logo

trugen jacn

ÇİN, DOĞU TÜRKİSTAN’DA ETNİK SOYKIRIM YAPIYOR (2.BÖLÜM)

Bu rapor  Doğu Türkistanlı Uygur Türkü gençlerden oluşan “Meş’ale Gurubu” tarafından  günümüzde ÇKP İşgal yönetiminin   Doğu Türkistan’daki etnik soykırımları ile ilgili  olarak hazırlanmıştır.  bu raporu bölümler halinde Raporu bölümler halinde bilgilerinize sunuyoruz.Ayrıca Meş’ale Gurubu’na da bu güzel ve değerli  çalışmaları için teşekkür ederiz.(UYHAM)

5. Bütün Uygurların DNA’sının Toplanması
Uygurlar, 1949 yılından beri Komünist Çin yönetimi tarafından işgal altında tutulan ve kendi ana vatanları olan Doğu Türkistan’da etnik ayrımcılık ve asimilasyon politikaları altında yaşamaya başladılar. Zamanla Çin yönetimi, Uygurlara yönelik uyguladığı politikaları değiştirdi, çok sert baskıcı politikalar takip ederek, Uygurlara daha önce hiç yaşamadıkları 2. sınıf vatandaş muamelesini öz yurtlarında yaşattı. Bununla birlikte, Çin Yönetimi, 5 Temmuz 2009 Ürümçi katliamını müteakip, yaptığı devlet terörü uygulamalarını, Chen Quanguo’nun, Çin Komünist Partisi (CCP) Doğu Türkistan genel sekreterliği görevine getirilmesiyle birlikte tahammülü imkansız bir noktaya getirdi.

Chen Quanguo’nun, korkunç eli altında, bütün Uygurlara suçlu muamelesi ve dindar olan Uygurlara da terörist muamelesi yapılmaya başlandı. En çok öne çıkan uygulamalardan biri, Doğu Türkistan’da yaşayan bütün Uygur toplumunun DNA’larının yasal koruma ve rızası olmadan alınması ve niçin alındığı hakkında her hangi bir açıklama verilmemesidir.

2017 yılında bazı medya kaynaklarından elde edilen raporlara göre, Doğu Türkistan’daki Çin yönetimi, DNA örneklerini test ve analiz etmek için 12 DNA ardıştırıcısına 10 milyon Dolar’dan fazla harcama yaptı. Bazıları, yeni jenerasyon DNA ardıştırıcıları, genetik örneklerden soy bilgisi, göz rengi ve diğer fiziksel özellikleri belirlemek için alındı. Bazı biyologlar, eğer tam kapasiteyle kullanılırsa, yeni ekipmanların günde 10.000 ve yılda da birkaç milyona varan DNA örneği alabileceğini vurguluyorlar. Yakın dönemde Çin’den kaçan görgü tanıklarından ve Çin medyasına ait bazı raporlardan edindiğimiz bilgilere göre, çok sayıda Uygur’un DNA örnekleri alınmaya başlanmış; görünüşe göre de Çin Devleti, Uygurların tamamının DNA örneklerini almadan bu duruma bir son vermeyecek.

Çok sayıda ülke, suçu çözme ve önleme de DNA ve parmak izini kullanıyor, ama yurtdışında yaşayan Uygurlar, Doğu Türkistan’da toplanan DNA’ların Çin yönetimi tarafından başka amaçlar için kullanabileceği konusunda son derece endişeli. Mart 2017’de, Çin resmi medya organı 4 aylık bir programda 17, 5 milyon insanın (ağırlıklı olarak Uygur) sağlık kontrolünden geçirilip, kan tahlillerinin yapıldığını detaylı olarak bildirdi. Geçen yıl, ortaya çıkan diğer raporlara göre de, bu tür kontrollere tabi tutulan birçok insan, bu testlere zorla tabi tutulmuştur.

Doğu Türkistan’da yaşayan bütün Uygur halkı, her taraftan Komünist Çin yönetimi tarafından saldırı ve tehdit altında. Doğu Türkistan’ın stratejik önemde olmasının bir nedeni de, Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesidir. Bu girişim, Uygur Halkı için çok büyük zorluklar getiriyor ve bu girişimin ne zaman biteceği de belli değil, bitecek mi o da belli değil. Uygurların 10%’luk bir kesimi şu anda illegal olarak ya hapiste ya Nazi uygulamalarını andıran “Yeniden Eğitim Kamplarında” ya da yetimhanelerde (http://chn.ge/2CAIJFR, http://chn.ge/2Dw8YAU ). Edindiğimiz bilgilere göre, Doğu Türkistan topraklarında çok büyük hapishane ve toplama kampı yapımı devam etmektedir (www.xjjsxx.com/zhaobiaogonggao/2017/0914/2032.html).

Aralarında İnsan Hakları İzleme Komitesinin de bulunduğu bazı insan hakları kuruluşları, Uygurlara yönelik DNA toplama uygulamasının politik kontrol için kullanılacağı yönünde görüş bildiriyor. Ancak, Uygurların, Çin’de hiçbir resmi temsil hakkı olmadığından ve fiilen bir kurum desteğine sahip olmadıklarından, herhangi bir insan hakları kuruluşunun insani gözlemde bulunması Çin hükümetinin baskıları yüzünden mümkün değil. Sırf bu yüzden, yurtdışındaki birçok Uygur, Uygurların biodatalarının alınmasının çok daha korkunç amaçlar için kullanılabileceğinden dolayı büyük endişe duymaktadır. Örneğin, Çin’in geniş çapta tutuklama, gözaltına alma sisteminin “kara deliklerinde” kaybolmuş olan ve akıbetlerinden haber alınamayan çok sayıda Uygur’un organlarının çalınması ve donör olarak kullanılmış olma ihtimali çok yüksektir.

