logo

trugen jacn

ŞANGHAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ , AVRUPA BİRLİĞİ VE YOL AYIRIMINDAKİ TÜRKİYE(1.BÖLÜM)

Türkiye Cumhuriyeti devletimizin Avrupa Birliği ile Şanghay İşbirliği Örgütü arasında bir seçim yapması gerekmiyor.Avrupa Birliği’ne küsmek yerine hak arayışını sürdürmelidir.Şanghay İşbirliği Örgütü ile  de ülkemizin manfaatlarının gerektirdiği ölçüde  işbirliği yapma yolunu izleyebilir.Bunun için ille de bu örgüt’e üye olması gerekmiyor(muş) Bilakis Türkiye’nin bu örgütün dışında kalaması,Türk dünyasının ortak geleceği açısından hayatı önem taşımaktadır. 
Bununla birlikte Türkiye daha kalıcı çıkış  yolu olarak kendi önderliğinde manevi coğrafya ülkelerini kapsayan yeni bir uluslar arası işbirliği teşkilatı  oluşturmayı de düşünmeli. Türkiye’nin bu potansiyeli vardır ve gücünü kurumsal düzeye taşımanın zamanı gelmiştir.Büyük işler hergün yapılmayabilir. Ama,gününde mutlaka yapılmalıdır. GÜN, BUGÜNDÜR.

Dr.Ferhat Kurban TANRIDAĞLI

 Şanghay Beşlisi’nin oluştuğu yıllar (1996), Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, uluslar arası güç dengelerinin değiştiği, birliği oluşturan ülkelerin bağımsızlıklarını ilan ettiği, Çin’in Japonya ve Hindistan gibi komşu ülkeleri ile olan toprak anlaşmazlığı gibi sorunların yeniden alevlendiği, efsane lider İsa Yusuf Alptekin’nin büyük bir umut ve heyecanla : ‘’Batı Türkistan bağımsızlığına kavuştu , Kurtuluş Sırası Doğu Türkistan’da’’ söylemlerini dile getirmesinden sonraki döneme denk gelmektedir.
Shanghai beşlisini oluşturan ülkeler Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan olup, Çin ile en uzun sınırı bulunan Rusya dışında aynı konumda olan Türk ve Türki Cumhuriyetlerdir.
‘’Yİ Yİ ZHI Yİ = Gayri Çinli eliyle Gayrı Çinli’yi ezmek, ‘’ ” Kardeşi kardeşe boğdurmak ” –Çin devlet’inin geleneksel devlet politikasıdır.
Bugün Çin güvenlik kuvvetleri mensupları Shanghai örgütüne üye ülkelerde terörist avı bahanesiyle suçlu olduğu iddia edilen Uygurlar dışında başarılı Uygur iş ve ilim adamları ile potansiyel tehlike olarak gördükleri fikir ve düşünce sahibi Uygur Türklerini elleriyle koymuş gibi bulup yakalamakta ve hiçbir engelle karşılaşmadan Çin’e geri götürüp zindanlara atabilmektedir.
Bu parçaları birleştirdiğimiz zaman Shanghai beşlisi masum bir işbirliği örgütü mü? Yoksa davalı komşularına karşı savunma gücü oluşturmak, Doğu Türkistan’ı kuşatma altına almak, bağımsızlık rüzgarlarını kardeşlerinden oluşan bir duvarla engellemek gayesi ile oluşturulan sinsi bir örgüt mü? Sorusu akla gelmektedir. Nitekim ‘’ Kapıyı kapatıp köpek dövmek’’ Çinlilerin en sevdiği ata sözlerindendir.
Bugün Çin devleti Türkiye’de istediğini yapamıyor ve ya Türkiye’ye istediğini yaptıramıyor ise ,bunun nedeni Türkiye’nin köklü devlet gelenekleri olan, oturaklı, ilkeli ve güçlü bir ülke olması , bununla birlikte coğrafi olarak direk hududunun olmadığı ,Çin’nin direkt etki alanı dışında kalan en uzak Türk devleti olmasıdır.
Günümüzde , Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı sergiledikleri samimiyetten yoksun, oyalayıcı ve iki yüzlü tutumları Türkiye’nin sabrını taşırmış olabilir. Bile bile aldanmanın da bir anlamı yoktur.
Bu durumda bazı alternatif oluşumlar aramak ve bu çerçevede Shanghai işbirliği örgütüne göz kırpmak ilk bakışta çok olumlu bir çare gibi gözükebilir. Ancak atalarımızın dediği gibi : ‘’Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak’’ gibi sonuç da doğurabilir.
Avrupa Birliği ile ilişkiler bozulmaya başlar başlamaz Çin devletinin önemli yetkilileri Türkiye’yi peş peşe ziyaret etmeye başladılar ve çok cazip ve tatlı beyanatlar verdiler. Hatta Çin dışişleri bakanı ‘’Çin Türkiye’nin kara gün dostudur’’ gibi çok önemli bir açıklama yaptı. Bu açıklamaların samimi olduğunu temenni etmekle ile birlikte, Atalarımızın günümüzden 14 asır önce Orhun Abidelerinde taşlara kazıdığı şu öğütleri de hatırlamak gerekir : ‘’Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp konduktan sonra ,kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa , kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne , yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok Türk milleti öldün, Türk milleti öleceksin……..’’ (Bak: Kültigin anıtı, güney yüzü)
Çin gerçekten samimi dostluk elini mi uzatıyor ? Veya Türkiye’yi de kendi etki alanının içine almak mı istiyor? Konu bu açıdan da sorgulanmalı.
Olaylara iyimser açıdan bakmak gerekirse , bugünkü Çin Halk Cumhuriyeti’nin anlayış olarak kendini geliştirmiş , insanlığın ortak ahlâkı değerlerini benimsemiş ve ya en azından böyle olması gerektiğini idrak etmiş olması temenni edilir.
ÖNERİLER:
Türkiye eğer bizim aklımızın ermediği, Ülkemizin ali menfaatlerinin gerektirdiği gerekçelerden ötürü Shanghai işbirliği örgütüne üye olmak istiyorsa ise :

