logo

trugen jacn
24 October 2015

DOĞU TÜRKİSTAN’DA ZİHİNSEL SOYKIRIM VE DİRENİŞ SÜRECİ

Mehmet Emin Hazret

Mehmet Emin HAZRET

Toprak İşgalinden Önce Zihin İşgali; Uygurların Maruz Kaldığı Saldırı

Zayıf  toplumların zihnini işgal etmenin en etkili yöntemi, Uzaktaki abartılı gücün yarattığı kurku ve hayranlık algısıdır. Bir toprak parçasını işgal etmeden önce, o toprak sahipleri olan toplumun zihnini işgal etmek başarının yarısını oluşturur.

Büyük devletlerin küçük devletleri, güçlü toplumların aciz toplumları ele geçirmede tarihten bugüne kadar kullanılmakta olduğu en caydırıcı stratejik yöntem, kurku salmak ve hayranlık uyandırmaktan ibaret çift propaganda bombardıman usulünü işleterek, toprak işgali öncesi toplum zihnini işgal etmek olmuştur.

Çin,Doğu Türkistan’ı işgal ederken de hep bu yöntemi kullanmıştır.Maalesef başarılı da olmuştur. Bir toplumun zihinsel teslimiyeti, sadece geri kalmışlığın, acizliğin kabullenilmesi değil, Onurundan da taviz vermesi anlamına gelir. Toplumsal onurundan feragat eden halklar toprakları için savaşma azmini  kaybeder. Başka bir milletin işgalini hiçbir anlaşmasız kabullenmek,  köleliği ön şartsız benimsemek demektir. Ruhunu satan toprağını satar. Teslimiyet,sadece düşmana teslim olmak değildir.Şan-şeref,namus ve onurunun ayaklar altına alınmasına rıza göstermektir.

Doğu Türkistan’da  Çin işgalını gerçekleştiren Çin’in Mançur asıllı  Generali Zou Zungtang 1878 de işgal için Doğu Türkistan’a gelir ve  Turfan-Toksun ön cephesini   direnişsiz ve savaşsız ele geçirir ve  Kaşgarya devletine mensup  bir çok askeri esir alır. Ancak esirlere iyi davranır,askerlerin çoğunu serbest bırakır.Evlerine ulaşması için yol parası ve hediyeler verir. Ölümü beklerlerken,  ölümden ve esirlikten kurtulan bu askerler kendi ordusunun karargahına  değil, kendi memleketlerine dağılırlar. Gittiği yerlerde Mançur-Çinlilerin şefkatli,insancıl,merhametli millet olduğunu söylerler. Kendilerinin hayatta kalmasını Çine borçlu olduğunu anlatırlar. Doğu Türkistan’a giren Mançur ordusunun 500 bin kişilik askerden teşkil olduğu palavrası Doğu Türkistan’a yayılır.(Doğu Türkistan’a gelen işgal Mançur ordusu aile ve lojistik dahil 60 bin idi.) Yakupbey’in kesin yenileceğine inanan yardımcısı ve Hoten valisi olan Niyaz Hekimbey, ön cephe olan Korlaya gelir,Yakupbey’in aşçısını satın alarak Yakup bey’in yemekten zehirlenip ölmesini sağlar ve Hazinenin altınlarını alıp Çin Generali Zo zungtang’i karşılamak için Urumçiye gelir. Çin işgal ordusu fazla direnişle karşılaşmadan Doğu Türkistan’ın tamamını ele geçirir. Çinlilerin toprak işgalinden önce zihin işgali stratejisi Doğu Türkistan’da ilk defa büyük başarıya ulaşmıştır.

Mançur Generali Zuo Zungtang Doğu Türkistan’a iyice yerleştikten sonra, kendi devlet başkanı Yakupbey ve kendi halkına ihanet eden Niyaz Hekim başta olmak üzere, geçmişte Doğu Türkistan milli ordusunda eline silah alan tüm erkekleri kılıçtan geçirmiştir.

