logo

trugen jacn
08 Nisan 2026

BAĞIMSIZ DOĞU TÜRKİSTAN İDEALİNE KOŞANLARIN ROMANI : ” GÖK SİYAH-YER KIRMIZI”

Fotoğraf açıklaması yok.

Kemal BAYATLI ( Irak Türkleri Derneği Genel Başkanı)

    Bir Davanın İdealine Koşanların Romanı: Yer Kırmızı Gök Siyah

Doğu Türkistan; gözden uzak gönüle yakın bir coğrafya! Yüz yılı aşkın bir dramın kurbanı olan bir coğrafya ve üzerinde yaşayan öz be öz asil yerlileri: Uygurlar! Türkün ana unsuru bir toplum. İslam dinine sıkı sıkı bağlı inançlı bir toplum…

Nüfus bakımından ve güç ve silah bakımından kat kat üstün olan ve yaklaşık bir buçuk milyar nüfusa sahip Çin Halk Cumhuriyetinin tüm otoritesine karşı 35-40 milyon Türkün direnişinin adıdır Doğu Türkistan.

Siyasetten uzak tiyatro, sinema, roman, şiir ve saire sanat alanına yeteri kadar taşınmayan Doğu Türkistan Türklerinin dikta rejime karşı direnişleri ve buna karşı da ödedikleri bedelleri ele alan eserler bir elin parmak sayısını geçmemektedir.

İşkence ve soykırımlarla karşı karşıya kalan Türk toplumlarının acılarını romanlaştıran rahmetli Emine Işınsu (17 Mayıs 1938 – 05 Mayıs 2021) için düzenlenen roman yarışmasında Gazi Karabulut’un kaleme aldığı “Yer Kırmızı Gök Siyah” romanı jüri tarafından 2025 Yılı Özel Ödüle layık görülmesi az da olsa yüreğimize su serpmiştir.

Batur Han Karluk ve nişanlısı Günce Manas, iki genç aşığın dramından başlayarak uzun bir var oluş mücadelesi veren Doğu Türkistan Türklerinin nelerle karşılaştıklarını sayfa sayfa izliyoruz. Uygur Türklerinin yaşadıkları topraklar her yönüyle verimli topraklar olduğu, tarım yönünden bölgeye ziyadesiyle yettiği ve bu toprakları sahip olmanın bir de bedeli olduğunu ve kararlılıkla topraklarına sahip çıkmaları:

“Neden olmasın? Bu topraklar bizim, bu dağlar, akan ırmaklar… Çölü de bizim, ormanı da… Öyleyse vazgeçmeyiz mücadele etmekten.” S: 75

Bir Davanın İdealine Koşanların Romanı: Yer Kırmızı Gök Siyah

Çin Komünist Partisinin ağır baskılarına karşı teşkilatlanan Uygur Türkleri; kendi imkânları dâhilinde sanat merkezleri kurarak hem kendi kültürlerini yaşatmaya uğraşıyorlar hem de bu merkezleri birer milliyetçi ve vatanperver gençler yetiştirmeye çalışıyorlar. Bu merkezlerin başını çeken ve lider konumunda olanlar mücadele azmini, feyzini Şehit Osman Batur’un (1899 – 29 Nisan 1951) vasiyetlerinden ve öğütlerinden yola çıktıklarını görüyoruz.

“Ben ölebilirim, ama dünya durdukça benim milletim bu mücadeleye devam edecek. Bir gün biz kâfirleri yine çöllerin öbür tarafına atacağız. Sayıları Taklamakan Çölü’ndeki kum taneleri kadar olsa bile.” S:123

Tarih boyunca Doğu Türkistan coğrafiyesinde insanlığa pek çok alanda hizmette bulunan ve değer katan Yusuf Has Hacip, Kaşgarlı Mahmut ve daha nice Türk bilim adamlarının katkıları göz ardı edilmiş ve o insanların neslinin ne halde olduklarına üzülmemek elde değil. S:71-72