Bizler Meşale Uygur Topluluğu Olarak, Birleşmiş Milletlerden, Bütün Devletlerden, Uluslararası İnsani Yardım ve İnsan Hakları Kuruluşlarından, Çin’in Uygurlara uygulamış olduğu DNA ve Biodata toplama uygulamasını sonlandırma ve daha önce toplanan DNA ve Biodataların akıbeti hakkında açıklama yapma çağrısında bulunmasını istiyoruz.

Biz Uygurlar, şu anda aciz ve çaresiziz. Dolayısıyla, Çin Devletinin, bizlere karşı uyguladığı korkunç işkence ve zulümlere tek başımıza karşı koyup, hayatta kalmak için yapmamız gereken mücadeleden yoksunuz. Bizler, bu yolda bütün dünyanın desteğine ihtiyaç duyuyoruz.

6. Uygurlardan Organ Toplama
Uygurlar, Çin Devlet’inin onlarca yıldır uyguladığı devlet-destekli ceza siyasetinin kurbanı olmuşlardır. Bundan önceki bölümde, Doğu Türkistan’da Çin Devlet’i tarafından işlenen bazı insanlık dışı suçları gözler önüne sermiştik. (https://www.change.org/o/group_of_uyghurs_living_abroad). İşte bu bölümde, Çin’in uyguladığı en vahşi suçlardan biri olan, Uygurlardan organ toplama olarak da adlandırılan insanlık suçunu ortaya koyacağız.

Organ toplama, 1960’larda Çin’de başladı ve 2015’te devlet destekli sistematik bir suç haline dönüştü. Çin medyasına dayanan verilere göre, iç organlarla ilgili organ nakli cerrahisi her yıl artış göstermekte (her ne kadar bazı tahminlere göre bu rakamlar 60 -100 bin arasında seyrediyor olsa da). Organ toplama ile ilgili “Canlı Organ Nakli – 10 Yıllık Araştırma” adlı Çin yapımı bir belgeselde ortaya serilen verilere göre, Çin’de 10 binlerce insanın organı gizlice alınmış ve organ nakli cerrahisinde kullanılmıştır. Peki kurbanlar kimdi? Bu kurbanların çoğunluğu, politik ve dinî sebeplerden hapse atılan Uygurlar, Tibetliler, gizlice Hıristiyan olanlar ve Falun Gong tarikatı müritleridir.

Bir  tıp doktoru olan Enver Tohti, Çin’de Urumçi Demiryolları hastahanesinde çalışırken, organ toplama operasyonlarına tanık olduğunu belirtiyor. Orada bulunduğu esnada, kendisine canlı bir mahkumun organlarını bir an önce almasını emrettiklerini ifade ediyor. Hatırladığına göre, şöyle söylüyor: “1990’lı yıllarda hastanede çalışırken, bazı Uygur aileleri, tutuklu çocuklarının hapisten salındıktan sonra, fiziksel sağlıklarından dolayı bazı kontroller yapmamı istiyor ve çocuklarının hapisten çıktıktan sonra fiziksel anormallikler göstermelerinden dolayı da endişelerini ifade ediyorlardı. Sonuç olarak, vücutlarında ebeveynlerinin bilgisi olmadan yapılan organ alma operasyonlarının izlerini gördük”. Toxti’nin belirttiğine göre, Çin Devleti, organ toplama operasyonunu önce Uygurların üzerinde denedi, ancak uluslararası arenada Uygurlar ve başlarına gelen korkunç işkencelerden haberdar olunmadığı için, Çin’in iç meselesi olarak değerlendirildi. 4 Aralık 2011’de Weekly Standard’ta, “Sincan geniş çaplı organ toplama merkezi” adlı, bu konuyla ilgili bir makale yayınlandı. Makalede, bu türden organ alımına maruz kalmış bir Uygurun hikayesi de satırlara taşındı ve Çin’de ilk defa bu tür operasyonların, diğer yerlerden önce Doğu Türkistan’da başladığı da belirtildi.

Sina.com ’un 27 Aralık 2017 raporu tahminlerine göre, Çin 2020 yılında organ naklinde dünyada bir numaraya yerleşecek. ABD gibi çok büyük bir organ bağışı oranı olan ülkeyi nasıl olur da Çin gibi çok az organ nakli bağışçısı olan bir ülke bu kadar kısa sürede geçer diye sormadan geçemiyoruz? Bu rakamları söylerken kendilerinden emin olmalarının sebebi, Nazilerin kamplarını andıran Doğu Türkistan’daki yeniden eğitim kamplarında tutulan 1 milyon Uygur’un organ toplama hedefi olması mı? Daha önce yayınlanan çok sayıdaki raporda, Çin Devleti’nin, Uygurlara haber vermeden, onların rızasını almadan kan örneği, DNA testi gibi biyolojik örnekler topladığı ve fiziksel checkup’ları 12-65 yaş arası bütün Uygurlara mecbur yaptığı biliniyor. Bu olayların arkasındaki gerçek saklanamasa da, elden geldiğince speküle edilmeye çalışılıyor.