Bugün Doğu Türkistan’da zihinsel Soykırım Projesi Devrededir

Bugün Doğu Türkistan’ın demografik yapısı tamamen değiştirilmiştir. Doğu Türkistan nüfusunun yarısını Çinli göçmenler teşkil etmektedir.Siyasi,ekonomi başta olmak üzere tüm sektör,tüm yönetim kademeleri Çinlilerin elindedir.Uygurlar ağır siyasi,dini ve etnik baskı altında tutulmaktadır. Uygurlar yalnız ekonomik,siyasi alanda dışlanmakla kalmıyor,bütün hukukları gasp edilmiş durumdadır. Çin bununla yetinmemektedir. Uygur Türklerini zihinsel soykırıma tabı tutmaktadır. Çin yönetiminin bölgede her gün ürettiği yeni bir baskı, şiddet politikası , Uygur toplumu üzerinde  yeni bir korku, panik olarak yansımaktadır.Toplum bir gün bile kitlesel travmadan kurtulamamıştır. Hamile kadın kurku içinde yaşıyor, karnındaki bebek korku içinde büyüyor,korku içinde doğuyor. Zihinsel soykırım bebeklere korku salmaktan başlar. Korkak bebek büyüdüğünde köle ruhlu birey olarak yetişir ve çoğu boyunduruğundan hoşlanan öküz haline gelir. Beyaz Avrupa, tarihte siyah Afrika kadınlarını köle yetiştirme tarlası olarak kullanmışlardır. Hamile kadınları toplayıp, onların önünde insanları parçalayıp öldürmek sureti ile dehşet saçarak karnındaki geleceğin kölelerini etkilemişlerdir.Bu metot bilimsel olarak da başarıya ulaşmıştır. Çinliler bu yöntemi Uygur toplumu üzerinde uygulamaktadır. İllerde, ilçelerde mahkeme yaparken on binlerce kadın, erkek Uygur’u zorla stadyumlara,meydanlara toplar, el-ayağı kelepçeli onlarca,hatta yüzlerce “suçlu” Uygur genci Çin jandarma askerleri sahneye getirir.Meydanda onlara karşı sloganlar attırılır,toplum iyice korku psikolojisine sokulduktan sonra  hüküm ilan edilir. “Suçlu” Uygurlar  tüfek süngeri altında askeri kamyonlarda sokak, sokak dolaştırılır ve sonra kurşuna dizilenlerin görüntüleri televizyonda canlı olarak yayınlanır. Topluma sürekli salınan korku bir kısım insanlarda nefret ve isyan uyandırsa bile, kalbi ezik, boyun eğmeyi kader bilenleri daha kuzu haline getirir. Çocukların zihninde, karınlar daki bebeklerin ruhlarında ise silinmeyecek iz bırakırlar.

İşgalcı Çin,  işi Uygur bebeklerden başlamıştır ve projeyi kararlılıkla sürdürmektedir. Bebek ve çocukların zihnini işgal etmek için, Çin dilinde televizyonlardaki karton film ve diğer eğlence, propaganda programları ile Çin kültürü aşılama,Uygur tarihini yok sayma,Uygur kültürünü geri kalmışlığın nedeni olarak gösterme,kendi anne-babasından,kendi toplumundan kusur arama ve nefret etme zihniyeti ile yetiştirmeye önem vermekle beraber,Uygur  çocukları ana okuldan başlayarak Çince eğitime zorla tabı tutmaktadır. Ana okulda Çince yazı yazılan, Çince konuşan oyuncaklar,Çince dersler,Çince şarkılar,Çince çubukla yemek yeme usulü,Doğu Türkistan’ı işgal eden Çinlerin “vatansever”liği öyküleri ile doldurulan çizgi hikayeler… zihinsel bombardımanın birer göstergeleridir. Doğu Türkistan’da eğitim kurumları, yazılı ve görsel medya, eğlence mekanları bilgi ve kültür içerikli,sonu gelmeyen zihin bombardımanı toplumda bir salgın etkisi yaratmaktadır. Uygur toplumuna yönelik şiddet içeren ve şiddet içermeyen, bazen şeker tadı veren ama zehirli bir şekilde yapılan kültürel bombardıman zihinlere virüs gibi yayılmaktadır. Bilim,teknoloji,eğitim,eğlence, makam, maaş,iyi yaşam tuzağı arkasına saklanan zihinsel soykırım projesi her Uygur ailesini,her Uygur ferdini teker-teker hedef almaktadır.

Çinliler tarafından Uygulanan zihinsel soykırım projesi, Uygurlar arasında bazı sosyal hastalıklara yol açmıştır. Mesela, “aydın” geçinen kesimde maaş ve makam karşılığında ruhunu satma,çağdaş köleliği gönüllü kabullenme eğilimi. İslam’dan arındırılan ve ya sözde Müslüman kesimler arasında ADİS hastalığının kitlesel salgına dönüştürülmesi, para karşılığı kiralanmış “din bilginleri”nin mescit, camilerde Müslüman toplumu Çinliler için birer “evcil hayvan”a dönüştürmek için yapılan “tebligler”.  Rüşvet alıp vermek “başarının anahtarı” olarak benimsenmesi, Çince okuyan, adı “minkaohan” (Çince okuyup Çinlileşenler) diye adlandırılan Uygurların hem Uygur hem Çinli toplumlardan dışlanarak, ayrı bir etnik azınlık gibi  duruma düşmeleri.İşe hile karıştırmayı “zeka”, dürüstlüğü “salaklık” sayma…gibi Müslüman Uygur toplumunun yapısı ve ahlak değerleri ile uyuşmayan zihinsel virüsler milli kültürümüzün dokularını mekan tutmaya başlamıştır.Zihinsel soykırım bir çok insanımızın gözünü kör, kulağını sağır,beynini felç hale getirmeyi başarmıştır.