Romanda başka bir soykırım uygulaması çarpıcı bir şekilde dile getirilmektedir: Çin Komünist Partisi (ÇKP) tarafından Doğu Türkistan’da Türk ırkının eritilip yok edilmesinin bir yöntemi de “Kardeş Aile” projesiyle karşımıza çıkmaktadır. Pek çok Uygur Türkünün çocuklarını zorla alı koyup ve Çinli ailelerin içinde yaşamalarını, İslam’dan Türkçülükten soyutlayıp komünist düşünceyle büyümelerini hedeflemektedir. Kısacası “Kardeş Aile” adı altında Çinlileştirme projesi olduğu gözden kaçmamaktadır.  S:76

Kardeş Aile projenin uygulaması yetmediği yerlerde Uygur Türk çocuklarını kamplarda Çin Komünist Patisinin öğretilerini çocukların beynine enjekte ettiklerinin acımasız uygulamanın özeti şu cümlelerde anlaşılmaktadır:

“Gelelim çocuklarla ilgili uygulamalara: İlk kurak Çinceden başka hiçbir dile izin verilmeyecek. Asla yakını ile görüştürülmeyecekler. Çin Komünist Partisi öğretisi nasıl bir nesil istiyorsa, ne diyorsa harfiyen uygulanacak.” (S: 89) İki ile on atı yaş arasındaki çocukları “basık, penceresiz, sıvaları dökülmüş, duvarları küf atmış, yerleri nemli, koridoru andıran uzunca odada onlarca çocuğu tıka basa doldurmuşlardı.” (S: 97) Bu uygulama bizi Kırım Tatar Sürgününü hatırlatıyor. Aynı soykırım kafasıyla 1944’te Sovyet hükümeti tarafından Kırım Türklerini tren vagonlarına doldurup Sibirya zemherinine sürgüne göndermeleri neticesinde bir milyona yakın insan hayatını kaybetti.

Her Türk dünyanın öbür ucunda yaşasa bile hiç Türkiye’ye gelmese de görmese de içinde derin bir sevgi ve bağlılık var ana vatana. Öyle ki her Türk’ün iki vatanı olduğuna inan maktadır. Biri doğup büyüdüğü vatanı diğeri de Ana vatan Türkiye’dir. Bu duyguyu derinlemesine Doğu Türkistanlıların yaşadığını yazar Gazi Karabulut bize arz etmektedir:

“Türkistan’dan Hacca gidenler, Türkiye üzerinden uçarsa ayağa kalkarmış. Yok, Türkiye’ye uğramadan gidilirse Kâbe’yi görünce ilk önce Türkiye için dua ederlermiş.”

Nitekim “Unutma! Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, her Türk’ün iki vatanı vardır. Biri kendi yurdu öbürü de Türkiye. İkinci vatanımıza çok selam söyle.” S:75

Uygur Türklerinin yaşadıkları topraklar her yönüyle verimli topraklar olduğu, tarım yönünden bölgeye ziyadesiyle yettiği ve bu toprakları sahip olmanın bir bedeli olduğunu ve kararlılıkla topraklarına sahip çıkmalarına yemin etmişlerdi:

“Neden olmasın? Bu topraklar bizim, bu dağlar, akan ırmaklar… Çölü de bizim, ormanı da… Öyleyse vazgeçmeyiz mücadele etmekten.” S: 75

Yer Kırmızı Gök Siyah romanda Doğu Türkistan Türklerinin insanlığa feryadını ve öz soyundan olanlara serzenişini aşağıdaki satırlarda içimiz burkularak görmüş oluyoruz:

