Prag’daki Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde görev yapan Švec, resmi Çin belgelerini, devlet medyası analizlerini, ÇKP üst yönetiminin geçmiş yıllarda sızdırılmış dosyaları ve uluslararası haberleri kullanarak, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmenin Pekin’i hem anlatısını/iddialarını hem de politikalarını değiştirmeye zorlamada belirleyici bir rol oynadığını savunuyor.
Uygur bölgesindeki etnik toplumsal tepkiler ve ayaklanmaların ve Pekin’in Uygurları tümden suçladığı ülke içinde ve dışında meydana gelen bir dizi ölümcül terör saldırıları meydana geldi. Bunun ardından ÇKP Lideri Xi Jinping 2014 yılında Uygur kimliğini bir güvenlik tehdidi olarak gösteren “Şiddet İçeren Aşırıcılığa Karşı Sert Mücadele Kampanyası”nı başlattı. Yerel yetkililer, ÇKP. bölgesel medyasında açıkça övdükleri sözde “aşırıcılık karşıtı” merkezlerle denemeler yaptı. Bu aşamada, uluslararası alanda çok az farkındalık vardı ve olanları gizlemek için de çok az çaba gösterildi.
Bu durum 2017’de, bölge genelinde kitlesel gözaltıların yaygınlaşmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Tutuklamalar artarken, Pekin sıkı bir bilgi karartması uyguladı. Kamplara yapılan atıflar ulusal medyadan kaldırıldı ve Uygur bölgesi ile ilgili haberler, kalkınma ve istikrarı vurgulayacak şekilde yumuşatıldı. Ancak Çin dışında, gazeteciler, araştırmacılar ve diasporada yaşayan Uygur sürgün gruplar ve STK.lar kitlesel hapis cezalarına dair kanıtları bir araya getirmeye ve ifşa etmeye başladılar.
Çekyalı Araştırmacı Švec, 2019’un sonlarında ABD’nin Uygurlara yönelik baskı nedeniyle yaptırımlar uygulaması ve ICIJ’nin kampların nasıl işlediğini ortaya koyan sızdırılmış iç belgelerden oluşan Çin Belgeleri’ni yayınlamasının ardından bir dönüm noktası yaşandığını söylüyor. Dosyalar, gözetim, disiplin ve süresiz gözaltı konusunda ayrıntılı talimatlar içeriyordu ve Çin hükümetinin kendi sözleriyle, hayatta kalanların ve araştırmacıların uzun zamandır iddia ettiği şeyi doğruluyordu: kamplar baskıcıydı, merkezi olarak koordine ediliyordu ve geniş kapsamlı bir kitlesel gözetim ve nüfus kontrolü programının bir parçasıydı .
Uygur bölgesindeki insan hakları ihlallerini reddeden ve dini özgürlüğe saygı duyulduğunu öne süren Çin, China Cables soruşturmasına “tamamen uydurma ve sahte haber” diyerek yanıt verdi.
Çin’den sızan belgeler ve New York Times’ın Kasım ayında yayınladığı, merkezi yetkililerin kitlesel baskıyı onayladığını doğrulayan iç konuşmaları ve belgeleri içeren ikinci bir sızıntı olan Sincan Belgeleri , anında etki yarattı.
Araştırmacı Sveç : Uygur Bölgesindeki Gelişmelere 2019’dan Sonra Dünyanın İlgisi Çok Artmıştır
Çek araştırmacı Švec’e göre, 2019 Eylül ve Aralık ayları arasında “Sincan” için yapılan Google aramaları yüzde 236 arttı. Sızdırılan belgeler ve uygulanan yaptırımlar, 2019’un sonlarında bölgeye yönelik uluslararası toplumun ve kamuoyunun ilgisini önemli ölçüde artırdı. Çinli yetkililer sızıntılara Batı yaptırımlarına verdikleri kadar sert tepki gösterdiler. Devlet medyası eleştirel haberlere karşı agresif saldırılar başlatırken, diplomatlar da oluşan hasarı gidermek için çabaladılar. Resmi medya bir yanıtında, Batı medyasının ‘gerçek bir etkisinin olamayacağını’ ve ‘bu konuda hiçbir şey yapamayacağını’ söyleme gereği duydu. Kamplardan birinin eski bir ‘öğrencisi’ tarafından yazılan ve resmi olarak yayınlanan bir mektupta Amerikalılara ‘susmaları’ çağrısı yapıldı.” diye yazdı .
Ancak Çin yönetimi sızdırılan ÇKP gizli belgelerinin yayınlanması ve diğer ifşaatlardan sadece birkaç gün sonra Toplama Kamplarındaki tüm Kursiyerlerin mezun olduğunu ve bu kampların kapatıldığını açıklayarak ani bir politika değişikliğine gittiği görüldü.
Kaynak : https://www.icij.org/investigations/china-cables/beijings-backtrack-on-xinjiang-detention-camps-spurred-by-icij-investigation-research-finds/