2017 yılında, önde gelen Çinli muhalif Guo Wengui, eski CCP (Çin Komunist Partisi) genel sekreteri Jiang Zemin’in oğlunun karaciğer nakli için 5 Uygur öldürülmüş olduğu gerçeğini ortaya çıkardı. Bay Guo aynı zamanda, Meng Jianhong ve kız arkadaşının nakil için Uygurların organlarını kullandığını açıkladı. Bay Guo’nun daha sonra 21 yaşındaki bir Uygur erkeğin sebepsiz yere Pekin’deki otelde öldürülmesinin, CCP liderleirnin organ nakilleri için yapıldığını söyledi. Guo, bütün dünyaya, yukarıda geçen bu korkunç olayların gerçek olduğunu ifşa etti.

Bizler, Meşale Uygur Topluluğu olarak, Çin Devleti ve hastanelerinin ortaklaşa yürüttüğü Uygurlardan organ toplama projesini, bir devlet terörü ve vahşice bir eylem olarak değerlendiriyoruz. Aynı zamanda, Doğu Türkistan’da masum ve çaresiz Uygurlara yönelik bu eylemlerin soykırım olduğu görüşündeyiz.

Bizler Meşale Uygur Topluluğu Olarak, Birleşmiş Milletlerden, Bütün Devletlerden, Uluslararası İnsani Yardım ve İnsan Hakları Kuruluşlarından, Çin Diktatörlüğünün vahşice eylemlerine karşı suskunluğunu bozmasını, Uygurların kendi toprakları olan Doğu Türkistan’da Çin Diktatörlüğü tarafından hapse atılmaya ve katliama maruz tutulduklarını anlamasını istiyoruz. Dünyamızda yaşayan her insandan, Çin Devleti’nin bütün insanlığa karşı işlemiş olduğu suçları görmeye ve Çin’den, Uygurlara yönelik bu terör devleti uygulamalarına son vermesi için, Çin’e çağırıda bulunmasını istiyoruz.

Biz Uygurlar, şu anda aciz ve çaresiziz. Dolayısıyla, Çin Devletinin, bizlere karşı uyguladığı korkunç işkence ve zulümlere tek başımıza karşı koyup, hayatta kalmak için yapmamız gereken mücadeleden yoksunuz. Bizler, bu yolda bütün dünyanın desteğine ihtiyaç duyuyoruz. Eğer dünyanın her yerinden on binlerce kişi, bizi desteklerse, büyük bir ihtimalle Birleşmiş Milletler’de bu konu gündeme gelebilir. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplum Uygurların karşılaştığı Çin zulmünü durdurmak için harekete geçip, Doğu Türkistan’daki Uygurlara uygulanan trajediye ve işlenen korkunç suçlara bir son verdirebilir.

Lütfen, Doğu Türkistan’daki Çin’in vahşet dolu uygulamalarına karşı yürüttüğümüz mücadelemize katılın.

“Sevgili amca, son dönemlerde moralim çok kötü, gün geçmek bilmiyor. Urumçi’de ( Doğu Türkistan’ın merkezi ) bulunan anne – babam ile görüşemeyeli iki aydan fazla oldu. Daha önce benim yurt dışına eğitim gördüğümden dolayı Çin yerel yönetimi tarafından onlara baskı yapıldığını biliyordum ama şimdi ne durumdalar hiçbir bilgim yok. Kaç kere onlara ulaşmaya çalıştım ama nafile, cevap veren yok, telefonlar hep kapalı. Son dönemde bir arkadaşım Çin’in diğer şehirlerini dolanarak Urumçi’ye gitmişti. O gitmeden önce Urumçi’ye gidince bizim eve uğramasını rica ettim, sağ olsun beni kırmadılar. O döndüğünde bizim eve gittiğini, ancak evde kimseyi bulamadığını, kapıya mühür vurulduğunu söyledi. Bunu duyunca dünyam karardı. Birkaç güne kadar ne uyuyabildim ne yedim, içtim. Boğazımdan bir damla su bile zor geçiyordu. Güzlerimden durmadan yaş dökülüyor, geceleri kaos görür uyuyamaz oldum. WhatsApp, Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda dolaşan Çin hapishaneleri ve Nazi uygulamalarını andıran “Politik Eğitim Kamplar”ındaki çeşitli Çin işkencelerine maruz kalan Uygurlar ile ilgili haberleri okudukça, görselleri gördükçe yüreğim ağzıma gelir, dizlerimde derman kalmaz oldu. Babamın sağlık durumunun iyi olmadığını biliyordum dolaysıyla bi şey olacak diye çok endişeleniyorum. Babamın hapiste ve ya “Politik Eğitim Kamplar”ında öldürülmesinden çok korkuyorum. İki ay önce annem ile son görüştüğümde “sevgili kızım, sen oralarda mutluluk dolu hayat geçir, artık bizi merak etme, bizi unut!” dediği son cümleler hala kulağımda yankılanıyor. Ben bu sözlerin onun son sözü olacağını hiç düşünmemiştim bile. Neler oluyor orada? Bilen var mı? İletişim araçları hızla gelişen, dünya bir köye dönüşen günümüzde diğer insanlar tanıdıkları ile görsel olarak görüşebiliyorken bizim hayattayken anne – baba, akrabalar ile telefonda seslerini bile duyamamak ne kadar acı veriyor insana! Kahrı olası Kızıl Çin!!! Ne yapacağımı bile bilmiyorum, psikolojim tamamen altüst olmuş durumda. Korkuyorum, onlarla ilgili birer kötü haber gelir diye korkuyorum amca! Onlar nerde? Biliyor musun amca?”

