logo

trugen jacn

DOĞU TÜRKİSTAN : GÜNEŞİN DOĞDUĞU ANCAK,İNSANLIĞIN BATTIĞI YER !…

Mehmet ÇAVUL

Doğu Türkistan, Orta Asya Türk yurdunun Çin Halk Cumhuriyeti tarafından 1949’dan beri işgal altında tuttuğu doğu tarafıdır. Uzun Türk tarihi içinde önemli bir yere ve değere sahiptir. Nüfusu tam olarak bilinemese de Çinlilerin “Sincar Uygur Özerk Bölgesi” olarak isimlendirdikleri ülkede otuz milyon civarında Müslüman yaşamaktadır. Çinliler nüfusu 22 milyon, Türkistan Derneği ise 30 milyon Uygur ve 5 milyon da diğer Müslüman toplumlar olmak üzere 35 milyon olarak ifade ediyor. Bölgede sadece Uygurlar değil Müslüman Çinliler olan Huiler, Kazaklar, Kırgızlar ve Özbekler de yaşamaktadır.

751’deki Talas Savaşı sonrası İslam’la tanışan Türk boyları zaman içinde bu yeni tanıdıkları dini kabul etmişlerdir. Hemen hemen tüm Türkistan halkı 1200’lere kadar yani Karahanlı Devleti’nin hakimiyetini kurmasına kadar İslam dinini benimsedi. Doğu Türkistan halkı yani Uygurlar uzun tarihleri boyunca, Göktürk Hakanlığı, Uygur Hakanlığı, Karahanlı Devleti, Büyük Moğol İmparatorluğu, Rus Çarlığı, Mançu İmparatorluğu, Çin Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti gibi devletlerin yönetiminde yaşamlarını sürdürdü. 1933-1934 arası kısa bir süreliğine Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti adında bir devlet kurduklarını da not edelim. Ekim 1949’da kurulan ve komünist bir ideolojiye sahip olan Çin Halk Cumhuriyeti, kurulduğu tarihten bugüne Uygurlar üzerinde ciddi asimilasyon politikaları sürdürmektedir. 

Uygurların özgürlük mücadelesi, 1949’daki şüpheli uçak kazasında hayatını kaybettiği ifade edilen Ahmetcan Kasimi, Abdurreşit Eminov, Gani Kerimov ve diğer siyasi ve askeri önderler ile 1965’de Ankara’da vefat eden Mehmet Emin Buğra ve 1995’te İstanbul’da hayata gözlerini yuman İsa Yusuf Alptekin gibi önderlerle bugünlere taşınmıştır. Bugüne kadar özgürlükleri için atmıştan fazla ayaklanma çıkaran Uygurlar her defasında meşhur Çin vahşetiyle karşılaştı.

Doğu Türkistan’da en büyük baskı kültürel ve dini temellidir. Etnik yapının Uygurlular çoğunluklu olmakla birlikte Kazak, Kırgız, Moğol ve Çinlilerden oluşması işleri daha da karmaşık hale getirmektedir. Çin devletinin tek çocuk, İslami isim ve ibadetler konusundaki baskıları hayatı her geçen gün daha da zorlaştırmaktadır. Etnik temizlik politikaları sonucu milyonlarca Uygurun öldüğü belirtilmektedir. İslami isimler, başörtüsü, namaz, sakal, Kuran okumak gibi hususlar radikal İslamcılık olarak karşılık görmektedir.

Müslüman Uygurları toplama kamplarında asimile etmek için eğitim adı altında insanlık dışı muamelelere maruz bırakan Çin’e karşı ne yazık ki tüm Müslüman dünya sessiz bir şekilde beklemektedir. Son günlerde bu zulümlere Avrupa’dan gelen tepki bizim utancımız olmaktadır. Almanya’nın en etkili gazetesi Die Zeit ve İngiliz yayın kuruluşu Guardian, son günlerde Uygurların maruz kaldığı asimile politikalarını dünya gündemine taşıdı. Die Zeit konuyu sistematik kötü muamele ve kolektif beyin yıkama olarak tanımladı. Ayrıca bir milyon Uygurun toplama kamplarında bu kötü muameleye maruz bırakıldığını belirtti. Yirmi birinci yüzyılda insanlık adına yüz kızartıcı bir durum olan bu toplama kamplarına karşı özellikle halkı Müslüman olan devletlerin sessizliği dikkat çekici. Sadece Türkiye bu konuda düşük tonda bir açıklama yaptı. Suudi Arabistan, Mısır, İran ve Pakistan gibi sözü merak edilen ülkeler ise duymazlıktan gelmeye devam ediyor. Suud ve BAE gibi ülkeler ise Çin’i neredeyse yaptıklarından dolayı tebrik edecek! 

Toplama kamplarında uygulanan sistematik işkence “İslam’dan vazgeç, Çince konuş, devlete bağlılık yemini et” diye başlıyor. Müslüman halk alkol kullanmaya zorlanarak “verdikleri eğitim” test ediliyor. İkna odalarında İslam’ın gerici bir din olduğundan tutun da Hz. Muhammed’in kişiliğiyle ilgili onlarca iddia ve iftira ile hedefe ulaşılmaya çalışılıyor. Çin’in makul vatandaş üretim merkezleri olan bu toplama kamplarında birden fazla çocuk konusu da önemli bir yer tutuyor. Etnik temizlik için bunu elzem görüyorlar. Son günlerde medyaya yaşadıklarını aktaran Mihrigül Tursun, kendisini dünyaya duyurabilen şanslı Uygurlardan biri sadece. 

Dünyanın Batılı efendileri Yahudi soykırımı (holokost) ve Ermeni soykırımı(!) iddialarıyla emperyalist hedeflerini gerçekleştirmenin peşindeyken Doğulu yeni efendi Çin, Doğu Türkistan’ın zengin maden rezervleri ve stratejik değerinden dolayı Uygurları diri diri mezara gömmenin derdindedir. 

………………

Bugün Urumçi ufuklarında mahzun mahzun dalgalanan mavi ay-yıldızlı bayrak tüm Müslümanların, Türk topluluklarının ve insan onuruna değer verdiğini söyleyen tüm hümanistlerin yüzlerine bir şamar gibi çarpılmakta. Adeta Doğu Türkistan’ın “kızıl” ufuklarındaki mavi-beyaz ölüme kanat açmakta o çırpınışlar. Kızıl zulme sessiz kalmış bir dünyaya veda etmek ister gibi. 

……………….

Uzaklarda, anayurdun da ötesinde, gökkuşağından bir rengi daha silmişler. Turkuazın bir tonu daha sönmüş. Güneşin doğduğu ve fakat insanlığın battığı yerde yani Çin’de, dindaşlarımız ve soydaşlarımız olan Uygurları asimilasyona tabi tutmuşlar. Ve tarihin bu kesitinde bize sükut orucu düşmüş. 

Umarız, yerleşik hayata ilk geçen Türkler olarak bilinen Uygurlar kendilerine ait olan Göç Destan’ındaki hicreti yaşamadan yine kendilerine ait olan Türeyiş Destanı’ndaki çoğalmayı gerçekleştirerek özgürleşmenin bir çaresini bulurlar. Yoksa kendileri dışındaki dindaşlarından da soydaşlarından da onlara bir yardım elinin uzanacağı yok.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3590/gunesin-dogdugu-insanligin-battigi-yer.html?fbclid=IwAR1ey0v
Share
711 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