logo

trugen jacn
31 May 2015

ÇİN’İN YENİ İPEK YOLU VE DOĞU TÜRKİSTAN

Orta Asya bölgesinde bir kez daha ortaya çıkan büyük güç rekabetinden dolayı Çin’in Yeni İpek Yolu, Batı’nın ilgisini çekiyor.

sOU mEİ oOİ

 Su Mei Ooi 

Orta Asya bölgesinde bir kez daha ortaya çıkan büyük güç rekabetinden dolayı Çin’in Yeni İpek Yolu, Batı’nın ilgisini çekiyor. Bazı uzmanlar, Çin’in uzun süredir tüm taraflar için stratejik öneme sahip bir bölge olan Orta Asya’da ABD ve Rusya’nın yerini alabileceğini ifade ediyor. Elbette bu, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin geride bir iktidar boşluğu bırakacağı tahmininde bulunanlar için sürpriz değil. Rusya’yla iktisadi entegrasyon cazibesini korusa da Rusya’nın jeopolitik planlarına direniş, en zengin Orta Asya ülkeleri arasında bile ifadesini buluyor. ABD sürekli bazı reformlar yapılması için çalışır. Diğer taraftan Çin, özellikle ülkelerin iç işlerine karışmadığı için olmak üzere karşılıklı güvenlik ve kalkınma konularında giderek çoğu Orta Asya ülkesi tarafından gerçek bir ortak olarak görülüyor.
Ama Çin’in yeni açıkladığı İpek Yolu Ekonomik Kuşağı girişimi, Orta Asya’yla karışık Doğu Türkistan (Sincan) bölgesi arasında bir bağ kurdu. Yeni bir menfaat kapısı açan Yeni İpek Yolu girişiminin, Doğu Türkistan’daki Uygur azınlık üzerinde muhtemel etkileri konuşuluyor. Her ne kadar girişimde Çin’in asıl ilgisi enerji, hammadde ve ekonomik gelişmesini sürdürmesini sağlayacak piyasalar olsa da bu girişim sadece ekonomik çıkarlarla anlaşılamaz. Yeni İpek Yolu’nun, Çin terör, ayrılıkçılık ve köktencilik diye “üç şer” olarak adlandırdığı problemle meşgulken, Batı sınırındaki güvenlik meseleleriyle de ilgili olduğu inkar edilemez. Müslüman Uygurlara baskılar, uzun süredir Orta Asya’daki (ve Afganistan’daki) savaşçılara bunlara destek vermek için ilham verdi. Gerçekten IŞİD lideri Ebubekir El Bağdadi’nin geçenlerde Doğu Türkistan’ın bir kısmını işgal etme tehdidi ve onun Uygurlara yönelik “tüm dünyadan kardeşleriniz sizin kurtulmanızı bekliyor, askeri birliklerinizin kurulmasını ümit ediyor” mesajı Çin liderleri tarafından ciddiye alınmış görünüyor. Buradan, Orta Asya’nın Çin’in güvenliği için her zamankinden daha da önemli olduğu anlamı çıkarılabilir.
Orta Asya’da güvenlikle ilgili endişelerle iktisadi girişimler arasında yakın ilişki daha önce de vardı. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), öncelikle “yabancı cihatçıların” Doğu Türkistan’da şiddet olayları çıkarmalarını önleme aracı olarak kurulmuştu. Örgüt, “ayrılıkçı militanları” dini ve etnik topluluklar temelinde asla desteklemeyeceklerine dair Orta Asya hükümetlerinden güvenlik garantileri alınmasına yardımcı oldu. Çin genelde iç işlerine karışmaktan kaçınsa da ŞİÖ’yü, Uygur siyasi partileri ve gazetelerini kapatmaları için Kazakistan ve Kırgızistan’a baskı yapmak için kullandı. Çin’in ŞİÖ içinde daha geniş çaplı iş birliğine olan ilgisi daha da canlanmış görünüyor. Bu da Orta Asya bölgesinde istikrarın devam etmesinin, Çin milli sınırları içindeki güvenlik konusunda ne kadar önemli olduğuna işaret ediyor. Gerçekten Çin, geçenlerde ŞİÖ üyeleriyle 2004’ten beri sınırları içindeki en büyük askeri tatbikata ev sahipliği yaptı. Çin aynı zamanda istihbarat, malzeme ve kaynak paylaşımıyla örgütün Orta Asya’daki üyelerinin güvenlik kapasitelerini artırmaya çalışıyor. Bunlar büyük ölçüde terörle mücadele maksatlı olarak yapılıyor.
