logo

trugen jacn

ÇİN’İN UYGUR SOYKIRIMINI BİR AN ÖNCE TAMAMLAMA ARACI : “BİR KUŞAK- BİR YOL” PROJESİ

Çin’in Doğu Türkistan’daki Türk Soykırımı Tetikleyen En Önemli Unsurların başında ” Hızlı Tren Teknolojisi- Kara İpek Yolunun Yeniden Hayata Geçirilmesi ” projeleri Gelmektedir.Çin’in dünya’ya Barış-Kültür aracı olarak sunmaya çalıştığı bu projelerin esas hedefi bu kadim Türk ülkesinde yaşayan Türklerin toptan soykırımla yok edilmesinin bir an önce gerçekleştirmektir.

SinoTürk

Dr.Ferhat Kurban TANRIDAĞLI

Bilindiği gibi Tarihi İpek Yoluna hakim olmak için Türk ve Çin devletlerinin rekabeti M.Ö 2.Yüz Yıllardan başlamıştır.

“658-787 Yılları arasında İpek Yollarına hakim olma konusunda Türk Devletleri ve Çin İmparatorluğu arasında çetin mücadeleler oldu. İkinci Göktürk devletinin desteğini aldıkları sürece Türgiş Devletleri bu mücadelede başarılı oldular. İkinci Göktürk devleti yıkılınca ibre yön değiştirdi. 751 Talas savaşı ile Çin İmparatorluğu bölgeden çekilmek zorunda kaldı. “ [1]

Talas savaşından (751)  sonra ise İpek Yolunun hakimiyeti resmen Türklerin eline geçmiş, Çin İpek Yoluna hakim olma hırsını geçici olarak içine gömmüştür.

  1. Yüz Yılın sonlarından sonra deniz ipek yolunun keşfi, küresel yapıda bağımsız devletlerin kurulması, başta kara yolları olmak üzere sınır problemlerinin de dâhil olmasıyla İpek yolu yavaş yavaş önemini kaybetti.

Asırlar sonra Çin’in ekonomik olarak güçlenmesi, teknolojide elde ettiği gelişmeler Çin’in dünyaya hakim olma hırsının yeniden canlanmasına sebep oldu.

Çin’den Avrupaya giden Tren 06.11. 2019 tarihinde Ankara’da törenle karşılandı, coşkuyla uğurlandı.

1 Ağustos 2008 ilk Hızlı Tren seferlerini başlatan Çin “Kara İpek yolu” nu Hızlı trenle canlandırmanın maliyet açısından deniz taşımacılığından kat kat ucuz olduğunu, stratejik bölgelere yeniden hakim olmak açısından da hayati önem taşıdığını anladı.

İleri teknoloji “Küresel güç olma sevdası- Çin Rüyası” nın bir an önce gerçekleşmesi için hizmete yetişmişti.

İpek Yolu’nun kara güzergahı Doğu Türkistan’dan başlıyordu.

Burada Gwadar Limanından bahsetmek lazım:

Gwadar Limanı Pakistan’ın güneybatısında Hürmüz

Körfezi’nin girişinde bulunuyor. Liman bu özelliği ile stratejik bir öneme sahip.

Gwadar limanının işletme hakkı 18 Şubat 2013 ten itibaren Çin Firmasına geçti.[2] Pakistan´a ait yönetim hakkını satın alan Çin, enerji yollarının güvenliği için önemli bir adım attı.

Malakka Boğazı’na alternatif arayan Çin´in bu operasyonu kilit bir adım oldu. Zira Çin’in ithal petrollerinin yüzde 80´i Amerika Birleşik Devletleri’nin kontrolündeki boğazdan geçerek ülkeye ulaşıyordu.

Çin, dünyada çıkacak herhangi bir krizde, boğazın bloklanmasından endişe ederek alternatifler arıyordu.

Gwadar limanı Hürmüz Boğazının çıkışında olup, Çin-Pakistan Hızlı Tren yolunun başlangıç noktasıdır.

Çin’in yük gemileri için Hürmüz ve Malakka boğazlarını geçerek Çin’in Şanghay Limanına kadar olan deniz yolu mesafesi 16000 Kmdir. Pakistan’ın Gwadar limanından Hızlı Tren Yoluyla Doğu Türkistan’ın Kaşgar’a olan mesafe 2000 km olup taşıma mesafesi %87 kısalmaktadır. Urumçi’ye olan mesafe 3000 Km’dir. Taşıma mesafesi %70 kısalmaktadır.

