“Hayal edin… Bir gün evinize tanımadığınız bir yabancı yerleştiriliyor. Her hareketinizi izliyor, her sözünüzü not ediyor. Mahremiyetiniz, inancınız, özgürlüğünüz kalmıyor. İşte bugün Doğu Türkistan’daki yüz binlerce Uygur ailesi, tam da böyle bir yaşam sürüyor. Çin yönetimi, Müslüman Uygur halkının evlerine “gözlemci” adı altında ajanlar yerleştiriyor.”
İşte burası şairlerinin, ozanlarının, âlimlerinin susturulup zindanlara atıldığı, kadınlarına tecavüz edildiği, çocuklarının, gençlerinin sözde “eğitim” adı altında kamplara kapatıldığı gözyaşı vatanı; Doğu Türkistan!..
Doğu Türkistan Uygur Devleti Türk Milleti’nin kurduğu 1280 yıllık en eski Türk devletidir.
Çin, Uygur kimliğini yeniden yapılandırıyor, kamplarında, hapishanelerde, zindanlarda milyonlarca Uygur tutuluyor. Uygur Türkleri onlarca yıldan beri zulüm altında… “Soylarını kır, köklerini kır, bağlantılarını ve kökenlerini kopar.” Bu ürpertici sözler, adeta Çin’in milli politikası olmuş.

Bu baskının nedeni ne derseniz? Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı baskı ve zulmün temel nedeni halkın Türk ve Müslüman olmasıdır.
Kendi resmi ifadeleri ile o topraklar “Sincan” (Kazanılmış Topraklar) olarak adlandırıldığı, kendi sınırları olan Çin seddinde de anlaşıldığı gibi tarih boyu Doğu Türkistan Türkler ’in ata topraklarıdır. Her türlü zenginliklere sahip bu toprakları kaybetmek elbette istemez. Çin için bölgedeki hâkimiyetini büyük ölçüde kısıtlayan şey halkın Türk ve İslami kimliğidir.
Çin’e bağlı Uygur Özerk bölgesinde son günlerde yaşanan kargaşa ve Uygur Türkleri’ ne uygulanan asimilasyon ve katliamlar bu bölgenin dünyanın ve Türkiye’nin gündemine gelmesine sebep olmuştur. Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip gibi ünlü Türk düşünürlerin doğup büyüdükleri yer olan ve aynı zamanda Türklerin tarihi anavatanı olan bu bölge 1949 yılından beri Çin’in işgali altındadır.
Çin Halk Cumhuriyeti hükümetinin sistematik baskıları ve asimilasyon politikaları ile Doğu Türkistan’da topyekûn bir halk, asimilasyon ve soykırıma uğradı, uğramaya devam ediyor. Milli, dini, siyasi ve kültürel olarak Doğu Türkistan’da Çinli olmayan tüm Türk kökenli milletler, bu baskının kurbanı olmaktadır.
Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri başta olmak üzere diğer Türk halklarından milyonlarca kişi suçsuz yere toplama kamplarına alınmaktadır. Halen bu baskı tüm şiddetiyle devam etmektedir. Tanıkların ifadelerine göre tutuklular, işkenceye uğruyor, sağlıksız şartlarda ellerinde kelepçe, ayaklarında zincirle yaşıyor. Kampta tutulanlara, ne olduğu belirsiz ilaçlar ve iğneler veriliyor. İnsanlar, burada tırnak çekme, kamçı, elektrik gibi işkencelere maruz kalıyor, kadınlar toplu tecavüze uğruyor. Milyonlarca genç, Doğu Türkistan’daki çalışma kamplarında veya Çin’deki fabrikalarda zorunlu köle işçi olarak çalıştırılıyor. Doğu Türkistan’da birçoğu toplama ve çalışma kamplarına gönderildikten sonra geride kalanlar da siyasi propaganda ezberlemeye, kamu hizmeti adıyla ücretsiz çalışmaya zorlanıyorlar.
Kamplarda, kadınlar kısırlaştırılıyor, hamilelere zorla kürtaj yaptırılıyor ve genç kadınlar da Çinlilerle evliliğe mecbur ediliyor. Ailelerinden koparılan 1 milyona yakın çocuk, çocuk toplama kamplarında asimile ediliyor. Çince konuşmaya, Çince yaşamaya, Çinliler gibi beslenmeye zorlanıyorlar. Doğu Türkistan’da milli ve dini kültür mirasları yok ediliyor, Uygur tarihi ve kültürüyle ilgili kitaplar yakılıyor.
Türk-İslam mimarileri ve tarihi şahsiyetlerin türbeleri, heykelleri yok ediliyor. İnanç özgürlüğü hiçe sayılıyor. Camiler yıkılıyor. Kur’anlar yakılıyor. Namaz kılmak, oruç tutmak kampa alınma nedeni olarak gösteriliyor. Türkiye başta olmak üzere yurtdışı ülkelerinde okumuş, seyahat etmiş olmak ya da sadece bunları yapan birinin akrabası olmak bile toplama kampına alınma veya hapse atılma nedeni olabiliyor. Yukarı da söylediğim gibi “Kardeş aile” projesi adı altında her aileyle ilgilenecek Çinli memur atandı. Bu “kardeşler” aile mahremiyetini çiğneyerek Uygurların evlerinde konaklıyor, aile üyelerinin rejime bağlığını denetliyorlar.
En acı olanı ise BM’de “Çin’deki insani durumun değerlendirilmesi için özel toplantı yapılması” talebinin reddedilmesinde öncü olan aktörleri incelemekte fayda var. Reddeden ve çekimser kalanlar arasında Endonezya, Kazakistan, Malezya, Pakistan, Katar, Senegal, Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Özbekistan gibi Müslüman nüfusun çoğunluk olduğu ve İslam İş Birliği Teşkilatı (İİT) üyesi ülkeler yer alıyor. Bu tablo, bu ülkelerin, Çin’in Uygur ve diğer Müslüman azınlıklara yönelik yaptığı insan hakları ihlalleri ve soykırım hakkında neden sessiz kalmakta ısrar ettiği sorusunu yeniden gündeme getiriyor.
Dünya, Doğu Türkistan’daki kardeşlerimizin sesini duymalı. Çünkü sessizlik, zalimin en güçlü silahıdır. Doğu Türkistan’a sahip Türk halkının özgür yaşamına sahip olması için verdiği mücadelesinde hep yanındayız. Gök bayrak elbet bir gün hem de en kısa zamanda göklerde özgürce dalgalanacaktır.

KAYNAK : https://www.yenicagri.com/gozyasi-vatani-dogu-turkistan