1 )Örgütün üyelik şartnameleri konunun uzmanlarınca madde madde, kelime kelimesine kadar incelenmeli. Türkiye’nin elini kolunu bağlayacak , günün birinde istemediği işleri yapmak zorunda kalmasına sebebiyet verecek konulara imza atmaktan kesinlikle sakınmalıdır.

2) Türkiye, Türk dünyasının manevi önderi olduğu bilinci ile davranmalı. Türkiye’nin devlet menfaatleri dışında , örgüte üye diğer Türk Cumhuriyetlerini de yanına alarak Türk dünyasının ortak menfaatlerini ilgilendiren konularda da söz sahibi olabileceğine ve Çin devleti ile Çin devleti bünyesinde bulunan Soydaşları arasında denge unsuru olabileceğine gözü yetiyorsa ancak üye olmayı düşünebilir.
2. Türkiye kendine özgü bir alternatif güç oluşturabilir. Son yıllarda Türkiye Türk dünyasında ve İslam aleminde manevi önderlik konumuna gelmiş durumdadır. Türkiye’nin yaptığı fedakarlıklar örneğin Türk Cumhuriyetlerinden binlerce öğrenci getirip yetiştirmek, Türk dünyasındaki tarihi varlıklara sahip çıkmak, geniş bir coğrafyada kültürel etkisini derinleştirmek , Filistin konusunu kararlı bir şekilde sahiplenmek ve milyonlarca mülteciye kucak açmak gibi milli ve insani çabaları meyvelerini vermeye başlamıştır. Ekonomik ve askeri güç olarak da caydırıcılığı artmıştır. Artık bu durumu kurumsal seviyeye getirmenin zamanı gelmiştir.
3.‘’DIŞ TÜRKLER BAKANLIĞI ’’ kurulmalıdır. Gerekçeler:

1 ) Avrupa Birliği Bakanlığımız öteden beri var ama konuya o denli önem verilmesinin sonuca olumlu katkı sağlamadığını görüyoruz.
2 ) TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba topluluklar Başkanlığı ve diğer sivil Toplum kuruluşlarımız çerçevesinde yapılan çalışmalar artık Türkiye’nin manevi önderliğini kurumsal olarak ifade etmesi için yeterli ve yetkili olamamaktadır. Onun için bünyesinde ‘’TÜRK ORTAK PAZARI ÇALIŞMA KOMİSYONU’’, ‘’ TÜRK DÜNYASI ORTAK ALFABE VE ORTAK YAZI DİLİ ÇALIŞMA KOMİSYONU’’ gibi birimlerin de yer aldığı ‘’DIŞ TÜRKLER BAKANLIĞI’’ tesis edilmelidir.
Bütün altyapılardan sonra ise Türkiye’nin önderliğinde uluslar arası bir yeni güç:

‘’MANEVİ ( GÖNÜL) COĞRAFYASI ÜLKELERİ İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI ’’ kurulmalıdır.

         Bu ismin kullanılması Balkanlar ve Türk dünyası dışında Türkiye’ye samimi tutum sergileyen Arap ve diğer islam ülkelerini kapsaması açısından önemlidir.Batıda Macaristan( Hungary= HUN DEVLETİ) doğuda Japonya, Kore ( Bu ülkeler Hun soyundan geldiklerini savunur, dilleri Altay dil ailesine mensuptur, Kore Başbakanı kanlarında %20 Türk kanı olduğunu ifade etmiştir ve Türkiye’yi sever, sayarlar), Hindistan (Babür Şah’ın devlet kurduğu topraklardır ve Türkiye’yi sever ve bağlıdırlar) gibi ülkeleri de kapsıyabilir. Hatta bu ülkeler Çin’nin yayılmacı politikasına karşı arayış içinde oldukları için onların da işlerine gelebilir.

            Kurulması önerilen bu teşkilat Türkiye’nin şanına en yakışan, Türkiye’yi dünyanın denge unsuru haline getirecek , ‘’Dünya Beşten Büyük’tür’’ söyleminin içini dolduracak bir oluşum olabilecektir.

Her zaman savundğum tez: Türkiye güçlendikçe Türk dünyasının başı dik olur ve İnsanlık huzur bulur.      (1,Bölümün Sonu. devam edecek) 

(30 görüntüleme)

Etiketler: » » » » » » » »
Share
1402 Kez Görüntülendi.