Yeni İpek Yolu’nun güvenlik açısından Doğu Türkistan’da Uygur azınlığı üzerinde yol açacağı etkiler kesin bir endişe konusudur. Orta Asya ülkelerinin Müslüman Uygur halkla dini ve etnik benzerlikleri, Doğu Türkistan ve bölgeyi bir araya getiriyor. Bu durum Çin’in bölgeyle ekonomik ilişkilerini zorlaştırabilir ve Pekin’in dışarıdan ilham alındığını düşündüğü İslamcı “terörizmi” önlemek için attığı adımları kısıtlayabilir. Eski enerji ve güvenlik yetkilisi Zhou Yongkang’un görevi sırasında bölgede şiddet tırmandı. Sonra bunun yıldızı birdenbire büyük ölçüde söndü. Özellikle en ılımlı eylemcilerden bazılarına baskı yapılmasının yerli halkı tahrik etmesi, bunun uluslararası medyayı heyecanlandırması ve “yabancı cihatçıların” Çin hükümetini bu kadar endişelendirmesi sebebiyle kaba kuvvete başvurulmasının büyük ölçüde arttığı görülüyor.
Dini açıdan, Çin yönetiminin Doğu Türkistan’ı kendisine bağlamak için farklı bir yol takip etmesi gerekebilir. Özellikle de bölgede şiddet olaylarının artmasının, baskı politikalarının kaybetmeye mahkum olduğunu göstermesinden bu yana. Ama bu ne kadar gerçekçidir? Elbette bazıları Zhou’nun rezil bir şekilde görevden ayrılmasına değişime açık olma durumu olarak baktılar. Ama Çin yönetiminin Doğu Türkistan’daki karışıklıklara yönelik çözümü, sadece ekonomik olarak daha fazla gelişme ve bu arada daha fazla baskı yapma olarak görülüyor. ŞİÖ ile güvenlik alanında iş birliği, Orta Asya’da istikrarsızlık kaynaklarına karşı sertlik yaklaşımının paylaşıldığına işaretse, Çin’in Batı sınırlarını istikrara kavuşturma politikalarında büyük çaplı bir değişim ihtimalinin zayıf olduğu görülür. Aslında ŞİÖ’deki Bölgesel Anti-Terörist yapı, geçen sene 30 Nisan’da tren istasyonuna yapılan saldırıdan sonra sert ifadelerle dolu bir açıklama yaptı. Açıklamada, yapının “farklı türlerdeki terör suçlarıyla mücadelede gerekli her türlü önlemi alması, şedit teröristlere hadlerinin bildirilmesi ve kamu güvenlik ve istikrarının muhafazası için Çin hükümetini kararlı bir şekilde desteklediği” ifade edildi. İstikrar sağlayıcı bir kuvvet olarak rol alması, Uygurlara yönelik politikalarını değiştirmesi için Çin’e yapılacak baskıları keserek Çin’in Orta Asya’daki pozisyonunu da kuvvetlendiriyor. Ayrıca Çin, iktisadi teşvikleri güvenlik konusundaki iş birliğine bağlıyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, geçenlerde ŞİÖ üyelerine bölgede aşırılıkla mücadele taahhüdü karşılığında 5 milyar dolarlık ortak projeler geliştirme teklifinde bulundu. Aslında Çin’le çalışmanın ekonomik menfaatleri, kaybedilmesi göze alınamayacak kadar büyüktür. Her türlü aşırılık, istikrarsızlık oluşturacak ve refahı tehlikeye sokacaktır. IŞİD’in yükselişiyle Uygurlara çok az dış destek olması da devam edecek gibi görünüyor.