 

Pekin, Zihinsel Soykırım Projesinde  Mağlup Olmuştur

Çin komünist yönetiminin asıl amacı, Uygur toplumunun hafızasını silmek, beynini yıkamak, ardından kendi programını yüklemek idi. Başarılı gidiyormuş gibiydi. Çinlilerde deneyimlerinden memnundu, projelerini sürekli geliştiriyordu.  Satılmış Uygurların haince davranışlarını “Uygurların genel yapısı” olarak abartılı propaganda yapıyordu. “5 Temmuz 2009. Urumçi olayları” Çin projesinin mağlubiyetini acımasızca ortaya koymuştur. Sokaklardaki 4 Saatlik etnik çatışmada 200 ölü olduğunu Çin resmi makamları açıkladı. Gerçekte ölü sayısı binlerle ifade edilmektedir. Pekin “Uygurlar toplum olarak tamamen köleye dönüştürülmüştür.” Dediği bir anda patlak veren etnik öfke, Çin’de bir deprem etkisi yarattı ve Pekin şoke oldu.

Tarihi boyunca kimseye köle olmayan ve kimseyi köle yapmayan Uygur Türkleri,son kararını vermek zorunda kaldığı kritik bir zamanda suskunluğunu bozdu ve köle olmayı kesin ve net bir ifade ile ret etmiştir.Pekin, durumun farkına vardıktan sonra yüzündeki maskeyi çıkarttı ve Doğu Türkistan’da devlet şiddeti uygulama başladı. Böylece Doğu Türkistan yavaş-yavaş dünyanın ikinci Filistin’ine dönüşmeye başladı. Yer-yer çatışma sürüyor. Susmayan silah sesleri, aile fertlerinden şehit düşenler ve tutuklanıp götürülenleri gördükçe uyuyanlar uyanıyor, beyni ve vicdanı uyuşturulmuş olanlar yavaş-yavaş ayılıyorlar. AİDS’e bulaştırılan yüz binler de kendilerini kimler,neden bu dünyadan erken göndermek istediğinin farkına vardılar. Ölmek gerekirse nasıl ve ne amaçla ölmenin şerefli ölüm olacağını anlamış durumdalar. Dağılan Uygur toplumunda saf tekrar düzeltilmiş ve sıkılaşmaktadır. Bireylerin bilinçli yol ve yönü doğru bulma algısı toplumun tarihte emsali bulunmayan bir uyum içinde kenetlenmesini sağlamaktadır. Yeni kuşak Uygur gençlerinde, köle olarak yaşamaktan, özgürlük yolunda şehit olmayı tercih edenler hızlı bir şekilde ezici çoğunluğu teşkil etmektedir. Çin, zulüm yolu ile bir milletin ruhunu toplu halde öldürmek istemişken, bir milletin ruhunun dirilmesine, canlanmasına ve güç kazanmasına vesile olmuştur. Mao ze dong’un ünlü bir sözü vardır; “İyi işten kötü sonuç, kötü işten iyi sonuç çıkabilir.” Gerçekten Çin yönetiminin kötü işinden, Uygurlar için iyi bir sonuç çıkmıştır. Her şeyi kaybeden Uygurlar benliğine tarihteki her zamankinden daha sıkı sarılmaktadır.

Çin Değil, Biz Başaracağız

Zihinsel soy kırım fiziksel soykırımın ön hazırlığıdır. Zihin uyuşturulduktan sonra, beden acıyı hissetmez. Acı çekmeyen’de acı verene karşı öfke ve isyan ruhu uyanmaz. Biz Uygur toplumu sokulduğumuz kritik   türbülans  çemberinden çıkmış değiliz. Milli hayatımız hala çok tehlikede. Ancak, tuzağa düşürülen bir etnik toplum olarak tehlikenin ne olduğunu, kim tarafından, neden yaratıldığının bilincine varmamız bizim için en büyük kazançtır. Uygur Önderlere, avangartlara tarihi sorumluluk yüklenmektedir. Halkımızı aydınlığa, özgürlüğe doğru sürüklemek,zihinsel soykırıma karşı toplum bünyesindeki bağışıklığı geliştirmek,güç kazandırmak ve toplumu bir arada tutmak için hayatımızı ortaya koymanın zamanıdır.

