logo

trugen jacn
24 Mayıs 2017

ÇİN’İN BÜYÜK RÜYASI : YENİDEN İPEK YOLU !

Çin, Afrika’ya açılmak için tarihi İpek Yolu’nu yeniden canlandırmayı hedefliyor. Bu çerçevede düzenlenecek zirveye Cumhurbaşkanı Erdoğan da katılacak…

Çin'in büyük rüyası Yeniden İpek Yolu

Emre Demir |  Pekin

Eylül 2013, yer Kazakistan. Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, Nazarbayev Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada Çin ve Orta Asya ülkelerinin işbirliğiyle İpek Yolu Ekonomik Kuşağı’nın inşa edilebileceğini söyledi.

Ekim 2013, yer Endonezya. Xi Jinping, bu ülkeye yaptığı resmi ziyaret sırasında parlamentoda yaptığı konuşmada ilk kez 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu ifadesini kullandı.

Çin Cumhurbaşkanı Xi’nin Orta Asya ve Güneydoğu Asya’ya arka arkaya yaptığı ziyaretlerde kullandığı bu ifadeler, kadim İpek Yolu’nun karadan ve denizden canlandırılması hedefini belirten Kuşak ve Yol (KY) girişimi olarak kavramlaştı. (Çin, Kuşak ve Yol’u “proje” veya “strateji” gibi örtülü gündemler çağrıştıran kelimelerle anılmasını ve jeopolitik bir araç olarak görülmesini tercih etmiyor, geleneksel Çin medyası girişim, öneri anlamında “changyi” olarak adlandırmayı tercih ediyor.)

Kuşak ve Yol, Kasım 2012’de birinci adam olmasının ardından Çin lideri Xi Jinping’in alamet-i farikalarından birine dönüştü. Bu kavram, yolsuzlukla mücadele, ekolojik medeniyet inşası, orta halli refah toplumu, yeni normal düzen, Çin Rüyası gibi Xi’nin ilk döneminin popüler ifadelerinin hepsini ortak bir paranteze alıyor gibiydi. Xi başta olmak üzere üst düzey devlet liderlerinden en alt kademedeki yetkililere kadar, herkes her platformda Kuşak ve Yol’u gündeme getirdi. Çin’e gelen yabancı devlet liderleri, ilk iş olarak Tek Çin ilkesine desteklerini ifade ettikten sonra, bu girişim içinde yer almak istediklerini beyan etmeyi de Çin gezilerinin diplomatik kaidelerinden birine dönüştürdüler.

2013 yılında ilk kez ortaya koyulmasını izleyen birkaç yıl boyunca, Kuşak ve Yol’a teveccüh gösteren ülkelerin bu girişimin somut içeriğiyle ilgili pek fazla talepleri olduğu söylenemez. En büyük gelişmekte olan ülke, dünyanın iki numaralı ekonomisi ve “gelişmekte olan ülkelerin temsilcisi” olarak Çin’e bir güven vardı ve girişimin somut içerik kazanması için zamana ihtiyaç duyulduğu biliniyordu. Ancak diğer yandan, bunun ne tür bir kalkınma projesi olduğu merak ediliyor ve Çin’in bu girişimi ortaya koyarken “gizli bir ajandası” olup olmadığı sorgulanıyordu. Diğer ülkeler kendi kalkınma hedeflerinin peşine düşmüşken, böylesine karmaşık bir uluslararası ortamda Çin neden onlarca ülkeyi kapsayan bir ortak kalkınma hareketini gündeme getirmişti? Kuşak ve Yol, Amerikalıların savaş sonrası Avrupa’nın inşası için ortaya koydukları Marshall Planı gibi bir şey miydi? Ekonominin sendelediği ve Çin’in askeri olarak pazılarını göstermeye başladığı bir dönemde, bu girişim Çin dış politikasında nasıl bir yer tutuyordu? Çin, bu girişimi kendi bürokrasisi içerisinde nasıl yürütecek, hangi hükümet birimleri süreçten sorumlu olacaktı?