Yukarıdaki satırlar yurt dışında eğitimini almak için gelen 20 yaşlarındaki Doğu Türkistanlı kızın bir arkadaşımıza yazdığı serzenişidir. Gün geçmiyor ki böyle içler acısı haber duymadan. Bunlar sadece buzdağının su yüzünde görünen kısmıdır. Edindiğimiz bilgilere göre şuan Doğu Türkistan’da her gün 15 – 50 yaş arası Uygur erkekleri çeşitli bahaneler ile tutuklanmaktadır. Doğu Türkistan’da Uygurlar toplu olarak yaşayan şehir, kasaba ve köylerde kapılarına kilit vurulan haneler gün geçtikçe artmaktadır. Bu hane halkının nereye götürüldüğü, akıbetlerinin ne olduğu hakkında kimse bir şey bilmiyor. Bakıcısı olmayan On binlerce çocuk, yaşlı dedeler, nineler boynu bükük halde yalnız başına kalmış, tutuklananların dönmesini dört gözle beklemektedir. Maalesef, Nazi tarzı “Politik Eğitim Kamplar”ına sağ girip ölü olarak çıkanlar hakkında bilgiler geliyor. Böylece Uygur köyleri, kasabaları, şehirlerdeki Uygur mahalleleri hayalet köylere, sokaklara dönüşmektedir.

Çin hükümeti yurt dışında eğitim gören çok sayıda Uygur öğrencilerin ailesini rehin alarak onlara baskı yapıp Doğu Türkistan’a dönmeye mecbur etmiştir. Bu baskılara karşı koyamayıp Doğu Türkistan’a dönen Uygur öğrenciler havaalanına iner inmez terörist suçlamasıyla tutuklanmış ve kendilerinden bir daha haber alınamamıştır. Böyle kayıplar ile ilgili aşağıdaki gibi haberler yapılmıştır: Çin’deki Uygular Çin yönetimi tarafında dijital teknoloji ile çevrelenmiştir ve “Politik Eğitim Kamplar”ında gözetim altında tutulmaktadır.

(https://www.independent.co.uk/news/world/asia/thousands-china-xinjiang, uighur-beijing-disappear-fears-authorities-thought-police-personal-safety-a8115421.html).

5 Temmuz 2009 Urumçi Katliamı sonrası Çin’den yurtdışına kaçmayı başaran Uygur tanıkların söylediklerine göre bu katliamda en az 3000 den fazla Uygur katledilmiş, 5 – 7 bine yakın Uygur da kayıp olmuştur. Diasporadaki Uygur lider Rabia Kadeer çeşitli uluslararası medyalara verdiği demeçte 5 Temmuz 2009 gecesi 10000’den fazla Uygur’un kayıp olduğunu iddia etmiştir. (https://www.reuters.com/article/us-china-xinjiang/uighur-leader-says-10000-went-missing-in-one-night-idUSTRE56S1O020090729?sp=true ).

İnsan Hakları izleme örgütünün 5 Temmuz 2009 Barışçıl Protesto Eyleminden sonra gelişen olaylar ile ilgili yaptığı araştırmalara göre en az 43 Uygur erkek ve çocuk hapishanelerde kayıp olmuştur (https://www.hrw.org/report/2009/10/20/we-are-afraid-even-look-them/enforced-disappearances-wake-xinjiangs-protests).

Raporda kayıplar ile ilgili belirtilen şu cümleler çok dikkat çekicidir: “bilgi toplama kaynaklarımız kısıtlı olduğundan dolayı daha fazla bilgi edinilememiştir. Gerçek kayıpların sayısı raporda belirtildiğinden kat kat fazla olduğu tahmin edilmektedir. Bir çok aile Çinlilerin kendilerinden öç almasından endişe duyduğu için gerçekleri anlatmaya cüret edemeyerek suskunluğunu korumuştur”.

Tahminlere göre Kızıl Çin yönetimi tarafından ortadan kaldırılan Uygurların sayısı 10000 üzerinde olup, Çin hükümetinin 5 Temmuz 2009 olaylarında çoğu Çinli olmak üzere 197 kişinin hayatını kayıp ettiği ile ilgili açıklaması gerçeği yansıtmamaktadır. Bu olay da 4 Haziran 1989 Tian anmin olayında farksızdır. Kızıl Çin hükümeti 4 Haziran 1989 Tian anmin meydanında öğrenciler tarafından organize edilen barışçıl Protestoları kanlı bastırmasına rağmen bu olayda ikisi asker olmak üzere üç kişinin hayatını kayıp ettiğini açıklamıştır. Ancak uluslararası Kızıl Haç Örgütü bu olayda 2500’ün üzerinde öğrencinin Çin Kurtuluş Ordusu tarafından katledildiğini ve çok sayıda öğrencinin kayıp olduğunu belirtmiştir.

Yukarıda belirtilenlerden açıkça görebiliriz ki Kızıl Çin yönetimi uluslararası camiaya yalan söylemekten hiç de utanç duymayan ahlak fukarası bir hükümettir. Onlar Uygurlara yönelik uyguladığı insanlık dışı baskılar ile ilgili hiç utanmadan yaptığı düzmece propagandalar ile dünya kamuoyunu kandırmaya çalışmaktadır. Doğu Türkistan’daki durum onların söylediklerinin tam tersidir. Bu gerçeklere son dönemlerde Çin yönetimi ile ters düştüğü için ABD’ye sığınan Çinli zengin Guo winguy tarafından açıklanan belgelerde sıklıkla rastlamak mümkündür.

