilendiriyor. Bölgesel eğitim planı, kırsal işgücünün aktarılması için mesleki eğitim merkezlerinin kurulmasını emretti. Okullar ve işletmeler arasında işbirliğini, işe özgü eğitimi ve yeni kırsal işçiler için ücretsiz eğitimi öngördü. Ortaöğretim veya daha yüksek eğitime devam etmeyen öğrencilerin mesleki beceri programlarına dahil edilmesi gerekiyordu.

2016 yılında yayımlanan 13. Ulusal Beş Yıllık Yoksulluğu Azaltma Planı , bu önlemleri daha geniş bir devlet sistemi içine yerleştirdi. Eyaletler arası işgücü işbirliğini, doğu-batı ortak kayıtlarını, Uygur ve Tibet bölgelerinden gelen öğrenciler için anakarada meslek eğitimini, yerli topluluklarda Mandarin eğitimini ve meslek eğitiminden sonra iş bulma konusunda yardımı teşvik etti. Ayrıca işgücü transferini sanayi parklarına, kentleşmeye ve devlet destekli işletmelere bağladı.

Bu ulusal plan sadece Uygur bölgesi için yazılmamıştır ve kendi başına her eğitim veya işe yerleştirmenin gönülsüz olduğunu kanıtlamaz. Ancak kurumsal zinciri ortaya koymaktadır: yoksul haneler devlet veri tabanları aracılığıyla belirlenmiştir; gençler mesleki eğitime yönlendirilmiştir; yerel ve kabul eden hükümetler yerleştirmeleri koordine etmiştir; ve devlet istihdam transferi performansını değerlendirmiştir.

Bu nedenle eğitim, işgücü politikasından ayrı değildi. Devlet koordinasyonlu bir transfer sistemi için dil, disiplin, beceri ve hareketlilik hazırlıyordu.

Pekin’in kendi savunması sürekliliği teyit ediyor.

Eylül 2023’te Birleşmiş Milletler uzmanları , Uygur bölgesinde devlet tarafından işletilen yatılı okulların genişlemesinden duydukları ciddi endişeyi dile getirdiler. Başta Uygur ve diğer yerli çocuklar olmak üzere çocukların ailelerinden ayrıldığı, ana dillerinde çok az veya hiç eğitim almadıkları ve Mandarin diline ve Çin kültürel uygulamalarına asimilasyona zorlandıkları iddialarını öne sürdüler.

Çin iddiaları reddetti. Ancak BM uzmanlarına verdiği resmi yanıt oldukça açıklayıcı. Mevcut yatılı okul sistemini haklı çıkarmak için Pekin, tarım ve hayvancılık bölgelerinde yoğunlaştırılmış yatılı kurumlar öngören 2010-2020 bölgesel eğitim planını örnek gösterdi. Öğrencilerin ve velilerin “yatılı olup olmamayı gönüllü olarak seçtiklerini” ve Uygurca dil eğitiminin ailelerin seçebileceği yerel bir ders olduğunu belirtti. Aynı zamanda, ulusal ortak dilde kapsamlı eğitim tüm okullar için geçerliydi.

Bu yanıt bir inkâr niteliğinde olsa da, politikanın sürekliliğini de teyit ediyor: mevcut sistem, merkezi okullaşma, Mandarin merkezli eğitim ve eğitim otoritesinin ailelerden ve yerel topluluklardan uzaklaştırılmasına dayanan önceki mimariye dayanıyor.

Urumçi'deki okul çocukları. Weibo'dan.
Urumçi’deki okul çocukları.  

Çocukluk, yönetim aracı olarak

Soru şu değil: Yatılı bir okul, okuldan uzakta yaşayan bir çocuk için modern sınıflar, yemekler veya ulaşım imkanı sağlayabilir mi? Pekin defalarca bu maddi faydalara işaret ediyor. Ancak tesisler ve yemekler, kendi belgelerinde ortaya koyduğu temel soruyu yanıtlamıyor: Dil, ikamet, siyasi kimlik, mesleki yönelim ve sosyal istikrar neden aynı sistemin parçaları olarak tasarlandı?

Resmi kayıtlar tutarlı bir ilerlemeyi göstermektedir. Özerklik dil haklarını vaat etti. “İki dilli eğitim” Mandarin dilini hareketliliğin dili haline getirdi. Okulların birleştirilmesi köy alternatiflerini ortadan kaldırdı. Yatılı ve anakara sınıfları çocukları devlet tarafından yönetilen ortamlara yerleştirdi. Siyasi eğitim, benimsemeleri beklenen kimlikleri tanımladı. Mesleki programlar, okul eğitimini işgücü transferi ve sanayi politikasıyla ilişkilendirdi.

Tek başına ele alındığında, her bir önlem teknik bir reform olarak sunulabilir: okul öncesi dil programı, okul birleşmesi, yatılı okul, meslek kursu veya işe yerleştirme. Birlikte ele alındığında ise, yeni neslin nasıl konuştuğunu, ait olduğunu ve çalıştığını yeniden yapılandırmak için tasarlanmış bir yönetim mimarisi oluştururlar.

Çocukluk dönemi “uzun vadeli istikrar” aracı haline getirildiğinde, okul sadece bir öğrenme yeri olmaktan çıkar. Devletin, bir halkın geleceğini –her seferinde bir çocuk üzerinden– yeniden yazmaya çalıştığı bir kurum haline gelir.

Asiye Uygur

Asiye Uygur, Hollanda’da yaşayan bir Uygur yazar ve siyasi yorumcudur. Radio Free Asia’nın Uygur Servisi kapanmadan önce orada siyasi yorumcu olarak çalışmıştır. Şu anda Global Voices, Uygur İnsan Hakları Projesi (UHRP) (konuk yazar olarak) ve Hollandaca yayın organı “De Kanttekening” gibi platformlar aracılığıyla Uygur insan hakları , kültürel baskı, bilgi kontrolü ve Uygurlara yönelik Çin devlet politikaları üzerine İngilizce , Felemenkçe ve Çince dillerinde yorum ve analizler yayınlamaktadır.   

Kaynak : https://bitterwinter.org/how-beijing-turned-uyghur-childhood-into-a-state-project/

Share
6741 Kez Görüntülendi.