Kuşak ve Yol’un içeriği ve asıl niyeti üzerinde şüpheler dillendirilmeye başlamışken Çin tam zamanında, 2017 yılının Mayıs ayında başkent Pekin’de İpek Yolu zirvesi organize etmeye hazırlanıyor. Bu zirvenin ardından, otuza yakın ülkenin devlet ve hükümet başkanı düzeyindeki katılımlarıyla, Kuşak ve Yol’un nispeten ete kemiğe bürünmeye başlayacağını öngörebiliriz. Elbette bu zirveye gelene kadarki süreçte, Çin Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu’nun Mart 2015’te yayımladığı “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı ve 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu’nun Ortak İnşası Üzerine Vizyon ve Eylemler” adlı raporu da göz ardı etmemek lazım. Bu belgede, girişimin arka planı, temel ilkeler, çerçeve, işbirliği öncelikleri ve mekanizmaları gibi alanlarda pek çok soruya açıklık getiriliyor.

Çin'den Yeni İpek Yolu'na 79 milyar

Neden İpek Yolu?

Çin’in bu girişime seçtiği isim, pek çok ülkenin katılımını sağlamak ve girişimin barışçıl içeriğini göstermesi açısından mühim. (Türkiye de daha evvel Kervansaray Projesi’yle kadim İpek Yolu’nu yeni bir kalkınma hareketi olarak gündeme getirmişti.)

1877 yılında coğrafyacı Baron Ferdinand von Richthofen tarafından geliştirilen İpek Yolu kavramı, tarihte pek çok ülkenin üzerinde ittifak ettiği, moral zemini oldukça sağlam az sayıdaki ortak konseptten biri. Diğer yandan, Çin’i Roma’ya bağlayan kadim ticaret yollarını İpek Yolu olarak adlandırmak yanıltıcı olabiliyor, zira tarihî İpek Yolu ne sadece tek bir yoldan, ne de sadece ipek ticaretinden ibaretti. Esasen Richthofen’e kadar bu eski ticaret yolları hiçbir kayıtta İpek Yolu olarak geçmiyordu. Eskiden gidilen güzergâh yola adını verirdi; Semerkand Yolu, Kaşgar Yolu, Tebriz Yolu gibi. Veya yön belirten sözcüklerle yol tarif edilirdi; Kuzey Yolu, Güney Yolu, Batı Yolu. Farklı yollar açılıyor, onlarca çeşit ürün uzak diyarlara gönderiliyordu. Sadece mallar değil; inançlar, kültürler, türküler, nakışlar, desenler, mimari biçimler de bu yolun yolcusuydu. Buhara’daki Kalan Minar’ın tuğla bezemesi, Sivas Ulu Cami’nin minaresinde işte bu sebepten dolayı karşımıza çıkıyordu.

Kadim İpek Yolu’nun stratejik önemi sanılandan çok daha büyüktü. Tarihi İpek Yolu, bütün bir Asya kıtasının, Arap yarımadasının, Kuzey Afrika’nın serveti anlamına geliyordu. Bu ticaret hatlarının en canlı dönemlerinde, gerek Çin gerekse İslam dünyası, felsefede, bilimde, devlet idaresinde altın çağlarını yaşıyordu. Arap, İranlı, Çinli seyyahlar, denizciler o dönemin önemli kentleri arasında mekik dokuyor, kitaplar yazıyordu. Kadim Doğu’nun farklı kültürleri arasında karşılıklı anlayış, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yüksekti.

İngilizler İpek Yolunda Çin'den erken davrandı

Peki, sonra ne oldu? Tarihi İpek Yolu’nun nefesinin tükenmesi, bu coğrafyadan neleri götürdü, neler getirdi?