“Çığlığın ardındaki ıstırap, damla amla kana dönüşüp kalpleri kanatıyordu. Ancak derinden sızan yürek yarası, yüreksiz insanlığa tesir etmiyordu. İnsanlık duymazdan geliyor, duysa da ilgilenmiyor, ilgilendiğini söyleyenler de bir iki beyanat ile geçiştiriyordu. Ellerin umursamazlığı çok üzmese de ‘benden’ diye bildikleri niye seyirci kalıyor, bunu anlamıyorlardı. Soysa aynı soy, kansa aynı kan, dinse aynı dindi. Öyleyse bu aymazlık nedendi? Bu vurdumduymazlık neyin nesiydi? Hani ayağa batan dikenden baş da müteessir olurdu? Ne dikeni? Kan doldu Doğu Türkistan… Hani komşusu açken tok yatan bizden değildi? Ne açlığı? Etleri lime lime edildi Uygur Türk’ünün… Hani Adriyatik’ten Çin Seddine kadar bir Türk medeniyeti vardı? Ne Adriyatik’i toprağında toprak ekemez oldu Kaşgar Türkü… Hani nerede bir Türk varsa ilgi alanındaydı? Ne ilgisi Türklüğü elden alındı Türklüğün doğduğu yurtlarda…” (S:63)

Niue ve Vatikan’ı katarsak 233 ülkenin gözü önünde devam eden acı drama karşı hiçbir girişimde bulunulmamış ve Çin hükümetine karşı bir yaptırım uygulanmamıştır.

Romanda ayrıca dikkatimizi Doğu Türkistan Türklerinin ağır şartlar altında olmalarına karşın mücadelelerinden hiç geri kalmamışlardı. Nitekim teşkilatlanmayı titizlikle sürdürmekteydiler.  Mavi Kırmızı Sanat Merkezi ne kadar sanat ile ilgili bir merkez görünse de asıl olan Uygur Türklerinin bir eğitim yuvası olduğu Mehmet Emin Han ve Batur Han’ın arkadaşlarının toplantılarından anlıyoruz. (S: 100) Ve her Türk bölgesinde sanat merkezler açtıkları milli teşkilatlanmanın önemini vurgulamaktadır. Urumçi Mavi Sanat Merkezi, Turpan Kırmızı Sanat Merkezi, Aksu Renkler Sanat Merkezi ve Manas Renkler Sanat Merkezi gençlerin yetiştirilmesine büyük olanaklar sağlamaktadır. Bu merkezlerin başkanları ile Mehmet Emin Hanın toplantı yapması Mehmet Emin Hanın lider konumuna olduğunu anlamaktayız. (S: 103)

Roman iki aşığın kavuşması (Batur Han ile Günce) konunun vurgulu noktalarından biri olduğu ve iki âşık kavuşmalarının zamanlaması manidar bir cümle ile yanıtlanmaktadır:

“Doğu Türkistan hür olduğu zaman…”

Ne yazık ki Batur Han ve Günce Kaşgar’a gitmeye yola çıktıklarında Çin polisleri tarafından takibe alındıklarını fark etmemişlerdi. Yol ağzında onların kaçışına yardımda bulunan Turhan ile beraber arabaları yaylım ateşine tutulur ve orada Turhan ile Günce can verirken Batur Han ağır yaralar alır ve ilkence altında o da can verir.

Araba iken iki âşık dillere destan olan Abdürehim Heyit’in yorumladığı türküyü tamamlamadan feci şekilde şehit olmuşlardı:

Dedim zincir var, dedi boynumda

Dedim ölüm var, dedi yolumda

“Yer Kırmızı Gök Siyah” romanı hayali bir kurgu üzerine oturtulan bir roman değildir. Pek çok Uygur Türklerine yapılan işkence sahnelerini bire bir yazıya çevrilmiştir.

Umut ederiz ki Türklük için hayatını feda eden Şehit Dr. Ahmet Sadık efsaneler gibi, özgürlüğün bir simgesi sayılan Naim Süleymanoğlu şahsiyetler gibi Şehit Osman Batur da ve arkadaşlarının verdiği mücadeleyi beyaz perdeye aktarılmasıdır.

Bizde yazımızı romanın son cümlesiyle tamamlayalım:

Yaşasın Bağımsız Doğu Türkistan!

Yeni Ufuk dergisi Mart 2026 / 140. Sayı  Bir Davanın İdealine Koşanların Romanı: Yer Kırmızı Gök Siyah — Kemal Beyatlıblog.com.

 

Share
116 Kez Görüntülendi.