Doğu Türkistan’da zihinsel ve fiziksel soykırım planı Mançur İmparatorluğu tarafından çizilmiş ve yürürlüğe sokulmuştur. Mançur imparatorluğu 1911.tarihinde Çin milliyetçileri tarafından devrildi ve etnik Çin toplumunu 300 sene köle yapan etnik Mançurları kitlesel soykırıma tabı tuttular. Ancak cumhuriyetçi milliyetçi Çin, Mançurların, Doğu Türkistanlıları zihinsel ve fiziksel soykırım projesini miras olarak devraldı ve aynen uygulamaya devam etti. 1949.Tarihinde Çin Komünist parti, Milliyetçi Çin’den hakimiyeti şiddet yolu ile ele geçirirken, sadece 1947-49.tarihleri arasında milliyetçi Çin partisine mensup 3 milyon Çinlinin başını kılıçtan geçirdi. Sonraki 26 yıl içinde birde o kadar milliyetçi Çin kalıntıları üzerinde acımasızca temizlik harekatı gerçekleştirdi. Temizlik Mao ölüne kadar devam etti. Ancak, Milliyetçi Çin Mançurlardan devralıp tamamlayamadığı “Doğu Türkistan’da zihinsel ve fiziksel soykırım” projesini Çin komünist partisi miras aldı ve 66 senedir dozajını artırarak, kesintisiz, baskı ve şiddet kullanarak devam etmektedir. Çin’de rejim deşikliği olursa,-ki olacaktır- projeye yönelik araç değişecektir, amaç değişmeyecektir. Çin hangi siyasi rejime geçerse geçsin, Doğu Türkistan’a yönelik emellerini aynen sürdürecektir. Geçmiş geleceğin aynasıdır.

Büyük milletler tarafından yürürlüğe sokulan, sayısal olarak az, ama köklü ve farklı kültüre sahip etnik toplumların imhası kısa zamanda tamamlanabilecek bir süreç değildir. Uygurların imha süreci 150 yıla yakın bir zamandır sürmektedir. İmha ve imhaya karşı savaş yine çok uzun bir zaman dilimine yayılabilir. Değerli Uygur kardeşlerime şunu hatırlatmak istiyorum; sadece toprak için, bu toprakların sahibi olan bizleri zihinsel ve fiziksel soykırıma tabı tutarak ve etnik Çinliler gibi bizi de köle yapıp yavaş-yavaş ortadan kaldırmak projesini icat eden Mançur milleti, 1931. Tarihinde Japonların yardımı ile Maçurya devletini kurduğunda, Mançurya ve Çin’de Mançur etnik grubuna mensup 100 milyon nüfus vardı. Bugün Çin’de Mançurlar toplu yerleşen tek bir kasaba, tek bir köy,tek bir mahalle bile yoktur. Sadece Doğu Türkistan’ın Çapçal ilçesinde sayıları 20 bine varan Mançur soyuna mensup Şibolar kalmıştır. 1880.yıllarda Mançuryadan sınır muhafızları olarak gönderilen bu insanlar fakat Uygur topraklarında, Uygurların himayesi sonucu hayatta kalmışlardır. Biz Uygurları yok etmek için yola çukan Mançur etnik grubu bugün tarih sahnesinden silinmiştir.

Çevresindeki tüm etnik grupları sanki, ipek böceği gibi yiyerek bitiren ve bugün dünyaya kapa tutan Çin, bir avuç Uyguru bünyesinde eriterek yok edemediği için çok öfkelidir, çıldırmış durumdadır. Uygurlar kolay yutulacak bir lokma değildir. Uygurlar Türk milletinin omurgasını oluşturan, İslam ile Türklüğün buluşmasını sağlayan, ipek yolu medeniyetinin merkezinde belirleyici konumunu asırlar boyu sürdüre gelen kadim ve yenilmez bir kültürün sahipleridir. Bize düşen, toprağımızı terk etmeden Allahın ipine,(BİRLİK VE BEREBARLİK) dilimize, kültürümüze sıkı sıkıya sarılmaktır. Sonunda Çin değil, biz kazanacağız.

Aziz  Türk Milleti ve Özellikle Uygur halkı  buna inanınız! 

Etiketler: » » » » » »
Share
1064 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