Bu sorunun çarpıcı bir cevabını, Orta Asya: Tarih ve Uygarlık kitabının yazarı Jean-Paul Roux’tan alıntı yapayım: “Eskiden İpek Yolu, Orta Asya’nın servetiydi; bu yolun kapanmasıyla bölgede felaket çanları çalmış ve bu yolla birlikte kültürü de yok olmuştur. Bu yolların yeniden açılması, insanoğlunun yaratıcılığının doruğa çıktığı, tapınaklarında ve mağaralarında ölümsüz resimler ve heykeller yaratan seçkin sanatçıların ve Zerdüştlerin, İbn Sinaların dünyaya gözünü açtığı bu binlerce yıllık toprakların yeniden doğuşunu getirecek midir?”

Tespit yerinde, soru mühim! Bu yollar yeniden açılabilir mi, açılması bu coğrafyanın halklarına neler getirir?

Tarihi İpek Yolu yeniden diriltilecekse, her şeyden önce bu girişimin tek bir ülkenin projesi olarak değerlendirilmemesi lazım. Öneriyi ortaya atan taraf olarak Çin’in -retorik de olsa- çağrısı bu yönde: Kuşak ve Yol bir ortak kalkınma hareketidir ve ancak ilgili ülkelerin kendilerine özgü kalkınma hedeflerinin birbirine entegre edilebilmesiyle gerçekleşebilir. Yani, Türkiye’nin 2023 hedefleri, Kazakistan’ın Nurlu Yolu, Moğolistan’ın Bozkır Yolu, Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu, İran’ın, Rusya’nın kalkınma hedefleri, Macaristan’ın doğu açılımı ve Çin’in Kuşak ve Yol girişimi birbiriyle çelişmemeli, rekabet araçlarına dönüşmemelidir. Bu ülkeler, aralarındaki siyasi nüfuz çekişmeleri ne raddeye gelirse gelsin, ticaret kapısını hep açık tutmayı bilmelidir.

Çin, Neden İhtiyaç Duyuyor?

Çin elbette sadece bir yumuşak güç aracı olarak böyle kapsamlı bir hamleye kalkışmış değil. Çin’in kuşaklarla ve yollarla Batı Asya’ya, Kuzey Afrika’ya açılmaya ihtiyaç duymasının tarihsel temelleri var.

“Şehirlerimizdeki depolarda rezervlerimiz taşıyor, sandıklarımız altın ve hazinelerle dolu. Depoladığımız tahıllar bozulmak üzere.”

M.Ö. 1. yüzyılda yaşamış Çinli tarihçi Sima Qian, ülkesinin aşırı zenginliğini ve üretim fazlasını bu sözlerle anlatıyordu. Han Hanedanı (MÖ 206 – MS 220), Çin’in altın devirlerinden biriydi ve bu aşırı zenginlik, Çin’in gözünü dış pazarlara dikmişti. İmparator Han Wudi, elçilerinden Zhang Qian’i keşif gezisi için Orta Asya’ya gönderdi. Bu gezi Çin’in ilk kez batıya açılması anlamına geliyordu, aynı zamanda İpek Yolu’nun başlangıcının. Dönem Pax Sinica zamanıydı ve İpek Yolu, Çin için diplomatik ve ekonomik bir kanal işlevi görüyordu.

2 bin yıl sonra Çin aynı durumla karşı karşıya: Ülke 4 trilyon dolar döviz rezervine ve gayrimenkul, çimento ve çelik fazlasına sahip. Çareyse yine, yeni ve yeniden İpek Yolu.

Yeni İpek Yolu, Trans-Atlantik ve Trans-Pasifik ticaret bloklarına alternatif sunuyor, her şeyden önce bu ticaret hatlarının odak noktası ABD’den Çin’e kayıyor.