Ayrıca Çin malları Gwadar Limanına varınca doğrudan Orta Doğu’da Arap Yarım adasına, Afrika’da Kızıldeniz’e ve Akdeniz’e girebilmekte ve Atlantiğ’e yelken açabilmektedir. Böylece Orta Doğu petrolleri ve Afrika kaynakları direk Çin’in kapı önüne gelmektedir.

Bu durumda, Çin’e göre önce “Enerji Güvenliği”ni garanti altına almak gerekir. Nitekim “Enerji Güvenliği : Süper Güçlerin Can Damarı” dır.[3]

Buralardan bir an önce emin olmak için Türkler asimile edilmeliydi.

Doğu Türkistan’daki Türklerin diğer halklar gibi kolay asimile olmasına gözü yetmeyen Çin Soykırımı hızlandırmaya karar verdi.

Bunun için dünyanın gözünü boyamak ve bir kılıf uydurmak gerekiyordu.

5 Temmuz 2009[4] da ilk algı operasyonu gerçekleştirildi. Barışçıl hak arama yürüyüşü Çin’in sinsi planları sonucu katliama dönüştü, sonuçta Çin devleti önce Han Çinlisi ahali ile Uygurlar arasında kin- nefret tohumları ekerek, devletin yapacağı soykırıma Han Çinlilerinin duyarsız kalması hatta devleti desteklemesi için fikri zemin hazırladı.

2012 Kasım ayında, Pekin hükümeti Sincan’ı yönetmek için yeni bir “strateji” hazırladı ve merkezi hükümet “Sincan’ı nasıl yöneteceğini” tartışmaya başladı. 2000 yıllarda kurulan ve görevi Doğu Türkistan’ın etnik meselesini incelemek, analiz etmek ve çözüm bulmak olan “Merkezi hükümet Sincan çalışmaları Koordinasyon Grubu Ofisi “ revize edildi[5]. Gurupta ÇKPnin Milliyetler politikasının oluşturulmasında başı çeken etnolog Ma Rong/ 马绒,Hu Angang,/胡鞍钢,Yang Shengmin/杨声敏, Hu Lianhe/胡联合, Zhu Weiqun/朱维群 gibi faşist Çinli aydınlar yer aldı.

2013 yılı Mayıs, Zhongnanhai sarayında sözde “Sin can Etnik Politikalarının tezden belirlenmesi”, yani Şi cinping’in “Sincan’ı Yönetme Stratejisi” ni belirlemek için bir toplantı daha yapıldı.

Daha sonra devlet bu çalışma gurubunun kurguları doğrultusunda harekete başladı.

11 Eylül sonrası oluşan “İslami Fobi” algısı ile Terörü harmanlayıp Uygurları aşırı dinci terörist olarak dünyaya lanse edilmesi kararlaştırıldı.

Hemen ardından Doğu Türkistan’da Cihat propagandası yapan genç “İmamlar” türedi. Hiç engelsiz şekilde camilerde

“ Müslüman cihat yapmalı, Çin darulsulh ülkesidir. Onun için darulharp olan topraklara- Suriye’ye gidip şeriat için cihat yapmak lazım” türünden vaazlar vermeye başladı.

Hemen ardından Doğu Türkistan’ın en ücra köşesinden çıkıp, 5000 Km yolu hiç engele takılmadan aşıp Çin’in Yünnan eyaletinden dünyanın en güçlü ordusu tarafından korunan hudutları da rahatça geçen binlerce kişi Tayland’da ortaya çıktı. Bunlardan bir kısmı Suriye’de boy gösterdi. Hatta DAEŞ saflarına serpiştirildi.

Bu gelişmelere eş zamanlı olarak Pekin ve Çin’in iç kesimlerinde, Doğu Türkistan’ın muhtelif şehirlerinde “Silahlı terör eylemleri” gerçekleşti. Çin’de Türklere askerlik yasağı olup hayatında eline silah almayan bu insanların gerçekleştirdiği silahlı eylemleri “Doğu Türkistan İslam Partisi’nin üstlendiği haberlerde yer alıyordu.