Bizler Meşale Uygur Topluluğu Olarak, Birleşmiş Milletlerden, Bütün Devletlerden, Uluslararası İnsani Yardım ve İnsan Hakları Kuruluşlarından, Çin’in Uygurlara uygulamış olduğu keyfi tutuklamalarını durdurma hususunda baskı yapmasını ve kayıp Uygurların akıbeti hakkında açıklama yapma çağrısında bulunmasını istiyoruz.

Biz Uygurlar, şu anda aciz ve çaresiziz. Dolayısıyla, Çin Devletinin, bizlere karşı uyguladığı korkunç işkence ve zulümlere tek başımıza karşı koyup, hayatta kalmak için yapmamız gereken mücadeleden yoksunuz. Bizler, bu yolda bütün dünyanın desteğine ihtiyaç duyuyoruz. Lütfen, Doğu Türkistan’daki Çin’in vahşet dolu uygulamalarına karşı yürüttüğümüz mücadelemize katılın.

7. Çin Milyonlarca Uygurca Kitapları yakıyor
China Aid web sitesinin 2 Nisan 2018 tarihinde yayınladığı haberine göre, Çin rejimi Doğu Türkistan’da çeşitli Uygurca kitapları toplayıp yakmaya başlamıştır. Rejim Uygur öğrencileri ve onların anne-babalarını evlerindeki Uygurca kitapları getirmeye buyurmuş ve getirmeyip, evlere yapılan baskın esnasında evlerinde Uygurca kitap oldoğu tespit edilenlerin tutuklanacağı hakkında uyarmıştır. Doğu Türkistan’da böyle politikalar yıllardır uygulansa da, son dönemlerdeki toplama ve yakma hareketleri özellikle Doğu Türkistan’ın 1949 yılından önceki tarihine dair kitaplara odaklanmıştır ve böyle kitapları bulunduranlar ağır cezaya çarptırılmıştır.

Orta Asya’nın merkezindeki kadimi halkların biri olarak, Uygurlar zengin kültürel miraslara ve edebi geleneğe sahiptirler. 19. Ve 20. YY’ın başlarında, Uygur diyarı Doğu Türkistan’a yolculuk yapan batılı araştırmacılar çok sayıdaki kültürel ve edebi kalıntıları toplamışlardır, onların bazısı hala çeşitli Avrupa ülkelerinin ünlü müze ve kütüphanelerinde sergilenmektedir. Ne yazık ki Uygurlar bugün Çin rejiminin misli olmayan ve inanılmaz etnik zulüm ve kültürel soykırımına uğramaktadır. Gerçekten, Uygurlar 21.YY’ın günümüz dünyasındaki en çok kültürel soykırıma maruz kalan halkıdır.

Çin komünist rejimi 1949 yılında Doğu Türkistan’ı işgal ettikten sonra, defalarca geniş çaplı kitap yakma ve kültürel mirasları yok etme politikalarını uygula gelmişti. 2017’den bu yana, yine bir geniş çaplı kitap toplama ve yakma hareketi, Çin rejiminin Doğu Türkistan’daki Uygurlara karşı kültürel soykırım politikasının bir parçası olarak gerçekleşmektedir.

Çin tarihine köre, ilk kitap yakma hareketi Çin Şihuang (ilk Çin imparatoru) döneminde muhalefeti yok etmek amacıyla başlanmıştır. 1949 yılında Doğu Türkistan’ı aldıktan sonra, Uygurların kültürel ilerlemesini engellemek ve milli kimliğini yok etmek için, Çin komünist rejimi sürekli halde Uygurlara karşı kültürel soykırım yapmıştır. Sözde “Kültür Devrimi” (1966-1976) döneminde, Uygurların çok sayıda tarihi belgeleri ve edebi eserleri yok edilmiştir. Bin yıllık eski Uygur Arap alfabesi yasaklanmış, Çin Pinyin sistemine dayanan bir alfabe onun yerine getirilmiştir. Aynı zamanda Uygur Arap alfabesiyle yazılan kitaplar toplanıp yakılmıştır. 1980’lerde Uygur medeniyeti ve edebiyatı kısa bir canlanmayı gördükten sonra, 1990’lardan itibaren Uygurca kitaplar yeniden takip ve toplama hedefi olmuştur.

Temsil Edilmeyen Milletler ve Halklar Örgütü (UNPO)’nun 2002 yılındaki bir raporuna göre (http://unpo.org/article/101), Çin rejimi Doğu Türkistan’ın Kaşigar ilinde 730 çeşit kitabı yakmıştır. Bu kitaplar arasında ünlü Uygur yazar ve tarihçi Turghun Almas’ın “Hunların Tarihi” ve “Kadimi Uygur Edebiyatı” gibi kitapları da vardır. Yakılan yüz binlerce kitaplar arasında, yalnız “kadimi Uygur zanaatları” adlı bir kitaptan 32, 320 (oduz iki bin, üç yüz yirmi) tane varmıştır. Bu kitap sadece kağıt yasama gibi geleneksel Uygur zanaatları hakkında tarihi belgeleri içerdiği için “tehlikeli” görülmüş ve yasaklanmıştır. Aynı yılı Kaşigar Uygur Neşriyatı tarafından yayımlanan Uygurca kitaplar incelenmiş ve 330 türlü kitap “problemli” olarak görülmüştür. Bu kitapların tekrar yayımlanması yasaklanmış ve toplanıp yakılmıştır.