Çin, elindeki üretim fazlasını dışarı aktarmak, altyapı yatırımları yapmak istiyor. Çin şirketleri çoktan diğer ülkelerde yollar, köprüler, demiryolları, tüneller inşa etmeye ve finansman sağlamaya başladı. Moskova-Kazan hızlı tren demiryolu, Orta Asya-Çin doğalgaz boru hattı, Korgos Sınır Kapısı, Çin-Pakistan Otobanı, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru Kuşak ve Yol’un somut adımları olarak dikkat çekiyor.

Türkiye  ” Kuşak ve Yol “‘ ’a Vakıf mı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilgili zirveye katılacak olması nedeniyle de Türk medyasının Kuşak ve Yol girişimine ilgisi artıyor. Ancak konunun Türk kamuoyunda halen tam olarak anlaşılamadığını söyleyebiliriz. Türk medyasında çıkan bazı haberlerde, Türkiye’nin Kuşak ve Yol’un çekirdeğine koyulduğunu, hatta bunun bir Türk-Çin projesi olarak lanse edildiğini görmek mümkün. Konuyla ilgili haber yapan basın organlarından biri, Mayıs ayında açılacak bir tren hattıyla projenin resmen başlayacağı müjdesini de vermiş. Adında Kuşak ve Yol yazması aldatmasın, bu girişim –tıpkı kadim İpek Yolu gibi- ne tek bir kuşaktan ne de tek bir yoldan oluşuyor. Buradaki yol ve kuşak, tarihi ticaret ağlarının karadan ve denizden ilerleyen ana hatlarına gönderme yapıyor.

Kuşak: İpek Yolu Ekonomik Kuşağı. Yol: 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu.

Türkiye’nin Kuşak ve Yol’a şu aşamada “atlaması” elbette beklenemez. Kuşak ve Yol Girişimi Uluslararası İşbirliği Forumu’nun ardından özellikle Türkiye gibi coğrafi açıdan kritik konumdaki ülkelerin bu girişim içindeki rolleri daha belirgin hale gelecektir. Ancak, girişimin mimarı ve bu girişimin somut bir mekanizmaya dönüşmesi durumunda yürütücüsü olacağı aşikar olan Çin’le Türkiye’nin ne şekilde işbirliği yürüteceğinin iyi planlanması gerekiyor. Türkiye-Çin ilişkilerinde en büyük handikap, Türk dış politikasının her geçen gün daha konjonktürel hale gelmesi olabilir. Gazeteler Kuşak ve Yol ile ilgili haberlerine “Berlin uzaklaşırken Pekin yaklaşıyor” başlığı atabilir; ancak Türk dışişlerinin, Çin’le uzun vadeli işbirliğini, Avrupa’yla kriz yaşanan bir dönemde Çin’den siyasi yakınlık devşirme çabasına kurban etmemesi lazım. Türkiye daha hazırlıklı olmalı.

Özel coğrafi konumuna aşırı güven de, avantaj elde edebileceği bir konuda Türkiye’nin handikaplarından biri olabilir. “Bütün yollar bizden geçiyor” diye övünürken, içinde bulunduğumuz yüzyılın ulaşım ve altyapı imkanlarını düşünmek gerekiyor. Güvenlik ve siyasi-ekonomik istikrar sağlanmadan, Çin’in Türkiye’yi Avrupa’ya açılacağı bir köprü olarak kullanmasını beklemek sahici bir ümit olmaz.

Sabah gazetesi yazarlar kulübünün Mart ayında Pekin’de düzenlediği toplantıda, Türk tarafı “Çin’in Avrupa’ya Türkiye üzerinden açılabileceği” önerisini gündeme getirdiğinde, Çin’in önemli düşünce kuruluşlarından Chaoyang Enstitüsü Finansal Çalışmalar bölümünden Zhou Rong “Avrupa’yla bu kadar kriz yaşarken ve onlara sırtınızı dönmekten bahsederken, bizi nasıl Avrupa’ya açacaksınız?” sorusunu yöneltmişti.