Ayrıca Çin’in Yeni İpek Yolu boyunca yatırımlar ve ticareti büyümeye devam ederken bölge de giderek iktisadi olarak Pekin’e bağımlı oluyor. Ulaşım hatları ağı oluşturmasının yanı sıra geniş kapsamlı doğal gaz ve petrol boru hatları inşasıyla Çin, kendisini iktisadi olarak Doğu Türkistan ve modern zaman İpek Yolu üzerindeki ülkelerden ayrılamaz hale getiriyor. Çin hükümeti aynı zamanda cömert ticaret ve kredi imkanları da getiriyor ve bu yüzden Uygurların Çin’le ilişkileri bozacak ve ekonomik gelişmeyi tehlikeye sokacak ayrılıkçı bir hareket olarak addedilip baskı görmeye devam edeceği bir ortam oluşturuyor. En başta da Çin ister iktisadi ister siyasi olsun diğer büyük rakipleri bertaraf ettiği için, Orta Asya’daki ülkeler, Çin’le birlikte çalışmanın getireceği faydaların bir kısmını sağlayabilecek, yüzlerini çevirecekleri çok fazla ortağa sahip değil. Yatırım odaklı diplomasisi ve siyasetten uzak yaklaşımı, Orta Asya’daki otoriter hükümetler için Çin’i mükemmel bir ortak haline getiriyor. Bu da Çin’in Orta Asya’daki ticari ortakları da muhtemelen benzer şekilde Çin’in Uygurlara yönelik iç politikalarından uzak durma şeklinde bir yaklaşım benimseyecekleri için bir kazan-kazan durumu oluşturuyor. Hep birlikte ele alındığında Çin, Uygurlar giderek artan oranda tecrit edilirken bölgede iktisadi fırsatlardan fayda sağlamakta başarılı olacak görünüyor.
Her ne kadar dini ve kültürel benzerlikler Doğu Türkistan’daki Uygur nüfusu Batılı komşularına bağlasa da bu bağlar ancak Çin’in dostluğunun sunabileceği faydalarla eşleştiğinde bu kadar güçlüdür. Eski Sovyetler Birliği ülkelerinde olduğu gibi Orta Asya ülkeleri, halen kurulma aşamasında ve Rusya’nın hakimiyeti altındayken bunu yapmaları zordur. Çin kendisini uygun bir alternatif olarak sunuyor ve bu hükümetlere en büyük faydayı temin etmek için diğerine karşı büyük kuvvet kullanmasına müsaade ediyor. Orta Asya’daki ülkelerin aynı zamanda güvenlik ve istikrara da muazzam derecede ihtiyacı var. Bu durum, bölgedeki hükümetlerle Çin’e, “yabancı cihatçıların” üstesinden gelinmesi için ortak bir zemin teşkil ediyor. Bu güvenlik tehditleri, aynı zamanda Orta Asya’da siyasi muhaliflere baskı yapılmasına da imkan sağlıyor. Çin’le giderek artan ilişkilere olan muhalefetin yerlerde sürünmesi de bunu anlatıyor.
Çin’in karadaki “Yeni İpek Yolu” projesi Çin için önemlidir zira bu, onun son senelerde gerginliğin önemli ölçüde tırmandığı Güney ve Doğu Çin denizlerinde denizcilik yollarına olan haddinden fazla bağımlılığının ortadan kalkmasına yardımcı oluyor. ABD’nin, denizle ilgili ihtilaflarda Pasifik’teki müttefiklerine verdiği destek de Çinliler için bu ekonomik kuşağın önemini daha da artırdı. Bunun bir sonucu, muhtemelen Uygurlar üzerinde daha fazla baskı kurulması olacak. Çin’in eksenini iktisadi gelişme ve milli güvenlik teşkil ettikçe bu demir yumruk devam edecek.

Kaynak  : http://www.incanews.com/yazar/su-mei-ooi/4933/cinin-yeni-ipek-yolu-ve-dogu-turkistan

Etiketler: » » » »
Share
1592 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