1990’larda Turghun Almas’ın Uygur tarihi hakkındaki kitapları yasaklanıp yakıldıktan sonra, Çin rejimi sözde “bölücülüğe ve terörizme karşı savaş” ve “istikrarı koruma” gibi bahaneler altında Uygur kültür miraslarına karşı saldırıyı sürdürdü. 2002’den beri, Çin rejimi “Çift Dilli Eğitim” adı altında Uygur dilini eğitim dili olmaktan çıkarıp, yerine Çinceyi koydu. Bununla birlikte, Uygurcayı Doğu Türkistan’daki bütün eğitimsel alan, devlet kurumlar ve ticaret sahalarından çıkarttı. Çen Çuanguo Doğu Türkistan’a komünist parti sekreteri olarak atandıktan sonra, 2017 yılında Uygur dili bütün eğitimsel alanda bir araç olmaktan çıktı. Aynı zamanda, Çin rejimi sınırsız bir şekilde Uygurların dini haklarını çiğnemeye başladı ve mukaddes “Kuran” başta olmak üzere İslami kitapları toplama ve yakma kapsamını daha genişletti. Şuanda Doğu Türkistan’da tarihte misli görülmeyen bir kitap yakam ve medeniyet harap etme operasyonu devam etmektedir. Çin rejimi sadece Uygurca kitapları yasaklamak ve yakmakla kalmıyor, aynı zamanda yasaklanan kitapları okuyan yada bulunduran kişileri 5 seneden 20 seneye kadar hapis cezasına çarptırmaktadır. Şuanda bir milyonu aşkın Uygur sözde “Eğitim” denilen toplama kamplarında ya da hapishanelerde tutulmaktadır. Onların çoğu dini inancından veya yüksek eğitiminden dolayı tutulmuştur.

Çinli demokratik aktivistlere göre, Doğu Türkistan’da Çin rejimi tarafından yakılmakta olan kitaplar sözde “Kültür Devrimi”nin Uygurlar arasında yeniden baş kaldırması olarak görülebilir. Nicholas Bequelin tarafından hazırlanan ve Human Rights in China (HİRC) tarafından yayımlanan bir rapora (https://www.hrichina.org/sites/default/files/PDFs/CRF.1.2004/b1_Criminalizing1.2004.pdf) göre, şuanda Çin rejimi Doğu Türkistan’da yayınlanan 118 dergiden 52’yi “hassas” içerik var gerekçesiyle yasaklamıştır. Bir resmi Çin rejim propaganda web sitesi olan Tangritagh (Tian’shan) Net tarafından 2 Kasım 2006’de yapılan bir habere göre, Doğu Türkistan’daki sözde Özerk Bölge Yönetimi “illegal eserlere karşı yüz günlük katı bastırış” olağanüstü toplantısı düzenlemiş ve 215, 943 adet Uygurca kitabı yakmıştır. Kara listelenen, yasaklanan ve el konulan materyaller içinde, en çoğu Uygur tarihi, medeniyeti ve İslam’a aittir, başkaları ise Uygurlara ait resimler, sesli-görüntülü materyaller ve dua vs.lerden oluşmaktadır. Uygurlar başta yasaklanan bu materyalleri teslim etmeye buyrulmuştur. Sonra Çin rejimi ailelere baskın düzenleyerek bu tür materyalleri aramıştır. 2017 yılında Ürümçi’de evlere baskın yapıp, mukaddes “Kur’an”ları topladığı hakkındaki haberler yayıldıktan sonra, bazılar Ürümçi nehrinde ve Ürümçi dışındaki Uygur mezarlığında atılan binlerce “Kuran”ları görmüştür. Son dönemlerde Çin rejimi tarafından yapılan kitap yasaklama ve yakma hareketi yazarlar, editörler, şarkıcılar, sanatçılar ve din adamlarını tutuklamakla duruğa ulaştı. Bazı emekli editörler emekli olmadan önce editörlük yaptığı çalışmalardan dolayı tutuklandı. 2017 Haziran’da, Çin rejimi 80 yaşındaki Uygur yazar Mirzahid Kerimi’nin evine bastı, o yazan tarihi romanlara ve evde bulunan başka kitaplara el koydu.

Uygurca kitaplar ve Uygurların kültürel miraslarını yok etmekle birlikte, Çin rejimi şuanda başka bir türlü kültürel soykırım – digital kitap yakma yapmaktadır. 2009 Ürümçi Katliamından sonra, 100’den fazla Uygurca web siteleri kapatılmış, onların yöneticileri tutuklanmıştır. 2017’den başla, 2011’den itibaren aktif olan bazı Uygurca web siteleri tamamen kapatılmıştır. Yasaklanan web sitelerinden elde edilen kişisel bilgiler gerekçesiyle önemli sayıda Uygur göz altına alınmıştır ya da tutuklanmıştır. Ayrıca bir çok Uygur mobil telefonu ve bilgisayarında “illegal” bilgi sakladığı bahanesiyle hapse atılmıştır. Uygurlar şuanda Çin rejimi tarafından cep telefon ve başka dijital cihazlarına gözetim uygulaması yerleştirmeye zorlanmaktadır. Böyle uygulama yüklemeyi reddedenler ise ağır cezaya maruz kalacaktır. (https://www.rfa.org/english/news/uyghur/report-uyghurs-inchina- forced-to-install surveillance-app-that-leaves-their-data-unsecured-04102018164341.html).