Bazı ülkelerle yaşanan diplomatik krizlerin, sadece o ülkeyle ikili ilişkileri etkilemekle sınırlı kalmadığı akıldan çıkarılmamalı. Rusya’yla yaşanan uçak krizi, Çin’deki Türkiye algısını da olumsuz etkiliyor. Avrupa ülkeleriyle sıklaşan gerginlikler, Çin’de Türkiye’nin “kavgacı ve uzlaşılmaz” bir ülke olduğu imajının işlenmesine neden oluyor.

Medeniyetler çatışması mı, Medeniyetler kaynaşması mı?

Tarihte büyük medeniyetlerin iç içe bulunduğu, bir arada mübadele içinde yaşadığı çok az coğrafya bulunuyor. Çinli aydın Ji Xianlin, bu konuda bize çok yakın bir coğrafyayı işaret ediyor:

“Dünyada uzun geçmişe sahip, geniş bir alana yayılmış, kendi sistemini kurmuş ve derin etkiler bırakmış medeniyetler olarak sadece Çin, Hindistan, Yunan ve İslam medeniyetlerini sayabiliriz. Bu dört kültür sisteminin kesiştiği mekân ise tektir, burası Çin’in DUNGHUANG  bölgesidir. İkinci bir örneği yoktur.”

 

Terör ve mülteci krizi, medeniyetler çatışması tezini yeniden dünyanın gündemine getirdi. Batı’da, popülist söylemleri dillendiren aşırı sağ yükseliyor. Bu ortamda, insanlığın tümünü kucaklayacak evrensel bir kalkınma çağrısına her şeyden çok ihtiyaç var. Bu açıdan Çin’in bu girişimi, zamanlaması ve seçtiği isim açısından oldukça isabetli.

Dört büyük medeniyetin kesişmesini sağlayan temel harçlardan biri ticaret yollarıydı ve herkes bu ticaretten bir şekilde payını alıyordu. Bunun modern karşılığı kazan-kazan olarak tarif ediliyor. Bu açıdan, iki bin yıldır nesilden nesle aktarılan “İpek Yolu Ruhu”, farklı kültür ve medeniyetlerin yeniden birbirine yaklaşmasını ve yeni sentezler ortaya çıkmasını sağlayabilir.

Kaynak :  http://www.haberiyat.com/analiz/cinin-buyuk-ruyasi-yine-yeni-yeniden-ipek-yolu

=================================================

Yayıncının  Notu :Orhon’da kurulan Uygur  devleti Kırgiz Türklerince 841’de yıkılması üzerine Sarı Irmak vadisine  gelen Uygur Türkleri Kansu (Gancu)Uygur Devletini kurdular. Bunlar Şacu Uygurları olarak biliniyor.  Bu Uygurlar burada mevcut Çin Beyliklerine son verdiler. Lencu’daki Çin askeri   Üssüne hucum ederek Çin’in batı bölgesinde bu ileri   Askeri karargahını tahrip ettiler. Daha sonra bu Uygurlar Cengiz Han’a  tabi oldular. Dung Huang şehri bu Uygurların de içinde bulunduğu onlarca Milletin kaynaştığı   adeta bir kültür ve medeniyet başkenti idi. Edebiyat,din,Mimarlık, ilmi, edebi ve tarihi  ve tip ile ilgili dünya  dillerinde yazılmış  eserler  Türkçe başta olmak üzere çeşitli dillere   çevrilmiştir. Avrupalı Kaşiflerin yağmasına  uğrayan Uygurca ve diğer dillerdeki binlerce yazmalar  bu Duang Hong’daki mağaralardan  çalınmış ve kaçırılmıştır. Çinli Aydın, Duanghuang’in bu çok bariz özelliğini ve burasının de bir süre Uygurların egemenliğinde kaldığını burada belirtmemiştir.

 

Etiketler: » » » » » » » »
Share
620 Kez Görüntülendi.