Çok geçmeden Çin’in gerçek niyeti ortaya çıktı: Paris terör saldırısından sonra BM Güvenlik Konseyi oybirliği ile Daeş ile mücadele kararı aldı (21 Kasım 2015), Çin’in BM’deki daimi temsilcisi Liu Jie Yi (刘杰一) kabul oyu kullanmakla kalmadı, konuşmasında “Doğu Türkistan terör güçlerine darbe vurmak, terörle mücadeledeki önemli noktadır.” dedi. Böylece uluslararası arenada Çin hükümeti Uygurların milli hak-hukuk mücadelesini “aşırı dinci terörist hareket” olarak lanse edebilme konusunda ilk başarıyı elde etmiş oldu.

Bunlara paralel olarak yaşanan önemli bir gelişme ise Çen çuan guo olayıdır. ÇKP Merkez Komitesi 28 Ağustos 2016 tarihinde aldığı bir kararla, 2011 yılından beri Tibet Özerk Bölgesi’nin parti sekreterlik görevini yürüten Çen Çuan guo(Chén Quánguó陈全国, D: Kasım 1955)yu Doğu Türkistan’a “ÇKP Sincan parti sekreteri” olarak atadı. Tibet’te görev yaptığı sürece Tibet halkına karşı çok sert politikalar uygulayarak edindiği “başarılı” tecrübeleriyle “Sincan çalışma gurubu”na en uyumlu çalışabilecek bir aday olarak seçilmişti.

Doğu Türkistan’daki yardımcısı CuHaılun(Zhūhǎilún 朱海仑D:1958) ise 1975 den beri Doğu Türkistan’ın Kargalık ilçesinde görev yaparak adım adım yükselen ve iyi derecede Uygur Türkçesi bilen sertlik yanlısı bir faşist olarak bilinirdi.

Faşist aydınlardan Pekin’de oluşturulan “Sin Can çalışma gurubu” ile Doğu Türkistan’daki icraatçıları“ Çen Çuanguo- Cu Haylun” ikilisinin uyumlu işbirlikleri çok kısa zamanda sonuç vermeye başladı

2016 yılının sonundan itibaren” Terörle Mücadele, aşırılığı giderme” bahanesiyle tutuklamalar başladı. Sözde “Mesleki eğitim kampları”nda ise başta Rektörler, Dekanlar, Akademisyenler, Dini Zatlar, Sanatçılar, Şairler, Yazarlar, Avukatlar, İş adamları hatta başarılı futbolcular gibi Uygur Toplumunun “Beyin Takımı” başta olmak üzere milyonlarca Uygur ve Kazak’ın tutuklu bulunduğu BM raporlarıyla tescillendi.

Son bilgilere göre ise kamplardaki tutuklu sayısı 5 Milyon.

Görüldüğü gibi Bugün Doğu Türkistan’da yaşananlar Çin zulmünün, sarı tehlikenin başlangıcıdır.

Doğu Türkistan Türklüğü, Türk Dünyasını Çin istilasından korumak için var gücüyle yani dişi-tırnağıyla direnmektedir.

Dolayısıyla anlaşılması gerekir ki, Doğu Türkistan’a verilecek destek Uygurlara yapılan bir lütuf değildir.

Bugün Batı dünyasında başlayan Uygur desteği aslında İnsanlığın Sarı tehlikeye karşı gösterdiği korunma içgüdüsü, bir refleksidir.

Çünkü Batılılar bize göre daha sorgulayıcı bir yapıya sahip oldukları için sarı tehlikeyi daha erken algılamışlardır.

Kaynaklar :

[1] Hüseyin Selman, 678-787 yılları arasında İpek Yollarına Hakim olmak için Türk ve Çin devletlerinin yaptığı savaşlar, Dünden Bugüne İpek Yolu, beklentiler ve Gerçekler, 2008, İstanbul, s: 147-155.

[2] https://www.dunyabulteni.net/asya/pakistanin-gwadar-limani-43-yilli-gina-cinin-oldu-h355396.html

[3] Liu yazhou (刘亚洲) “Batı Bölge Teorisi西部论” Yönetici Dergisi

[4] Erkin Emet, 5 TEMMUZ URUMÇİ OLAYI VE DOĞU TÜRKİSTAN, Grafiker yayınları, 2009, Ankara.

[5] https://baike.baidu.com/item 中央新疆工作协调小组办

Etiketler: » » » » » » » »
Share
613 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