Bugün dünyanın hiçbir yerinde, Doğu Türkistan’daki gibi, insanlar sadece kitap okuduğu için rastgele tutuklanma, göz altına alınma ve ağır cezalandırılmaya maruz kalacak bir yer neredeyse bulunmamaktadır. Doğu Türkistan’daki Uygur halkı bugün Çin rejiminin faşist ve ırkçı politikası altında sadece kitap okuduğu ve fikir sahibi olduğu için vahşi ve insanlık dışı muamele görmektedir. Uygurca kitapların yakılması, Uygur kültürel miraslarının yok edilmesi ve Uygur yazarların cezalandırılması sadece Uygurlara yapılan hakaret değil, aynı zamanda özgürlüğü ve bilimi seven ve onlara değer veren tüm insaniyete yapılan unutulmaz hakarettir. Çin rejiminin Uygurlara yönelik yaptığı böyle bir cinai hareketi aynı zamanda insanlığa karşı bir kültürel soykırımdır.

8. Uygurlara Yönelik Kültürel Soykırım
Uygurlar Türkistan Coğrafyasının Doğu ucunda yaşayan eski uygar bir kavimdir. Tarihten beri zengin kültür ve geleneğe sahiptirler. Tarihte ipek yolu olarak adlandırılan kültürlerin kaynaştığı bu kadim kültür havzasında, “Divanı Lügat-it-Türk”ün yazarı büyük dilci Kaşgarlı Mahmut, eski Türk ah­lâk ve devlet telakkisi ile İslâmî itikadı birleştiren nasihatname ve siyasetname mahiyetinde didaktik eser “Kutadgu Bilig”in yazarı Büyük Devlet adamı Yusuf Has Hacip gibi tarihte iz bırakan nice şahıslar bu coğrafyadan, Uygur toplumundan çıkmıştır. Ne yazık ki insanlık medeniyet ırmağına sayısız katkıda bulunan bu uygar toplum 1949 yılında insanlık düşmanı kızıl Çin yönetiminin işgaline uğramış ve şundan beri sistematik olarak komünist Çin devletinin devlet terörüne maruz kalmıştır. Bugün ise adeta milli ve kültürel kimlik soykırımına uğrayarak dünyanın göz önünde yok edilmeye çalışılmaktadır. Kendinden başkasına yaşam hakkı tanımayan faşist Çin yönetiminin son dönemlerde Uygurlara yönelik uyguladığı insanlık dışı soykırım politikasını birkaç maddeyle şöyle sıralayabiliriz:

Uygur dili kullanım dışı bırakılıyor. Komünist Çin devleti Doğ Türkistan’ı işgal ettiği 1949’dan bugüne kadar Uygurların kullandığı alfabeyi üç defa bilinçli olarak değiştirerek Uygurların okuma – yazma oranını düşük tutmaya çalışmıştır. Uygur dilinin kullanım hakkı Çin anayasasında ve ilgili mevzuatlar ile yasal olarak garantiye alınmış, üstelik özerk bölge yasasında bölgenin resmi hükümet dili olarak belirlenmiş olmasına rağmen, Son dönemlerde Uygur dili resmi yazışmalarda, eğitim kurumlarında kullanımı yasaklanmıştır, kreşlerde bile Uygur çocuklara Çin’ce öğretilerek Uygurların dilini yok etme adımlarına hız verilmiştir.
Çin Uygur Dilinde yapılan yayın ürünlerini kendilerinin Uygurlara yönelttiği asimilasyon politikası önündeki en büyük engel olarak görmüştür. Dolaysıyla Uygur dilinde yapılan yayın ve medya alanında sıkı kontrol uygulayarak Uygur yazarlar takip ve baskı altına alınmıştır. Çin yönetiminin atadığı despot Çin çuango Doğu Türkistan’daki Komünist Parti sekreteri olarak göreve başladığı Ağustos 2016’dan sonra, Uygur dilinde yasal olarak yayınlanan Din, Edebiyat, Tarih vs. ile ilgili “Kuranı Kerim” başta olmak üzere kitap, dergi, görsel, işitsel ürünleri kontrole tabi tutmakta ve evde bulundurulmasını yasaklayıp toplatarak yakmaktadır. Böylece 21. yüz yılında bir milletin yazılı kültürünü yok etmeye çalışarak barbarlığını ortaya koymaktadır. Bununla yetinmeyip yazarları, mütercimleri “Etnik ayrımcılık yapmak”, “Dini asabiyete kışkırtmak” gibi suçlamalar ile tutuklayarak 5 ile 15 sene arasında hapis cezasına çarptırmakta ya da Nazi tarzı “Eğitim Kamp”larına gönderip türlü işkenceye tabi tutmaktadır.
Sanat Camiasında Tanınmış Uygur Sanatçıları da komünist Çin rejiminin propagandasını yapmaya zorlayarak, Uygur milli kimliğini korumaya yönelik sanat eserlerine yasak getirmiştir. 2017 yılından başlayarak ünlü Uygur Şarkıcı, Halk ozanları, aydınları, rektörleri, İş adamları, kanaat önderleri çeşitli yayın araçları ile Çin komünist yönetimine bağlılık yazıları yazmaya, irade beyan etmeye, rejimi övmeye zorlanmıştır.
Çin yönetimi okullarda ve kamu alanlarında Uygurların yöresel kıyafetleri giymelerini yasaklamış, aykırı davrananları “Bölücülük” yapmakla suçlamıştır. Kreşten üniversiteye kadar tüm okullarda ve kamu kurumlarında Çinliler bile gündelik yaşamda giymediği Eski Çin kıyafetlerini Uygurlara dayatarak giymeye mecbur bırakmıştır. Uygur milli kıyafetlerini giymenin suç olarak telakki etmesi nedeniyle çeşitli kültürel etkinliklerde Uygur yöresel kıyafetleri yok olmaya başlamıştır. Çin yönetimi 2016 yılından buyana “Teröre Karşı Mücadele” sloganı ile yürüttüğü milli ve dini kimliğe karşı savaşta Uygurların kültürel kimliğini hedef almış, erkeklerin sakal – bıyık bırakmaları, bayanların baş örtüsü takmaları dini, milli asabiyet emareleri olarak görülüp, Uygurları keyfi tutuklamaya bahane olmuştur.
Çin rejimi 2017 yılından itibaren Doğu Türkistan’da pazarlanan çeşitli Gıda ürünleri üzerinde “Helal” simgesinin bulunmasını yasaklamış, Market Şarküteri bölümünde, özel kasap dükkanlarında Müslüman halkın inancı ile dalga geçersine helal et ürünleri ile domuz etini yan yana koyarak satma zorunluluğu getirmiştir. Ayrıca Uygur lokantaları ile Çin lokantalarını birleştirerek Uygurları Çin yemeklerini yemeye zorlamış, Uygur yemek kültürünü yok etmeye çalışmıştır. Uygurların işlettiği restoran, lokantalarda alkol ürünlerinin satılması zorunlu kılınmış, itiraz edenlerin işletmeleri kapatılmış, işletme sahiplerine yüklü mali ceza uygulanmıştır.
Çin yönetimi Uygurlara yönelik asimilasyon adımına hız vererek son günlerde “ikiz akraba” politikasını uygulamaya koyarak kocaları, erkekleri Nazi tarzı “Eğitim Kamp”larına gönderilen ailelere Çinliler zorla yerleştirilerek Uygurlar sıkı takibe alınmıştır. Ayrıca Uygur Kızları Çinlilerle mecburi evlendirilerek milli ve dini kimliği asimle edilmektedir. Çin rejimi bu Çirkin uygulamaları, “Uygurların yaşamını iyileştirmek, Han – Uygur halkı arasında anlayışı ileri sürmek” diye bezemektedir. Bu politika ile milli, dini ve kültürel olarak bir birinden tamamen farklı iki milletin özgünlüğü göz ardı edilmektedir.
Çin hükümeti 2016 yılından itibaren yeni doğan Uygur çocuklarına “ Muhammed, Arafat, İslam, Türkzat” gibi dini, milli kimliği andıran 29 isimin verilmesini yasaklamıştır. Ayrıca İslami örfe uygun olarak imam nikahı kıyılmasını men’i ederek bunu “Radikalizmden kurtuluş” olarak lanse etmektedir.
Çin rejimi Uygurların kaç bin yıllık milli mimar eserlerini de Uygurlara yönelik asimilasyon politikası önündeki engel olarak algılamış, dolaysıyla Uygurlara özgü mimarı yapıları yıkarak tarihi yok etmiş ve kültür kıyımı yapmıştır. Eski ilim – irfan, medeniyet beşiği olan Kaşigar şehrinde bulunan milli mimari yapılar depreme dayanıklı olmadığı gerekçesiyle yıkılmış, şehirde yaşayan ahali mecburi olarak şehir dışına göç ettirilmiş, şehir ise Çin kültürünü yansıtan mimarı yapılar ile yeniden inşa edilerek, kadim Uygur tarihi izdüşümleri yok edilmiştir. Şehir içindeki arsalar Çin’den gelen inşaat firmalarına adeta peşkeş çekilerek asıl sahipleri olan Uygurlar maddi zarara uğratılmıştır.
Yukarıda bahsedilen konulardan Uygur halkının her koldan yok edilmeye çalışıldığını anlamak zor olmasa gerek. Bunlar, faşist Çin devletinin Uygurlara uyguladığı kültür kıyımının sadece birkaç örneğidir. Biz dünyadaki tüm insan hakları savunucularından, tüm duyarlı vicdan ehlilerinden, Çin devletinin yaptığı bu insanlık dışı uygulamalarına karşı ses çıkarmalarını, Uygurların anayurdunda göz göre göre uygulanan kültür kıyımına, bir milletin yok olmasına seyirci kalmamalarını, bu vahşete “Dur!!!” demelerini rica ediyoruz!!!

Geliniz, hep birlikte Doğu Türkistan’daki Uygurların Çin Zulmüne karşı mücadelesinde birlik olalım! onlara destek verelim! Bu mücadelede mazlumun yanında yer aldığınız ve çevrenizdeki duyarlı kişilere tavsiye ederek, bize destek verdiğiniz için teşekkür ederiz.

(2.bölümün sonu.devam edecek.)

Kaynak : freedoomshared.wordpres.com.2018/09/12/çin- komunist-rejimi-dogu-turkıstanda-uygurlara-soykırım-yapmakta/

Share
595 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